kocaeli , 18-11-2019

Dünyanın çatısı; Nepal

Dünyanın en yüksek tepesi Everest ve ‘görülmesi gerekenler’ listesinde yer alan Himalayalar... İşte bu nedenle ‘dünyanın çatısı’ diyorlar Nepal’e. Aslında birazdan okuyacağınız 13 basamak hikayesi gibidir Nepal... Nirvana’ya ulaşmak için çıkılacak son nokta

10:11:12 | 2018-12-12

YAZAN: GÜLENDER SARGIN

FOTOĞRAFLAR: DENİZ CENGİZ

 

 

Siddhartha’nın annesi hamileyken rüyasında bir fil görür. Hamileyken rüyada fil görmek her şeyin iyi olacağına işarettir. Siddhartha, M.Ö. 500’lü yıllarda Nepal’de, yüksek seviyeli bir klan ailede dünyaya gelir. 30’lu yaşlarına kadar bir arayış içindedir ve bu arayış onu ailesinden uzaklaştırır, yollara düşürür. Bir bodhi ağacı altında 6 yıl meditasyon yapar. Bu zaman zarfında yaşadığı aydınlanma, geçmiş bilgi ve düşünceleri ile birleşir ve bunu yaymaya başlar. Ölümünden sonra öğretileri ağızdan ağıza taşınır. Bugün dünyada yaklaşık 500 milyon Budist bulunuyor ve evet Budizm bir din değildir. Hayat felsefeleri ile yüklü bir öğretidir.

Budizm’de tanrı yoktur... Kitap, peygamber, tapınma yoktur. Budizm’de amaç, yaşam felsefesini yüzyıllara taşıyan Buddha’nın öğretilerini takip etmek ve Buddha’yı anmaktır. Katmandu sokaklarında gezerken göreceğiniz Mandala eğitim merkezlerinde anlatırlar size bu hikayeyi. Mutlaka birine girin ve hikayenin resmedilmiş haline bakarken size anlatmalarını isteyin. O zaman Mandala’nın basit bir boyama işi olmadığını; aslında özü bulmaktan ruhsal dinginliğe, niyet edilenin çiziminden tüm şekillerin hikayelerine kadar çok derin bir sanat olduğunu görebilirsiniz.

 
GÜLENDER SARGIN

 

İSLİ, SİSLİ BİR HAVA

Uçakla 7 saat süren yolculuk sonrası, halıfleks kaplı, tren istasyonunu andıran havaalanına geldiğinizde, sizi ele geçirmeye başlıyor bu mistik hava. 25 dolara aldığınız vizeniz, beklerken dinlendiğiniz halıfleks zemin, ne sıcak ne soğuk ama isli, sisli bir hava. Yeni yanmış mangaldan gelen garip duman kokusu ama ortada hiç mangal olmaması... Bu ülkede bazı şeylerin nedenini çok sonra anlarsınız. Kullanacağınız para Nepal Rupisi. 1000 Nepal Rupisi 47 TL. Havaalanından çıkar çıkmaz güler yüzlü taksiciler ile karşılaşırsınız. 1000 Rupi ile doğruca Kathmandu merkeze yani Thamel’e varırsınız. Yollar çukurlu, toprak gibi ama asfalt... Asfalt gibi ama toprak yollar sanki... Keşmekeş bir trafik...

Trafik ışığı, yaya geçidi ya da trafik polisi göremezsiniz. Araçların pek çoğu ufak, arka koltukta en fazla 2 kişi oturabilirsiniz. Direksiyonlar sağ tarafta, şoförlerin elleri her daim kornada. Dört yol olduğunu, dört ayrı yoldan arabalar geldiği için anlayabileceğiniz bir noktada; araçlar, motorlar, yayalar hatta inekler toplaşır ve penguen edasında ilk hareketi bekler.

Taksilerde Hindu müzikleri çalar; sen öylece alışık olmadığın kalabalığa, trafiğe, insanlara bakarken seni içine çeker o müzik. Trafiğin çıldırmışlığına, sürekli basılan kornalara rağmen sinirlenmezsin. Bir anda Nepal’li gibi olursun çünkü seyahat boyunca hiçbir kavga, sinir, öfke görmeyeceksin. Nepal kendine benzetmeye başlar seni. Mistik havası ve dingin müziği ile hayatın tüm fazlalıklarını geride bırakırsın.

 

FESTİVALLER ÜLKESİ

‘Namaste’ler ile karşılandığımız otelimizde, görevli festivale denk geldiğimizi söyledi. Dashain festivali. Tibet’in en büyük dini festivallerinden biri. 15 gün sürüyor. Festivale denk gelmek ilk anda çok hoşunuza gidebilir. Görevli, 300 festivalleri olduğunu söylediğinde ise festivale denk gelmemek daha enteresan gelebilir. Dashain festivali bizim dini bayramlarımız gibi. Kız çocukları ve kadınlar en güzel elbiselerini giyiyor, gözlerine sürmelerini çekiyor. Erkekler müziklerle sokaklarda geziyor. Kurban kesimi ve en önemli adetlerden biri uçurtmalar...

Uçurtmalar, pirinçlerin hasat zamanı geldiği için tanrılara bir yakarış. Tapınakları ziyaret ediyorlar, Buddha’ya ve diğer tanrılara dualar ediyorlar. Hinduizm’de pek çok tanrı mevcut ama bu festival ‘Tanrıça Durga’ için yapılıyor. Nepal’de 300 festival var ancak bir bağımsızlık günü yok çünkü Nepal hiçbir zaman sömürge olmamış veya başkaları tarafından yönetilmemiş. Yani hiçbir zaman bağımsızlık ilan etmemiş, her zaman bağımsız olmuş...

Nepal; Hinduzim ve Budizm’in harmanlanmış şekilde yaşandığı bir ülke. Birinde hiç tanrı yok, diğerinde ise yüzlerce tanrı var. Birinde hiç kitap yok, diğerinde ise ilk kitap İ.Ö. 1400-1500 yıl öncesine dayanıyor. Böylesine birbirinden farklı gibi duran inanışların aynı ülkede, aynı tapınaklarda, 300 festivalle mutlu yaşadığını görebileceğiniz tek ülke belki de Nepal. Öyle ki Nepal’de hiç etnik veya dini çatışma ve ayaklanma yaşanmamış. Din adına hiç kan dökülmemiş, üstelik 80’den fazla etnik grup mevcut.

 
DENİZ CENGİZ

 

BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR

Boudhanath Stupa Boudha Town kısaca; biri bizi gözetliyor. İlk gittiğimiz tapınak alanı oldu. Daire şeklinde tasarlanmış alanın üzerinde daire çizerek ve namaza benzer hareketler yaparak Buddha’ya dua ediyorlar. Her yer iyi dileklerle işlenmiş rengarenk bayraklarla donatılmış. Festivalin tüm güzelliği ilk olarak burada çıktı karşımıza. O minicik çocukların gözlerine sürmeleri nasıl çekebilmişler, bilmiyorum.

Budizim öğretilerini anlatan turuncu kıyafetli Monklar, dev deniz kabuklarını ve yerel müzik aletlerini çalarak dua ediyor. Ortada kocaman bir çanak var. Nepalliler, paket paket mısırlar ve çikolatalarla gelip, ellerindekileri Buddha’ya veriyor ve dua ediyor. Stupa bir tapınak çeşidi. Çatı kısmı yarım küre şeklinde ve beyaz. Beyaz çatının üst kısmında altın renkli, kare formlu bir bölüm var. Karenin 4 tarafında ikişer göz bulunuyor.

Bu gözler yaradanın her yönü ve her şeyi gördüğünü simgeliyor. En tepede üçgen bir çatı var, çatıya çıkan 13 basamak mevcut. Bu da Nirvana’ya ulaşmayı temsil ediyor. Çatının çevresinde 108 adet niş ve her nişte ufak Buddha heykelleri yer alıyor. Stupalar Budistler için hac gibi, ellerinde tesbih, dualar ederek çevresinde 108 tur atıyorlar.

Tapınak çevresinde alışveriş yapabileceğiniz ve yemek yiyebileceğiniz alanlar mevcut. Buralarda oturup tüm dini ayinleri izleyebilirsiniz. Yemekler bizim orta ölçekli restoranlarımız ile aşağı yukarı aynı fiyatlarda. Özellikle vegan ve vejeteryan menüler neredeyse her restoranda mevcut. Temeli Hindu’larda bulunan her eti yememe inanışına dayanıyor. Bu nedenle vegan makarnanızın üstünde peynir de olmaması gerektiğini belirtmelisiniz.

 

 MAYMUNLARA DİKKAT

Şehirde yüzlerce tapınak mevcut. Çoğu oldukça ufak. Yabancıların da gezdiği, festivallerde yoğunlukların yaşandığı yerlerde ise büyük tapınaklar var. Bunlardan biri Swayambhunath Stupa diğer adıyla Monkey Temple. Maymunlar Cehennemi filmini hatırlatıyor. Şöyle ki; tapınağa ulaşmak için 360 basamak çıkmanız gerekiyor. Oldukça dik basamakların sonunda şehri kuşbakışı görebileceğiniz yere geliyorsunuz. İçerde yine duaların okunduğu tapınak bölgesi var. Birinci basamak itibariyle size onlarca maymun eşlik ediyor. Biraz agresifler, biraz heyecanlı... Kimi yatmış, diğerinin tüylerini kaşıyor, kimi minnacık yavrusunu kovalıyor, kimileri kavga ediyor. Öylece sağınızdan solunuzdan atlaya hoplaya geçiyorlar.

Elinizdeki telefon, sırtınızdaki çanta onlar için çok cazip ve almak adına her şeyi yapabilirler. Özellikle de yemeklerinizi gözlerine kestiriyorlar. Kısacası 360 basamağı çıkarken telefonunuzu ortadan kaldırın, çantanızı sağlama alın, elinize yemek almayın. Aslında ne oluyor biliyor musunuz? 360 basamak boyunca hayatla tüm bağınızı kesip, sadece iki yandaki ormanı ve maymunları izliyorsunuz. Fotoğraf, video çekme düşüncesi olmadan, yemek için, dinlenmek için durmadan... Aslında maymunlar size, 360 basamakta dünyaya daha dikkatli baktırıyor. En sonunda ise bir ödül gibi gökyüzünden Nepal’i izliyorsunuz.

 

5 TAPINAK, 1 MAHALLE

5 tapınak alanını barındıran Bhaktapur... Kathmandu’ya 18 kilometre mesafede. Tapınaklar depremde çok büyük zarar görse de Nepallilerin akınına uğramıştı festivalde. Her yerde duyduğunuz müzikler burada da mevcut. Her yerde burnunuza gelen is kokusu... Her yerdeki gibi tütsüler ve yağ yakılan minik mumluklar... Çok geniş bir alan ve içerde yemek yemeniz mümkün. Yerel yemeklerini mutlak denemelisiniz. Tatları bizim yemeklerimize yakın.

Bhaktapur “yaşayan müze” olarak anılıyor. Newari kültürü için bu bölgenin önemi çok büyük. Dashain gibi festivallerde mutlaka ziyaret ediyorlar. Dattatraya Square, Pottery Square, Taumadhi Square, Durbar Square gibi tapınakları barındıran alan tüm dini havasının dışında bambaşka bir anlam da taşıdı benim için.

Şöyle ki; girişte bilet aldığınız bölüm ve giriş kapısı mevcut. Bilet yaklaşık 75 TL. İçeri girdiğinizde kendinizi kocaman tapınağı gezmeye kaptırıyorsunuz. Tapınak sokaklara, sokaklara, sokaklara ayrılıyor. Gezdikçe insanlarla karşılaşıyorsunuz. Herkes “Namaste” diyor. Yani “Merhaba”. Çocuklar, turistlerle konuşmak için koşup geliyor. Yollar darlaşıyor, tapınak mahalleleşiyor. Bina aralarında, daracık yerlerde buluyorsunuz kendinizi. Yaşlı teyzeler, amcalarla fotoğraflar çektiriyorsunuz. Kocaman kuyuları olan sokak çeşmelerine bakıyorsunuz. Ninelerimizin evlerini anımsatan küçük kapılı evleri görüyorsunuz.

Tüm şehir kahverengi iken, tüm kapıların rengarenk olmasına, minnacık dükkanlardaki berberlere, bakkallara, terzilere şaşırıyorsunuz. Bir dişçinin dişleri nasıl mini cam vitrinde sergilediğine şahit oluyorsunuz.

 

NAZİ İŞARETİ Mİ O?

Nazi işareti diye bildiğimiz gamalı haçın aslında Hindular’dan geldiğini, evlerini kutsamak için kapılarının üzerine bu işaretleri yaptığını o daracık sokaklardaki bir Nepalli’den öğreniyorsunuz. Sonunda kendinizi bir anda tapınağın dışında, bilet aldığınız kapının önünde buluyorsunuz. Anlıyorsunuz ki Bhaktapur kocaman bir mahalle aslında. Onlarca giriş-çıkışı olan kocaman bir mahalle. Kapıdaki biletçiye soruyoruz; “Bilet almadan da girilebilirmiş buraya.” Şöyle cevap veriyor: “İnsanlar her zaman bilet alır.” Türk aklı işte... “Bilet almadan girilebilir, onlarca açık giriş var” diye konuşurken, görevli aynı cevabı veriyor: “Yok canım yapmazlar, bilet alırlar.”

O zaman anlıyorsunuz ki algılarında dolandırıcılık, aldatmaca, düzenbazlık yok. O zaman anlıyorsunuz ki bu yüzden hiç hırsızlık yok, sokaklarda keşmekeş yaşanırken hiç kavga yok, hiç polis yok... Gece yarısı gezdiğiniz en güvenli sokakların Nepal’de olduğunu o zaman fark ediyorsunuz, çünkü öğreniyorsunuz “Yapmazlar”.

 

ÖLÜ YAKMA TÖRENLERİ

“Pashupatinath Temple”a gidene kadar Nepal’in tüm mistik havasını gördüğümüzü sanıyorduk. Burası bir Hindu tapınağı. Hindularda klan sistemi mevcut. Yani dahil olduğunuz aileye göre doğar, yaşar, ölür ve yakılırsınız. Pashupatinath tapınağı üst seviye klanlara mensup ailelerin yakıldığı bir tapınak. Şimdi hayal edin... Gün batıyor, Indiana Jones filmlerinde göreceğiniz tarzda bir tapınak, tam ortasından bir nehir akıyor, nehrin kenarındaki taşların üzerinde son yolculukları için sıralanmış bedenler...

Yakınlarını uğurlayan insanların ellerinde tütsüler... Derinden gelen ve taşlardan yankılanan Hindu müzikleri... Sağda solda koşturan maymunlar... Bir cenazeyi suyun kenarına yatırıyorlar ve nehir suyu ile ıslatıyorlar, sonra dualar okuyarak üzerine renkli kumaşlar ve turuncu çiçekler bırakıyorlar. Ardından sırtlayıp, yakma alanına götürüyorlar. Onlar ilerlerken, bedeni tamamen kül olmuş başka bir başka cenazenin küllerini suya savuruyorlar.

Cenaze sırtta taşınıyor, nehir kenarına yatırılıyor. Çevresi odunlarla komple kaplanıyor, kişinin ağzına bir çıra konuluyor ve ailesi son bir kez çevresinde gezip, ona veda ediyor. Sonra görevli geliyor ve ateşi çıradan başlayarak yakıyor. O ateş, o beden tamamen kül olana kadar hiç azalmadan saatlerce yanıyor, yanıyor, yanıyor... Cenaze sahibi tam 30 gün o tapınakta yaşıyor, cenazesini uğurluyor, kendini arındırıyor.

Her gün, gün doğarken ve batarken yakılan cenazeler için düzenlenen törenler sizi bambaşka bir aleme götürüyor. Nehir kenarında bir Hindu dans ediyor, hemen üstte bir grup Hindu ellerinde yanan yağdanlıklarla ve müziklerle eşlik ediyor. İnsanlar ellerinde tütsüler  ‘giden’ ama aslında ‘yeniden doğan’ yakınları için dualarla karışık ayinler yapıyor. Nehrin bir ucu zifiri karanlık.

 

RUHLARIN KOKULARI

Sanki müzik taşlardan yankılandıkça, alevlerden dumanlar çıktıkça, tütsüler uzun uzun yandıkça, maymunlar çevrede koştukça, insanların ruhları çevrenden akıp o zifiri boşluğa yeni bedenlerini bulmaya gidiyor. Sanki sana değip geçip gidiyor her yanından. Nepal’in her gününde bambaşka şeyler yaşıyorsun ama bazı şeyleri çok geç fark ediyorsun demiştim ya... Mesela havaalanında hissettiğim o mangal dumanı, o boğaz yakan tuhaf koku, havaalanının hemen yanında gerçekleşen bu yakma işleminden uzaklaşan ruhların son kokularıymış. Ben gidemedim, zamanım ve donanımım yeterli değildi ancak Nepal’e gitmekteki bir diğer amaç dağ sporu ve fotoğraf çekimidir. Himalayalar üzerinde Everest’in tepesine doğru tırmanış yapabileceğiniz rotalar ve rehberler mevcut. Bunun için en az 15 gün ayırmalısınız. Eşyalarınızı oradan kiralayabilirsiniz. Eğer tırmanış yapamayacaksanız, kısa seyahatiniz içerisinde Himalayalar’ı gezdiren minik uçakları değerlendirebilirsiniz ya da Pokhara’ya yani dağların eteklerine gidip mükemmel fotoğraflar çekebilirsiniz. 

Tırmanış için suya ihtiyacınız olacak, bunun için marketlerde su hapları bulunuyor. Yani yanınızda litrelerce su taşımak yerine su hapları içiyorsunuz. Bu da yine yazıya hakkını vermek için ‘Nepal’de ne içilir?’ kısmına fikir olsun. Yolculuğa çıkarken öncelikli ihtiyaçlarınızı temin edin mutlaka. ‘Orada bir AVM’den, marketten bulurum’ demeyin çünkü orada AVM görmeniz pek mümkün değil, en iyi ihtimalle mini marketler görebilirsiniz.

Nepal dünyanın en yüksek 8 dağına, en yüksek gölüne, en yüksek vadisine, en derin gölüne, en uzun otlak bölgesine, en derin vadisine sahip. Bu nedenle tropik sıcakları ve dondurucu soğukları var. 6000’den fazla bitki türü, 650’den fazla kelebek, 870’den fazla kuş türünü barındırıyor. Kısaca sakın profesyonel makineniz olmadan bu ülkeye gitmeyin. Nepal’i yazmak için bilgisayar başına oturduğumda; ne yenilir, nerede kalınır, nereye ve nasıl gidilir, diye başladım ama sonra tamamını silip sadece ‘ne hissedilir’i anlatmak istedim.

Bir fırsatınız olursa, mutlaka gidin ve neler hissedilir kendiniz görün. Nepal’de her şey yenilir, her yerde kalınır. Çünkü Nepal, bu çağa henüz ulaşmamış, 50 yıl öncesinden gelen kahverengi ve sisli bir ülke. 300 rengarenk festivali ile tüm kahverengiliğine meydan okuyan, çok güvenli ve huzurlu insanlara sahip. Maymunları, köpekleri ve fareleri var. İnsanları sizi çok sevecek. Oksijenden dolayı başınız ağrıyacak.

Her tapınakta giriş ücreti ödeyeceksiniz ama pek çok yerde insanlar size bir şeyler hediye edecek. Katil olunabilecek yokluk ve keşmekeş içinde huzur ile yaşayan binlerce insanı görünce gerçekten Nirvana’ya çok yaklaşacaksınız.

ETİKET :   gülender sargın deniz cengiz nirvana nepal gezi yurt dışı seyahat everest