kocaeli , 18-10-2019

Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bir tarih yatıyor: Kral Kızı Hamamı

Dünyanın en eski termal tedavi ve arınma merkezinin Yozgat’ta olduğunu biliyor muydunuz? Kral Kızı Hamamı, 2 bin yıldır akan 48 derece sıcaklıktaki suyu ile şifa dağıtıyor

12:07:38 | 2019-10-10

HAZIRLAYAN: MÜZEYYEN TOPÇU TAN

FOTOĞRAFLAR: BÜŞRA CABA TAN, OZAN KUTAY TAN

 

Gelinim Büşra Caba Tan ile geçtiğimiz ay Kocaeli Life dergisinde yazdığım lavanta tarlaları ve Salda Gölü gezimizi konuşurken, görmeyi çok istediği bir yerden bahsetti. Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde bulunan, 2 bin yıllık Basilica Therma Roma Hamamı’ndan... Yozgat, hayatımda hiç gitmediğim bir ilimizdi. Açıkçası bugüne kadar turistik gezi olarak düşündüğümüz hiçbir planın içerisinde de olmamıştı. Belki de sağımız solumuz ağrıyıp, kaplıca arayışına girene kadar da olmayacaktı. Dolayısıyla Basilica Therma Roma Hamamı’nı da hiç duymamıştım. Eşime sordum, O da duymamıştı. İnternetten hemen bir araştırma yaptık. Basilica Therma Roma Hamamı, halk arasında ‘Kral Kızı’ adıyla bilinen, 2010 yılında başlayan kazı çalışmaları neticesinde 5 yıl önce gün yüzüne çıkartılan 2 bin yıllık Roma hamamı idi. Bu antik hamamla ilgili videoları görünce, güzelliği karşısında şaşkına döndük. Basilica Therma Roma Hamamı’nın dünyada bir benzeri de Londra’ya iki saat uzaklıktaki Bath şehrinde imiş. İngiliz Daily Telegraph Gazetesi, ismini Roma hamamından alan Bath şehrini dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak belirlemiş ve burayı her yıl milyonlarca turist ziyaret ediyormuş.

 

2 BİN YILLIK MİRAS

Aklımdan anında aslında yanıtını da bildiğim sorular geçti: “Neden Yozgat/Sarıkaya değil de Bath şehri? 2 bin yıllık bir tarihi olan mirasa bunca zaman neden sahip çıkmamışız? Her köşesi cennet olan ülkemizi daha biz bile tanımıyorken, dünya nasıl tanısın? İzmit’in altında da tarih yatmıyor mu? Biz de kazsak, binlerce yıllık tarihi gün yüzüne çıkarsak, güzel olmaz mı? Kral Kızı Hamamı’nı, ‘mutlaka görülmesi gereken yerler listesi’nin en başına alsak, olmaz mı? En erken ne zaman gidebiliriz?”

Sevdiğim bir huyum vardır, ertelemeyi hiç sevmem; özellikle de keşfedilecek yeni bir yer varsa…

Eğer çok miktarda mazeret varsa da bir Bosna atasözü aklıma gelir ‘Seyahatin önündeki tek engel, kapı eşiğidir.’ Karar verilmişti. Ağustos ayının sonunda iki günlüğüne gitmeyi planladığımız Amasya dönüşü, Kral Kızı Hamamı ziyaret edilecekti. Çoğu yolda geçecek iki güne sığdıracağımız kısacık bir zaman diliminde hem birkaç yıl önce gittiğimiz ve çok beğendiğimiz şehzadeler şehri Amasya’da bir gün geçirip, gece konaklayacak hem de merak ettiğimiz Yozgat Sarıkaya’daki Roma hamamını görecektik.

 

 

ŞEHZADELER ŞEHRİ

Eşim Ömer Tan, oğlum Ozan Kutay Tan ve gelinim Büşra Caba Tan ile sabahın erken saatlerinde kayınvalidem Refika Tan’da ‘anne kahvaltısı’ yaptıktan sonra yola revan olduk.  Bolu-Gerede-Tosya-Osmancık-Merzifon-Amasya yerine, Bolu-Ankara-Kırıkkale-Çorum-Amasya güzargahını takip ettik. Sanırım bu yol bir saat kadar daha uzun ama mola vere vere gidince sıkıcı olmadı. Eşim, farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış Amasya’da, tarihi bir nebze olsun yaşayabilmek için şehir merkezinde otele dönüştürülen eski konaklardan biri olan Hatunca Butik Otel’den rezervasyon yaptırmıştı. Yeşilırmak kenarındaki oteli elimizle koymuşçasına kolay bulduk (Google Maps sağ olsun). Odalarımıza yerleştikten sonra Amasya’yı keşfetmek için dışarı çıktık.

 

 

AÇIK HAVA MÜZESİ GİBİ

Amasya coğrafi yapısı nedeniyle küçük bir şehir merkezine sahip ve genel itibariyle bütün yapılar nehrin kenarına yapılmış. Bu nedenle nehir kenarında yürüdüğünüzde, görülmesi gereken birçok yapıyı görebiliyorsunuz.

Harşena Dağı’nın üzerine inşa edilmiş binlerce yıllık tarihi kale, kalenin eteklerinde kalker kayalıklara oyulmuş muhteşem mimariye sahip kral kaya mezarları ve nehir kenarındaki tarihi evler, karşısına geçip günlerce bakmaya doyamayacağınız güzellikte…

Yine şehrin iki yakasını birleştiren köprüler, saat kulesi, Mustafa Kemal’in 1919 Haziran’ında Amasya’ya geldiğinde üs olarak kullandığı ve Amasya Tamiminin kaleme alındığı yer olan Saraydüzü Kışla Binası Milli Mücadele Müzesi ve Kongre Merkezi, medreseler, cami ve külliyeler, türbeler, hamamlar vb. gibi yapılarla Amasya bir açık hava müzesi edasında…

 

 

Geçmişi Roma dönemine kadar giden Alçak Köprü’de durup Yeşilırmak’ın akışını izlerken rengini konuştuk. Uzmanlar, antik devirlerdeki ismi İris olan (Mitolojide gökkuşağını simgeliyor) Yeşilırmak’ın asıl rengini Amasya içinde kaybettiğini; yeşil değil, toprak rengi olduğunu, bunun sebebinin tarih boyunca orman alanlarının tahribi ve çok sayıda derelerle beslenen nehrin sel rejimi ile ilgili olduğunu; kontrol altına alınmadıkça esas rengine kavuşmayacağını söylüyor.

Umuyor ve diliyoruz ki tarım ve meyveciliğin yanı sıra turizme yapılan önemli yatırımlarla bir turizm kenti olan Amasya’da yeşile kıyılmasın, tahrip edilmesin!

Neredeyse gördüğümüz hemen her yapı tarihi eser niteliğinde olduğu için incelemek, nehri seyretmek, fotoğraf çekmek için sık sık durduğumuzdan, saatin nasıl geçtiğini anlayamadık. Bir de baktık ki güneşin batma vakti gelmiş…

 

 

YÖRESEL LEZZETLER

Şehir o kadar büyüleyici ki her detayını hafızamıza kazımaya çalışırken, karnımızın da acıkmaya başladığını fark ettik. Nehir, kale ve kral mezarları manzaralı bir lokantaya girdik. Farklı kültürlere ev sahipliği yapan Amasya’nın coğrafi konumu ve ekolojik yapısı nedeniyle zengin bitki örtüsüne sahip olması, yöresel yemekleri de bir o kadar çeşitli yapıyor. Öyle ki her birini tadamayacağımız için çorba, sebze, etli yemekler, tatlılar arasından seçim yaparken epey zorlandık.  Amasya katmeri, ibik çorbası, etli bamya, bakla dolması, keşkek, ayva gallesi, pastırmalı pancar, sini böreği, şıngır kebabı, dene hasudası ve tabii ki mis kokulu elmasından yapılan elma tatlısı, tatmanız gereken lezzetler arasında. Fiyatları da makul seviyede…

Hava karardıktan sonra konakların, kale ve kral kaya mezarlarının aydınlatmaları şehri daha bir güzel, daha bir gizemli hale soktu. Yemekten sonra kaleye çıktık ama kapanış saati çoktan geçmişti.

Biz de kale yakınlarında bir kafeteryada oturup kömürlü semaverde getirilen çayımızı yudumlarken, eşsiz manzara eşliğinde ailecek keyifli bir akşam geçirdik.

 

 

FERHAT İLE ŞİRİN MÜZESİ’Nİ GEZDİK

Ertesi gün kahvaltımızı yaptıktan sonra Ferhat ile Şirin müzesine gittik. Efsaneye göre aşkı için dağları delen ama yine de sevdiğine kavuşamayan Ferhat ile Şirin’in, Amasya’da bir müzesi olduğunu bilmiyorduk. Üstelik bu müze dünyada aşk temalı ilk müze olma özelliği taşıyormuş. Zamanımız kısıtlı olduğu için müze bölümüne hızlıca göz atıp, biraz da bahçeyi dolaştık. Bizim bu müzeden haberimiz yoktu ama epey kalabalık ziyaretçisi vardı. Hediyelik eşyalar satılan bölümden Amasya’yı anımsatacak magnet, ayraç, anahtarlık gibi ufak tefek hediyeler alarak yola koyulduk. Aslında Amasya’da daha görmemiz gereken onlarca eser, gezmek istediğimiz müzeler vardı. Amasya Kalesi’nden gündüz vakti kuşbakışı şehre bakmak, kral kaya mezarlarına tırmanarak mağaralarda kaybolmak, Yeşilırmak’ta gondolla gezmek isterdik ancak ‘Başka bir sefere’ demek zorundaydık zira çok merak ettiğimiz Kral Kızı Hamamı’na gitmek üzere yola çıkmamız gerekiyordu. 

Ünlü bir seyyah ‘Yolculuk, önce seni sözsüz bırakır sonra da iyi bir hikaye anlatıcısına dönüştürür’ der. Amasya insanı sözsüz bırakıyor lakin anlatılması zor, yaşanması lazım. Eğer daha önce gitmediyseniz, mutlaka gidin derim. ‘Arabayla o kadar yol çekemem’ derseniz, Merzifon Havaalanı ile Amasya arası çok yakın (39 km). Böylece Merzifon’daki görülecek yerleri de aradan çıkarmış olursunuz.   Arabamızın tekerlekleri Yozgat’a doğru gidiyordu ama kalbimiz Amasya’da kalmıştı. 

 

 YOZGAT’A DOĞRU GİDERKEN...

‘Google Maps’in gösterdiği kestirme köy yollarını takip etsek de Amasya’dan Yozgat Sarıkaya’ya gitmek 3 saatimizi aldı. Aslında İzmit’ten çıktıktan sonra izlediğimiz yol güzergahına göre Amasya’dan önce Yozgat’a uğramamız daha mantıklı idi ancak programı yapan kaptan şoförümüz Ömer Tan bu yolu tercih etmişti. Sanki kulağımızı tersten gösterdik ama olsun biz macerayı seviyoruz.

Böylece muhtemelen bir daha hiç geçmeyeceğimiz, dağ-bayır yollardan giderken (Bir ara 1550 m.’yi gördük; Şebek Geçidi) memleketimin güzel köylerini, tarlalarını görmüş olduk. Bir ay öncesine kadar sapsarı olan ayçiçekleri kurumuş, güne değil toprağa bakan başları ile biçilmeyi bekliyor. Buğdayların hasatları çoktan yapılmış, etrafta tek tük ağaçlar... Sahi neden hiç ağaç yok? Yozgat’ta ülkemizin ilk milli parkı olan Çamlık Milli Parkı’nda çok nadir bulunan çam ağaçları bile yetişirken?

Aslında Sarıkaya ilçesine gittiğimizde tam olarak ne ile karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Görsel ve yazılı basından öğrendiğimiz kadarıyla Sarıkaya Belediyesi ve Yozgat İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından yapılan kazılar sonucunda başta da belirttiğim gibi 2014’te gün yüzüne çıkarılan Basilica Therma Roma Hamamı kalıntıları ve havuzları vardı. İzlediğimiz bir videoda kışın alınan özel bir izinle 2 bin yıldır akan 48 derece sıcaklıktaki şifalı suda sporcular yüzüyordu. Görüntülerin bir kısmı dronla çekilmişti ve hamamın kalıntıları, havuzun yeşili muhteşem görünüyordu ancak kalıntıların etrafı ne yazık ki betonarme binalarla kuşatılmıştı. Hatta sonradan öğrendiğimize göre hamamın bulunduğu yerin üstünde dahi binalar varmış, kamulaştırılıp yıkılmış ve kamulaştırma devam ediyormuş. İnşallah bir an önce kamulaştırmalar biter de binalar arasında sıkışıp kalmış görkemli yapının güzelliği daha bir ortaya çıkar. 

 

DÜNYANIN EN ESKİ TERMALİ BURADA

Yozgat Valiliği’nin ve Sarıkaya Belediyesi’nin çalışmaları neticesinde, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren hamamın taşlarının üst kısmındaki süslemelerde boğa başı ve yılan figürlerinin olması, bilim adamlarına göre buranın dünyanın en eski termal tedavi ve arınma merkezi olduğunu gösteriyormuş. Kral Kızı Hamamı’nın anlatılagelen efsaneleri de var. Efsanelerden birine göre Kayseri’de oturan Roma krallarından birinin kızı amansız bir hastalığa yakalanır (Romatizma). Kral, kızının tedavisi için her şeyi yapar, götürmediği hekim kalmaz ama derdine çare bulamazlar. Kızın hastalığı gün geçtikçe ilerler artık yürüyemez hale gelir. Kral, kızını son çare olarak biraz gezsin, hava alsın diye Sarıkaya’ya yollar. O zamanlar balçık çamurlu bir gölet halinde olan sıcak suya giren kız gün geçtikçe iyileşmeye, yavaş yavaş adım atmaya ve yürümeye başlar. Sonunda tamamen iyileşen kızın şifasının, buradaki sıcak su olduğu anlaşılır. Bunun üzerine kral, buraya etrafı büyük kesme taşlarla çevrili mermerden bir havuz yaptırır. Bu havuzun çevresinde zamanla büyük bir şehir oluşur ancak bu şehir bir deprem sonucu yok olur. İşte bu haberler ve hikaye bizi Sarıkaya’ya götürüyordu. 

Yine Google Maps bizi elimizle koymuşçasına Kral Kızı Hamamı’nın önüne kadar getirdi. Kazı sonrası ortaya çıkan kalıntıların etrafı kümes teli gibi bir telle çevrilmiş, telin giriş kapısına yakın bölümüne yolun karşısındaki kıraathanenin masaları atılmış, Sarıkayalı amcalar çaylarını içip sohbet ediyorlardı.  Roma hamamı pek de umurlarında değildi sanki!

‘Hoş geldiniz’ diyerek bizi kapıda karşılayan görevliye ‘Hoş bulduk’ deyip birkaç ahşap basamakla 2 bin yıllık Basilica Therma Roma Hamamı kalıntılarına ve öndeki yarı olimpik havuza doğru indik (Giriş ücreti yok. Arkada iki küçük havuz daha var) Yine ahşaptan, boyasız bir platform var ve havuzlara yaklaşılmasın diye etrafı iki sıra halatla, zincirle çevrilmiş. Biz halatları geçmeden hamamın etrafını dolaşarak inceledik ama bunu takmayanlar da vardı. Hatta bir gelin-damat kemerlerin üzerinde temalı düğün fotoğrafları çektiriyordu. Epey bakımsız görünen hamamla belli ki uzun zamandır ilgilenilmemiş.

Arka taraftaki küçük havuzların içi oldukça kötü gözüküyordu. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girmek için çok çaba sarf eden, hedefleri Dünya Mirası Listesi’nde kalıcı olmak ve dünya çapında tanınıp, turist çekmek isteyen, Yozgat’ı sağlık turizmi ile en iyi hale getireceğiz diyen yöneticiler bu düşüncelerinden vaz mı geçmişlerdi? Yoksa yine devreye prosedürler mi girmişti?

 

48 DERECE SICAKLIKTA

1957 yılında ilçe olan Sarıkaya, çiftçilik ve hayvancılıkla geçiniyor. Bir de ilçede neredeyse her aileden yurt dışına çalışmaya giden gurbetçiler var. Ancak ilçe halkı termal turizmle, hem ilçelerinin hem de Yozgat’ın Türkiye’ye ve dünyaya tanıtılmasını istiyor. Roma hamamının da bu açıdan önemli bir basamak olduğunu düşünüyorlar ama bu uğurda bir gayret göremedim. Sarıkaya’da halihazırda iki adet termal otel mevcut... Otellerin tesislerinden ve hamamlarından günübirlik yararlanılabiliyor. Romatizmal hastalıklara, eklem ağrılarına, kadın hastalıkları ve cilt hastalıklarına iyi geldiği söylenen şifalı suyun 48 derece olan sıcaklığı dayanılabilir bir sıcaklık olması sebebiyle soğuk suyla karıştırılmıyor. Bu nedenle hastalıklara daha etkili olduğu söyleniyor. Ancak tam olarak etkili olabilmesi için günde 3 seans olmak üzere 7 günde 21 seans alınması gerekiyor. Bizim zamanımız kısıtlı olduğu için Kral Kızı Hamamı’nın yanındaki kafelerden birinde oturup çay eşliğinde gözleme yedikten sonra eve dönmek üzere tekrar yollara düştük.

Yozgat’ın, Anadolu’nun en eski yerleşim merkezlerinden biri olduğu biliniyor. Sorgun ilçesi, Kadılı Köyü yakınlarında konumlanan Alişar Höyüğü’nde 5 bin yıl öncesine ait eserler bulunmuş; Hitit krallığının merkezi Hattuşaş’a çok yakın; Sarıkaya dünyada iki tane olan Roma hamamlarından birine sahip; şu anda hizmet veren termal otelleri de var. Yani dünya çapında tanınan turizm merkezlerinden biri olmak için her türlü doğal ve kültürel potansiyele sahip. Bu kültürel mirasın daha çok kişi tarafından tanınması, bilinmesi için siz değerli Kocaeli Life okurları ile paylaşmak istedim. Eğer başarabildiysem ne mutlu bana…

‘Senede bir defa daha önce hiç görmediğin bir yere git’ demiş Dalai Lama, eğer yolunuz Yozgat/Sarıkaya civarlarına düşerse şifalı sıcak suyu 2 bin yıldır kesilmeyen, tarihe ve insanlara inat hala ayakta duran Kral Kızı Hamamı’nı mutlaka görün derim. İyi seyahatler...




ETİKET :   müzeyyen topçu tan ömer tan büşra caba tan kutay tan gezi amasya yozgat tarihi kral kızı hamamı kocaeli life

Tümü