Dyt. Ercan Kaplan: Çocuklar zehirlenmesin!

Diyetisyen Ercan Kaplan, çocuklarımızın sağlığını tehdit eden sağlıksız besinlere savaş açtı. Kaplan’ın kurulmasına öncülük ettiği Çocuklar Zehirlenmesin, Yemek de Yiyebilsinler Platformu ‘BESİN-DER’i kurdu. BESİN-DER çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlığının kazandırılması için farkındalık çalışmaları yapacak

16:19:28 | 2018-03-13

RÖPORTAJ: EYLEM SELVİ ARI

 

Başarılı diyetisyen Ercan Kaplan, katkı maddeleri içeren ve çocuklarımızın sağlığını ciddi şekilde tehdit eden zararlı gıda maddelerine savaş açtı.

Kaplan’ın, 23 yıllık mesleki tecrübesiyle kurulmasına öncülük ettiği ‘Çocuklar Zehirlenmesin, Yemek de Yiyebilsinler Platformu’ yaptığı toplantıda dernekleşti.

Kısa adı BESİN-DER olan Bilinçli Ebeveyn Sağlıklı İdeal Nesiller Derneği, çocuklarımıza sağlıklı beslenme alışkanlığını kazandırmak ve aileleri bu konuda bilinçlendirmek için yola çıktı. ‘Bir çocuk kurtulursa tüm dünya kurtulur’ sloganıyla hareket eden derneğin çatısı altında oluşturulacak çalışma grupları, yapacağı araştırmalar ve hayata geçireceği projelerle, beslenme konusunda çok daha bilinçli ve sağlıklı nesillerin yetişmesini amaçlıyor.

Diyetisyen Ercan Kaplan ile derneğin kuruluş hikayesini konuştuk.

 

‘Çocuklar Zehirlenmesin, Yemek de Yiyebilsinler’ projesi nasıl doğdu?

Aslında bu fikir yıllardır benim aklımın bir köşesinde duruyordu, çünkü danışanlarımın yüzde 40’ını çocuklar oluşturuyor. Çocukların boyunu, kilosunu ölçüyorum; diyet verip göndermiyorum. Bu çocuk hangi mahallede oturuyor, hangi okulda okuyor, öğretmenini seviyor mu, okulda yemekhane var mı, kantinde neler satılıyor, kaç lira harçlık alıyor, annesi akşam ne yemek pişiriyor… Bunların hepsi o çocuğun sağlıklı beslenmesi adına beni ilgilendiriyor. Detaylara girdikçe çok üzülüyorum. 23 yıldır diyetisyenlik yapıyorum, 23 yıldır bu konuyla ilgili savaş veriyorum ama hiçbir şey yapamadım. Artık bu konuda bir yapılanmaya gitmek gerektiğini düşündüm ve sivil toplum hareketi oluşturma kararı aldım. Farkındalık yaratmak için fikrimi arkadaşlarımla paylaştım, herkes destek olacağını söyledi ancak ilk adımı atacak birisi gerekiyordu. Bununla ilgili Facebook’ta, projeyle aynı adı taşıyan bir grup kurdum. Arkadaşlarımı gruba davet ettim ve ilk bir hafta içerisinde 4 bine yakın takipçi sayısına ulaştık. Daha sonra bu konuyu biraz daha örgütlü hale getirmek istedim.

Bu sivil toplum örgütü ne yapacak?

Bu hareketin içerisinde şu an 60’a yakın insan var. Bir çekirdek kadromuz olacak. Bu kadronun içerisinde 3 profesör, 2 gazeteci, 1 harita mühendisi, 4 gıda mühendisi, 2 gıda denetçisi, 15’e yakın diyetisyen, 5 öğretmen, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı’nın danışmanı, iş adamları, iş kadınları var. Yapının içerisinde; beslenme komisyonu, spor komisyonu, çevre komisyonu, bağımlılıklar komisyonu olacak. Çocuk sağlığını yakından ilgilendiren konular üzerinde çalışmalar yapılacak. Gıda terörüyle birkaç noktadan savaş vermeliyiz. ‘Çocuklara broşür dağıtalım bitsin’ gibi bir şey olsun istemedim. Gönüllü olarak hizmet edeceğiz.

Derneğin ilk çalışması ne üzerine olacak?

İlk olarak Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi ile ortak bir çalışma yapmak istiyorum. ‘1000 Çocuk’ diye bir projem var. Öğrenci arkadaşların, 1000 çocukla röportaj yapmasını istiyorum. Röportajlarda çocukların yüzleri görünmeyecek, sadece ağızları görünecek. Örneğin 200 çocuğa ‘Bu sabah kahvaltı yaptın mı ya da kahvaltıda ne yedin?’; yine 200 çocuğa ‘Öğlen ne yedin?’; bir başka gruba ‘Dün akşam evde ne yemek vardı?’; bir diğer gruba ‘Kaç lira harçlığın var?’ gibi sorular sorulsun. Böyle bir çalışmayla birkaç kamu spotu hazırlayalım istiyorum.

Beslenme konusunda çocukları yönlendiren anneler için ne gibi çalışmalar yapacaksınız?

Çocuklarını en çok kim sever? Anneler… Ve bu konuda da en büyük sıkıntı anneler. 20 yıl öncesine kadar ataerkil aile yapısına sahiptik, şimdi ise çocukerkil aile yapısına sahibiz. Birincisi, ‘Çocuğun her istediğini verirsem susar ve ben de kafamı dinlerim’ moduna girmiş aileler var. İkincisi, aşırı ilgili anneler var; hayatı sadece çocuk üzerine kurulu ve çocuğu aldınız mı hayatı çöküyor. Bir de kariyerine çok önem verip hasbelkader çocuk yapmış ama o çocuğu ne yapacağını şaşırmış anneler var. Evinde yemek olmayan çocuklar var. Sürekli ‘Dışarıda yiyelim, dışarıdan bir şey söyleyelim’ diyorlar. Bana gelen çocuklardan bir tanesi şu cümleyi kurmuştu: ‘Ercan Abi, bu hafta çok mutluydum. Babaannem bizdeydi, yemek yedik.’

Çocuklar akşam yemeklerini evde yiyor ama tüm gün dışarıdalar…

En azından çocukların öğlen okulda yemek yemelerini sağlayalım istiyorum. Eğer bunu başarabilirsek devamı da gelir. Aklımda bununla ilgili deli düşünceler var. Mesela bir Avrupa Birliği projesiyle her okula bir yemekhane yapılmasını arzu ediyorum. Avrupa Birliği bunu hibeyle yapıyor. Yemekhanelerde yemek hizmetini verecek kişiler o mahalledeki ev kadınları olacak. Böylece kadınların istihdamına yönelik de bir şey yapmış olacağız. Ayrıca, bu yemekhaneler akşam saatlerinde KOSGEB ya da Halk Eğitim ile bir çalışma yapılarak kadınlara yemek kurslarının verileceği bir yer haline de getirilebilir.

Ercan Bey, çocuklarda kötü beslenme alışkanlığı nasıl başlıyor?

Yemek yapmayı bilmeyen, çorba deyince aklına sadece hazır çorba gelen kadınlarımız var. Çocuklar o hazır çorbaları yiyince zehirleniyor! Bağımlılıkların bir adımı da bu. Lezzet versin diye monosodyum glutamat denilen Çin tozu, her şeyin içerisine katılıyor. Bünyemizdeki ‘bağımlılıklar komisyonu’ gıdaların içerisine konulan katkı maddeleriyle mücadele edecek. Gıda denetimlerinin daha iyi olması için çalışma yapacağız.

 

 

Anladığım kadarıyla, derneğin ilk hedefi çocukların ‘gerçek’ yemekleri tüketmesi…

Çocuklar yemek yesin, zararlı gıdalardan uzak dursun. Bir çocuk iyi olsun yeter, tek amacım bu. Obezite, diyabet, çölyak hastalığı ve alerjik rahatsızlıklara karşı böyle mücadele edebiliriz. Pek çok sağlık sorununu bu beslenme alışkanlıklarından dolayı yaşıyoruz. Bir de sadece gıda bağımlılığı değil, dijital bağımlılıklar da ciddi bir sorun. ‘Ver eline tableti, çocuğun bütün gece sesi çıkmasın’ anlayışı hakim. Çocukları bu durumdan da kurtarmak gerekiyor. Psikolog arkadaşlarımızla bu duruma karşı çalışmalar yapacağız.

Hamburger, pizza, kola, çikolatayla beslenmeyi alışkanlık haline getiren çocuklar için neler yapılabilir?

Bu sorunla bize başvuran çok sayıda anne var. Önce sorunun sebebinin üzerine gitmek lazım. Sebep kim? Anne, toplum ve okul. Bu çocuk doğduğunda damak tadı yoktu. Dünyanın en kötü tadına sahip besini, anne sütüdür ki onu bile severek yedi. Sonra ek gıdalara geçtikçe damak tadı gelişti. Ne verdiysek, çocuğun damak tadı o yönde gelişti. Türkiye’de aç ölen çocuk yok! Vermeyin zararlı gıdaları. ‘Bu akşam evde bu yemek var. Ya bunu ye ya da yeme’ diyeceksiniz. ‘Çocuk aç yatmasın, bari makarna yapayım’ demeyin. Bu, çocuğa iyilik yapmak değildir, kötülüktür.

Bunu yapmak pek çok anne için zor.

Çocuğunuz okula gitmek istemediğinde göndermiyor musunuz? Gönderiyorsunuz, değil mi? O zaman sağlıklı yemeği yemek istemediğinde de yedirmelisiniz. Çocuklarımızı korumalıyız. Hepimiz onlar için yaşıyoruz. İyi anne olmak ya da egolarımızı tatmin etmek adına çocuğa zarar vermiş oluyoruz. Bakın, babalar da bunu yapıyor. Anne kurallar koyuyor ama baba çocuğu bütün gün görmüyor ya, ‘Bırak çocuklar yesin’ diyor. Diyetisyene gelen çocuğa da karışıyor baba, ‘Neden diyetisyene götürüyorsun’ diyor ama çocuk yedikleri yüzünden bitiyor!

Çocukların sağlıklı beslenmesi konusunda uygulanan devlet politikaları var mı?

Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Halk Sağlığı ve belediyeler aktiviteler düzenliyor. Bir dönem Sağlık Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı, Türkiye Diyetisyenler Derneği ile ortak ‘Sağlıklı Tabağım’ isimli bir çalışma yaptı. Broşür hazırlandı ve çocuklara dağıtıldı ama ne yazık ki devamlılığı olmadı… Bir ara ilkokul 5’inci sınıflarda, haftada bir gün diyetisyen derse giriyordu, bunun da sürekliliği olmadı. Bu meseleye terör meselesi olarak bakmak lazım. Bu bir gıda terörü! Gerçek terörle karşılaştırdığımızda teröristleri öldürmek çare değildir, o teröristleri besleyen her şeyi yani bataklığı kurutmak gerekir. Gıda terörüne de bu açıdan bakmalıyız. Çocukları zehirliyoruz ve toplum olarak farkında değiliz.

Son olarak ‘Çocuklar Zehirlenmesin, Yemek de Yiyebilsinler’ projesi hakkında ne söylemek istersiniz?

Bu proje, benim projem olmasın. Ben adım atayım ama arkamdakiler bu projeyi sürdürsün istiyorum. Bir sağlıklı yaşam kültürü geliştirmediğiniz sürece diyetisyene gelmiş çocuk için bir anlamı olmuyor. Bizim yaptığımız, koruyucu hekimlik. Tedavi etmek kolay önemli olan hastalandırmamak!




ETİKET :   Ercan Kaplan diyetisyen çocuk çocuk sağlığı BESİN-DER Bilinçli Ebeveyn Sağlıklı İdeal Nesiller Derneği

Tümü