kocaeli , 23-09-2020

Vikingler diyarı; Norveç

Diş hekimi Müzeyyen Topçu Tan, eşi Dr. Ömer Tan ile birlikte Vikingler diyarı Norveç’e yaptığı cruise seyahatini, Kocaeli Life okurları için kaleme aldı

11:38:30 | 2020-08-10

Hazırlayan: Müzeyyen Topçu Tan

Fotoğraflar: Ömer Tan

 

2019’un son çeyreğinde Çin’den başlayarak tüm dünyaya yayılmasını şaşkınlıkla izlediğimiz, Mart 2020’de bizim de kapımızı çalan korona (COVID-19) yüzünden bütün planlarımız, hayatımız, alışkanlıklarımız kısacası her şeyimiz değişti. Hepimiz evlere mahkum olduk. Bahçeli evlerde yaşayanlar, apartmanlarda oturanlara göre nispeten şanslıydı ama sevdiklerine sarılamamak, karşılıklı sohbet edememek, yoğun çalışmaktan dolayı yılda birkaç günle sınırlı tatile çıkamamak; bırakın tatili, çalışamamak nasıl bir duyguymuş öğrendik. İnsanlığın bu öğretilerden ders almasını umarak önceki yıllarda gerçekleştirdiğimiz ve şu günlerde ‘İyi ki fırsat yaratarak gitmişiz’ dediğimiz; dünyanın en güzel fiyortlarına sahip muhteşem doğası, çok gelişmiş demokrasisi ve daha birçok meziyetiyle nam salmış Norveç’e yaptığımız gemi gezimizi sizlerle paylaşacağım.  

★★★

İskandinav Yarımadası’nda bulunan, doğal güzelliklerinin yanı sıra dünyanın en iyi yaşam standartlarına sahip ülkelerinin başında gelen Vikingler diyarı Norveç, hemen her gezginin hayallerini süslemiştir. Norveç hakkında, seyahate çıkmadan önce epey araştırma yaptım.    

Norveç; her geçen gün daha fazla kirlenen dünyanın, en temiz denizine sahip ülkelerinden biri. Eski çağlardan beri denizcilikte çok iyiler. Kutupları ilk keşfedenler Norveçli kaşifler… Balıkçılığın yanı sıra dünyanın en iyi yatları da burada yapılıyor ancak mümkün olduğunca mazotlu tekneler yerine elektrikli tekneler kullanmaya çalışıyorlar. Alınan kararlara göre 2025 yılından sonra petrolle çalışan tüm araçlar yasaklanacak. O nedenle elektrikli araçların kullanımı şimdiden teşvik ediliyor.

Yaşlılara, çocuklara, öğrencilere her zaman destek veren, hayvanları koruyan bir devlet anlayışı olan; eğitime, spora, sanata ve sanatçılara çok önem verilen bir ülke Norveç.  Dünya mutluluk ve güven sıralamasında ön sıralarda yer almasının sebeplerinden biri; çocuğa, kadına, hayvana şiddet olmaması olabilir mi?

Araştırırken en hoşuma giden konulardan biri de Norveç’te kitap yazmak isteyen biri - yabancı da olsa- teşvik ediliyor ve kitap yayınlandığında bin kopyası devlet tarafından satın alınarak, ülke genelindeki halk kütüphanelerine dağıtılıyor. Ayrıca sanatçılara düzenli devlet yardımı sağlanması amacıyla kurulmuş Norveç Sanat Konseyi adlı bir kurum var. Her yaştaki sanatçı, Sanat Konseyi’nin desteklerinden faydalanabiliyor. Okullar ise yurt dışından gelenlere bile bedava.

 

 

DOĞUŞTAN SPORCULAR

Ancak ‘her güzelin bir kusuru vardır’ derler ya Norveç çok soğuk bir ülke. Gece ve gündüzün mevsimlere göre farklılık göstermesi, yazın hepi topu üç saat hava karanlıkken, kışın öğleden sonra havanın kararması moral bozucu. Buna rağmen öyle güzel ve disiplinli bir yaşam kurmuşlar ki olumsuzlukları, olumlu hale getirmişler. Mesela kayak hayatlarının bir parçası olmuş, çocuklar neredeyse yürümeyi öğrenmeden kayak yapmayı öğreniyor. Deyim yerindeyse doğuştan sporcular.

Devletin doğayı korumak için yüksek binalar yerine küçük binaları tercih ediyor olması; dağlardan akan şelalelerin,  akarsuların beton ya da yüksek binalarla kuşatılmasına, kirletilmesine izin vermemesi doğa tutkunları olarak takdir ettiğimiz, hayran kaldığımız önemli bir mevzu.

Devlet yönetiminin önderliğinde Norveçliler, doğayı kültürlerinin bir parçası haline getirmişler, muhteşem ve büyüleyici manzaralarını çok iyi korumuşlar, doğayla adeta bütünleşmişler. Öyle ki köylerde çatıları topraktan yapılan evlerin üzerinde büyüyen ağaçları ya da otlayan keçileri görmek bile mümkün.

Aslında Norveç 1900’lü yıllarda Amerika ve Kanada’ya göç veren bir ülkeymiş ancak petrol bulunduktan sonra refah düzeyi artmış, göç alan bir ülke olmuş. Bizim ülkemizden de en çok Konyalılar gitmiş…  Petrolleri olmasına rağmen doğayı kirletmemek için elektrik kullanımının teşvik edilmesi, gelecek nesillere ve doğaya verdikleri önemi gösteriyor. Norveç’te işsizlik oranı yüzde iki imiş, onlar da çalışmak istemedikleri için çalışmıyorlarmış, işsizlik parasıyla geçinebiliniyormuş zira.

 

SUÇ ORANI ÇOK DÜŞÜK

Yapılan referandumla halk Avrupa Birliği’ne girmek istememiş. Nüfusu 6 milyon. En kalabalık şehri olan Oslo’da 650 bin kişi yaşıyor. Monarşiyle yönetilse de kraliyet ailesi sembolik ve yasalar çerçevesinde herkesle eşit durumda.

Suç oranı çok düşük; dolandırıcılık yok, hırsızlık yok. Yapanlar da toplum tarafından dışlanıyor. Bunun okuma yazma oranının yüzde doksan dokuz olmasıyla bir ilgisi var mıdır acaba? 

Böyle bir ülkeyi ziyaret etmek, doğal güzelliklerinin yanı sıra kültürel ve sanatsal faaliyetlerine göz atabilmek, en azından o havayı koklayabilmek bile bizim için mutluluk sebebi olacaktı. Bu yüzden mutlaka gitmemiz, görmemiz gereken yerlerden biriydi Norveç.

Norveç’e uçakla gidip, araba kiralayarak ya da trenle seyahat ederek gezmek bütün fiyortları görmek açısından belki daha mantıklı ama kuzey ışıklarının daha net görüldüğü eylül -mart ayları arası, bu gezi sanki daha ideal gibi…

Haziran- temmuz ayları ise sıcaklık arttığı için şehirleri yürüyerek gezmek, gün ışığından daha uzun istifade ederek gemide vakit geçirmek yani  ‘cruise’ denilen gemi gezisi bizim için daha uygun. Zira araba kiralama, konaklama, yeme-içme, bavul indir-bindir ile uğraşma derdi yok.

 

 

GEMİYLE YOLCULUK

Yolculuğa çıkacağımız Holland America Line’a ait MS Eurodam gemisi, Danimarka’nın başkenti Kopenhag şehrinden kalkıyordu. Gemiye binmek için 3,5 saat süren uçak yolculuğu ile çocukken okuduğumuz masallardan tanıdığımız Andersen’in masalları kadar güzel olduğu söylenen Kopenhag’a vardık. Bizim için keşfedeceğimiz güzel yerler ve yeni bir macera başlıyordu. Dünyanın en yaşanılabilir şehirlerinden biri olarak bilinen Kopenhag hakkında az çok bilgimiz vardı ancak havaalanından otobüslerle gemiye transfer edilirken şehri biraz daha gözlemleyebildik. Cetvelle çizilmiş kadar düzgün ve rengarenk evler, araba yerine bisikletliler, tertemiz görüntülü kanallarla gerçekten masalsı bir şehir görünümünde Kopenhag. Daha sonra tekrar gelip, caddelerini, sokaklarını gezerek keşfedilmesi gereken şehirlerden biri…

Daha önce katıldığımız gemi gezilerinde olduğu gibi bu gezide de gemi limandan akşam saatlerinde ayrılacak. Farklı farklı ülkelerden, farklı saatlerdeki uçaklarla gelen yolcuların gemiye yerleşmesi için mi yoksa varacağı limana sabah saatlerinde girmek için mi bilmiyorum ama hep akşam saatlerinde seyre çıkıyor gemiler, iyi de oluyor. Yorgun argın bir günün sonunda yemek yedikten sonra, iyi bir uyku çekip ertesi güne dinç bir şekilde hazır oluyorsunuz

Eğer uçuşunuz erken saatlerdeyse gemiye yerleştikten sonra biraz meşakkatli olsa da çıkıp dışarıda dolaşabiliyorsunuz (Gemiden her giriş-çıkışın gümrükten geçer gibi prosedürü var). Bu prosedürlerden hoşlanmıyorsanız en iyisi gemiyi keşfetmeye çalışmak. Zira seyir halindeyken gemide yapılacak o kadar çok aktivite var ki zamanı iyi kullanmak açısından önemli…

Daha önce, Kocaeli Life’ın 2019 Ocak sayısında (http://kocaelilife.com/ruya-gibi-bir-gemi-yolculugu-h3282.htm) gemideki etkinliklerden ve yaşamdan bahsettiğim için bu yazıda tekrar bahsetmeyeceğim zira üç aşağı beş yukarı aynı. Her akşam geminin uğradığı limandan ayrıldıktan sonra istediğiniz spor aktivitesine katılabilir, istediğiniz şov gösterisini izleyebilir, karaoke şarkı söyleyebilir, restoranlarında yemek yiyebilir, kafelerde arkadaşlarınızla sohbet ederken piyaniste eşlik edebilir, dans edeceğiniz kulüplere gidebilir ya da güvertede şezlonglara uzanarak denizi seyredebilirsiniz. Biz tercih etmiyoruz ama eğlence, yeme-içme, spor, dinlenmenin yanı sıra casino da var.    

 

FLAM KÖYÜ

Sabah saatlerinde vardığımız ilk liman 400-500 nüfuslu, küçük ama Flam Dağı’na yapılan tren yolculuğu ile Norveç’in en büyük ve derin fiyordu Sognefjord’un kollarından ve aynı zamanda Unesco Dünya Mirası listesinde olan ünlü Naeroyfjord fiyordunun olduğu yüksek dağlarla çevrili Flam köyü.  Gemiden inince, yemyeşil bir ırmağı köprüden geçerek, ahşaptan otellerin ve Flam Müzesi’nin olduğu köy meydanına ulaşıyorsunuz. Büyüleyici bir manzaranın tam ortasındasınız...  Haziran ayı olmasına rağmen hava soğuk, dağlardan akan sular, şelaleler buz tutmuş ama baktığınız her yer yemyeşil.

Her yıl yüz binlerce turist Flam’a gelerek ‘dünyanın en güzel tren yolculuklarından biri’ olduğu söylenen tren yolculuğunu yapıyor. Biz de bu yolculuğu deneyimlemeden önce müzeyi gezip, demiryolunun yapım aşamalarını inceliyoruz. Hediyelik eşya dükkanlarından Flam’ı anımsatacak ufak tefek hediyelik eşyalar almayı da ihmal etmiyoruz.  

Yolculuk boyunca 1900’lü yılların başlarında yapımına başlanan, birçoğu elle yapılmış onlarca tünelden geçiyoruz. Sisli dağların arasından geçerken, yüzlerce metreden akan şelaleler, demiryoluna eşlik eden ırmağın kenarında oyuncak gibi duran sevimli evler, görsel bir şölen sunuyor. Yolculuk boyunca sanki bir masalın içindeymiş gibi hissettiren manzaraların en güzelini çekebilmek için herkes seferber oluyor ama en güzel vizörün göz olduğunu da unutmuyor, gözlerimize de ziyafet çekiyoruz. 

Tren bir-iki istasyonda duruyor, mola veriyor. Bu molalardan biri Kjos Fossen Şelalesi’nde. 45 dakika kadar süren bu molada trenden iniliyor, yüzlerce metre yükseklikten akan şelalenin fotoğrafları çekiliyor. Şelalenin en üst kısmında kayalıklarda kırmızı elbiseli bir kadın (O kadar iri ki belki de kadın kılığında bir erkek) çıkıyor, yerel müzik ve şarkı eşliğinde dans ediyor. Şelalenin çağıltısından ve su zerreciklerinin oluşturduğu sisten, pustan kadını hayal meyal görüyorsunuz ama müzik ve şarkı muhteşem. Sanki bir filmin içindeymişsiniz gibi.  

Yaşadığımız bu eşsiz güzellikleri hafızalarımıza nakşederek Flam’dan ayrılmak üzere gemimize biniyoruz.

Kaynaklara göre fiyortlar, denizin buzul vadilerinin içine girmesiyle oluşan ve iç kesimlere kadar sokulan; ince, uzun, genellikle çok derin ve kenarları çok dik körfezlere deniyor. Bizim fiyortla ilk tanışıklığımız Sinop Hamsilos Koyu’nda oldu. Norveç’te irili ufaklı birçok fiyort var ama hepsi yemyeşil, hepsi bakir. Doğayı korumak için ellerinden geleni yapmışlar, etraflarında bir tane betonarme bina yok. Biz ise dünyada eşi benzeri zor bulunan fiyortlardan birinin olduğu şehre yani Sinop’a hala nükleer santral yapma peşindeyiz.  Ne kadar acı, öyle değil mi?

 

BERGEN

İkinci durağımız Bergen. Orta yaşın üstünde olanlara aşina gelen bir isim. 80’li yıllarda eşi tarafından yüzüne kezzap atılan arabesk sanatçısı, acıların kadını rahmetli Bergen;  bildiğim kadarıyla şehri görünce çok beğeniyor ve Belgin olan ismini Bergen olarak değiştiriyor. Bergen, Norveç’in ikinci büyük şehri, aynı zamanda fiyortlara açılan kapı olarak biliniyor. Şehir olmasına rağmen deniz kenarına dizilen ve Unesco Dünya Mirası listesine giren rengarenk ahşap Bryggen evleriyle şirin bir kasaba görünümünde.

Bergen’de yılın neredeyse 300 günü yağmur yağarmış ama şansımıza güneşli bir gün karşılıyor bizi. Balık pazarını, kuyumcu dükkanı gezer gibi geziyoruz, zira balıkçı tezgahlarında envai çeşit taze balık ve deniz mahsulleri, kurutulmuş etler, tütsülenmiş balıklar mevcut. İsterseniz taze taze satın alıp orada pişirtip, yiyebiliyorsunuz. Sonrasında rengarenk ahşap binaların arasında kaybolup şehri tanımaya çalışıyoruz. Küçük dükkanlarda satılan yöresel ürünleri inceleyip, yorulana kadar gezip, bir kafeye oturuyoruz. Kahvelerimizi yudumlarken, en az Bergen’in evleri kadar renkli, dünyanın her yerinden gelen insanları izliyoruz.

 Yılın neredeyse tamamında yağmur yağan bir yerin ne kadar yeşil olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Aslında biraz daha vakit olsa teleferiğe binip bu güzel şehre yukarıdan bakmak çok daha güzel olurdu ama gemi gezilerinde varılan limanlardaki şehirlerin tamamını gezmek, dolaşmak ne yazık ki olası değil, zaman kısıtlı.

 

KRISTIANSAND

3. limanımız Norveç’in en sakin şehirlerinden Kristiansand.  Norveç’in en güney noktasında olduğu için en sıcak olan şehir ve Norveç’te denize girebilecek nadir şehirlerdenmiş ancak Ayvalık’ın denizini ağustos ayında bile soğuk bulan bendeniz, buradaki denizin ısısını nasıl bulurum acaba? Düşünmek bile istemiyorum.  Kristiansand’da biraz deniz kenarında yürüyerek zaman geçiriyoruz. Daha sonra hop on hop of denilen otobüsle şehir turu yapıyoruz. Biz hemen her ülkede bulunan bu otobüsleri sık kullanıyoruz. Biletleri biraz pahalı gibi görünse de tüm şehri yorulmadan kısa sürede görüp, istediğiniz lokasyonda inip gezdikten sonra tekrar binebiliyorsunuz.

Daha önceden tespit ettiğiniz bir müze, bir restoran veya alışveriş yerinin olduğu durakta inip, yemeğinizi yedikten, alışverişinizi yaptıktan veya müze gezdikten sonra yeni gelen otobüsle görmek istediğiniz diğer yere hızlıca ulaşabiliyorsunuz. O nedenle o şehre gelmeden gezilecek/görülecek yerleri inceleyip size en cazip gelenleri seçerek bu şekilde gezebilirsiniz.

 

OSLO

Sayılı gün çabuk biter demişler. Son limanımız başkent Oslo. Norveç’in en büyük finans ve kültürel merkezi olmasına rağmen nasıl sanayi bacaları arasında boğulmamış, doğal alanlar yok edilmemiş, oksijeni bol ve İskandinavya ülkeleri arasındaki en güzel şehir olmuş? Tarihi ve modern binaların iç içe geçtiği ama yine yeşilin, ağacın, suyun eksik olmadığı bir şehir nasıl olur?  Yürüyerek anlamaya çalışıyoruz. Alışveriş merkezlerinin önlerinde hediyelik eşyalar arasında troller göze çarpıyor (Norveç masallarında dev, büyücü, cadı, canavarların adları troll olarak geçer). Şehrin her yerinde parklar, havuzlar, adım başı heykeller… Oslo’da gezmek istediğimiz birçok müze ve dünyanın en büyük heykel parkı olan Vigeland Park var ama uçağımızın kalkış saati yaklaşıyor. Biz de arkamızda göremediğimiz güzellikleri bırakarak- ki bunlardan biri Stavanger şehrindeki Pulpit Rock- havaalanına doğru yola koyuluyoruz.

ETİKET :   gezi norveç müzeyyen topçu tan ömer tan kocaeli