kocaeli , 09-07-2020

Ne yersen O’sun

10:53:44 | 2020-03-02

Dünyaca ünlü şef Anthony Bourdain’in çok sevdiğim bir sözü vardır; ‘Biriyle yemeğinizi paylaştığınızda, o kişi hakkında çok şey öğrenirsiniz.’

Bu sözün, bir önceki yazımda da değindiğim ‘Ne yersen o’sun’ yaklaşımını çok iyi tamamladığını düşünürüm. İnsanların ne yediklerine ama öncelikle nasıl bir beslenme alışkanlığı edindiklerine belki de bu yüzden dikkat ederim.  

Son günlerde, ‘Yemek yemek kültürümüzün bir devamı mı yoksa sadece karnımızı doyurmaya yarayan bir araç mı?’ sorusu kafamda dönüp duruyor.

Herkesin gurme kesildiği çağımızda, herkesin aşçı takıldığı bu ortamda sosyal medya sayesinde bilgi dağarcığımıza giren onlarca kelime ve akım var. Tüm bu yeme akımlarını araştırmamak, boş vermek çok da işime gelmiyor açıkçası.

Bugüne kadar bildiklerimiz, vegan ve fast-food ile sınırlıyken holistik beslenme ve slow-food akımları bu aralar kulağımıza en çok çalınanlar arasında. Peki, ‘En doğrusu hangisi?’ diye sormanın vakti gelmedi mi?

Beni böyle düşünmeye en çok iten insanların ne yediklerinden ziyade ne yiyeceklerini bilmiyor olması. Bu da beraberinde pek çok ziyanı getiriyor.

 Bilinçsiz tüketimin en büyük sorumlusu gayet tabii sosyal medya. Bazen sadece fotoğrafında görüp beğendiğimizi sipariş ediyor, beğenmezsek yemekten vazgeçiyoruz.

 Hatta daha da kötüsü fotoğrafını çekip paylaşmak için bile bunu yaptığımız oluyor.

Sonra da ‘Fotoğrafta çok güzel görünüyordu ama...’ diyerek mızıkçılık yapıyoruz.

★ ★ ★

Peki ya hemen hemen her gün istesek de istemesek de sponsorlu reklamlar sayesinde karşımıza çıkan abartılı yemek görsellerine ne demeli? Mesela sırf daha fazla görüntülenme ve beğeni kazanmak uğruna onlarca etin ve yemeğin heba edildiğinin, çöpe gittiğinin farkında mısınız? Üstelik dünya açlıkla mücadele ederken...

Oysa yemek bu değil, olmamalı da.

Sadece tüketmeye odaklandığımız günümüzde üretmekten vazgeçtik. Ne üreticiye saygımız var ne de o ürünün masamıza gelene kadar ne gibi süreçlerden geçtiği hakkında bir fikrimiz. Beğenirsek yiyoruz, beğenmezsek bırakıyoruz.

 Ne yöresel lezzetler hakkında bir fikrimiz var, ne de onu gelecek nesillere aktarmak gibi bir misyonumuz.

Tek bildiğimiz hızlıca karnımızı doyurmak ve hızlıca oradan uzaklaşmak.

Yemek yeme kültürü de diğer pek çok kültürümüz gibi bize miras ve inanın ziyan edilmeyi hiç hak etmiyor.

Sadece biraz yavaşlamayı, durup bakmayı ve saygıyı hak ediyor diye düşünüyorum.

Bu ay da size mevsimine uygun bir yemek tarifi vereceğim.

Haydi mutfağa!

Şimdiden afiyet olsun. 

 

ISPANAKLI LAZANYA

 

 

MALZEMELER

 

Beşamel sos için:

• 2 yemek kaşığı un

• 2 yemek kaşığı tereyağı

• 1,5 su bardağı süt

• 2 tutam tuz

• 1 tutam karabiber

• 1 tutam muskat cevizi rendesi

 

Lazanya için:

 

• 12 adet lazanya yaprağı

• 100 gram kaşar peyniri

• 1 bağ ıspanak (ayıklanmış ve temizlenmiş)

• 1 tatlı kaşığı tereyağı

• 1 tutam tuz

• 1 tutam pul biber

 

HAZIRLANIŞI

 

Beşamel sosun hazırlanışı:

Tereyağını eritin ve unu kokusu çıkıncaya kadar kavurun. İçine yavaş yavaş sütü ilave edin ve sütü eklerken sosunuzu çırpın. Kıvam alınca tuz ve karabiberi de ilave edin, ocaktan alın.

 

Lazanyanın hazırlanışı:

Fırını 165 dereceye ayarlayın. Tereyağını eritin ve ıspanakları hafif soteleyin. Sotelenen ıspanaklara tuz ve pul biber ilave ederek lezzetlendirin. 5 su bardağı suyu derin bir tencerede kaynatın. Kaynayan suya 1 yemek kaşığı tuz ilave edin ve lazanya yapraklarını hafif haşlayın. Haşlanan lazanya yapraklarını ısıya dayanıklı cam bir kaba, her katında 2 adet lazanya yaprağı olacak şekilde yerleştirin. İlk katına ıspanak soteyi yerleştirin. Tekrar lazanya yapraklarını ekleyin ve bu işlemi tekrarlayın. Beşamel sosu en son kata yayın ve rendelenmiş kaşarı ilave edin. Fırında 20-25 dakika, kaşarlar eriyinceye kadar pişirin. İşte bu kadar, afiyet olsun!




ETİKET :   serkan yeşildağ gurme köşe yazarı kocaeli life kocaeli ıspanaklı lazanya lezzet yemek tarif

Tümü