Pelin Çalışkanoğlu Mucizesiyle ışık oluyor

Henüz 6 aylık bir bebekken Fenerbahçe Parkı’nda terk edilmiş olarak bulunan Pelin Çalışkanoğlu’nun hayatı, koruyucu ailesi sayesinde mucizevi bir şekilde değişti. O mucize, şimdi kendisiyle aynı kaderi paylaşan gençlere ışık oluyor.

15:13:45 | 2017-07-04

 

RÖPORTAJ: Zeynep AKAR

FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı Timuçin

 

İsmi, Pelin Çalışkanoğlu.  Hayatı uyuşturucu kullanan, alkolik bir annenin terk ettiği bebek olarak, Fenerbahçe Parkı’nda başlıyor. Neyse ki onu çimlerin üzerinde bulan kocaman yürekli kadın, elini bir daha hiç bırakmıyor.  Pelin; sevgi dolu bir koruyucu ailenin kanatları altında, güven içinde büyüyor; hayata donanımlı, kendi ayakları üzerinde durabilen, güçlü bir genç kadın olarak hazırlanıyor. O, benzer kaderi paylaşan pek çok çocuğun içinde en şanslı olanlardan biri. Ve şimdi kendi mucizesini başkalarıyla da paylaşarak hem koruma altındaki gençlere ışık oluyor hem de ailelere koruyucu aile olmaları için çağrıda bulunuyor. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen, koruyucu ailesi sayesinde hayata umutla bakabilmeyi öğrenmiş ve başkalarına umut olmayı aklına koymuş biri o. Bu amaçla kurduğu Kalben Derneği ile sesini daha geniş kitlelere duyurmaya da kararlı. Pelin Çalışkanoğlu’nun müthiş hikayesini soluksuz okuyacaksınız.

Pelin, seni tanıyabilir miyiz?

28 yaşındayım. Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunuyum. Gururla söylüyorum; Müşfik Kenter’in öğrencisi olma şansını yakalamış biriyim. Şu anda oyunculuk yapıyorum. 3 sezondur özel bir kanalda yayınlanan Elif adlı dizide rol alıyorum. Ayrıca, koruma altındaki çocuklara ve koruyucu ailelere destek olmak için kurulmuş Kalben Derneğinin kurucusu ve başkanıyım.

Sevgili Pelin, koruyucu ailede büyümüş bir çocuk olduğunu ve hikayeni biliyorum ama bir de senden dinlemeyi çok isterim.

Hayatıma, bundan 28 yıl önce Fenerbahçe Parkı’nda bulunmuş bir bebek olarak başladım. Arabada yaşayan, alkol ve uyuşturucu bağımlısı bir anne-babanın kızıyken, beni büyüten Melike annem tarafından, çimlerin üzerinde terk edilmiş şekilde bulunuyorum.

Biyolojik ailen nerede?

Aslında onlar da oralarda ama yaşam koşulları çok kötü. Anlatılanlardan anladığım kadarıyla ben de istenmeyen bir bebeğim.

Melike Anne seni bulunca ne yapıyor?

Tabii ki önce kimin bebeği olduğumu araştırıyor. Soruyor soruşturuyor, en sonunda annemle babama ulaşıyor. Onlarla konuşuyor ama beni de orada bırakmak istemiyor. Anneme diyor ki ‘ben bu çocuğu alayım, yıkayayım paklayayım, bir kendine gelsin; akşama getiririm.’

Sonra?

Sonra beni alıp eve getiriyor; yıkıyor, temizliyor, akşama geri götürüyor. Annem o günü, ‘Seni salonun ortasına koydum ve kirden görünmeyen, saçlarında bitler sıçrayan bu bebeğe aşık oldum’ diye anlatır.

Seni götürüp, biyolojik annene geri mi vermiş?

Görsünler, içleri rahatlasın diye geri götürüyor ama gözünü hiç üzerimden ayırmıyor. Bu arada biyolojik ailemle ikili diyalogları da devam ediyor. Melike Annem, ‘yağmur yağıyor, çocuk ıslanmasın; havalar soğudu, üşümesin; kış geldi, hasta olmasın’ diyerek beni sürekli park ve ev arasında taşıyor. Derken, kısa bir süre sonra ben tamamen o evin içinde yaşamaya başlıyorum.

 


ABLAM, ANNEM GİBİ…

Nasıl bir ailenin içinde yaşıyorsun?

Melike Annem, o dönem 40 yaşlarında sevgi dolu bir kadın. Bana hayran muhteşem bir babam, üniversite çağlarında bir ablam ve bir de ağabeyim var. Babamı kaybedene dek koskocaman bir aileydik.

Sen eve geldiğinde ablan ve ağabeyin yetişkin yaşlardaymış. Aileye yeni gelen bir bebeğe itirazları olmuyor mu?

Hayır, hiç. Annem, neşe getirdiğimi, evin benimle beraber şenlendiğini söyler hep. İkisiyle de hiçbir sorunumuz olmadı, hala etle tırnak gibiyiz. Ağabeyim, her konuda en büyük desteğim. Ablam ise bana anne gibidir. Çok severim, sayarım, hatta biraz da çekinirim ondan.

Peki, bu arada resmi süreç nasıl ilerliyor?

Aynı yıl içinde biyolojik ailemden doğan, benden 1 yaş küçük bir kız kardeşim daha oluyor. Anne karnında alkol ve uyuşturucuya maruz kaldığı için yüzde 80 oranında mental retardasyonla yani zihinsel engelli doğuyor. Aslında o doğana kadar hiçbir resmi işlem gerçekleştirilmiyor. Kardeşim doğduktan sonra, Melike Annem biyolojik aileme, ‘bu çocukta bir problem var’ diyor ama anladığım kadarıyla onlar, kardeşimin tedavisi konusunda çok hassas davranmıyor. Melike Annem de bakıyor kardeşimin durumu iyi değil, polis aracılığıyla kardeşimi devlet korumasına aldırıyor.

 

YİNE ONLARI SEÇERDİM

Kardeşin devlet korumasına alınınca sen ne oluyorsun?

Kardeşim için yasal işlemler başladığında, benim de varlığım ortaya çıkıyor ve ‘diğer kardeş nerede’ deniliyor. Böyle olunca beni de koruyucu ailemden alıyorlar, yaklaşık 2-3 ay ben de devlet yurdunda kalıyorum. Melike Annem ve babam, o sürede de beni yalnız bırakmıyor, sürekli yurda gelip gidiyorlar, bu arada yasal işlemleri başlatıyorlar ve resmen koruyucu ailem oluyorlar.

Ve o gün bugündür ailenle hiç ayrılmadınız… Nasıl bir hayatın oldu?

Çok güzel bir hayatım oldu. Ailem benim için çok büyük bir şans ve onları çok seviyorum. Çok güzel, çok mutlu ve huzurlu bir aileyiz. Babam, son nefesine dek beni ne kadar çok sevdiğini söyledi. Annem, 9 ay boyunca karnında değil ama hayatı boyunca yüreğinde beni büyüten kadın… Benim hayatımın başkahramanı. Bugün kendi ayakları üzerinde bu kadar sağlam durabiliyorsam; işimde başarılıysam; hem kendi haklarımı hem de benim gibi koruyucu ailede yetişmiş çocukların haklarını koruyabiliyorsam, bu başarının tek sahibi ailem. Çünkü onlar beni nakış gibi işledi. Hem psikolojik anlamda hem donanım anlamında çok emek verdiler benim için. Bugün dünyaya yeniden gelsem ve bana ailemi seçme şansı verseler, bir an bile düşünmeden yine onları seçerim.

 

 

KABULLENMEK ZOR OLDU

Hiçbir sorun yaşamadın mı?

Tabii ki iniş çıkışlar oldu. Özellikle ergenlik dönemim oldukça sıkıntılı geçti. Buluğ çağı zaten zor bir süreç, buna bir de geçmişten gelen travmalar eklenince daha da zor oluyor. Özünde çok mutlu olsam da durumumla yüzleşme döneminde ve bunu kabullenene kadar, evet zorlandım. Ama ondan sonra yaşantımız iyice duruldu ve sakinleştim.

Ailenin, aslında gerçek ailen olmadığını ne zaman öğrendin?

Aslında bana 6 yaşımdayken pedagog eşliğinde açıklamışlar fakat ben hiç hatırlamıyorum. 5. sınıftayken, bir kavga esnasında arkadaşımın o kadar üzerine gittim ki çocuk en sonunda bana ‘senin gerçek ailen nerede’ diye bağırdı. O an benim için milattı, ilk kez bu gerçekle yüzleşmiş oldum.

O ana kadar hiç mi bilmiyordun?

Aslında biliyor, daha  doğrusu seziyordum ama ilk kez bu kadar net yüzleşmiştim. Şok yaşadım. O yüzden şimdi çevremdeki herkese söylüyorum; sınırın mutlaka 6 yaş olması çok önemli. Çocuk kabullenmiyorsa bile bir uzman eşliğinde ona defalarca açıklanmalı. Zaten açıklanmıyorsa bile bunu mutlaka hissediyorsunuz.

 

ONLARDAN HİÇ UTANMADIM

Nasıl?

Bir his… Ama bunun ailemin davranışlarıyla ya da yanlış yaklaşımlarıyla hiçbir ilgisi yok. Beni çok fazla seviyorlardı, belki de buradan hissediyordum. İlk duyduğumda çok büyük bir şok yaşadım tabii ama öyle dünyam başıma yıkılmadı. Belki de içten içe beklediğim bir ataktı bu.

Ne hissettin?

Çok sıkıntılı süreçler… Bir kere terk edilmişlik duygusu, her şeyden beter bir duygu. Biyolojik ailenin seni istemiyor olması çok sarsıcı bir şey. Bir bebek niye istenmez ki? Başlarda, bunları düşünmek çok yorucuydu.

Peki, tüm bununla yüzleştikten ve hazmettikten sonra biyolojik annenle görüştün mü? Bu soruyu ona da sordun mu?

Tabii. Biyolojik babam, ben bebekken denize girmiş, bir daha da çıkmamış. Biyolojik annemle zaman zaman görüşüyoruz. Ona aklımdaki soruları hiç sormadım çünkü zaten yaşantısı pek berrak değil. Neticede belli travmalar yaşamış, erken yaşta evlendirilmiş, şiddete maruz kalmış bir kadın. Biyolojik ailem hiçbir zaman utanç kaynağım olmadı. Zaten koruyucu ailemin, hikâyemi hiç saklamadan anlatması aklımdaki birçok soru işaretini de yok etti. Onların gösterdikleri sabır ve sevgi, içimdeki bütün fırtınaların dinmesine sebep oldu…



TOPLUM ÇOK ACIMASIZ

Biyolojik annenle hala görüşüyor musun?

Şimdi 28 yaşındayım, elinden tutmak istiyorum, artık rahat bir hayata geçsin istiyorum ama kabul etmiyor. Çünkü o kendinden vazgeçmiş bir insan. Kendinden vazgeçmiş biri her şeyden çok kolay vazgeçer. Çocuğundan bile… Ara sıra gidiyorum, görüşüyoruz, bir şeye ihtiyacı varsa yardımcı olmaya çalışıyorum.

Peki ya kardeşin?

Kardeşimle sürekli görüşüyoruz, Annesi gibiyim, o benim canım. İşin ilginç tarafı benim koruyucu ailemle de  iletişimi çok iyi. Hala devlet korumasında, engelli kontenjanından bir devlet dairesinde çalışıyor. Her hafta sonu bize geliyor, mutlaka birlikte oluyoruz.

Koruma altında büyümenin en zor yanı ne?

Tüm bu anlattığım süreci yaşarken, etrafımda benim gibi bir tane bile çocuk yoktu. Kendinizi uzaylı gibi hissediyorsunuz. Şimdiki jenerasyon çok şanslı. Çevrelerinde örnekler var, aileler bilinçli. Benim zamanımda bu bir utançtı. İnsanlara bunu yanlışlıkla söylediğinizde, ne olduğunu bilmiyorlardı. Bütün buluğ çağım, insanlara durumumu açıklamaya çalışmakla geçti. Toplum çok acımasız. Etiketlemeye, dışlamaya, ötekileşmeye bayılıyoruz.

 

YAŞAM ALANLARI KALMIYOR

Bu da ayrı bir travma…

İster yurtta ya da koruyucu ailede büyümüş olun, ister evlat edinilmiş olun, en büyük sorun dışlanmak. Yurtta yaşadığı halde hayata umutla bakan çocuklar bile okula başladığında motivasyonlarını kaybediyor. Öğretmenleri onları ayırıyor, arkadaşları dışlıyor, veliler tarafından istenmiyorlar. Böyle olunca çocuk, bir birey olamıyor; kendine yaşayabilecek bir alan bulamıyor.

Bu durum hayatlarını çok kötü etkiliyor, değil mi?

Televizyonlarda sürekli yurttan çıkan çocukların yan kesici, hırsız, uyuşturucu bağımlısı olduğunu izliyoruz çünkü onlara başka seçenek bırakılmıyor. O gün ailem beni Fenerbahçe Parkı’ndan almamış olsaydı, belki bugün bir hayat kadınıydım. Bu çok ince bir çizgi. Bana verilmiş bir şans, bir mucize. Herkes bu kadar şanslı değil, maalesef.

Bu şansı nasıl kullandın?

Biraz önce bahsettiğim sebeplerle, etrafımda benim gibi birini bulamayınca, üniversite döneminde bir arayışa girdim. İlk olarak Üsküdar Hasan Tan Çocuk Yuvası’na gittim ve orada gönüllü çalışmaya başladım. Okulda öğrendiklerimi oradaki çocuklara öğrettim, onlarla birlikte zaman geçirdim, oyunlar oynadım. Kendileri gibi koruma altında büyümüş biri olarak onlar için iyi bir rol model oluşturdum. Tabii bu arada onların toplumda nasıl dışlandığını da yakından gözlemledim ve problemin yurttan ya da çocuklardan değil, toplumdan kaynaklandığını daha iyi anladım. Evet, ben yuvalara gidip kendi vicdanımı rahatlatıyordum ama başka bir şeyler de yapmak gerekiyordu.

 

BİR ŞEYLER YAPMAK LAZIM

Nasıl bir şeyler?

Önce alana çıktım. Uzunca yıllar bulduğum her platformda, üniversitelerde, halk eğitim merkezlerinde, belediyelerde kendi hikayemi anlatmaya; seminerler vermeye başladım. Hikayemi insanlarla paylaşarak farkındalık yaratabileceğimi, koruyucu aile sayısının artmasına katkıda bulunabileceğimi düşündüm.

Başarılı oldun mu?

Evet ama yetmiyordu. Konuşuyor, anlatıyor, canlı yayınlara çıkıyor, röportajlar veriyordum. Böylece, hitap ettiğim gruplar giderek büyüdü ve çok fazla geri dönüşler almaya başladım ama tek başına verdiğim mücadele havada kalıyordu. Daha kalıcı bir şeyler yapmak lazımdı. Böylece benim gibi koruma altında büyüyen gençler, koruyucu ailelerimiz ve gönüllülerimizle beraber, Kasım 2016’da Kalben’i kurduk.

Kalben Derneği’nin ne gibi faaliyetleri var?

En önemli hedeflerimizden bir tanesi, toplumumuza koruyucu aile ve evlat edinme hizmet modelini anlatmak. Daha sonra da koruyucu aileliğe çağrı yapıyoruz çünkü her çocuğun temel hakkı, aile ortamında yaşamaktır. Sesimizi basın yoluyla duyurmaya çalışıyoruz. Üniversitelerde gençlerle buluşup, konuşuyoruz. Gençler bizim için çok kıymetli; çünkü onlar, yarının ebeveynleri.

Peki kimler koruyucu aile olabilir?

25-65 yaş arasında, en az ilkokul mezunu, düzenli gelire sahip olan, TC vatandaşı olup Türkiye’de ikamet eden, evli ya da bekar herkes koruyucu aile olabilir. Bütün bunların yanı sıra, koruyucu aile olmak isteyen kişilerin, iyi ebeveyn becerilerine sahip olduğunu düşünmesi çok önemli.

 

ÇOCUK İÇİN EN İYİSİ

Bir aile tarafından koruma altına alınan çocuk, başka bir aile tarafından evlat edinilebilir mi?

Bunun için pek çok şartın olgunlaşması gerekir. Düşük bir ihtimaldir ama evet, evlat edinilebilir ve koruyucu aile adaylarının en büyük endişesi de budur.

Peki, bu da çocuk için apayrı bir travma değil mi?

Bana göre bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şey yuvada kalması çünkü aile ortamı yok. Şu anda yuvalardaki çocuklar çok iyi şartlarda, maddi sıkıntı çekmeden yaşıyor ama kendilerine ait bir odaları, şahsi bir eşyaları bile yok. Ranzalarda tek başlarına uyuyorlar. Bu çocuklar için en önemli şey aile ortamı. Evet, başka bir aile tarafından evlat edinilebilirler, biyolojik aileleri tarafından geri alınabilirler, alıştıkları aileden ayrılmak zorunda da kalabilirler ama bu bile yurtta kalmalarından daha iyidir. Çocuğun koruma altından çıkması ve tam anlamıyla, yasal olarak da bir aileye kavuşması çocuğun en yüksek hayrıdır. Biz burada kendimizi, kendi duygularımızı değil çocuğu düşünmeliyiz. Çocuk için en iyisi neyse, o olmalı.

Peki, böyle bir durumda, koruyucu ailenin bir önceliği oluyor mu?

Evet. Çocuk evlat edinilme statüsüne düştüğünde önce koruyucu aileye soruluyor. İlk hak onların. Eğer koruyucu aile çocuğu evlat edinmek istemezse, çocuk ve evlat edinecek aile doğru bir oryantasyonla iletişim kurarak bir araya gelir.

 

YALNIZ DEĞİLLER

Dernek olarak koruma altındaki çocuklarla da iletişiminiz var mı?

Elbette var. Koruma altında bulunan ve yalnız olduğunu düşünen gençlere, ağabey ve ablaları olarak rol model olmaya, yanlarında bulunmaya çalışıyoruz çünkü çok benzer hayatlarımız var. Derneğimizin uzman psikologları onlara destek olabiliyor. Biyolojik aile ya da kurumla bir sorun yaşanırsa, dernek avukatlarımızdan koruyucu aile için destek alıyoruz.  Kalben Derneği olarak, bir çocuğu, bir ailenin yanına koyarak topluma hazırlıyoruz.

Bu çalışmalar esnasında Aile Bakanlığı’ndan destek alıyor musunuz?

Evet, hem de çok. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Fatma Betül Sayan Kaya’nın bu konuda önemli desteği var. Özellikle Aile Bakan Yardımcımız Mehmet Ersoy bize neredeyse babalık yapıyor; her sorunumuzda yanımızda oluyor. Ne zaman başımız sıkışsa aracısız ulaşabiliyoruz. Ayrıca, Sayın Emine Erdoğan’ın yürüttüğü Gönül Elçileri projesinden sonra da koruyucu aile sayısında ciddi bir artış oldu.

Derneğin, Kocaeli’de de bir ayağı var mı?

Var, tabii. Bir kere derneğimizin ana sponsorlarından bir olan Autobella, Kocaeli’de. Autobella’nın sahipleri sevgili Feyza Muti ve Aşkın Ekşi, aynı zamanda derneğimizin yönetim kurulunda görev alıyorlar. Onların desteğiyle birlikte Kalben Derneği daha da güçlendi.

 

 

BANA YOL GÖSTERDİLER

Kalben’den başka koruyucu aile dernekleri de var mı?

Kalben kurulmadan önce sivil toplum kuruluşlarını da araştırdım ve çok iyi koruyucu aile dernekleri olduğunu gördüm. İstanbul Koruyucu Aile Derneği, Ankara’da KOREV, Denizli Koruyucu Aile Derneği, Hayat Sende gibi çok kıymetli kişiler tarafından kurulmuş dernekler bunlar. Onlarla irtibata geçtim ve bana çok güzel yol gösterdiler.

İlimizde faaliyetleriniz de oluyor mu?

Evet, sık sık geliyoruz. En son 23 Nisan şenlikleri için Kocaelide’ydik. Toyota Plaza Kocaeli Kaya’nın ve Çocuk Kasabası Anaokulu’nun 23 Nisan etkinliklerine katıldık. Kocaeli bizi sevdi, biz de Kocaeli’yi çok sevdik.

 

 




ETİKET :   Pelin Çalışkanoğlu

Tümü