SAMİMİ OLMAYAN İNSANLARI SEVMEM

AK Parti’nin ‘Zeki Abisi’, milletvekili ve MKYK üyesi Zeki Aygün’ün sevmediği şeylerin başında ‘samimiyetsizlik’ geliyor. Aygün, samimi olmayan ve güce göre yelken açan insanları sevmediğini söylüyor.

15:38:03 | 2017-07-06

RÖPORTAJ: Eylem Selvi ARI • FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı TİMUÇİN

 

Siyaset Dışı sohbetlerin bu ayki konuğu AK Parti teşkilatlarının ‘Zeki Abisi’, Kocaeli milletvekili ve MKYK üyesi Zeki Aygün. İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Bölümü mezunu olan ve 30 yıla yakın bir süre iş hayatının içinde yer alan Zeki Aygün, ‘siyaset’e girişini hayatının kırılma noktası olarak tanımlıyor.

Aktif siyasete Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın parti kurmasıyla birlikte atılan Zeki Aygün, siyaseti keyif alarak yapanlardan. Ve iş hayatının, siyasetten çok daha zor ve stresli olduğunu düşünenlerden. Sıcak, samimi kişiliğiyle çevresinde sevilen ve sayılan bir kişi olan Zeki Aygün’ü siyaset yaparken tek zorlayan şey, takım elbise giymek.

İş hayatında spor giyimi tercih eden, şimdi ise takım elbiseden başka bir şey giyemeyen Zeki Aygün’ün özel yaşamıyla ilgili merak ettiklerinizi bu röportajda bulacaksınız.

Aygün’ün hobileri neler, en çok neden korkar, en çok neye kızar, en sevdiği dizi hangisi, kitap okur mu, tatilde nereye gider, en çok hangi yemeği sever, çocuklarıyla nasıl bir diyaloğu var, en çok hangi evladına düşkün…

Bu soruların hepsinin yanıtı bu röportajda.

Şimdiden keyifli okumalar.

 

Her insanın hayatının bir kırılma noktası vardır. Sizin kırılma noktanız nedir?

Siyasete girişim tabii ki. Benim siyasete girişim AK Parti ile başladı. Talebelik yıllarımızda elbet bir siyasi duruşumuz vardı. 1980’den sonra yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşayım; askerden yeni gelmiştim, Anavatan Partisi yeni kurulmuştu. Bir gün Sefer Ekşi bana geldi, “2 fotoğraf ile nüfus kağıdını ver” dedi. “Ne yapacaksın?” diye sordum, “Vekil adayı olarak seni göstereceğiz” dedi. Ben de “Benim öyle taraklarda bezim yok” dedim. O zaman adaylık için de 50 bin lira isteniyordu. Askerden yeni gelmiştim, öyle bir param da yoktu. O gün Sefer Ekşi’ye ‘evet’ deseydim, 27 yaşında milletvekili olacaktım. Tabii o dönem siyaset olmadı ve iş hayatına atıldık. Tüpraş ile çalışıyordum. Tüpraş çok disiplinli bir şirketti. Amerikan tarzı bir çalışma yöntemleri vardı. Bileğinizin hakkıyla iş yapıyordunuz. Ancak Demirel’le birlikte siyaset girdi Tüpraş’a. Siyaseten onlara ayak uyduramayanlar bir şekilde uzaklaştırıldı, insanlar harcandı. Bunları görünce siyasetten iyice soğudum. Ancak bir süre sonra anladım ki dürüst ve düzenli çalışmak yetmiyor. Eğer ülkede aslanı kediye boğduran bir yönetim tarzı hakim olmaya başlamışsa, elinizi taşın altına koymanın, karar organı içerisinde yer almanın zamanı gelmiş demektir. Hem demokrasiyle yaşamak isteyip hem de siyasetten uzak durmak olmayacaktı. O dönem mevcut siyasi partilerde yer almak istemedim çünkü kurulmuş bir çark vardı ve o çarklar arasında öğütülürdüm. İşte o sıralarda Tayyip Bey için “Bir siyasi parti kursa da onunla beraber siyaset yapsam” diye kalbimden geçiriyordum. İstediğim de oldu. 2001’de parti kurulunca Nihat Bey (Ergün) bana geldi ve beni il yönetimine yazacağını söyledi. Ben de “Bir hanıma sorayım” dedim. “Sen hanıma sor ama ben yine de yazacağım ismini” dedi.

Peki, eşinize sordunuz mu?

Hanıma sordum ama ‘Sen bilirsin’ dedi. Zaten aynı anlayışta olduğumuz için sorun çıkarmadı. Siyasete girdiğim an yeniden doğmuş gibi oldum.

 

KARAR ALIRKEN EŞİME DANIŞIRIM


Bir karar alırken hep eşinize sorar mısınız?

Hayat müşterekse danışmak gerek. Gönül almak için bile sormak lazım.

Siyasette ‘hocam’ dediğiniz isimler kimlerdir?

Benim siyasette 3 hocam var. Biri Nihat Bey (Ergün), biri İbrahim Abi (Karaosmanoğlu), diğeri de Fikri Bey (Işık). Siyasetin içinden gelen biri olmadığım için mahalle başkanı nedir, belde başkanı nedir bilmezdim. Nihat Bey istifa edip milletvekili seçilince İbrahim Abi il başkanı oldu. Beni yönetime aldı. Ben “Yapamam abi” dedim. O da bana “Yaparsın” dedi. Birim başkanları belirleniyordu, bana ‘siyasi ve hukuki işler başkanı’ görevini verdi. Ben bu görevin il başkanından sonra ikinci adam olduğunu o zaman öğrendim. Tabii iş hayatımdan dolayı sistemi çok çabuk kavradım. İnsan yönetmeyi biliyordum. Yapamadığım tek şey; 500 kişinin, 1000 kişinin karşısında konuşmaktı. Onu da öğrendik. İlk başlarda yanlış bir şey söylerim de insanlar darılır diye çekindim. Ama baktım ki herkes çıkıyor paldır küldür konuşuyor. Gerçi paldır küldür konuşmadım… 16 yılda her şeyi aştık, hatta profesör olduk. Siyasete adaptasyonum kolay oldu. Hatta İbrahim Abi’ye şunu söyledim: “Siyasi hukuki işler başkanı ne yapar?” O da bana “İl başkanı hata yaptığı zaman ayağına basar” demişti.

Hiç ayağına bastınız mı?

Yalandan bastık (gülüyor).

2001 yılında siyasete girdiniz, bulunduğunuz noktaya gelebileceğinizi hayal etmiş miydiniz?

Samimiyetle söylüyorum; ne il başkanı ne de milletvekili olmak gibi bir beklentim yoktu. Sadece şunu düşündüm; siz eğitimli bir insan olarak karar organlarında bulunmazsanız, ayaklar başı yönetiyor. Teknolojinin zirve yaptığı dünyada siz karar merciinde yer almazsanız, tecrübenizi oraya taşımazsanız, o zaman siyaset yerlerde sürünür. Siyaseti yukarı kaldırmak için bu yola girdik. Kader öyle ki icraya beni almak istediklerinde ‘yapamam’ dedim ama içine girdim. Sonra İbrahim Abi belediye başkanı olunca Fikri Bey il başkanı oldu. O gidince ben il başkanı oldum. İl başkanı olunca ‘milletvekili adayı olmak mecburiyetindesin’ dediler, milletvekili olduk.

Peki, milletvekilliğiyle birlikte hayatınızda ne değişti?

Giyim kuşamım değişti. İş hayatında hiç kravat takmadım, takım elbiseyle dolaşmadım. Siyasetten önce ceket, yakası açık gömlek ya da kazak giyerdim. Onun dışında Ankara’da siyasetin zor olduğu söyleniyordu ancak benim için hiç zor olmadı. Aksine iş hayatı benim için daha zordu. Çünkü işin stresi var; insanla uğraşıyorsun, çek-senetle uğraşıyorsun, işin zamanında yetişmesiyle uğraşıyorsun.

Ülke yönetmek daha mı kolay?

İş hayatından daha kolay diyebilirim. 3 gün mecliste çalışıyorum, 4 gün sahadayım. İnsanların sorunlarını çözmeye yardımcı olmak güzel bir şey. Kaldı ki sorunu çözülen insanlar mutlu olunca, biz de mutlu oluyoruz. Ben her telefona mutlaka bakarım, ben bakamazsam yardımcım bakar ya da geri dönüş yapar. Herkesin telefon numarası da vardır bende. Hakkari ve Van’a da bakıyorum, beni oradan da arıyorlar. Siyasette milletvekilleri seçimden sonra bölgelerine uğramaz gibi bir algı vardır ama ben her hafta sonu mutlaka Kocaeli’deyim. Arabamın kilometresi 200 bine dayandı. Diğer arabamı 80 binde kızıma verdim. Söylemeliyim ki kızım benim için ayrıdır, dünya güzeli bir evlattır.

Kızınıza çok düşkün olduğunuzu biliyoruz…

Esasında evlatlarıma çok düşkünüm. Kızım Merve ve ikizlerim Murat ile Mehmet… Merve ilk evladımdır. Anaokulundan 8’inci sınıfa kadar kızımı okula ben götürdüm, getirdim. O dönem öğretmeni de 60 Evler’de oturuyordu, onu da bazen evine bırakırdık. Biz öğretmeniyle sohbet ederken Merve de bizi can kulağıyla dinlerdi. Merve’nin bir kötü huyu vardı, çok soru sorardı. Arabayla giderken gördüğü her şeyi bana sorardı. İşte bu zekası Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanmasını sağladı. Yüksek lisansını da yaptı. Yüksek kimya mühendisi oldu. Tüpraş’ta çalışıyor. Hatta işe girerken geldi bana; “Baba biz 3 arkadaş Türpaş’a müracaat ettik, işe giriyoruz” dedi. “Kızım niye bana haber vermedin?” diye sordum. “Baba sana söyleseydim karışırdın işime” karşılığını verdi. “Peki ya alamazlarsa seni?” dedim.” “Almazlarsa almasınlar başka yer mi yok” dedi. Tabii, ben de Boğaziçi mezunu olsam onun kadar özgüven sahibi olurdum. Havasını attı yani. Çocukluğundan beri böyleydi. Hep kendi ayaklarının üzerinde durur, korkmazdı. Kızımla çok güzel bağımız var.  Şu an evli, damadımız Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde son sınıf öğrencisi.

Torun var mı?

Henüz yok, ikisi de eğitimli, aklı başında gençler, onlar bizden daha iyi bilir.


HER HAFTA SONU GELİYORUM

 

Derinceli’siniz ama Başiskele’de oturuyorsunuz… Başiskele’yi tercih etmenizdeki neden nedir?

Zamanında arkadaşlar orada bir site yapmak istenmişlerdi. Fikri Bey, İlhan Bey, doktor Şenol Bey, Ömer Polat, doktor Uğur, Mehmet Uzunoğlu ve Münir Bey dahil 12 arkadaş Başiskele’de bir site yaptırdık. Onlar hemen oturmaya başladılar ama ben bir yıl sonra taşındım. Orası gerçekten bir yaşam alanı. İzmit’in içi ve Derince artık beton yığını. Ben 60 Evler’de, denize nazır oturuyordum ama hava kirliliği orada da vardı. Derince’de sabah namazına zor kalkarken, Başiskele’de hemen uyanıyorum. Çünkü oksijen var.

Vekillik sonrası Ankara’ya yerleştiniz, değil mi?

Evet, ailemle Ankara’da oturuyoruz. Ben hafta sonları Kocaeli’ye geliyorum, ailem de zaman zaman benimle geliyor. Tatil dönemlerinde de burada oluyoruz. Ankara’da parti genel merkezimin arkasında Söğütözü Konakları’nda oturuyoruz.

Siyasetten fırsat bulduğunuzda ailenizle nasıl vakit geçiriyorsunuz?

Ankara’da meclis çalışmaları saat 14.00’te başlar, gece artık kaçta biterse… Ailemle daha çok evde zaman geçiriyoruz. Çocuklarım da bu konuda bilinçli yetişiyor, siyasetin içerisinde oldukları için analiz yapma yetenekleri arttı. Murat ve Mehmet, Ankara Bilkent’te, biri makine mühendisliği, biri iç mimarlıkta okuyor. Siyasete de uzak değiller.

Çocuklarınızla fikir ayrılığına düştüğünüz oluyor mu?

Hayır, hem Beşiktaşlılar hem de siyasi yönden aynı noktadayız. Hatta bir anımı paylaşayım; Ankara’da yaşadığımız daireye yeni taşındık. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi tam karşımızda. Eşim, Mehmet’in odasındaki pencereye perde takarken ‘Anne Reis ile arama perde çekme’ demişti. Aynı düşüncedeyiz çocuklarımla.

Siyaset düşünüyorlar mı?

Artık onların bileceği iş. Ama siyasetin yönetme sanatı olduğunu görmeleri bile onlar için önemli.

 

YÜZMEYİ ÇOK SEVERİM

Oğullarınızla en çok ne yapmaktan hoşlanıyorsunuz?

Sitemizde bir havuz var, sık sık birlikte yüzüyoruz. Bir de bende bel fıtığı var, bu nedenle yüzmek iyi geliyor. Oğullarım da 6 yaşından beri yüzüyor. Eğer çocuklara destek olsaydık milli yüzücü olabilirlerdi. Bazen beni ziyarete geliyorlar mecliste, birlikte yemeğe çıkıyoruz.


ÇOCUKLARIMLA ARKADAŞ GİBİYİM

Çocuklarınızla baba-oğul gibi misiniz yoksa bir arkadaş gibi mi?

Arkadaş gibiyimdir. Eğer arkadaşlık yapmazsam dışarıdan arkadaş bulacaklar. İyi seçim yaptıklarında sorun yok ama ya seçtikleri kişi kötü ise? Bir anımı paylaşayım; bir gün eşim bana gelip “Çocuklar sigara içmiş” dedi. Çok üzüldüm. Eve geldiler, kızsam olmaz, dövsem olmaz. Benim suratımdan düşen bin parça. Vücut dilimle mutsuzluğumu onlara aktardım. Oğlum Murat “Baba hayrola neden böylesin, moralin neden bozuk?”’ diye sordu. Ben de “Niye moralim bozulmasın… Canımdan çok sevdiğim, yemeyip yedirdiğim, giymeyip giydirdiğim, içmeyip içirdiğim evlatlarım hakkında bir duyum aldım, sigara içmişler” dedim. Murat da “Bu mu seni üzdü? Sadece denemek için yaptık, bir daha yapmayız” dedi. İnkar da etmedi yani. Ben de “Deneyerek başlar bu işler” deyince bir daha içmeyeceklerine dair delikanlı sözü verdiler bana. O zaman bir anda yüzüm güldü. Çocuklarımla güzel iletişim kurmamın faydası bu oldu. Ben o çocuğu dövsem bana korkusundan ya da saygısından yanımda içmez, arkamdan içer ama bana saygısını da bir gün kaybeder.

Siz hiç sigara içmediniz mi?

10 yıl içtim. 23 yaşında başladım, 33 yaşında bıraktım. Hatta Merve büyüdüğünde çok çikolata yerdi. Sigara parasını ona çikolata parası yaptım.

Tatillerinizde tercih ettiğiniz yerler var mı?

Geçtiğimiz yıl Alanya’ya gittik. Arkadaşlarımız da katıldı. Grup olarak gidince zevkli oluyor. Bu yıl nasip olur mu bilmiyorum. Bayramdan sonra meclis toplanacak. İç tüzük ve uyum yasalarıyla ilgili çalışacağız. Bu yıl tatil yapamayabiliriz.

Kocaeli’ye geldiğinizde neler yapıyorsunuz?

Cuma günü yola çıkıp geliyoruz. İl ve ilçedeki arkadaşlarla görüşüp bize gelen davetiyeleri alıyoruz. Onlara icabet ediyoruz. Sabah 09.00’da kalkıp gece 12.00’ye kadar sahadayız, vatandaşı dinliyoruz.

Zeki Bey hobileriniz nelerdir?

Gezmeyi severim, yayla turizmini çok severim, arkadaş sohbetlerini severim. Kitap okurum diyemeyeceğim. Masamın üzerinde 4-5 kitap duruyor. Ağır ağır okuyorum. Kitap okumaya başladıktan 15-20 dakika sonra uykum geliyor.

 

DİRİLİŞ ERTUĞRUL’U KAÇIRMAM

Seyrettiğiniz diziler var mı?

Diriliş Ertuğrul ve Payitaht Abdülhamit dizilerini seyrediyorum. Bize tarihleri doğru öğretmediler. Dostlarımızı düşman, düşmanlarımızı dost öğreten bir tarihle yetiştik. Benim de tarihe karşı çok ciddi bir duyarlılığım var. Bu nedenle dizi ve filmleri önemserim. Meclis’te bizim ‘Diriliş’ köşemiz var. Geçen akşamlarda meclisin yemeği vardı. Ben yemeği yedim, namazı kılacağım diye kalktım; namazımı kıldım ve hemen Diriliş’i seyretmeye başladım. Arkadaşlar daha sonra gelip ‘Zeki Abi ne oldu anlatsana’ falan dedi.

 

LAHANA SARMASINI ÇOK SEVERİM

Sevdiğiniz bir yemek var mı?

Lahana sarmasını çok severim. Bir de hamsili pilav. Eşim bu yemekleri çok güzel yapar. Lahana sarmasıyla ilgili anımı anlatayım; kayınvalidem Rize’de oturuyordu, bir meseleden dolayı telefonda konuşuyorduk. O sırada “Lahana sarması yaptım, gel ye” dedi. Ben de “Gerçekten mi?” deyip atladım uçağa ve gittim. Benim için çok güzel bir değişiklik olmuştu.

Yemek yapmayı biliyor musunuz?

Öğrenciyken yapardım ama şimdi yapamıyorum. Menemen yapardık. Hatta Karamürselli Recai Bayraktar isimli bir arkadaşım vardı, aynı evde kalırdık. Ben bulaşık yıkardım, o yemek yapardı.

Siyasetten bunaldığınız zamanlar oluyor mu?

Hayır, siyasetten bunaldığım zaman hiç olmadı.

 

BENİM ROL MODELİM REİS VE DAYIMDIR

Peki, örnek aldığınız, kendinize idol seçtiğiniz bir isim var mıydı?

Benim idolüm dayımdı, Allah rahmet eylesin. Genç yaşta gemilerde halat çekerek işe başladı, sonra kaptanlığa kadar yükseldi. Dışarıdan imtihanlara girerek başardı bunu. Çok çalışkan, zeki ve üretken bir insandı. Çocukken idolüm oydu. Rol model oldu bana. Siyasette de Reis’i örnek alıyorum. Ondan başkası olamaz zaten. Ben Reis’i 1994’te İstanbul belediye başkanı olduğu zaman da takip ediyordum. Dik duruşu o günden bugüne hiç değişmedi. Lider sonradan olunmuyor, doğarken lider doğuluyor.

 

YALAN BENİ ÇOK KIZDIRIR

Sizi en çok kızdıran şey nedir?

Birincisi yalan söylemek, ikincisi samimiyetsizlik, sözünden dönmek. Ben samimi olmayan insanı sevmem. Güce göre yelken açan insanı sevmem.

En çok neye gülersiniz?

Komik olan her şeye gülerim.

Nereden giyiniyorsunuz?

Yerel esnaftan giyiniyorum. Ramsey ya da Havan markasını tercih ediyorum. Ben öyle özellikle gidip alışveriş yapmam. Gezerken gözüm bir şeye takılırsa girer, dener, beğenirsem alırım. Kıyafet almaya çıksam beğenip alamam.

Yengeç burcusunuz, özelliklerini taşıyor musunuz?

Vallahi nasıl oluyor Yengeç burcu bilmiyorum.

Çok duygusal olurlar, sulu gözlü olurlar…

Ona katılırım işte. Duygusal biriyimdir.

 

EMEKLİLİK HAYALİM…

Peki emeklilikte bir hayaliniz var mı?

Vallahi, ben öyle kenara çekilip oturamam ama küçük bir alanda domates, soğan eker onlarla ilgilenirim. Şimdi de küçük bir bahçem var, orada domates salatalık, biber yetiştiriyorum.

 

İĞNEDEN KORKARIM

Fobi boyutunda bir korkunuz var mı?

Hayvanın zararlısından korkarım. Akrebi seviyorum desem yalan söylerim. Hele insanın akrebinden daha çok korkarım. Yırtıcı hayvandan korkarım. Köpek ısırsa korkmam ancak korktuğum bir şey varsa o da iğnedir. Çocukken okulda sürekli iğne yaparlardı. Bir de iğneler o dönem büyüktü. O yüzden hala iğneden korkarım. Mesela kan verirken bakamam. Bir gün televizyonda laparoskopik ameliyat yapılıyor, onu seyrediyordum, bayılmışım. Merve bunu bir gördü, seyrettiğim programdan dolayı bayıldığımı anlayınca bir daha bana asla öyle programlar seyrettirmedi.

 

 

 




ETİKET :   Zeki Aygün

Tümü