Dünyaya iyilik dağıtıyor; Ersin Faikzade

‘Türkiye’nin elmas çocuğu’, ‘dünyaya ilham veren kişi’, ‘barışın sesi’ gibi unvanları bulunan sanatçı-yazar Ersin Faikzade, dünyaya sevgi ve iyilik dağıtıyor

10:47:23 | 2018-09-06

RÖPORTAJ: EYLEM SELVİ ARI

FOTOĞRAF: İ.HAKKI TİMUÇİN

 

Ersin Faikzade…

Türkiye’de çok tanınmasa da dünyanın kabul ettiği bir tenor. İngiltere’de, Lady Diana’nın vakfında eğitim görmüş diplomatik bir sanatçı. Uluslararası bir kişilik, sevgi ve hoşgörü dağıtan genç bir adam.

MS hastalığı nedeniyle kaybettiği annesinin anısına kendisini yardıma muhtaç, hasta ve engellilere adamış bir isim. Engellilerin daha kaliteli yaşamalarını hedefleyen projelerde gönüllü çalışmış, çalışmaya devam ediyor. Türkiye, Avrupa, Latin Amerika ve Asya’da yardım konserleri düzenliyor; sevgi, merhamet, vicdan ve daha pek çok insani değerler üzerine konferanslar veriyor.

Türk müziğini dünyaya tanıtıyor, “Ben dünyaya sevgi ve iyilik dağıtmaya geldim. Benim yolum bu” diyor. Ricky Martin’e benzerliğiyle dikkat çeken, dünya starları Sattar, İmran Abbas ve Pedro Morales ile düet yapan Ersin Faikzade ile ilimizdeki programı sayesinde bir araya geldik.

Türk müziğini okuma tarzı nedeniyle müzik otoriteleri tarafından ‘en güçlü ses’ unvanını alan, Amerika’da 'Türkiye’nin elmas çocuğu', Pakistan'da ‘barışın sesi’, İran'da ‘sevginin sesi’, Türkiye'de ise ‘İtalyanlara Allah dedirten tenor’ diye anılan Ersin Faikzade ile sizi baş başa bırakıyoruz…

 

Ersin Bey, genç yaşta o kadar çok unvanınız var ki… ‘Diplomatik ses sanatçısı’, ‘otoritelerin kabul ettiği en güçlü ses’, ‘elmas çocuk’, ‘barış elçisi’, ‘dünyaya ilham veren kişi’ gibi... Bu unvanları kazanmak kolay olmamıştır… 

-Elbette, şu var ki insanlar kaderini ya da geleceğini planlayamaz. Tanrı’nın bize sunduğu bir nimettir yaşadıklarımız. Bu unvanları kazanmak kolay olmadı, uzun ve meşakkatli bir yol kat ettim. Babam İran asıllıydı ama Türkiye’ye ve İzmir’e aşıktı. İzmir’de doğdum, çocukluğum orada geçti. 5 yaşındayken annemin MS hastası olduğunu öğrendik. Çok ağır geçiriyordu hastalığı bu da beni çok üzüyordu. Annemin çevresinde çok güçlü, çok kültürlü, çok eğitimli arkadaşları vardı. Bu hastalık sırasında benim yok olup gitmeme gönülleri razı olmadı. Babama ‘Çocuğun psikolojisinin bu hezeyan içerisinde bozulmasını istemiyoruz. Eğitim süresince bize verin onu’ dediler. Tabii babam bunu yapamadı ama eğitim hayatım boyunca bana çok destek oldular. Liseyi bitirir bitirmez beni İngiltere’ye gönderdiler. Annemi bırakıp gitmek çok zor olsa da İngiltere bana dünyanın kapılarını açtı. Çünkü Galler Prensesi Lady Diana’nın vakfına verdiler beni. Lady Diana’nın, Prens Charles’tan olan oğulları William ve Herry de o vakıftaydılar ve onlar gibi yetiştirildim. Uluslararası diplomasi okudum. Vakıf, beni Galler bölgesine gönderdi  ve 4 yıl boyunca sosyal farkındalık eğitimleri aldım. Sesimin güzel olduğunu orada fark ettiler. Kaldı ki ben bile bilmiyordum sesimin güzel olduğunu. Bir trajediden star doğdu diyebiliriz aslında.

 

  

BİR ÇIĞLIK ATTIM...

 

Sesinizin güzel olduğunu nasıl fark ettiler? 

- Galler bölgesinde bir süre engellilerle birlikte yaşadım, otistik çocuklar ve down sendromlular ile sosyal ve kültürel aktivitelerde bulundum. Engellilere şarkı söylerken fark ettiler. Müdürümüz, ‘Sen çok güçlü bir sessin. Çığlık atar mısın?’ dedi. Önce garip geldi. ‘Lütfen en yüksek sesinle bağırmanı istiyoruz’ diye ısrar etti. Bağırdım, inanamadılar. ‘Seni Galler Kraliyet Akademisi’ne vereceğiz’ dediler ve hayatım değişti. İtalya ve İngiltere’de de şan eğitimi aldım. Türk müziğini okuma tarzım sayesinde müzik otoriteleri tarafından bana ‘en güçlü ses’ unvanı verildi. Amerika’da 'Türkiye’nin elmas çocuğu', Pakistan'da ‘barışın sesi’, İran'da ‘sevginin sesi’, Türkiye'de ise ‘İtalyanlar’a Allah dedirten tenor’ diye anılıyorum.

 

Peki, ülkemizde dünyadaki kadar tanınmıyor olmak sizi üzmüyor mu? 

-Üzmez olur mu, en çok buna üzülüyorum. Brezilyalılar, Arjantinliler, Pakistanlılar, İranlılar beni çok iyi tanır. Herkesin çok beğendiği bir tarzda müzik yapıyorum ancak bir insanı sunmak çok önemli. Sattar, beni dünyaya sundu. Güçlü bir isimdi, İran ve Amerikan medyasında kuvvetli bağları vardı. Bu bağlar sayesinde ciddi bir tanıtımım oldu. Türkiye’de de bunu kendi imkanlarım çerçevesinde denedim ama ne yazık ki başaramadım.

  

Kimseden destek almadınız mı?

-Bir süre Ahmet Selçuk İlkan ve Selami Şahin ile çalıştım ama medyanın tam desteğini alamadım.

 

Sansasyonel bir olayınız olmadığı sürece Türk medyası ne yazık ki ilgi göstermiyor… 

- Ben skandal yaratacak bir insan değilim. Türkiye’de anahtar bu ise ben bunu yapamam! Ben Pakistan’da mecliste konuşma yaparken herkesin ayakta alkışladığı biriyim. Mesela Arjantin’de bir hırsızlık olayı yaşadım, çantamı çaldırdım, üzerimde hiçbir şey yoktu ve tek çarem sosyal medyadan bunu duyurup yardım istemekti. Bir internet kafeye gittim ve sosyal medyadan yaşadığım durumu paylaştım. Hiç tahmin etmeyeceğiniz insanlar yardım için seferber oldu. Arjantin Büyükelçimiz Meral Barlas hanımefendi ‘İnanamıyorum, ben sizi tanımıyordum, çok üzgünüm’ dedi. ‘Neden?’ diye sordum, ‘Kuveyt’ten, İran’dan, Pakistan’dan, Los Angeles’tan, Maimi ve New York’tan büyükelçiler aradı, herkes para göndermek için büyükelçiliğin hesabını istedi. Sizi bu zamana kadar nasıl tanıyamadık’ diye hayıflandı. O süreçte çok ciddi bir yardım toplandı. Demek ki ektiğim tohumlar yerini bulmuş.

 

Cidden çok önemli işler yapmışsınız… 

-Dünya bana ‘Türkiye’nin elmas çocuğu’ diyor. Bu unvanı ben kendime vermedim. Ben sadece şarkı söylemiyorum aynı zamanda konferanslar veriyorum, yazarım. Merhamet, vicdan, insanlık, aile, hastalıkla mücadele eden insanlara nasıl destek verileceği konularında konferanslar veriyorum. Amerikalılar, yaptığım çalışmalardan, konferanslardaki konuşmalarımdan çok etkilendikleri için bana bu unvanı verdiler. Belki sadece şarkı söyleseydim, barlarda ya da kulüplerde sahne alsaydım tanınmam daha kolay olacaktı ama zoru seçtim. Biliyorum ki bir gün hak yerini bulacak.

 

 

DÜNYA STARLARIYLA DÜET

 

 

Peki biraz da sanat yaşamınızı konuşalım. Dünya starlarıyla düetler yapmışsınız…. 

-Öncelikle 2012 yılında Türkiye’de Seyhan Müzik imzalı ‘Kral Olsan’ isimli bir albüm yaptım. Son olarak Hint Bollywood film sektörünün starı, erkek güzeli, sesiyle milyonları etkileyen İmran Abbas ile albüm yaptım. Hintçe şarkılar okuduk. İmran Abbas benim çok yakın dostumdur, davetim üzerine İstanbul’a da geldi. İspanya’da ünlü sanatçı Pedro Morales ile bir albüm yaptım. Dünyada ve Türkiye’de bilinen aşk şarkılarını okuduk, albüm inanılmaz tuttu. Tüm Latin Amerika radyoları bizi çalıyor.

 

 

Bulunduğunuz noktaya gelebileceğinizi hayal etmiş miydiniz?

 

-Hiçbir zaman hayal etmedim, plan da yapmadım. Kolu olmayanın kolu, ayağı olmayanın ayağı, gözü olmayanın gözüydüm ben. Madalya almak için yapmadım bunları. Ben böyle yaşamak istedim. Galler bölgesinde, ailelerini kaybetmiş engelli vatandaşlara yardım amacıyla hayata geçirilen bir AB projesine katıldım. Orada kalmakta ısrar edince kurumun müdürü ailemin araştırılmasını istemiş. Aileme ‘Çocuğunuz enteresan, Londra’da da yaşayabilir ama burada bakımevinde yaşamak istiyor’ demiş. 4 yıl orada hastalara baktım, birilerine yardım etmenin mutluluğunu, huzurunu yaşadım. 4 yıl boyunca yaptığım çalışmaları videoya alıp Birleşmiş Milletler’e göndermişler, ‘Böyle bir Türk var, tamamen gönüllü çalışıyor. Hiçbir şey istemiyor, kendini canla başla bize adıyor’ demişler. Bu çalışmalar sayesinde 2011 yılında ‘Barış elçisi’ ilan edildim, 2013-2014 yıllarında da ‘Dünyaya ilham veren kişiler’ listesine alındım.

 

Peki, geleceğe dair planınız nedir? 

-En büyük hayalim Türkiye’de sokakta yürüyen her insanın tanıyacağı biri olmak. ‘Kendini yoktan var etmiş, annesinin hastalığıyla büyüyüp insanlığa faydalı olmuş bir genç, kendini küllerinden yaratmış bir insan’ desinler istiyorum. Türk gençliğine örnek olmak istiyorum.

 

 

KOCAELİ’Yİ ÇOK BEĞENDİM

 

Kocaeli’ye daha önce de gelmiş miydiniz? 

-Evet, geçtiğimiz yıl da geldim. Medical Park Hastanesi’nin kuruluş yıl dönümü etkinliği için Hayal Kahvesi’ne gelmiştim.

 

Kocaeli’yi gezme şansınız oldu mu? 

-Evet, İzmit’i gezdim, çok hoşuma gitti. Tarihi değerlerini koruması çok hoş. Avrupa standartlarında modern bir kent, insanlar cıvıl cıvıl.

 

Şöhret şımartır ya sizde böyle bir şey olmamış. 

-Benim hayatımı çevir çevir oku, adeta bir roman. Bakın ben dünyanın sayılı zenginleriyle aynı ortamda bulunuyorum, evlilik teklifleri alıyorum, Las Vegas’ta yaşamımı sürdürebilirdim ama ben bir amaç için çıktığım yoldan dönmedim, dönmeyeceğim. İnsanlara yardım etmek, sevgiyi, merhameti, vicdanı anlatmak için gayret göstereceğim.

 

Dünya ülkelerine gittiğiniz zaman Türk olduğunuzu anlıyorlar mı? 

- Genelde hayır. İspanyol ya da Arjantinli sanıyorlar. 

 

Ricky Martin’e benzediğinizi söyleyen oldu mu? 

-Evet, çok benzetiyorlar. Hatta bununla ilgili sosyal medyada sayfalar bile kurulmuş.

 

Tanıştınız mı? 

-Tanışmadım, tanışırsam düet yapacağım. Ama eşiyle Londra’da bir sanat galerisinde rast geldik, tanıştık.

 

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

-Öncelikle Kocaeli Life dergisine bu röportaj için sonsuz teşekkürler. Uzun uzun yıllar yayında kalmanız dileğiyle. Türk halkına da şunu söylemek istiyorum; ben sizin bağrınızdan çıktım. Türk halkının ismini bile duymadığı dünyanın pek çok ülkesinde televizyonlarda alkışlandım ama kendi ailemin, Türk halkının arasında olmak, onların alkışlarını duymak istiyorum. Hükümetten bu konuda bana destek olmalarını istiyorum. Ben sanatçıyım, dünyaya güzellik vermek için geldim. Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti devletine çok yararlı olacağımı düşünüyorum, çünkü o güce eriştim. Türki milleti beni bir evladı olarak görsün istiyorum.

 




ETİKET :   Ersin Faikzade Türkiye’nin elmas çocuğu Diplomatik ses sanatçısı Ersin Faikzade

Tümü