Babalar iyi ki doğarlar…

15:19:20 | 2017-02-06
Hatice Kocaman
Hatice Kocaman      hatice@kocaelilife.com

Babalar iyi ki doğarlar, aileler iyi ki varlar.

 

Uzun ve zor bir süreç hayat herkes için… Ama bazı sınavları bana özel hazırlamış; bunun için Tanrı’ya teşekkür mü etmeli, çok bilemedim.

Hafiften bir kırgınlığım var da bildiği de vardır diye düşünüyorum.

Aslında bu sayının içeriği, herkesin bana uzaylıymışım gibi bakmasını sağlayan ‘korean drama’ idi ama geçenlerde sevdiğim bir dostumla yudumladığımız iki kadeh saki, bu sayfayı aileme ithaf etti.

Geçmiş yıllarda, uzun da zaman önce, belki 90 belki 91’de, bıyıklarıyla konuşan adam elinde tuzlu leblebilerle girerdi kapıdan, ortanca evladını tavlamak için ki kokusu burnumda…

Bazen pazar günlerine rastlardı… Soba yanında leğen içinde yıkanırken; Osman Yağmurdereli, Mehmet Aslantuğ İz Peşinde izlerken denk gelirdik birbirimize.

Çünkü babiçkom üç işte birden çalışır, aile geçindirir, evlat okuturdu.

Bizim çocukluğumuz ebeveynlerimizi hiç görmemekle geçti ve ekstrası oyun oynayamamakla…

Babiçkom, ruhun beni dinliyor biliyorum. Öyleyse dikkat kesil, ben kabrinin başında seninle konuşurken. Anılarımız uzun uzun, temiz temiz, ruhumuza işleyen.

***

Zor günler geçirdik sevgilim… Ev sahibinin her ay kiraya zam yapan, yaptığı zammı az bulup yüzde 10 daha zam yapan oğlu ve çekirdek ailemizle koca bir haremde (muhacir diline bahçe) yaşıyorduk.

Sen bilmem kaçıncı işindeyken ev sahibinin oğlu yine kirayı istemeye geldi, yüzde bilmem kaç zammı ile.

Annem onu oracıkta öldürmemek için sana bir not bıraktı boş antrenin tam ortasına (gecekonduda da antre ne ararsa koca boşluğa işte).

Biz bir pikap bulduk, ellerimizle duvarını örüp, temelini kazdığımız eve gitmek için.

Zor zahmet, güç bela vardık eve… Normal insanların üzülüp, göçmenlerin sevineceği bir neşeyle evimize geldin akşam üstü.

Aylarca yattığımız karton, örttüğümüz naylon batmadı bize sevgilim.

İlkokula başladığım yıllarda çok sezemesem de sıkıntıları, şimdi şükrediyorum ki genetik olarak senin Kerime Hatun’un hafızası bana geçmiş.

Nice güzel senelerimiz oldu… Beraber çalıştık, ağladık, güldük, eğlendik, para biriktirdik, bir kat bir kat daha yaptık (işte göçmen totemi):)

Çift diploma yapan en minik kuzun, her şeyi bırakıp vatan korumaya Bulgaristan’a gitti. Küplere bindin, yeminler ettin, gitmeyecektin yemin törenine 

Okumayı bırakıp nasıl giderdi askere bu çocuk!!! Reşit oldu diye bıyıklarıyla konuşan adamı ezmiş miydi?

***

Çok geçmedi…  O kadar sıla hasreti çektin ki geldiğinden beri diğer vatanından, bir yenisini daha sokunca ciğerine evladın, hastalandın sevgilim… Ve gitmemeye yeminlediğin törene gidemedin diye beraber ağladık hastane odalarında.

Sadece bir kızgınlıktı seninki ama Yaradan yine kaderine işlemişti.

Sevgilim, insanlar üzülür babaları kanser diye… Ben çok sevindim.

Seslendiğini duyuyorum: “Söyle bakalım çikolata parmaklı, ben ölürken senin o çok çalışan kafan yine neye sevindi?”

Neye mi sevindim ?

Çünkü Tanrı seni seviyor, günah dökmene izin verdi.

Çünkü Tanrı beni seviyor, sekiz ay koynunda yatmama izin verdi.

Günler günleri kovaladı, bıyıklı sevgilim. Sabah beşte kalkıp istanbul’a gitmeler, merdiven boşluklarında sigara içmek için kovalanan nöbetler, seversin diye vaktinden önce toplanan incirler, bir bayramda Selanik türküsü dinlerken kurulan sofralar… Sen hasta olmasan hiç birini yapacak değildim.

Ben öleceğini bildiğimden hala sigara içmene ses çıkarmamıştım, sen de doktor muhattabı kızına güvenmiştin.

İkimiz de birbirimizi kandırıyorduk sevgilim; sen öleceğini biliyordun ve ben seninle öleceğimi…

Hekim bana “ölecek” demeden önce seninle tutuştuğumuz iddiayı hatırlasana… Ben kırkımda ölecektim, sen de ben ölmeyeyim diye kalan ömrünü bana verecektin. Bu plan tutardı, bunu Yaradan da hissetmiş olmalı.

Tanrı kapımızı çalana kadar vaktimiz vardı.

Merdiven boşluklarında sigara içerken birbirimizi gözleyebilirdik mesela.

Kurduğun gönül bağı adına, yan odadaki Nusret Amca’nın öldüğünü ikimiz de bilip, taburcu olmuş gibi davranırdık mesela.

Organik tarımlar, motosiklet turları, ameliyat sonrası iyileşme süreci bizim ışığımız olmuştu.

***

Gün bitti, her şey karardı, doğduğum günde bir ölüm hüznü hediye edip gittin bana.

Çok teşekkür ederim Tanrı’ya, sen hasta olduğun için…

Hasta olup benimle 8 ay hastanede yattığın için…

Kardeşlerime teşekkür ederim, müsait olmayıp bu fırsatı bana verdikleri için…

Ve sana teşekkür ederim bıyıklarıyla konuşan adam; evladın olmakla hep gurur duyduğum için.

Tanrı seni benden fazla sevmişse ne demeli? Hem seni kim sevmez söylesene… Seni seviyorum.




ETİKET :  

Tümü