Dünyanın en ünlü parkı HYDE PARK

Mesleki başarısı kadar, gerçek bir gezgin olarak da tanınan fizyoterapist Elif Akıncı, dünyanın her noktasına yaptığı gezileri ‘Elif’in Yörüngesi’ isimli bloğunda takipçileriyle paylaşıyor. Akıncı, son Londra seyahatinde bir kez daha ziyaret ettiği Hyde Park’ı bizler için kaleme aldı

12:44:51 | 2018-04-06

HAZIRLAYAN: ELİF AKINCI

 

Londra için anlatılacak o kadar çok şey var ki.. Nereden başlayacağımı ben bile kestiremiyorum ancak birkaç sayfaya sığmayacağını garanti edebilirim. İyisi mi sizlere en sevdiğim ve huzur bulduğum yerden bahsedeyim: Hyde Park ve Kensington Sarayı’ndan. VIII. Henry’nin daha fazla av sahası sahibi olmak arzusunu tatmin etmek için kiliseden el koyduğu Hyde Park, I. James zamanında halka açılmış ve II. Charles döneminde yüksek sosyetenin moda buluşma yeri olmuş. Ring adıyla bilinen daire şeklindeki yolda atla gezinti yaparken, ara sıra durup dedikodu yapar ve birbirlerinin donatılarını incelerlermiş.

 

 

Park bugünkü görünümünü, peyzajlı bahçelere meraklı olan ve II. George’un oldukça büyük bir miktar parasını; parkın ana özelliği Serpentine (yılan) Gölü’nü yaratırken harcayan Kraliçe Caroline’e borçlu. Hyde Park, 1851’deki büyük sergi, adam asmalar, gasplar, düellolar gibi çok sayıda kamusal olaya sahne olmuş. Hala da yazları pop konserleri, kışları Noel pazarları ve tüm yıl boyunca politik gösteriler için popüler bir toplanma noktası. Pek çok insanın daha fazla sosyalleşmek ya da spor yapmak için kullandığı bu parkın baştan sona her köşesini gezme fırsatı buldum.

 

 

BİR SEFERDE 20 İDAM

Parkın güneydoğu köşesinde iki geleneksel turistik mekan bulunuyor. Bunlardan biri Wellington Dükü’ne ayrılmış bir müzeyi barındıran Apsley Evi ve Wellington Arch. En önemli yapılarından biri olan Mermer Kemer (Marble Arch), Oxford Street’in batı ucu ile birleşen parkın, ağaç fakiri olan kuzeydoğu köşesinde terk edilmiş bir biçimde görünüyor.

Kemer, John Nash tarafından 1828 yılında Buckingham Sarayı için bir zafer girişi olarak tasarlanmış. 1840’lı yıllarda, Hyde Park’a bir giriş yapmak üzere oraya taşınmış ve odaları polis gözlem noktası olarak kullanılmaya başlanmış. 1855 ayaklanması sırasında göstericilere büyük sürpriz yaparak bir polis müfrezesi kemerden dışarı çıkmış. Kemer, yakın zamanda hafif sürreal bir at başı heykeliyle birleştirilmiş.

 

 

Hyde Park’a gidip Tyburn Darağacı Bölgesi’ni ziyaret etmeden olmaz. Zira burada korkunç bir tarih yatıyor. Mermer Kemer’in yer aldığı trafik adasında bu dar ağacının bulunduğu alanı işaretleyen bir plaket var. Bu noktada 50 bin civarında insan hayatını kaybetmiş ve bunlardan 105’i reformasyon sırasında şehit edilen Katoliklermiş. Onların anısına da 1902 yılında Tyburn Convent kurulmuş. Yaklaşık 500 yıl boyunca Tyburn, başkentin başlıca halka açık infaz yeri olmuş. ‘Tyburn Ağacı’ veya ‘Ünlü Ağaç’ olarak bilinen üç ayaklı darağacı, bir seferde 20 kişi idam etme kapasitesine sahipmiş.

1780 Gordon ayaklanmalarından sonra asilerin toplanabildikleri toplumsal olaylardan korkan yetkililer, 1783 yılında bu ağacı yıkmış. Parkın tüm köşeleri bu kadar kötü tarihe sahip değil elbette. En sevdiğim bölümlerden biri, ‘Speakers Corner’ yani ‘Konuşmacı Köşesi’. Oluşumu oldukça ilginç açıkçası.

 

 

1855 yılında yaklaşık 250 bin kişi parkın kuzeydoğu köşesinde ticaret tasarısını protesto etmek için toplanmış. Karl Marx da kalabalığın arasındaymış ve bunun İngiliz devriminin başlangıcı olduğunu düşünmüş. 1872 yılında hükümet konuşmacı köşesine izin vermiş. Londra tarihinin en büyük gösterisi, parkın bu bölümünde gerçekleşmiş. Tüm yetkililerin girişimlerine rağmen 2003 yılında, 1 milyondan fazla insan, toplanıp Irak’a karşı savaşın durdurulmasını istemiş.

 

 

HYDE PARK KÖŞESİ

Gelelim Hyde Park Köşesi’ne… Hyde Park Corner’a giderken, Wellington Arch’ı ziyaret edebilirsiniz. Kemeri kutsayan bir Wellington heykeli artık yok yazık ki. Heykel, Wellington’ı Waterloo Savaşı sırasında onu 16 saat boyunca taşıyan sadık atı Copenhagen’e binerken tasvir etmiş. Atı da 1836 yılında ölmüş ve tam askeri törenle gömülmüş.

Yine burada Machine Gun Corps Memorial (Makineli Tüfek Birlikleri Anıtı), çıplak David figürünü Goliath’ın kılıcına yaslanmış olarak gösteriyor ve üzerinde ‘Saul onun binlerini katletti fakat Goliath onun onbinlerini’ yazıtı bulunuyor.

 

 

Artillery Memorial yani ‘Topçu Anıtı’ndan çok daha büyük. Üzerinde savaşın, barbarlığın üzerine gerçekçi kabartma tasvirler ve Shekespeare’in ‘Burada bir soylu ölüm dostu vardı’  yazıtı bulunuyor.

Bunların dışında Avustralian War Memorial ve New Zealand Memorial anıtlarını da  görebilirsiniz. Tabii ki Wellington Arch’ı görmeden gitmemek gerek. Bu kemerin orijinal heykeli, ‘Iron Duke (Demir Dük) hala hayattayken 1846 yılında dikilen, muazzam bir atlı tasviri olmuş. Bu heykel 1846 yılında indirilmiş ve yerine ancak 1912 yılında, barış ve onun dört atlı savaş arabası gibi konmuş.

 

 

KİM BU IRON DUKE?

Demir Dük, aslında Wellington Dükü. Dük, tıpkı Nelson gibi en büyük zaferi esnasında ölseydi, ölümünden sonra lekesiz bir ünle anılırdı belki de… Demir Dük lakabı, onun korkusuz askeri savaşlarından değil; Dük’ün şiddetle karşı çıktığı 1832 reformu yasası lehine ayaklanan göstericilerin, pencerelerini kırmasından sonra, Apsley House’a yaptırdığı demir kepenkler yüzünden takılmış.

Sonunda kendinden emin olmamasına ve kendine güvenmemesine  rağmen başbakan olmuş. Hükümeti, Katoliklerin parlamentoya seçilebilmesine izin veren, Katolik rahatlama yasasını geçirmiş ve dolayısıyla İrlanda’da iç savaşı önlemiş ama bu durum muhafazakarları saflara bölmüş.

 




ETİKET :   elif akıncı londra Hyde Park Kensington Sarayı

Tümü