Gül kurusu renginde bir masal…

İlimizin tanınmış iş kadınlarından, Gebze’de faaliyet gösteren Nop Ambalaj firmasının sahibi Sevda Çoban gerçek bir seyahat tutkunu. Dünyanın en ilginç bölgelerine yaptığı yolculukları çektiği muhteşem fotoğraflarla ölümsüzleştiren Çoban, bu kez bizi Ürdün’den selamlıyor. Bu çok özel ülkenin gül kurusu rengindeki tarihi dokusu içerisinde masal tadında bir kaç gün geçiren Sevda Çoban, izlenimlerini Kocaeli Life okurlarıyla paylaşıyor.

16:25:13 | 2017-02-06

    • Sevda Çoban



Seyahat etmeyi oldukça seven biri olarak, genellikle ben gideceğim yeri değil, gideceğim yer beni seçer.

Tabii ki seyahat bölgesi hakkında bir fikrim olur ama nasıl gidilir, turlar nasıldır, hiç araştırmam.

2015 yılında Peru‘ya gidişimi hatırlıyorum da... ‘Macchu Pitchu dünyada görülmesi gereken yerlerden biri’ notu, işyerimdeki tahtamın bir köşesinde 1,5 yıl yazılı olarak bekledi.

Sonrasında kişisel gelişim grubumuz tüm organizasyonları yapmış bir şekilde 2015 Mart ayı için Peru gezi planını bizlere sundu. E, gitmemek olmazdı. 12 gün sürdü ve oldukça yorucuydu diyebilirim.

Özeti şöyleydi; yürü yürü yürü, tırman tırman tırman, meditasyon yap. Harika yerler gördük tabii ki ama benim gibi pek zihinden kopamayan biri için haliyle zor oldu.

Belgeselleri izlemeyi severim... Gezi için oldukça esin verici olabiliyorlar. Brezilya-Arjantin gezim öyle oldu, mesela.

Sanıyorum İZ TV’deydi... Dünyanın en geniş şelalelerine giden bir grup Türk gezginin anılarını aktardığı bir programdı. Evet, bu şelaleleri görmek güzel bir deneyim olur diye düşünmüştüm.

Kısa bir süre sonra acenteden Brezilya-Arjantin tur bilgileri geldi. İgazu Şelaleleri, turun en önemli bölümüydü.

Zamanım da bütçem de uygundu ve gittim... Başka bir sayıda belki oraları da ballandıra ballandıra anlatırım ama sonradan öğrendim ki  benim belgeselde izlediğim yer Viktorya Şelaleleri imiş.

Moğolistan gezim ise şöyle oldu... Gezi arkadaşım Fulya, bir gün beni aradı ve ‘Moğalistan’a tur var, gidelim mi?’ dedi.

Başka zaman arasak belki bulamayacağımız bir gezi... Gobi Çölü, Hunsgul Gölü, gerlerde (çadır) yatmalar, jipler, develer, tapınaklar, şamanlar derken harika bir tur olmuştu.

Kocaeli Life’ın aralık sayısında anlattığım Namibya da yine tesadüfen, ‘tur var gidelim mi gidelim’ ile gerçekleşmişti ve 2. çöl gezimdi.

 

7 HARİKAYI GEZİYORMUŞUM

Ve artık bu sayıdaki gezi rotamıza gelirsek...

Bir beyaz eşya firmasının bayisinde zaman geçirirken, televizyonlarda dönen tanıtıma gözüm takıldı... Gidip görülecek yerlerin harika görüntüleri belli bir sırayla veriliyordu.

Peru’daki Machu Picchu Antik Kenti’ne gitmiştim, Brezilya’daki kurtarıcı İsa Heykeli’ne gitmiştim, İtalya’nın Roma kentindeki Kolezyum’a gitmiştim, Hindistan‘daki Taç Mahal’ı görmüştüm...

Çin Seddi vardı görüntüde ama açıkçası ona da pek merakım yoktu.

Meksika‘daki Chichen Itza Piramidi ki en çok görmek istediklerim arasındaydı ve son olarak da kıpkızıl yüksek kayaların arasından, harika renkli kilim kumaşla süslenmiş bir devenin ağır ağır yürüyüşü... Çok mistik bir ortam.

Neresiymiş? Petra, Jordan.

Jordan neresiymiş? Ürdün.

Ne yapmak lazımmış? Gitmek lazımmış.

Tabii ki videoyu izlerken şunu da fark etmiş oldum, meğer farkında olmadan dünyanın yeni 7 harikasını geziyormuşum.

Çin’i zorlamam, Meksika’ya illa ki giderim, Jordan tamamdır. Yedide beş hiç fena sayılmaz.

 

 

Bu Arap ülkesinin kuzeyinde Suriye, kuzeydoğusunda Irak, güneyinde ve doğusunda Suudi Arabistan, batısında İsrail ve Batı Şeria var. Dünyanın en sorunlu bölgesinin göbeğinde ve bugüne kadar Ürdün’de bir bomba bile patlamamış.

 

EN UYGUN AYLAR

Ürdün için acentemizin kanına biz girdik aslında... ‘Yaparsanız geliriz’ dedik, gezi gerçekleşti. Ürdün gezimiz 29 Kasım-4 Aralık tarihleri arasındaydı.

Benim fazlasıyla fotoğraf çekme ve renkli giyinme merakım olduğu için valizimi hazırlamam zaman alabiliyor. Bu gezi için de yaklaşık 3-4 hafta önceden genel bir hazırlığa başladım.

Hava sıcaklığı 21-25 derecelerdeydi... Keten şalvarlar, yerine göre şortlar, tişörtler uygundu; gece için belki polar veya hafif montlar gerekebilirdi.

Kasım ortalarına geldiğinde, hava sıcaklığı 12-19 derecelere düştü ve kıyafetler değişmek durumunda kaldı.

Nihai olarak gitme haftasına geldiğimizde, Ürdün’de hava sıcaklığı İstanbul ve İzmit’le aynı olmuştu. Yani gündüzleri 5-12 derece.

3’ncü kez valiz içeriği değiştikten ve gezi gerçekleştikten sonra anladık ki Ürdün için en uygun zaman eylül, ekim ve nisan ayları. Kasım ayında, Ürdün’de soğuk nedeniyle konforsuz zamanlar geçirebiliyorsunuz.

 

 

KURTARILMIŞ BÖLGE GİBİ...

Resmi adıyla Ürdün Haşim Krallığı’nın başkenti olan Amman’a 3 saatlik bir uçuştan sonra vardık.

Ürdün, Ortadoğu’da bir Arap ülkesi. Ortadoğu’nun kalbinde yer alan Ürdün, Hristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudiler tarafından kutsal sayılan toprakların kesiştiği yerde.

Bu Arap ülkesinin kuzeyinde Suriye, kuzeydoğusunda Irak, güneyinde ve doğusunda Suudi Arabistan, batısında İsrail ve Batı Şeria var. Dünyanın en sorunlu bölgesinin göbeğinde ve bugüne kadar Ürdün’de bir bomba bile patlamamış.

Kurtarılmış bölge gibi bir yer aslında.

Ülkede okur yazarlık oranı % 92 ve tüm Arap ülkeleri arasında en yüksek internet kullanımına sahip olan ülke.

Zengin bir ülke, Ürdün. Para birimi olan dinar, Amerikan Doları’ndan kıymetli ve her şey çok pahalı.

Turumuza tüm konaklama ve yemekler dahil olduğu için biz günlük yaşama çok dahil olmadık ama el işlemeli diye satılan yöresel bir elbiseye 300 dolar istemelerine şaşırdık.

 

 

Jerash Antik Kenti

 

YÜZYILLARCA GİZLENEN ŞEHİR

Amman’da, Ürdün gezimizin ilk durağı Jerash oldu. Amman’a 30 dakika mesafede bulunan bu devasa antik şehir,  Roma döneminden kalmış.

Jerash, Ürdün’ün en etkileyici yerlerinden biri. 6 bin 500 yıllık bir tarihe sahip olan antik kent, Romalılar döneminde Decapolis Ligi olarak adlandırılan 10 ihtişamlı Roma şehrinden birisi ve dünyanın en iyi korunmuş Roma kalıntılarına ev sahipliği yapıyor.

Tarihi çok eski olmasına rağmen, yüzyıllar boyunca kumların altında saklanmış olan şehrin yeniden gün yüzüne çıkması sadece 80 yıl öncesine dayanıyor.

Roma şehir planlamacılığının en güzel örneklerinden birini teşkil eden Jerash, taş kaplı sütunlu yolları, tapınakları, tiyatroları, meydanları ve plazalarıyla insanı hayrete düşürecek kadar ihtişamlı bir kent.

Adam akıllı gezip, bol bol fotoğraf çekmek isteyenler, bir tam günlerini Jerash’a mutlaka ayırmalı.

Jerash gezimiz sonrasındaki programımızda başkent Amman’ı gezmek var.

19 tepe üzerine kurulmuş olan Amman’daki turumuza Jabal Al Qala tepesine inşa edilen kaleden başlıyoruz.

Kente hakim manzarasıyla bir Bronz Çağı eseri olan kale Roma, Bizans ve Müslüman dönemlerine tanıklık etmiş.

Kaledeki kalıntılar arasında Roma Mezarı, Bizans Bazilikası, bir saray ve eski kent kalıntıları bulunuyor.

Ancak, yenilenen kubbesi ve ayakta kalan orijinal duvarlarıyla Umayyad Sarayı kalenin en görkemli yapısı.

 

 

MOZAİKLER ŞEHRİ MADABA

İkinci gün güzergahımızda Nebo Dağı ve Madaba var... İlk durağımız olan Nebo Dağı, Yahudiler için değerli bir bölge.

Tevrat’a göre, Hz. Musa’nın vaat edilmiş olan kutsal toprakları gördüğü yer burasıymış. Hatta, sonrasında Hz. Musa’nın yine burada öldüğü biliniyor ve bu nedenle kutsal kabul ediliyor.

Tüm bölgeyi kuş bakışı görebileceğiniz Nebo Dağı’ndan sol çaprazınızda Ölüdeniz’i ve sağ çaprazınızda uğruna savaşılan coğrafyayı yani Filistin’i izleyebiliyorsunuz.

 



Ürdün’de görülmesi gereken yerlerden biri, mutlaka Nebo Dağı.

Madaba ise ülkede en çok Hıristiyan vatandaşın yaşadığı şehir... Mozaikleriyle ünlü.

Şehirdeki pek çok kilise ve evde, 5. ve 7. yüzyıllardan kalan, gerçekten çok iyi korunmuş mozaiklere rastlamak mümkün.

Şehirdeki Saint George Kilisesi ise en fazla turist alan noktalardan biri.

Kilisenin içinde, dünyanın en eski mozaiklerinden sayılan bir harita var. 2 bin taştan oluşan ve ilk günü gibi korunmuş olan mozaik, İncil’deki Filistin’i tasvir eden ilk Hristiyan harita örneğiymiş.

 

 

Tüm bölgeyi kuş bakışı görebileceğiniz Nebo Dağı’ndan sol çaprazınızda Ölüdeniz’i ve sağ çaprazınızda uğruna savaşılan coğrafyayı yani Filistin’i izleyebiliyorsunuz. 

 

PETRA... ANLATILMAZ YAŞANIR


Ve işte nihayet, gezimizin 3’ncü gününde Petra’dayız... Dünyanın en güzel kanyonlarından birine kurulmuş Petra Antik Kenti’nde.

Doğal ve tarihi zenginliği nedeniyle bir çok film ve diziye ev sahipliği yapan bu gül kurusu rengindeki masalsı kent, kelimenin tam anlamıyla benzersiz bir güzelliğe sahip.

Petra’nın MÖ 4.YY’a dayanan bir tarihi var. Bunun yanında, döneminin en önemli tüccarlarının, yani Nebatiler’in de başkentiymiş.

Petra Antik Kenti, dünyadaki başka hiçbir yere benzemiyor. İnsanı kendine hayran bırakan, muazzam bir yapıya sahip... Güneşin açısına göre pembe, kırmızı, turuncu ve sarı renklere bürünen gizemli kayalıklar Nebatiler tarafından o kadar güzel işlenmiş ki etkilenmemek elde değil.

Alışılagelmişin dışında bir yaşam şekline sahip olan Nebatiler, aslında göçebe olmalarına rağmen MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında burada muhteşem bir kent kurmuşlar ve onu geniş bir ticaret krallığının merkezi haline getirmişler.

Petra’nın en ünlü yapısı, 20 yüzyıl önce kayaların içinde inşa edilen, göz alıcı El-Hazne.

Gül kurusu rengindeki yekpare kayaların senelerce oyulmasıyla ortaya çıkan bu zarif eser, tüm Petra ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor.

 

Amman’ı bize karizmatik rehberimiz Nedeer gezdirdi.

 

KEŞKE FIRTINA ÇIKMASAYDI


Yaşadıkları dönemde dünyanın en zengin ve nüfuzlu halkı olan Nebatiler, yüzyıllar içinde deprem ve ekonomik sıkıntılar yüzünden gözden düşünce, tarihten de silinip gitmiş.

1812 yılında İsviçreli bir kaşif tarafından tekrar keşfedilinceye kadar da bir kayıp şehir efsanesi olarak kalmış.

Petra bugün Wadi Musa olarak da anılıyor.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bölge, 2007 yılından beri dünyanın yeni 7 harikasından biri olarak kabul ediliyor.

Yaklaşık 100 kilometrekare alana yayılan Petra’yı hakkıyla gezmek için 4-5 günü gözden çıkarmak gerekiyor.

Bu görkemli kanyon, deve ve atların sırtında ya da faytonlarla gezilebiliyor.

 



Ürdün’e gitmemizin en büyük nedenlerinden biri de ‘Petra by Night’ı görmekti.

Petra’nın insanın zihnine kazınan gündüz güzelliğinden sonra, gece de yaklaşık 2 bin mum ile aydınlatılmış halini göreceğimiz için fena halde heyecanlıydık.

Daha önce araştırmış, kırmızı kum taşı kayalıklarından dolayı ‘Pembe Şehir’ olarak adlandırılan Petra Antik Kenti’nin mum ışığı altında kıpkırmızı olduğunu öğrenmiştik.

Petra Arkeolojik Parkı’nın başlangıç noktası olan The Sig’de, dar yarıklar ve yüksek kayalıklar arasından geçen 1,2 kilometrelik mesafeyi gece kat etmek için sabırsızlanıyorduk.

Ancak akşam saatlerinde şiddetli bir fırtınayla birlikte gelen sağanak, planlarımızı alt üst etti.

O yağmurda mumlar yanamadığı için program iptal edildi.


 

ÇÖLDE GÜN BATIMI


Petra by Night’ı göremediğimiz için çok üzülsek de akşamı boş geçirmedik.

Kafile olarak, kaldığımız bölgede düzenlenen bir mutfak atölyesine katıldık;

Hem Ürdün mutfağı hakkında bilgi aldık hem de kendi yemeğimizi kendimiz hazırladık.

Ertesi gün sırada, Ürdün’ün UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki bir diğer bölge olan Wadi Rum Çölü vardı.

Çölde pick-up’tan bozma jiplerle düzenlenen safarilerle bölgeyi daha yakından gözlemleme fırsatı bulduk.

Muazzam bir yer Wadi Rum Çölü. Kızıl kumların arasından yükselen dağlar, görüntüsüyle insana sonsuzluk hissini yaşatıyor.

Ve eğer Ürdün’e giderseniz, yapmadan dönmeyeceğiniz şeylerin başında Wadi Rum Çölü’nde gün batımını izlemek olmalı.

O gün batımını izlerken zaman ve mekan kavramlarını unutuyor, başka bir gezegende olduğunuz duygusuna kapılıyorsunuz.

‘Ay Vadisi’ diye de anılan 12 bin yaşındaki bölgede, çölde, ikram edilen şampanya eşliğinde batan güneşin kayalıklarda yarattığı renk cümbüşü, inanılmaz.

Wadi Rum Çölü, Ürdün’deki son durağımız.

Gül kurusu renginde kentlerde geçen masal gibi bir 4 günün ardından, ‘iyi ki gitmişiz’ dediğimiz bir seyahati daha bitiriyoruz.

 

Ürdün lezzetleri...

Bizimki kadar olmasa da Ürdün’ün de ete dayalı oldukça geniş bir mutfağı ve tadılması gereken lezzetleri var.

Yemekler genellikle koyun ve tavuk etinden yapılıyor; pilav ve lavaşla ikram ediliyor.

Yerel halk Arap kültürüne ait falafel, humus ve tabulet gibi yemekleri daha çok tercih ediyor.

Ürdün mutfağının en meşhur lezzetleri olan lavaş ekmeği arasında terbiye edilmiş koyun etinden oluşan ‘shwarma’yı, ya da pilav ve yine koyun etiyle hazırlanan ‘mansaf’ı deneyebilirsiniz.

Ben et yemediğim için çoğunu tadamamış olsam da kafilemizdeki hiç kimse yemeklerden şikayet etmedi.

 




ETİKET :   Gobi Çölü Hunsgul Gölü Macchu Pitchu Petra Petra Arkeolojik Parkı

Tümü