Uzaylı değilim! Kore Drama seviyorum

14:56:20 | 2017-03-09
Hatice Kocaman
Hatice Kocaman      hatice@kocaelilife.com

Birbirine benzeyen çekik gözler, soluk benizler, anlaşılamayan bir konuşma vurgusu.... Bu yazıdan sonra bir kaç kişinin fikrini değiştirebilirsem, ne mutlu bana.

Nasıl bir bağımlılık, size Türkiye’nin ortasında, üstelik etrafınızda bir tek ‘Flower Boy’ bile yokken olmayacak hayaller kurdurur? Cevabı veriyorum: Korean Drama

Bazılarına destursuz abayı bile yakarsınız.

‘Flower Boy’ nedir?

Anlatmakla başlayalım... Tam kelime anlamını taşıyor: ‘Çiçek Çocuk’.

Bir Türk edası ile hiçbir delikanlının beğenmediği, yüzü, gözü, tırnakları, ensesi temiz pak çocuk demek aslında, hatta ten rengine uygun saç boyaları ve misssss kokular...

Sözün özü, sadede gelecek olursak biz aşkı Korelilerden öğrendik.

Türk dizilerinde olan 7896 bölüm yok, karşılıklı bakışıp saatlerce gözünden akamayan iki damla yaş yok, gençliğinden başlayıp dramanın suyunu çıkarana kadar yedi kuşak esas genci yaşamak yok. Kurgusu zeka dolu, her hikaye kendine ait ve en uzunu 21 bölüm. İkinci sezon asla yok.

Başlangıç şüphe dolu, bitiş ise gerçek bir son. Mezarın başında yaşı 25, sakalı 55 olan bir Behlül yok anlayacağınız .

Günün 20 saati aralıksız Kore dizilerini izliyorlar; Korece öğreniyorlar... Türkiye’de 80 bin genç Kore’yle yatıyor, Kore’yle kalkıyor!

★ ★ ★

‘Neden Kore dizileri?’ sorusunun çok geniş bir yanıtı var. Hepsine tek tek girmeyeceğim ama Kore dizilerine bizi bağlayan en önemli unsurlardan birisi, kültürlerimizin çok benziyor olması.

Artık bizim dizilerde bile olmayan evde ayakkabı değil, ev terliği giyiliyor olması.

Çok izlediğim ‘Coffee Prince’ hem bu benzerlikleri özetliyor hem de kalbinizin en ücra köşesindeki samimi duygulara dokunuyor.

Ve tek bir söz beni bu 16 bölümü defalarca izlemeye itti... Esas kızımız ‘Go Eun Chan’, kadın kimliğini gizleyerek tıpkı bir erkek gibi oynuyor  ve onun kalbini seven esas oğlanımız ‘Han Kyul’ sevgisine şöyle bir açıklama getiriyor:

“Erkek değil uzaylı da olsan, seni seviyorum”

Oyunculuk önünde diz çökmeyi bir kenara bırakın, duygular o kadar net içinize işliyor ki çoğu zaman esas kız kadar sevilme ve esas oğlana o kadar aşık olma ihtimali sizi heyecanlandırıyor.

Ve bizim neredeyse unuttuğumuz bir önemli unsur daha... Ataerkil toplum, kadın güçsüz değil asla ama erkeğinin bir adım berisinde. Onun gücüyle kendisininkini birleştirmeyi biliyor, bir de güzel harmanlıyor ki ayakta duran güçlü kadın kimliğiniz bazen sizi boğacak gibi oluyor.

★ ★ ★

Hep Külkedisi hikayesi ve kabul edelim bizi mutlu eden de bu. Ayrıca tüm içerik aile tarafından izlenecek kadar masum ve seviye hep stabil.

Evlenmeden tek yapabildikleri, el ele tutuşup öpüşebilmek. Bizim senaryolar gibi içkisine ilaç atılıp Kalyoncuoğulları’nın en fırlama evladının yatağında uyanan bir kız yok.

Bunları izledikçe Kore’ye gidip bir ‘Street Food’ta soju içip sarhoş olma isteği maksimuma ulaşıyor.

Sonra bakıyorsun, dizideki romantik adama sen aşık oluvermişsin fakat gerçeği kadar acıtmayıp, seyrettikçe mutlu eden türden... Belki biraz platonik.

Ben bunları antidepresan olarak alıyorum, ne zaman canım bir şeye sıkılsa açıyorum bir tane, sıkıntı keder kalmıyor.

Sonra bir süre Koreli kalıyorum, babama ‘appaaa’ diye sesleniyorum, anneme ‘omma’ , abilerime ‘ajussi’, falan...

★ ★ ★

Bir de bu işlerin mangası animesi var, oralara çok dokunmayacağım ki kafalar yanmasın.

Güney Kore dizilerinin büyük çoğunluğu aslında shoujo animelerin canlı halidir denilebilir.

Konular neredeyse birbirinin aynısıdır. Elbette Japonlardaki aşırı fetişizm ögeleri Güney Kore dizilerinde yoktur. Çıplaklık, dekolte, frikik falan çok bulamazsınız.

Ancak bu işlerin ataları elbette ki Japonya’daki shoujo mangakalardır.

Güney Koreli senarist ve yapımcılar, bu manga ve animelerin konularını çok da değiştirmeden daha kısa süren ve daha edepli dizi uyarlamalarını çekmektedirler sadece.

Kıssadan hisse, o kiraz çiçeklerinin ve hala üşüten ama vurduğu noktayı ısıtan güneş ışıkları altında, kalbinizin gerçekten sevdiği adamla, baharın ve aşkınızın kokusunu içinize çekmek istersiniz.

Benim için korku, fantazi ya da bilimkurgu türlerindeki film/dizilerden farksız olan diziler bunlar.

Onları da bunu da gerçek hayatta hissetmem ya da yaşamam mümkün olmayan şeyler için izliyorum çünkü nihayetinde.

Kendi hayatımda bu dizilerdeki gibi harika bir aşk yaşamam mümkün değil, o mükemmel erkekle tanışmam imkansız.

Ama bu diziler ve ayna nöronlarım sağ olsun, o mutluluğu yaşamaktan mahrum kalmıyorum .

Uyuşturucu gibi adeta... 105 yaşımda hala yalnız, 32 kedisi olan ve mutluluğu Kore dizilerinde arayan bir kadın olarak hayata gözlerimi yummam umarım...




ETİKET :   hatice kocaman

Tümü