Küçük bütçeli ama büyük yürekli proje: SURE

Başiskele Kaymakamlığı’nın hayata geçirdiği SURE projesi, savaş mağduru Suriyeli çocuklar ve kadınların yaralarını sarıyor, yaşama umudunu yeşertiyor

11:19:13 | 2018-07-04

RÖPORTAJ: Serpil ÇOLAK
FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı Timuçin

 

Kim doğup büyüdüğü toprakları terk etmek ister ki... Başka bir coğrafyada, yabancı bir ülkede, dilini bile bilmediği insanların arasında yaşamayı kim ister? Hele ki ‘mülteci’ konumunda ise... Tıpkı, ülkelerindeki iç savaş nedeniyle göçe zorlanan Suriyeliler gibi...  Muhtemelen savaştan önce çoğunun güzel bir hayatı vardı. Evi-barkı, işi-gücü, sıcacık yuvası, mutlu bir yaşantısı...

Savaş önce yüzlerindeki gülümsemeyi çaldı, içlerine ateş düşürdü, daha sonra ocakları söndürdü. Nüfusun neredeyse yarısı göç etmek zorunda kaldı. Yerlerinden edilen Suriyelilerin yüzde 75’ini ise çocuklar ve kadınlar oluşturdu.

Çocuk, her yerde çocuktur. Çocuğun rengi, dili, ırkı olmaz. İçimizde en masum olanlar, onlar ama savaşların en büyük acısını yaşayanlar da onlar. Tıpkı Suriyeli çocuklar gibi... Onları yaftalayıp yargılamaktan ziyade yaralarını sarmalıyız, acılarını bir nebze de olsa dindirmeye çalışmalıyız. Kendi çocuklarımıza gösterdiğimiz özeni onlara da göstermeliyiz. Kısacası Suriyeli çocuklara sahip çıkmalıyız çünkü onlar artık bizim de çocuklarımız. Onlara ihtiyaçları olan güveni, sıcaklığı ve sevgiyi vermeliyiz. Neden mi? Çünkü, bir çocuk değişirse dünya değişir. İşte bu düşünceden yola çıkan Başiskele Kaymakamlığı, Suriyeli çocuklara ve de annelerine sahip çıkmak amacıyla bir proje başlattı. SURE adını taşıyan proje kapsamında Suriyeli çocuklar Türkçe öğreniyor, gerek koro gerekse halk oyunları çalışmalarına katılarak Türk kültürünü yakından tanıma imkanı buluyor. Çocuklar takım oyunlarında hem eğleniyor hem dayanışmayı öğreniyor. Kimi zaman hobi bahçesinde ekim-dikim yapıyor, kimi zaman tahta arabalarla yarışarak keyifli vakit geçiriyor. Suriyeli kadınlar da aldıkları Türkçe eğitiminin yanı sıra spor yapıyor, takı tasarımı kursuna devam ediyor. Suriyeli çocuklara ve kadınlara günlük sıcak çorba ikramından kırtasiye malzemesi desteğine, temizlik malzemesi dağıtımından bilgisayar kullanımına kadar her türlü destek veriliyor. Başiskele Kaymakamı Atilla Kantay önderliğinde hayata geçirilen SURE projesi küçük bütçeli ama büyük yürekli bir proje. Gelin, projenin ayrıntılarını Başiskele Kaymakamı Atilla Kantay’dan dinleyelim.

 

 

 

Suriyeli çocuklar ve anneleri için hayata geçirdiğiniz SURE projesi büyük ses getirdi. Fikir nasıl ortaya çıktı, nasıl olgunlaştı?

Başiskele’de, 2017 yılının hemen başında göreve başladım. Kış mevsimiydi, lapa lapa kar yağıyordu. Trafik ışıklarının altında esmer çocukların araba camı sildirilerek veya dilencilik yaptırılarak hayata tutunmaya çalıştıklarını gördüm. Aynı manzaraya camilerde de rastladım. Cuma namazlarının başında ya da hutbenin ortasında Suriyeli baba yavrusunu havaya kaldırarak sallıyor, Arapça bir şeyler söylüyor, çocuğunu kullanarak para dileniyordu. Bu tablolar millet olarak çok canımızı yaktı. Sayın Valimiz Hüseyin Aksoy’un Kocaeli’ye gelmesiyle birlikte, dilendirilen çocuklara yönelik özel çalışmalar yapıldı. Çocuk istismarı ve çalıştırılması konusunda kendisi hiç vakit kaybetmeden tüm ili kapsayacak projeler gerçekleştirdi. Biz de ilçemizde bu konuyu titizlikle tatbik ettik.

 

Nasıl bir görevlendirme?

Bu görevin ana unsuru başta Suriyeli çocuklar olmak üzere tüm çocuklarımızı dilencilikten men etmekti. Tüm kaymakamlar bu projenin içinde yer aldı. Her ilçede mobil ekipler oluşturuldu, proje uygulanmaya başlandı. Biz de bu ana projeden esinlenerek, ‘SURE’ adı altında bir proje yapmaya karar verdik. Avustralya Büyükelçiliği Doğrudan Yardım Programına müracaatta bulunduk. Projemizi Başiskele Kaymakamlığı AB Proje ve Koordinasyon Bürosunda çalışan Mustafa Kemal Öztürk ve Alev Velidedeoğlu ile birlikte hazırladık. 15 bin Avustralya Doları bütçeye sahip projemiz 2018 yılının şubat ayında kabul edildi. SURE Projesi’ni, valiliğimizin çocuklara yönelik çalışmalarının önemli bir ayağı olarak hayata geçirdik.

 

SURE projesinin içeriğinde neler var?

Projemizi birinci ve ikinci kademe olmak üzere iki ana bölüme ayırdık. Birinci kademede, ilçemizde bulunan 5 pilot okulu seçtik. Bu okullarda Suriyeli 223 çocuk ve 90 anneye eğitim verdik. Projenin ikinci etabını yaz tatilinde, Gülbahçesi Anaokulu’nda hayata geçirdik.

 

Bu çocukları ve annelerini nasıl tespit ettiniz?

Çocuklar, zaten okula devam eden çocuklardı. Sayın valimizin bize verdiği talimat, Suriyeli çocuklar içerisinde ‘okul çağında olup da okula gitmeyen çocuk kalmasın’ şeklindeydi. Bu talimat doğrultusunda okula başlayan Suriyeli çocuklarımızı projeye dahil ettik. İlk hedefimiz; çocukların daha hızlı Türkçe öğrenmesini sağlamaktı. Sonrasında çocuklarda oluşan savaş travmasının mümkün olduğunca tedavi edilmesi ve psikososyal tarama yapılması için ilçemizdeki 30’a yakın gönüllü öğretmenimizle işe başladık.

Türkçe eğitiminin yanında tokalaşma, söz isteme, teşekkür etme, özür dileme, engelliye ve yaşlıya öncelik verme, görgü kuralları gibi insani becerilerini hızla geliştirebilmeleri konusunda da çocuklara yardımcı olmaya çalışıyoruz.

 

 

TÜRKÇE ÖĞRENİYORLAR

Türkçe’yi öğrenebildiler mi?

Türkçe’yi daha hızlı öğrenebilmeleri için çocuklarımızı takım oyunlarına aldık, güzel sanatlarla da tanıştırdık. Bir enstrüman çalmaları, koroya katılarak şarkı söylemeleri, resim yapmaları, halk oyunları oynamaları için yönlendirdik. İstedik ki çocuklar ülkelerine geldikleri gibi dönmesinler. Modern ve uygar bir ülkede bulunmanın artılarını görsünler, yaşasınlar. Bu doğrultuda güzel sanatlar lisesindeki öğretmenlerimizden yardım aldık ve bir koro oluşturduk. Güzel bir gösteriyle çalışmalarımızı taçlandırmak istiyoruz. Aynı şekilde halk oyunları ekibi kurduk, çocuklar bizim yörelerimize ait halk oyunlarını öğrenmeye başladı. Bu çalışmayla hem Türk kültürünü tanıtmayı hem çocukların temel becerilerini geliştirmeyi hem de topluma uyum sağlama yeteneklerini artırmayı amaçladık.

 

Proje kapsamında kadınlara da eğitim veriyorsunuz öyle değil mi?

Sayın Valimiz Hüseyin Aksoy’un eşi Hülya Aksoy’un yapmış olduğu, 4 ilde 1 milyondan fazla kadına ulaşan Kadın Sağlığı ve Eğitim Projesi’ne, Suriyeli kadınları da bizim kadınlarımız ile birlikte dahil ettik. Kadın ve çocuk sağlığı konularında eğitim vermeye devam ettik. Suriyeli kadınlar da bu uygulamadan çok memnun kaldı.

 

SAVAŞ MAĞDURLARI

İlk etabı tamamlayan çocuklar ikinci etaba da devam ediyor mu?

İkinci etapta daha çok savaşta babasını kaybeden yetim çocuklara yer verdik. İlk etaba katılma fırsatı bulamayanlar da ikinci etapta yer aldılar. İkinci etaptaki 30 çocuk ve 30 kadın birinci derecede savaş mağduru. Özellikle DEAŞ’e karşı savaşırken babasını kaybetmiş çocuklara öncelik verdik. Bu topraklar kendine sığınanı, mazlum ve mağdur kalanı hiçbir şekilde geri çevirmez. Mazluma ve sığınmacıya el uzatmak, onu geri çevirmemek, bu toprakların manevi mirası olsa gerek. Milattan önce 200’lü yıllarda Kartaca kahramanı Hannibal’ın ilimize sığınması ile başlayan süreç 1492’de İspanya’dan topraklarımıza sığınan Sefarad Yahudileri ve Osmanlı’nın Macar kahramanı Tökeli İmre’nin 1700’lerde misafir edilmesiyle devam ediyor. 1930’larda Almanya’dan ülkemize gelen Yahudilerin yanı sıra Afganistan’dan, İran’dan, Suriye’den, Irak’tan gelen çok sayıda insanı kucaklamak sanırım bu topraklara has bir özellik. Bu nedenle biz de misafir olan bu savaş yetimlerinin ülkemizde kaldıkları sürece hak ettikleri saygıyı ve muameleyi görmelerini istiyoruz.

 

Neden sadece çocuklar ve kadınlar?

Projemizin bütçesi kısıtlı. Kendisi küçük ancak yüreği büyük bir proje. Getirdiği ve getireceği sonuçlar açısından ülkemizdeki diğer kurumlara da örnek olur ve diğer yetişkinleri de kapsayacak bir proje ortaya çıkar umarım. Bizim temennimiz herkesin doğduğu topraklarda, kendi memleketinde karnını doyurması. Kendi doğal kaynakları ve becerileriyle, kendi organizasyon gücüyle ayakta kalmayı tercih etmesi. Sosyal politika kurucusu olmaktan ziyade çocuklara yönelik ilk yardım projesi bizimki. Yoksa farklı açıdan bakıldığında göç politikasına tesir etmek bizim görevimiz değil. Bizim için esas olan devletimizin belirlediği kurallardır.

 

 

Bu proje içinde en çok etkilendiğiniz hikaye nedir?

Bu proje kapsamında tanıştığım Fatma Hanım’ın oğlu Yahya’da etkilendim. Yahya, 12 yaşında. Annesi Fatma ise 33 yaşında, 6 çocuğu var. Baba Zekeriya, muhalif görüşünden dolayı 2011 yılında hapse giriyor. 3 sene hapislerde kalıyor. Bundan 4 ay önce babalarının ölüm haberini aldıklarını öğrendik. Oradaki en büyük korku; DAEŞ’in masum çocukları alıp, acımasız cellatlara dönüştürme korkusu. Bir de peçesiz sokağa çıktıklarında ikinci ikazdan sonra idam ediliyor olmaları başlıca korku sebepleri. Burada kendilerini güvende hissettiklerini söylüyorlar. Bu insanların ilimizde, ülkemizde kaldıkları sürece sırf çocuk oldukları için hak ettikleri saygıyı görmeleri gerekiyor.

 

Eğitimin yanı sıra çeşitli desteklerde de bulunuyorsunuz, öyle değil mi?

Öğrencilere kırtasiye, annelere de temizlik malzemesi desteğinde bulunuyoruz. Her gün sıcak çorba ikram ediyoruz. Şimdi okulumuza şişme oyun parkı kuracağız. Projenin ilk etabının bitmesinin ardından yetim çocuklara iftar yemeği verdik. Bu projenin kahramanları hiç kuşkusuz Başiskele’nin öğretmenlerdir. Sabah-akşam, gece-gündüz demeden çalıştılar. Bizim buradaki amacımız, ülkemizin dünyadaki diğer ülkelerden daha farklı olduğunu göstermek. Nüfusuna ve bütçesine göre en fazla sığınmacıyı barındıran ülke Türkiye. Bu durum sanırım tarihsel ve genetik bir durum. Onlara “Ülkenize döndüğünüzde bizi ve ülkemizi unutmayın” mesajını veriyoruz.

 

HER ŞEY ÇOCUKLAR İÇİN

Sizin çocuklarla ilgili başka projeleriniz de vardı yanılmıyorsam.

Ben, üniversitede öğretim görevlisi iken ayrıldım ve kaymakamlık yapmaya başladım. İlk görev yerim Eskişehir’in Alpu ilçesiydi. Orada Güneydoğu’dan gelip pancar işçiliği yapan çocuklar vardı, çoğu okuma-yazma ve Türkçe bilmiyordu. Bu çocuklar için 2 tane çadır okul açtık. Benzer çalışmaları Ağrı’ya bağlı Taşlıçay’da da yaptım. Taşımalı sistem olmayan bölgelerde, okumak isteyen kız çocukları için annelerin başında bulunduğu öğrenci evleri kurduk. Buna benzer bir çalışmayı Denizli’nin Honaz ilçesinde de gerçekleştirdim. Honaz’ın Kocabaş beldesinde Roman vatandaşlar çocuklarını mevsimlik işçi olarak çalıştırıyordu, neyse ki o yıllarda taşımalı eğitim başlamıştı. Daha sonra gittiğim her yerde çocuklarla ilgili çalışmalar yapmaya gayret ettim. Bu çalışmalar yıllar sonra da meyvelerini vermeye devam etti.

 

Nasıl?

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün bir haftalık eğitim seminerine katılmak üzere İtalya’nın Torino şehrine gitmiştim. En çok konuşulan konu çocuk işçilerdi, Hollanda’dan bir TV kanalı Türkiye’de ‘fındık işçiliğinde çalışan çocukların ürettikleri fındıklardan yapılan çikolataları yemeyin’ şeklinde bir propaganda başlatmıştı. 2016 yılının nisan ayında yayımlanan güzel bir Başbakanlık genelgesi ile başta valiler olmak üzere mülki idare amirlerine, göçmen tarım işçilerinin yaşam koşullarının iyileştirilmesi, onların taşınması, eğitim ve sağlık konularında sorumluluk ve görevler verildi. Benim esas ilgi alanım çocukların geleceği için yapılması gereken her şeydir. Üniversiteyi bitirdikten sonra yüksek lisans tezimi de ‘Mülki İdare Amirlerinin Çocukların Geleceğe Yönlendirilmesindeki Rolleri’ konusunda yaptım. Bunu da her gittiğim yerde uygulamaya çalıştım.

 

 

 

Aynı zamanda 3 çocuk babasısınız. Çocuklara olan hassasiyetiniz bundan kaynaklanıyor olabilir mi?

Hassasiyetim sadece çocuklarla ilgili değil. Korunmaya ihtiyacı olan her canlının güçlüler tarafından korunması taraftarıyım. Bu yeri gelir bir karınca olur, bir köpek ya da bir ağaç olur. Dünyaya olan borcumuzu bir şekilde ödememiz lazım. İnsanlara, hayvanlara ve canlılara yönelik mükellefiyetlerimiz olduğuna inanıyorum. Devlet sizi bir yere idareci olarak gönderdiyse, orada açlıktan uyuyamayan ya da yoksulluktan gizli gizli ağlayan bir çocuk olmamalı. Yetim ve öksüzler sessiz ağlar, çığlıkları sessizdir. Bu sessiz çığlıkları duymak, onlara ulaşmak, el uzatmak bizim için fazladan bir iş değil bizim esas görevimizdir.

 

SURE projesinin üçüncü etabı olacak mı? Gündemde başka bir proje var mı?

Bizim umudumuz bu kardeşlerimizin özledikleri memleketlerine dönmeleri. Hepsinde bir özlem var. Bu projemize bir süre belirlemedik ancak eylül-ekim gibi final yapacağız. İnşallah benzer projeler yapmak zorunda kalmayız.

 

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kocaeli Life Dergisi’nin sosyal sorumluluk projelerine olan ilgisinden dolayı teşekkür ediyorum. Geçmiş dergilere göz attığımda güzel olan birçok yerde sizi gördüm. Bu konuda sesimizi duyurduğunuz için teşekkür ediyorum.

 

 




ETİKET :   atilla kantay başiskele başiskele kaymakamlığı suriye mülteci suriyeli çocuk bebek kadın sure türkçe halk oyunu eğitim savaş savaş mağduru

Tümü