Tülin Bozüyük “Dünyaya kök salmak istiyorum”

Seramik sanatçısı, işletmeci, şarap uzmanı, matematikçi, balerin... Daha önce bu kadar çok unvanı bir arada taşıyan birisini tanımış mıydınız? İsmi, Tülin Bozüyük... Hayallerinin peşinde ülke ülke gezip en sonunda İstanbul’a yerleşmiş olsa da o, bu kentin çocuğu.

15:51:24 | 2017-04-01

 

HABER: Zeynep AKAR • FOTOĞRAFLAR: Vehbi KILIÇ

Kentimizin en köklü markalarından Evin Şarküteri’nin sahibi Faruk Bozüyük ve eşi Fatma Hanım’ın kızı olan Tülin Bozüyük, başarılarla dolu hikayesiyle hem ailesinin hem de İzmit’teki dostlarının gurur kaynağı. Matematik üzerine aldığı üniversite eğitimini pazarlama master’ı ile taçlandıran; şarap sektöründe kendisini yetiştirerek bu alanda profesyonel olarak çalışan; en büyük rüyasını, Etiler’de açtığı Lokanta Armut’la gerçekleştirip ünlü gurmelerin dikkatini çeken ve içindeki tasarımcı ruhunu yaptığı birbirinden şık seramiklerle doyuran Tülin Bozüyük, hayallerinin peşinde koşmaktan asla vazgeçmiyor.Amacının dünyaya kök salmak olduğunu söyleyen bu zarif kadını, Etiler’deki atölye evinde ziyaret ettik, İlham veren hayat hikayesini ilgiyle dinledik.

Tülin Hanım, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1980, İzmit doğumluyum. Kocaeli Anadolu Lisesi’nden mezun olana kadar İzmit’te yaşadım; bu süreç içinde de 12 yıl bale yaptım. Songür Bale Okulu’nu ve İzmit Belediye Konservatuvarı’nı bitirdim. Daha sonra üniversite eğitimim için İstanbul’a geldim ve yaşamım burada şekillendi.

tulin_bozuyuk3

Ne üzerine eğitim gördünüz?

Aslında hayalimde hep tasarım üzerine bir şeyler okumak vardı ama güzel sanatlara girmek yerine, derslerdeki başarım nedeniyle bir şekilde matematik okudum.

Bu tercihte ailenin de etkisi oldu mu?

Onlar beni her zaman serbest bıraktı ama olaya ‘elinde bir meslek olsun, geri kalan her şeyi hobi olarak yapabilirsin’ gibi yaklaşıyorlardı. Kendi düşüncelerinde de haklılardı. Ben de aslında mimarlık okumak istiyordum ama o yıl katsayılardaki bir değişiklikten dolayı matematik bölümüne girdim. O dönemde ağabeyim Tolga, Kıbrıs’ta okuyordu. Babam, bir daha sınava girip ağabeyimin yanında mimarlık okumamı istedi ama ben, asi bir kız çocuğu olarak ‘paralı okulda okumam’ diye tutturunca, matematik bölümüne kaydımı yaptırdık.

Ve okulunuzu bitirdiniz...

Bitirdim ama okulun ikinci senesi bittiğinde, tam deprem olduğu zaman okula ara verdim; bir seneliğine Amerika’ya gittim. Döndüğümde ise kendi kendime bir muhasebe yaptım. Tamam, matematik okuyordum ama esas istediğim şey bu değildi. Belki İtalya’da tasarım okurum hayaliyle, bir İtalyanca kursuna başladım, aynı dönemde Nişantaşı’ndaki bir mimarlık ofisinde de hobi olarak çalışmaya başladım.

Okul, kurs ve iş... Hepsi bir arada mı yürüdü?

Evet, okul devam ederken mimarlık konusunda da kendimi epeyce geliştirdim. Mezun olduğumda, artık mimarlık alanında projeler almaya başlamıştım. Matematik okuduğum ve çizimim de kuvvetli olduğu için çabuk ilerledim ama tabii alaylıydım ve bu bir yerde tıkanacaktı. Kendime başka bir yol çizmeye karar verdim ve Bilgi Üniversitesi’nde, ‘marketing’ üzerine 2 yıl NBA yaptım.

Yani pazarlama alanında yürümeye karar verdiniz...

Evet... Bu arada 2006-2007 yılları arasında evlendim ve New York’a yerleştim. Orada da pazarlama üzerine çalışmalar yaptım ama hala içimde tasarım yapma arzusu vardı. Bir şeyler hep eksik kalıyordu. Zaten hayatımın yönü de asıl olarak Amerika’dan döndüğümde değişti. Sıfırdan, yeniden İstanbul’a döndüm ve oturup kendime bu hayatta ne yapmak istediğimi sordum.

 

BABAMLA MANDIRALARI GEZERDİM


tulin_bozuyuk7

Cevabı buldunuz mu?

Artık yavaş yavaş kendi özelliklerimin, ne yaparak mutlu olabildiğimin, hangi alanda başarılı olabileceğimin farkına varmaya başlamıştım. Mesela yeme içme sektörüyle çok ilgiliydim, insanlara yemek pişirmeyi, değişik tatları, sofralar kurmayı seviyordum.

Bunda ailenin de bir etkisi vardır herhalde...

Mutlaka... Babamın işi nedeniyle zaten hep sektörün içindeydim. Çocukluğumdan beri bizim sofralarımızda hep yeme-içme üzerine konuşulurdu. Hayat bunun üzerinde dönüyordu.

Aynı sebeple, çok gelişmiş bir damak tadınız olmalı...

Tabii ki öyle, çocukluğumda babamla birlikte mandıraları gezerdim. Her zaman doğal ürünlere ulaşma şansım oldu. Ev yapımı, el yapımı gıdalara alışık olduğum için o zamanlar da benim için ambalajlı ürünler, çikolatalar almak eğlenceli bir şey değildi. Bununla beraber, ortaokuldan beri çok fazla ülke gezmiştim. Her gittiğim yerde yeni lezzetler peşinde koşuyordum. Dolayısıyla, evet gelişmiş bir damak tadım vardı ve bundan keyif alıyordum.

 

ÜZÜM BAĞLARINDA ÇALIŞTIM


tulin_bozuyuk10

Amerika’dan dönüşünüzde kalmıştık... 

Evet, bir şekilde bir iş yapmam, para kazanmam lazımdı ve o anda kendime bir iş kuracak durumda değildim. Biraz araştırma yapınca, Türkiye’de şarap sektörünün hızlı bir gelişme kaydettiğini, yeni üreticilerin çıkmaya başladığını gördüm. Zaten şarabı seviyordum, Kavaklıdere Şarapları’na başvurdum ve müşteri işleri yönetmeni olarak işe alındım.

Kavaklıdere’de ne kadar çalıştınız?

5 sene çalıştım ve Kavaklıdere benim için gerçek bir okul oldu. İşe girdikten bir süre sonra pazarlama işlerini yönetmeye başladım ve yeni bir ekip kurdum. Bağlarda çalıştım, tadım organizasyonları yaptım ve şarap hakkında A’dan Z’ye her şeyi öğrendim. Sonra bir gün, şarap üreticiliği işine yeni giren Barbare firmasının kurucusuyla tanıştım. Onun teklifini değerlendirdim ve genel müdür olarak Barbare’ye geçtim. Son 5 yıldır da aynı görevdeyim.

Tasarım hayalleri ne oldu?

Şarap tadımı ve pazarlama faaliyetleri nedeniyle sürekli restoranlarda yaşar haldeydim ki bazen iş dolayısıyla günde 10 restoranı ziyaret ettiğim oluyordu. Ve en büyük hayalim de bir gün kendi restoranımı açmaktı. O sırada ortağım Burak Zafer Sırmaçekici ile tanıştım. New York’tan yeni gelmiş bir şefti. Onunla beraber Lokanta Armut’u açmaya karar verdik ve işe koyulduk.

Siz projenin neresinde yer aldınız?

O mutfaktaydı ben de dükkanın mimarisi, tasarımı ve dekorasyonuyla ilgileniyordum. Bunlarla uğraşırken, bir yandan da sürekli hayalimdeki tabakları arıyor ama bir türlü bulamıyordum. Sonra bir gün birinin yaptığı seramik tabağı gördüm, çok beğendim. Dedim ki ‘Bunu biri yaptıysa, ben de yaparım’. Çukurcuma’da bir seramik atölyesinde 6 ay ders aldım ama sonra baktım ki haftada bir gün atölye çalışması yetmiyor. Ben seramikle daha fazla vakit geçirmek, daha çok şey yapmak istiyorum; eve seramik fırını almaya karar verdim.

za

Yani sadece restoranınıza tabak yapmak için mi girdiniz seramik işine?

Evet, önce restoran için başladım ama sonra insanlar gördükçe talepler gelmeye başladı. İşin ticari boyutuna girmeyi hiç istemesem de dükkanda bir kaç tanesini satmaya başladık. Bu arada, sosyal medyadan sürekli ‘atölye yapıyor musunuz?’ soruları geliyordu. Bir sene sonra artık, atölyemi paylaşmaya karar verdim. Şu anda 4 ayrı sınıfım var, seramik öğrenmek isteyenlerle beraber atölye çalışması yapıyoruz. Evim hala aynı zamanda atölyem ama artık neredeyse seramiklerden oturacak yer kalmadı.

Hayaller tek tek gerçek olmuşa benziyor?

Benim üretmekle ilgili, sürekli keşfetme gibi durumum var. Evet, şu anda seramik yapıyorum ve çok keyif alıyorum ama buna seneye başka bir şey de ekleyebilirim. Mesela şimdi ahşap oymayla ilgileniyorum; bunun yanında kendime geleneksel bir dokuma tezgahı sipariş ettim. Bunlardan para kazanmak gibi bir derdim yok. Sadece nasıl yapıldığını bileyim, öğreneyim, bir şekilde bir faydası olur diye düşünüyorum. Mesela yeğenime böyle bir şey bir bırakmayı çok isterim, çünkü el yeteneği çok kıymetli bir şey.

Şarap, lokanta, seramik... Bunların hangisi daha önde?

Aslında bunların hepsi birbirinin içinden doğdu... Şarapla uğraşırken yeme içme sektörünü öğrendim, restoran çok büyük bir hayalimdi, Lokanta Armut’ta kullanmak için seramik yapmayı öğrendim. Ama galiba seramik daha öne geçmek istiyor gibi... Şimdilik çok ayırt edemiyorum ama herhalde 10 sene sonra, seramik daha bir hayatımın merkezinde olur çünkü tamamen kendi ürettiğim, ellerimle konuştuğum bir alan.

Şu anda seramikleriniz herhangi bir yerde satılıyor mu?

Hayır, ısrarlara rağmen sipariş almıyorum çünkü benden 50 tane tabak yapmam istendiğinde, yanıma eleman almam, iş yetiştirmeye uğraşmam gerekecek. O zaman da seramik benim için hobi olmaktan çıkacak, özgürlük alanım kısıtlanacak. Bunu istemiyorum.

Bundan sonraki hayaliniz nedir?

Hayalim, Muğla’da babamın doğduğu köye yerleşmek, çünkü orada bir evimiz var. Aslına bakarsanız, ben kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum. İstanbul’da 11 kere ev değiştirdim, bir kere bile dönüp arkama bakmadım. Bulunduğum yere kök salmayı, bir şeylere anlamlar yüklemeyi sevmiyorum. Ben dünyaya kök salmak istiyorum. Başka ülkelerde yaşadığım dönemlerde de böyleydi. O yerlerden birinde daha uzun süre yaşamak ister miydim? Yoo... Bir sene de başka bir yerde yaşamak isterdim. Bunlar bana çok güzel birikimler, farklı kültürleri tanıma imkanı, değişik bakış açıları kazandırdı. Ruhumun sürekli gezmesi lazım, aynı yerde uzun süre duramıyorum.

Bu durum biraz da özgüvenle alakalı galiba...

19 yaşındaydım, bir gün babamın karşısına geçtim, Amerika’ya gitmek istediği söyledim. Bana, ‘Sen bugüne kadar kendin için hep doğru kararlar verdin; ben arkandayım, ne istersen yapabilirsin’ dedi. O gün bunu sadece, ‘yaşasın, babam bana güveniyor’ şeklinde algılamıştım ama yıllar geçtikçe bu cümlenin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorsun. O özgüven ve ‘ayakta kalabilirim’ duygusu ailede başlıyor.

Tülin Hanım, İzmit’e dönmeyi hiç düşünmediniz mi?

Babam istedi aslında... Amerika’dan sonra İzmit’e dönüp, ağabeyimle beraber kendi işimizi büyütmemizi arzuladı ama o zamanlar buna daha hazır olmadığımı düşünüyordum. Daha öğrenmem, kendimle ilgili keşfetmem gereken çok şey vardı. İzmit’e döneceksem, daha donanımlı dönmeliydim. Ekonomik olarak da düşününce, ağabeyim zaten o işi yapıyordu. İzmit’e dönmem, hacmi 2-3 katına çıkarabileceksek mantıklıydı. Ağabeyimle aramızda çok sıkı bir bağ vardı ama dükkanın mevcut gelirini paylaşmak için İzmit’e dönmenin bir anlamı olmayacaktı.

Artık gereken her türlü donanıma sahip olduğunuza göre...

Evet, artık İzmit’te bir şeyler yapmayı düşünebilirim. Aslında Lokanta Armut’u, İzmit’te Lokal Armut olarak taşıyabilirim. Ya da yöresel ürünlerin olduğu bir kahvaltı mekanı açabilirim.

 

HER ŞEY ANINDA HAZIRLANIYOR


tulin_bozuyuk9

Lokanta Armut’tan bahsetmek istiyorum. Lokantanız çok popüler...

Oradaki çıkış noktamız, ‘biz nasıl yemek yemekten keyif alıyoruz, nasıl bir yerde yaşamak istiyoruz’du. Çünkü restoran açmak demek, her akşamın orada geçmesi demek. Bu yüzden bizim için önemli olan ayrıntıların üzerinde durduk. Mesela, beyaz keten örtüler... Neden? Çünkü teyzem bana öyle öğretti. Bizim evde her akşam sofra kurulurken beyaz örtüler örtülürdü. Tabaklarım, bardaklarım, dekorasyonda kullanılan tüm malzemeler benim için çok önemliydi.

Nasıl bir ortam yaratmak istediniz?

İstedik ki kendimize uygun şık bir mekan yaratalım ama bir yandan da ulaşılmaz bir algı da yaratmayalım. İnsanlar kendilerini rahat hissetsin ama oranın bir restoran olduğunu unutmasın... Menüyü de buna göre hazırladık. Örneğin, Armut’ta bir sofra kurulduğu zaman, insanlar başlangıçlarını ortadan yiyebiliyor... Bu da bana bir aile hissiyatı veriyor.

Menüde neler var?

Akdeniz mutfağı... Tüm malzemeleri lokal ve mevsiminde temin ediyoruz. Dolayısıyla menümüz mevsimsel olarak sürekli değişiyor. 8 başlangıcımız, 5 ana yemeğimiz var. Birbiriyle çakışmayan ve bir masada yemek yiyen herkesin zevkine uyacak alternatifli bir menü oluşturmaya çalışıyoruz. Şarap ve peynir dışında, soslardan tereyağına kadar her şeyimizi kendimiz yapıyoruz. Armut’ta servis edilen her ürün taze olarak, sipariş anında hazırlanıyor. Ön hazırlığımız yok. Her akşam en fazla 30 kişilik rezervasyon alıyoruz.

Lokanta Armut’un şubesi olacak mı?

Bu konseptte bir iş, bizzat başındaysanız yapılabilecek bir iş. Müşteri bizi görmek, sohbet etmek istiyor. Öğlen servisimiz de yok. Büyüttüğümüz takdirde, ortağımla benim bu işi bu kalitede ve bu sistemde sürdürmemiz çok zor. Ancak, yeni şefler yetiştirdiğimiz zaman olabilir.

Şarap sizin için ne ifade ediyor?

Şarap, topraktan yetişen üzümün, çok güzel bir yolculuğu aslında. Üzümün şaraba dönüşmesi, tarımla ve toprakla çok ilgili bir şey ama bu çok farklı bir yere konumlandırılmış. İnsanlar şarap tatmaktan korkar hale gelmiş. Benim için şarap tatmak, yöresel bir pazarda gezerken gördüğüm yöresel bir zeytini tatmaktan çok da farklı değil. Sadece hayatımızın içinde çok yer almadığı için pek çok kişiye uzak görünen bir alan.

Bu kadar basit mi?

Verdiğim tüm eğitimlerde ve şarap tanıtımlarında bu işin çok daha basit düşünülmesi gerektiğini anlatıyorum. Evet, şarap komplike bir şey ama şöyle de bir durum var: En iyi şarap sevdiğin şaraptır. Ben size dünyanın en pahalı şarabını getireyim, tadını beğenmediyseniz bir önemi yok. Şarabı ayırt edebilmeniz için her gün tadıyor olmanız yeterli. Nasıl içtiğimiz çayın buruk mu, bergamutlu mu, limonlu mu olduğunu anlayabiliyoruz; şarap tadımı da aynı şey... Sadece hayatınızın içinde ne kadar olduğuyla alakalı.




ETİKET :   istanbul İzmit sanat Songür Bale Okulu Tülin Bozüyük

Tümü