kocaeli , 23-10-2019

Meleklerin şehrinde 9 gün: Tayland

İlimizin tanınmış iş kadınlarından, Gölcük’te hizmet veren Renna Güzellik Salonu ve 41 Burda AVM’deki Ali Gür Kuaförün işletmecisi Tülay Usta Morkan, geçtiğimiz günlerde ‘melekler şehri’ Tayland’a 9 günlük seyahat gerçekleştirdi. Bu mistik ülkenin doğal güzelliklerinden ve kültüründen çok etkilenen Morkan, gezisinin ayrıntılarını Kocaeli Life okurlarıyla paylaştı

11:49:29 | 2019-04-10

Hazırlayan: Tülay Usta Morkan

 

Of, çok uzun bir yolculuk olacak… Gitmesem mi? karasızlığını atlattıktan sonra başlayan ve sonsuz bir keyif, şaşkınlık, mutluluk duygularıyla ‘Oh, iyi ki de gelmişim!’ dedirten Tayland seyahatimi paylaşmak istiyorum sizlerle…

Tayland’a direk uçuşlar olsa da aktarmalı yolculuklar fiyat acısından daha makul. Ülkeye ulaşım, aktarmalardaki beklemeler hariç, havada 12 saat süren çok konforlu bir yolculukla sağlanıyor. Önce Dubai’ye 4 saatte uçuyorsunuz. Burada 1,5 saatlik bir bekleme süreniz var. Uzun gibi görünse de Dubai Havaalanı o kadar büyük ki Bangkok uçağına zar zor yetişebiliyorsunuz. Bangkok uçağındaki yerimizi aldık ve sürprizlerle dolu yolculuğumuz böylece başlamış oldu. Bindiğimiz Airbus A380’in dünyanın en çok yolcu alan uçağı olduğunu öğrenmemiz, ilk sürpriz oldu. Uzun ama rahat ve konforlu bir uçuştan sonra indik Bangkok Havaalanı’na. Havaalanından çıkmadan önce cüz-i bir ücretle, 8-9 günlük sınırsız  internet hatları satılıyor. Mutlaka faydalanmanızı öneririm çünkü seyahatiniz boyunca sosyal ağlarda paylaşmak isteyeceğiniz çok anınız olacak.

Tayland’a gittiğinizde farklı bir kültürle tanışmaya, harika bir deneyim yaşamaya hazır olun çünkü bunun sinyallerini her köşede göreceksiniz. Havaalanından çıkınca hissettiğiniz ilk şey aşırı nemli hava ve şehre has ağır bir koku olacak... Ama korkmayın, buna kısa zamanda alışıyorsunuz.

 

 

MELEKLER ŞEHRİ 

Şehre girdiğimde, ilk dikkatimi çeken şey elektrik tellerinin yığınlar halinde üst üste geçmiş olmasıydı. Yollar çok geniş ve gelişmiş olmasına rağmen elektrik hattının bu durumu garip geliyor insana. Bangkok’ta trafik tersten akıyor. Ulaşım daha çok motorlu araçlar, tren, otobüsler ve bölgeye has ‘tuktuk’larla sağlanıyor. Özellikle tren yolculuklarındaki düzen inanılmaz… Sıra beklerken herkes birbirine saygılı. İnişler tamamlanmadan kimse trene binmeye çalışmıyor. Trende yaşlı ve hamileler için ayrılmış koltuklar boş olsa da kimse oturmuyor.

Bangkok’a adım attığınız andan itibaren Budizm’in izlerini her köşede görebiliyorsunuz. Zaten Tayland denilince ilk akla gelen şey Budizm ve tapınaklar... Thai dilinde ‘melekler şehri’  anlamına gelen Tayland’ın başkenti Bangkok’ta 400’den fazla tapınak ve Buda heykeli bulunuyor. En ünlüleri Grand Palace (Büyük Saray), Seat Pho, Wat Arun, Wat Traimid (Altın Buda) ve Sanctuary of Truth (Hakikat Tapınağı). Tapınakların hepsi mistik ve gösterişli fakat içlerinde benim en çok dikkatimi çekenler Grand Palace, Altın Buda ve Hakikat Tapınağı oldu.

 

 

TAMAMEN AHŞAPTAN OYULAN TAPINAK

Altın Buda; 3 metre boyunda, 5,5 ton ağırlığında saf altından oluşuyor ve tam 700 yaşında. Heykel, geçmişte Burmalı istilacılardan korunması için çimentoyla kaplanmış. Bundan 40 yıl önce taşınırken vinçten düşünce kırılmış ve aslında saf altından yapıldığı ortaya çıkmış. Grand Palace ise ihtişamlı görüntüsü, huzur veren atmosferiyle insanı büyüleyen bir yapı ve her yıl binlerce turistin akınına uğruyor. Oldukça geniş bir alana kurulmuş olan tapınağı gezmek yaklaşık 3 saatinizi alıyor.

Tayland’da her tapınak kendine has olsa da hepsi aynı duyguyu ifade ediyor ama bence içlerinde en özeli Hakikat Tapınağı. Burayı özel kılan, denizin ortasına inşa edilmesi, yapımının kırk yıldır sürüyor olması ve inşasında sadece ahşap kullanılması. Tek bir çivi ya da beton kullanılmadan, tamamen ahşap el oymacılığıyla inşa edilen tapınağın bir bölümü yapılırken diğer yanı yağmur ve nemden bozulduğu için yapının 2050 yılında bitmesi planlanıyor. Tapınağın muazzam işçiliğini, muhteşem doğallığını ve insana hissettirdiği huzuru anlatmak zor. Yeri gelmişken söyleyelim; tapınaklara şort  ve askılı kıyafetlerle girmek yasak olduğundan, hazırlıklı gitmenizde yarar var.

 

TİMSAH ÇEVİRMEYE NE DERSİNİZ?

Bangkok bir dünya şehri olsa da bir saat uzağındaki Pattaya için aynı şeyi söylemek zor. Modern alışveriş merkezleri dışında Türkiye’nin 20 yıl önceki hali kadar gelişmiş görünüyor. Dünyanın en zenginleri arasında yer alan bir kral tarafından yönetilen bu ülkede hem ihtişam hem de fakirlik bir arada. Bunu ‘özü korumak’ olarak anlatıyorlar. Krala bağlılık çok önemli; öyle ki her yerde bulunan kralın resimlerini selamlamadan geçmiyorlar. Ayrıca krala hakaret turistler için de suç sayılıyor. Pattaya sokaklarında rengarenk meyvelerle dolu araçları, çeşitli deniz ürünlerinin pişmiş ya da çiğ hallerini ve timsah çevirmeyi görmek günün rutinleri arasında… Ama korkmayın, aç kalmayacaksınız. Şehirde Türk yemekleri, dönerci hatta Maraş dondurması bile bulmanız mümkün. Hatta King Sea Food lokantasında, Orhan Gencebay ve Ahmet Kaya şarkıları söyleyen solisti dinlerken kendinizi hala Türkiye’de hissetmezsiniz; kapanışta mutlaka 10. Yıl Marşı’nı dinleyeceksiniz. Arkadaki ışıklı Pattaya tabelasını görmesem, kendimi İzmir’de hissedecektim.

Ev yemeği kültürü, Tayland’da yok. Sokakta beslenmek hem pratik hem ucuz. Bu sebeple evlerindeki mutfak, kullanılmayan bir bölümmüş. Ülkede yemek seçeneği çok fazla. Fransız, İtalyan, Macar, Alman, İsviçre, Hint, Japon, Çin ve İngiliz gibi dünya mutfağı restoranlarının yanında, ‘helal food’ servisi veren Arap ve Türk mutfağı restoranları da mevcut.

 

 

BELGESELİN TAM KALBİNDE

O kadar yol gitmişken mutlaka yeni tatlar denemelisiniz... Mesela, timsah çevirme için uzun bir kuyruk beklemeniz gerekecek çünkü meraklısı çok fazla. Bunun dışında Thai mutfağında deniz ürünlerine ağırlık veriliyor. Karbonhidrat olarak sadece pirinç lapası tüketiliyor.

Ekmek tüketimi ise yeni yeni başlamış. Sanırım onlar da şişmanlamaya başlayacak çünkü ekmeğe alışmadan önce beslenmeleri deniz ürünleri, pirinç lapası ve rengarenk meyvelerden ibaretmiş.

Tayland denilince akla gelen ilk şeylerden biri de masaj. Sokaklarda rengarenk giysileri olan kadınlar, masaj salonlarının önünde ayak masajı ve Thai fizik masajı yapmak için bekliyor. Hediyelik alışveriş ve ulaşım ücretlerinde olduğu gibi, masajda da önceliğiniz sıkı bir pazarlık olmalı çünkü onlar bizden daha sıkı pazarlık yapıyorlar.

Tayland ‘da gezilecek çok fazla yer var. Her güne bir tur planlayabilirsiniz. Biz ilk olarak vahşi yaşam turunu seçtik. The Milion Stone Park ve Crocodile Farm için hazırlanın.... Belgesellerde izlediğiniz vahşi yaşamın tam kalbindesiniz! Bir yanda yemyeşil, bakımlı, göz alıcı tasarımlarla dolu bahçeler diğer yanda fil, zürafa, kaplan, timsah ve değişik kuş türlerini yakından tanıyacağınız bambaşka bir dünya… Fil safarisiyle daha önce hiç tatmadığınız duygularla tanışabilir, kaplanlara dokunarak fotoğraf çektirebilirsiniz. “Korkmayın” diyemiyorum çünkü benim için yüksek adrenalinli bir deneyimdi.

  

MAYMUNLARA DİKKAT!

Tayland halkı ve hayvanlar turiste o kadar alışkın ki filler insanlara şirinlik yapıyor. Üzerine çıktığımda, korkmadan güvenle seyahat ettim. O kadar sakin hareket ediyorlar ki hiç huzursuz olmuyorsunuz. Timsah ve yılanlar için aynı şeyi söyleyemem ama yine de en dikkatli olmanız gereken hayvan, maymunlar olmalı. O kadar çevik ve hızlı hareket ediyorlar ki bir anda elinizde ne varsa alıp kaçıyorlar.

Ülkede, hayvanat bahçeleri dışında da hayvanlardan fazlasıyla faydalanıyorlar. Mesela timsahların hem etini hem derisi kullanıyorlar. Filler kutsal sayıldığı için öldürülmüyor ama doğal ortamında öldüğünde derisinden cüzdan yapılıyor ve bu cüzdanların bereketli olduğunu kabul ediyorlar. Tayland, doğal kaynaklar açısından zengin bir ülke. Bu anlamda mücevher fabrikası turuna da mutlaka katılmalısınız. Turda, madenin topraktan çıkmasından son aşamasına kadar tüm detaylar ayrıntılı şekilde anlatılıyor.

Tüm bunların dışında, her günün sonunda otele dönmeden önce thai fizik ve el-ayak refleksoloji masajlarınızı mutlaka yaptırmanızı öneririm. Böylece bütün yorgunluğunuzu atacak ve otele uçarak gideceksiniz.

 

 

ALCAZAR SHOW İZLENMELİ

Tayland’da üç mevsim yaşanıyor. Mart-mayıs ayları çok sıcak oluyor; haziran-ekim ayları günlerce aralıksız yağan yağmurlarla geçiyor; kasım - şubat ayları ise daha ılıman ve seyahat için en uygun zaman. Bu aylar oranın kışı olarak geçse de hava sıcaklığı 26-33 derecelerde oluyor. Kısaca Tayland’da tüm yıl bir şort ve bir terlikle yaşayabilirsiniz. Bu sebeple Avrupa halkları için kış ortasında yaz tatili yapılabilen bu ülke, bir cazibe merkezi.  Pattaya’ya yolunuz düşerse Alcazar Show’u izlemeden sakın şehirden ayrılmayın. Alcazar Show, ‘ladyboy’ların gerçekleştirdiği renkli ve enerjik bir şov. Ladyboy’lar, Tayland’da nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan, güzellik ve  estetikleriyle ünlü transseksüeller.

Ülke nüfusunun  yüzde 60’ı kadın, yüzde 30’u transseksüel ve yüzde 10’u erkeklerden oluşuyor. Bu kadar büyük bir çoğunluğun tercihini bu yönde kullanmasıyla alakalı olarak, Tayland estetik operasyonlarda dünyanın en iyi ülkelerinden biri haline gelmiş. Transseksüel dansçıların performanslarını sergilediği Alcazar Show, yaklaşık beşer dakikalık bölümlerden oluşuyor. Her bölümde sahne dekorları ve kostümler değişiyor. Bilet fiyatları 600-800 baht arasında. Şov sonunda dansçılarla fotoğraf çektirmek isterseniz, ayrıca 100 baht ödemeniz gerekiyor.

 

ISSIZ ADAYA DÜŞMEK

Tüm bu yerleri gezdiğinizde seyahatinizin biteceğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz… Daha Hint Okyanusu’nun muhteşem denizini ve incecik beyaz kumunu görmediniz. Mercan adasına, hızlı motorla yarım saat süren bir yolculukla ulaşılıyor. O kadar muhteşem bir deniz ki cennetten bir köşe demek abartı olmaz. Her şey çok ilkel, betonlaşma hiç yok. Hani düşerken yanımıza 3 şey alacağımız o ıssız ada var ya… İşte, burası, orası. Üstelik yanınıza bir şey almanıza da gerek yok. Ultra bir beklentiniz yoksa; adada yeterli miktarda her şeyi, bolca huzur, sessizlik, deniz ve rengarenk balıkları bulacaksınız.

Tayland ile ilgili bir belgesel ya da gezi programı izlediyseniz, yüzen pazarları görmüşsünüzdür. Ülkeye giderseniz, canlısını da mutlaka görmelisiniz. Ancak bu pazarlar şehir merkezlerinin uzağında kuruluyor ve sabah çok erken saatlerde açılıp öğle saatlerinde kapanıyor. Bu yüzden yüzen pazar plânınız varsa sabah erken saatlerde yola çıkıp bir gününüzü harcamanız gerekiyor.

Ben Damnoen Saduak Floating yüzen pazarına gittim, ilginç bir deneyimdi.

Motorlarla kanalda hız yaparken çok keyifli vakit geçiriyorsunuz. Pazar yerine vardığınızda; satıcılarla göz göze geldiğiniz ve o, elindeki sopayla motorunuzu kendisine doğru çektiği anda satış ve pazarlık başlamış oluyor. Burada aklınıza gelecek her şeyi bulabilirsiniz. Meyve, pişmiş yiyecekler, çanta, aksesuar, hediyelik eşya… Uyarayım, iyi bir pazarlıkçı değilseniz, yüzen pazarda normalinden iki kat daha pahalıya alışveriş yapabilirsiniz. 

 

 

GENÇLİK İKSİRİ

Eğer antiaging, gençleşme gibi konulara ilgi duyuyorsanız Tayland’da mutlaka yapmanız gereken bir şey var: Bölgeye özgü kırlangıçların kayaların üzerinde tükürükleriyle oluşturdukları yuvalardan yapılan çorbayı içmek! Ben içmedim fakat bu işin meraklıları ‘gençlik iksiri’ denilen bu ilginç çorbanın çok etkili olduğunu söylüyor.

Evet, yolculuğu gözünde büyüyen, 9 günün nasıl geçeceğini düşündüğüm Tayland seyahatim, göz açıp kapayıncaya kadar geçti; zamanın nasıl akıp geçtiğini hiç anlamadım. Artık bu masalsı dünyadan çıkmanın vakti geldi... Tayland’ı görüp kendi dünyanıza geri döndüğünüzde artık bir daha eski siz olmuyorsunuz çünkü keşfettiğiniz her şey sizi değişime zorluyor… Artık başka dünyaları başka yaşamları merak ediyorum ve öğrenmek istiyorum.

ETİKET :   tayland gezi seyahat gezi yazısı