Mardin’de çocukluğumun izinde...

İnsan yaşarken, yaşadıklarının kıymetini bilemeyebiliyor bazen... Sana olağan gelen koşulların aslında ne kadar değerli olduğunu zaman geçtikçe, şartlar değiştikçe daha iyi anlıyorsun.

17:00:22 | 2017-01-12

    • Sırma MUNGAN

 

Çocukluğumda sık sık gittiğimiz, günlerce kaldığımız anneannem ve dedemin eski Mardin’deki konağının, nasıl ihtişamlı ve huzur dolu bir yer olduğunu, (her ne kadar şu an bakımsız ve içinde kimse yaşamıyor olsa da) bu seneki gidişimde daha iyi anladım.

Ne şanslı ve özel bir çocukluk geçirmişim, meğer... Yaz günlerimi, 3 katlı dev konağın Mezopotamya Ovası’na bakan geniş avlusunda dedemin güvercinleriyle oynayarak, geceleri yıldızları izleyerek, tahtta uykuya dalarak, tertemiz havayı soluklayarak geçirirdim.

Belli aralıklarla ziyaret etmeye çalıştığım Mardin’e bu yıl yapacağımız geziyi uzun süre önce planlamıştık.

 

Mardin evlerinde sıkça görülen yarı açık avlulara ‘eyvan’ deniyor. Çocukluğum, ailemize ait Abdülkadir Paşa Konağı’nın eyvanında oynayarak geçti.

 

En yakın arkadaşlarımla ata şehrim Mardin’de olmak fikri, beni çok heyecanlandırmıştı.

Cuma akşamı Diyarbakır’a uçtuk...  Geceyi orada geçirip ertesi sabah güzel bir Diyarbakır kahvaltısı yaptıktan sonra erkenden Mardin’e doğru yola çıktık.

Yollar çocukluğuma göre oldukça değişmişti... Tek şeritli yollar genişletilmiş, duble yol haline gelmişti.

Yolda Sultan Şeyhmus türbesini görünce, Mardin ile ilgili ilk anılar zihnimde canlanmaya başladı.

Bölgede çocuğu olmayan aileler bu türbeye gelip adak adar, çocukları kız olursa ‘Sultan’, erkek olursa ‘Şeyhmus’ ismini koyarlardı.

Mardin’e ulaştığımızda, Eski Mardin’in girişinde yer alan Maridin Otel’e yerleştik. Maridin, otel haline getirilmiş eski bir Mardin konağı.

Özellikle konumu sebebiyle otelimizden gayet memnun kaldık.

Eşyalarımızı otele bırakıp hızlıca eski Mardin sokaklarında gezmeye başladık.

Yolumuza, menengiç yağından yapılan bıttım sabunlarını satan dükkanlara, kapısında Mardin’e özel badem şekerini ikram eden kuruyemişçilere, telkâri işlemesi ile otantik takıların bulunduğu gümüşçülere gire çıka devam ettik ve çarşı içerisine çok yakın olan, Mardin’in en eski camisi Ulu Cami’ye geldik.

Anadolu’da çifte minareyle inşa edilmiş, bilinen ilk cami olan bu etkileyici camide fotoğraflar çektikten sonra, sanki açık hava müzesinde yürüyor hissi veren Mardin sokaklarında gezmeye devam ettik.

Mardin evlerini inceleye inceleye keyifle yürüdüğümüz sokaklarda, kimi zaman belediyenin eşekleriyle de karşılaştık.

Yollar oldukça dar ve merdiven şeklinde olduğu için Eski Mardin’de çöp toplama işini mecburen belediyenin kadrolu eşekleri yapıyor.

 

Yollar oldukça dar ve merdiven şeklinde olduğu için eski Mardin’de çöp toplama işini mecburen belediyenin kadrolu eşekleri yapıyor.

 

 

BÜYÜK DEDEMİN KONAĞINDA

Basamaklardan inip, abbaraları geçip, en son 7-8 yaşlarında geldiğim anneannemlerin evini buldum.

Şanslıydık ki konağın alt katındaki kiracı evdeydi... Hiç Türkçe bilmediği için biraz zor iletişim kursak da derdimizi anlatabildik ve içeri girebildik.

Annemin büyüdüğü ve benim de çocukluğumun geçtiği, annemin büyük dedesi Abdülkadir Paşa’nın konağındaydık.

İçeri girdiğimiz anda arkadaşlarımla beraber, ben de bir kez daha hayran kaldım bu muhteşem yapıya.

3 katlı büyük konağın en üst katındaydık... Konak zaman geçtikçe farklı ailelerin bir arada yaşamasına uygun hale getirilmişti.

 

Eski Mardin’de belediyenin kadrolu eşekleri çöp topluyor.

 

2 büyük odanın arasında yarı açık bir eyvan, eyvanın önünde Mezopotamya’ya hakim kocaman bir avlu...

M.Ö. 4000’li yıllara dayanan yerleşim tarihi olan bir yerde, bu yapıların nasıl oluşturulduğuna hayret ediyor insan.

Mardin sırtlarında kurulu olan bu evler asla birbirinin manzarasını kesmeyecek şekilde konumlandırılmış.

Mardin evlerinde eyvanlar, yazın en çok kullanılan alanlar. Batı güneşinde gölgede kalacak şekilde planlanmışlar.

İnşa edilme şekli ve yapımında kullanılan taşlardan dolayı evler yazın serin, kışın sıcak.

Ve tabii, Mardin evlerinin en önemli özelliği kapı, pencere ve duvarlarda yer alan oymalı taş işçiliği... Mimaride kullanılan sarı kalker taşı oyma ve desen yapmaya müsait olduğundan hemen hemen her Mardin evinde süslü bir mimariyle karşılaşabiliyorsunuz. Tıpkı anneannemlerin evinde olduğu gibi...

 

BAĞDADİ RESTAURANT

Havanın kararmaya başlaması üzerine, tekrar çarşı tarafına çıkıp akşam yemeğine kadar menengiç kahvelerimizi içip dinlendik.

Akşam için Mardin’in en lezzetli yemeklerini bulabileceğiniz Bağdadi Restaurant’ı seçtik.

Bağdadi, babamın da vakıf evladı olduğu, Hacı Mehmet Ağa Vakfı’na ait, yine bir Mardin evi.

 

Cumhuriyet Meydanı’nda şahane bir manzaraya hakim; hizmeti ve yemekleriyle muhteşem bir işletme.

Haşlanmış içli köfte, sembusek, alluciye (erikli kuzu incik), kaburga dolması gibi Mardin’in en lokal yiyeceklerini, Süryani şarabıyla beraber Bağdadi’de yiyebilir; Arapça-Türkçe karışık Mardin türkülerini dinleyerek keyifli bir akşam geçirebilirsiniz.

Gündüz otantik ve etkileyici mimarisi, gece ise egzotik ve büyülü manzarası ile Mardin’i hala görmeyen varsa, en kısa sürede görmesini şiddetle tavsiye ederim.

 

Konağın ana giriş kapısı.

 

Mardin’de ne yenir?

 

Kaburga dolması

 

Koyunun kaburga kemiğinden yapılır. Kaburgaların üzerindeki et kesilerek, bulgurdan hazırlanan iç malzemesiyle doldurulur.

Haşlanmış içli köfte: Bulgurla yapılan hamur elde açılır, içine kıymalı ve cevizli iç malzemesi doldurularak kaynar suda haşlanır.

Sembusek: Mayalı hamurdan açılan bezelerin içine kıymalı içine kıymalı ya da sebzeli iç malzemesi konulur, kapatılarak fırında pişirilir.

 

 

Alluciye: Yeşil erik ve kuzu etiyle pişirilen bir tencere yemeğidir.

 

Hariri: Pekmez, un, tarçın, karanfil ve zencefil ile yapılan Mardin’e özgü tatlıdır.

 

MARDİN’DEN NE ALINIR?

 

Mavi badem şekeri

Alınacaklar listesinin en başında, Mardin’in meşhur mavi badem şekeri var. Mavi olmasının nedeni, şeker kaplamasının içinde ‘lahor’ bitkisinin kökünden elde edilen bir boyanın kullanılması. Mavi badem şekerinin bu kadar meşhur olmasının tek sebebi rengi değil elbette. Kentte her köşe başında bulabileceğiniz bu şekerler o kadar lezzetli ki paketi bir kez açtığınızda bitirmeden bırakmanız zor... Mardin’in badem şekeri mavi rengiyle meşhur olsa da tarçınlı ve damla sakızlı gibi farklı renk ve aromalara sahip olanları da denenmeye değer.

 

Bıttım sabunu

 

Mardin’de en az badem şekeri kadar meşhur olan bir diğer şey de yüzde yüz organik bıttım sabunu. Bu pek özel sabun, yabani fıstığın olmamış halinin yaprağının yağından yapılıyor. İçindeki maddelerden dolayı doğal antiseptik özelliği taşıyan bu sabunun egzama, mantar, sivilce gibi cilt hastalıklarının tedavisinde kullanıldığı biliniyor. Bıttım sabunu ayrıca saçtaki kepek ve yağlanma sorunlarını gideriyor, hatta beyazlaşan saçları eski rengine döndürdüğü iddia ediliyor.

 

Menengiç kahvesi

Yabani Antep fıstığından yapılan menengiç kahvesi, Mardin’in en özel lezzetlerinden biridir. Yöresel bir tat olarak yörede sıklıkla tüketilen menengiç kahvesinin sağlık üzerinde de pek çok olumlu etkisi olduğu biliniyor.

 

Telkari

İncecik gümüş tellerin el emeği göz nuruyla tek tek bükülerek işlenmesine telkâri sanatı deniliyor. Mardin’de, her biri birer sanat eserini andıran telkâri takı ve aksesuarların en özel modellerini bulmanız mümkün.




ETİKET :   mardin midyat gezi ulu camii bıttım sabunu mavi badem şekeri

Tümü