kocaeli , 18-10-2019

Sadece bir saat durun...

11:22:54 | 2019-10-09

Begonvilleri, denizi, yosunu, güneşi, tendeki bronzluğu, uzun uzun oturulan kahvaltı masasını, balkonunuzdaki akşam sefasını, kumsaldaki yürüyüşü, komşunuzla okey oynamayı ve çimenlerde sandalet ile gezme dönemini bir kenara bıraktıysak; hoş geldin sonbahar...Biz kadınlar aslında senin gelişine uzun zamandır hazırlanıyoruz.

Tatil dönüşü valizleri boşaltırken, okul için kıyafet-çanta, eş için ütülü gömlek ararken, sen yaprakları soldurmaya başladığında, biz gardımızı çoktan alıyoruz.

Yine de başımızın üzerinde yerin var.

Bizler; yorulmak, yıpranmak nedir bilmeyen, 7/24 çalışıp hiç prim almayan, asla emekliliği dolmayan, aldığı ikramiye bir öpücük olan canlılarız. Bebeği olanın çayı soğuk içtiği, bekar olanın düğünlerde parmakla gösterildiği, hayata demir ayakkabılar ile bağlı ve ibresi kalbi olan naçizane süper kahramanlarız...

Yeter mi? Yetmez ama durun! Sadece bir saat durun...

Yer çekimine karşı koymak, bir arkadaş ile kahve telvesinde geçmişteki günleri, gelecekteki hayalleri görmek, kuaför sırasında herhangi bir ünlünün saçını eleştirmek, rujunu hep arabada sürmek zorunda kalanlar... Evde makyaj yapmak ya da bu sefer sahanda yumurtayı kendimiz için pişirmek adına bir saat durun..

Seçim sizin... Aklınızda olan ve uzun süredir ertelediğiniz, yapmak istediğiniz her ne ise kendinize şimdi zaman ayırın!

 

★ ★ ★

Ben seçimimi, beni motive eden, ilk başlarda ‘olsa ne olur, olmasa ne olur’ dediğim ama sonraki  güne pozitif başlamamı sağlayan spor için kullanıyorum.

Ve işte o bir saatte sihirli değnek başıma dokunuyor ve hafıza kaybı yaşıyorum. Ev, iş, eş... Hepsi uçup gidiyor ama unutma Sindirella bu sihir bir saat sürecek, devam ettirmek senin elinde...

Senelerce beden eğitimi dersleri haricinde ki bu da okulda basket potasına top atmaktan ibaretti, spor yapmışlığım yoktu. İlkokulda almış olduğum yüzme dersleri de buna ilave sayılabilir. Tabi zaman ilerledikçe ‘hava soğuk’, ‘okul var’, ‘dersler ihmal edilmesin’ gibi sebeplerle bu kurslar hep yarıda kalmıştır.

Pek çoğumuz için böyledir, ‘spor yapmaktansa yemek yemem ve zayıf kalırım’ fikri oluşmuştur zihnimizde ama işler hiç de öyle değilmiş.

+16 kg ile doğum yapan ben, kızımla vakit geçirirken o denli saçma ve düzensiz beslendim ki öğünleri bazen hiç yemek yemeden bazen de ‘kim uğraşacak şimdi detaylı yemekle’ diyerek sandviç ile geçirdim.

Zaman aktı, geçti... Pek çoğumuzun yaşadığı evreler aynı; ev dağınık, ben dağınık... Aklımız hep bebekte; ek gıdası, dişi, ilk cümlesi, paha biçilemez ne varsa yaşadığın o esnada darmadağınsın... Ama sen kadınsın, güç damarlarındaki asil kanda fazlasıyla var, bunu da atlatırsın.

 

★ ★ ★

Atlattık da peki ya kaybolan zaman? Bir gün market poşetini taşıyamadığımda anladım bir şeylerin ters gittiğini. Sırtımdaki ağrı ve montumun artık eskisi gibi düz değil tek bir yöne doğru uzun kaldığını görünce... Yaşlanmak? Hayır daha değil? Peki nedir bu?

Doktora gittiğimde tüm vitamin depolarımın boşaldığını, bel ve boyun fıtığı başlangıcına doğru gittiğimi öğrendim. Peki hasta olursam kızım ne yapardı? İşte orada ben de durdum...

Ve pilates ile tanıştım. Önceleri, herkesin kuğu gibi göründüğü bu işkence aletinin üzerinde benim çirkin ördek yavrusu gibi bu hareketleri yapamayacağımı anlattım spor hocama uzun uzun. ‘Ben yapamam’ cümlesi en büyük sığınağımdı ama onlar ‘yaparsın’ dedi. ‘Bebeğim var’ dedim, ‘Pusetine koy, getir’ dedi. ‘Yemek’ dedim, bir sürü sağlıklı tarifler verdi. Baktım ki kaçış yok, ben de uydum bu ‘spor yap, dinç kal’ akımına... İyi ki de uydum...

Önceleri haftada 2 gün 1 saat ders yapıyordum; bu derslerin de ilk 15 dakikası motivasyon ve terapi şeklinde geçiyordu. Saatler günden güne uzamaya başladı. Haftada 3 gün, 1 saat. Öyle güzel bir dönem geçirdim ki o işkence aleti ve orada kurduğum arkadaşlıklar bana keyif vermeye başladı.

Üstelik her ders öncesi bir Türk kahvesi de cabası. İşte buna kimse hayır diyemez:)

 

★ ★ ★

Özgüven ile başarabilme arasında, ego ile anneliği birleştiren bir köprü kurdum, ‘keşke daha önce başlasaydım’ dedim. Sanmayın ki hep günlerim iyi geçti, sanmayın ki dayanıklıydım. Sıkıldığım zamanlar da oldu, dersten kaçmak istediğim zamanlar da... Bazen de külfet gibi geldi bu zamanlar ama bir sebebim vardı, kızım...

Onunla geçireceğim zamanlarda hastalanmak, onu kucağıma alırken yorulmak istemiyordum. Şu ‘kaliteli zaman’ dedikleri her ne ise ben de onu yaşamak istiyordum. Eve geldiğimde yaşadığım tatlı yorgunluk aslında bana gösteriyordu ki doğru yoldaydım.

Başladığım bu yolculukta kızım da benimle birlikteydi. O pusetinde uyurken ya da beni seyrederken, ben yer çekimine karşı koyan hareketlerle karşısındaydım. Beni izlerken bazen gülümsüyor, bazen de kucağımda benimle ders yapıyordu. Görüyordum o da hareket etmek istiyordu. Kızımı babasına bırakıp gittiğim derslerde ise daha bir kadın, daha bir güçlü hissediyordum kendimi.

Zaman içinde şunu anladım, hayata dair ne varsa önce kendimiz için istemeliyiz çünkü biz iyi olduğumuzda çevremize kattıklarımız daha da iyi olur.

 

★ ★ ★

Spor yapmanın; zamana karşı direnmek olduğunu, özgüven patlaması için zemin hazırladığını, doğru nefes, pozitif düşünce ve kaslarımıza hükmetmenin nasıl da bizi gururlandırdığını, bunları yaparken aynalara bir de böyle bakmanın verdiği keyfi sizlere anlatamam.

Şu durdurduğumuz bir saati kendimiz için harcamanın aslında sevdiklerimiz için  yaptığımız bir yatırım olduğunu, bizim deşarj olmamız gerektiğini, iş yaşamı, ev hayatı, sevgili, bebek, okul derken beynimizin nasıl da dur durak bilmeden yorulup çalıştığını anlamanın; bizimle birlikte yaşamanın ve bu bedene sahipken bir anda ona zarar verdiğimizi fark etmenin vakti geldi.

Bir karar verelim ve bu mevsimden başlayarak kendimize iyi bakalım. Temiz nefes alalım, çimen kokusu için sabah yürüyelim mesela... Temiz beslenelim, paketi açılınca şu kokusu tüm evi saran gıdalardan uzak duralım... Kendimizi çok sevelim; hayata, ailemize ve sevdiklerimize biz lazımız, bunu bilelim... ‘Biliyoruz’ diyorsak o zaman bunun keyfine varalım.

Maddi-manevi yaşadığımız boşluklar, zorluklar bizim ruhumuzu sevmemize engel olmasın mesela... Koşarken kendi gölgemizle yarışalım ki ‘senden güçlüyüm, rüzgarda uçan saçlarım hiçbir zorluk ve engel tanımıyor’ diyebilelim.

 

★ ★ ★

Büyüdükçe ve yaş aldıkça hepimiz yaşamın çelmesine takılacağız zaten. Kollarımız, bacaklarımız, kısacası vücudumuz bizi ele verecek ama spor yaparak, sağlıklı kalarak bu duruma gülüp geçeceğiz.

Siz de kendi sınırlarınızı zorlamak isterseniz reformer pilates, ‘stres atarken mini mini kaslarım göz doldursun’ derseniz boks/kick boks, ‘koşarım, mekik çekerim bir de plank durdum mu beni kimse tutamaz’ derseniz fonksiyonel antrenman/fitness yapabilirsiniz.

Bende bıraktığı duygu yoğunluğunu bu şekilde özetlerken, inanıyorum ki sizler spor yaparak hayata ve kendinize bambaşka anlamlar katacaksınız. Önceleri ‘ne gereği var’ dediğiniz bu hareketler bazen hayat kurtarıcı olabilir buna inanın. Yine yaz gelecek, düğün sezonu açılacak, plajlar şenlenecek ve şu kış mevsimi gibi kazaklar artık taşımaktan yorulduğunuz fazlalıkları apaçık ortaya çıkaracak.

Şimdiden yatırım yapalım yaz mevsimine, görelim bakalım güneşi, kumu, plajı bizden daha güzel şenlendirecek, sevdikleri ile gülüş cümbüş tatilde selfie çekerken filtreye başvurmayacak ve hepsinden önemlisi şu kendimize ayırdığımız bir saate farklı farklı duygular katacak kaç kişiyiz?

Not: Kızım artık ben spor yaparken sıkılmıyor çünkü o da benimle birlikte spor yapıyor. Yaşı daha 3.5. Sizin de çocuğunuz varsa sanmayın ki yapamaz, ona bir şans tanıyın ve neler yapabilecek bir görün.




ETİKET :   şehbal özbek köşe yazısı sadece bir saat durun spor kocaeli

Tümü