Umudun adı Turgay Baba

Ünlü tiyatro oyuncusu Turgay Tanülkü, ‘Son Kuşlar’ ile mahkumlara umut aşılarken, himayesine aldığı mahkum çocuklarına da ‘babalık’ yapıyor

12:15:11 | 2017-03-08

RÖPORTAJ: Didem KÖSEOĞLU

Mahpusluk erken gelip bulmuştu onu... Daha 18’inde, gençliğinin en dolu günlerinde.  Bedenine yapılan işkencelere rağmen yüreğini muhafaza etmiş, kirletmemişti.  Bir de baba olma hayalini dört duvar arasında bırakmıştı.  Fakat o her şeye rağmen ne duruşundan, ne de umutlarından vazgeçti. Hür bir adam olarak çıktığı cezaevine, umutlarını paylaşmak için çok sevdiği tiyatrosuyla geri döndü.  Bir çocuğu olamayacağını öğrense de bir sürü evlat ve torun sahibi oldu. ‘Son Kuşlar’ ile bugüne kadar 80 bin mahkuma ulaştı, hedefi ise 200 bin kişiye umut aşılamak. Duayen oyuncu Turgay Tanülkü, nam-ı değer cezaevlerinin ‘Turgay Baba’sı’, Kocaeli Life’ın sorularını yanıtladı. Tiyatro oyunu için iki ay boyunca Kocaeli’yi mesken tutan ünlü sanatçının umut dolu hayat hikayesini okurken gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız.



Turgay Bey, çok genç yaşta cezaevine girdiğinizi biliyoruz. Bize o günlerden bahsedebilir misiniz?

Köy enstitülerinde okuyan avantajlı çocuklar arasındaydık. Orada bizlere kendimizden başka insanların da var olduğunu, bir dilim ekmeğimiz bile olsa paylaşmamız gerektiğini öğrettiler. ‘Sokağa çıktığınız zaman siz başkasının hayatına, başkası da sizin hayatınıza dokunmalı’ dediler. Hal böyle olunca paylaşmayı öğrendik, hayata karşı bir duruş kazandık. Kaçınılmaz bir şekilde siyasetin içine de girmiş olduk. 18’li yaşlarda bir mektepli, bir delikanlıyken, yolumuz cezaevine düştü.

Cezaevine girdiğinizde okuyor muydunuz?

Ankara’da liseyi bitirmiştim, hukuk fakültesini kazanmıştım. Aynı zamanda konservatuvar sınavlarını da kazanmıştım. Tutuklandıktan sonra Ulucanlar Cezaevi’ne gönderildim. Ama bitirdim konservatuvarı. Cezaevindeyken gardiyan eşliğinde okula gidip gelebiliyordum. Konservatuvar ile cezaevi arasında iki cadde vardı zaten. Gardiyan okula kadar getirip bırakıyordu beni, akşamüzeri de alıyordu. Okuldakiler zaman zaman şüpheleniyordu durumumdan çünkü bilmiyorlardı cezaevinde olduğumu...

 

 

8 GÜZEL YILIM GİTTİ

Kaç yıl kaldınız?

1970 döneminde Ulucanlar Cezaevi’ne girdiğimde 18 yaşındaydım. Siyasi nedenlerle hapis yattım. Yıllar sonra suçumun olmadığı anlaşıldı. 26 yaşında çıktım cezaevinden. Tam 8 güzel yılım gitmişti...

Cezaevlerini tiyatroyla buluşturmaya nasıl karar verdiniz?

Tiyatro, genlerime işlemiş bir kere. Nerede olursam olayım, tiyatrodan vazgeçemem. Cezaevi günlerimde de koğuştaki arkadaşlarıma fıkraları oynardım. ‘Bir gün dışarı çıkarsam, cezaevlerine geri döneceğim ama bu dönüş tiyatro oynamak için olacak’ diye kendime söz verdim. Sözümü de tuttum. 1981 yılında, uzun yıllar yattığım Ulucanlar Cezaevi’nde mahkumlarla gönüllü olarak tiyatro yapmaya başladım. Her gün gidiyordum cezaevine.

Ders yapıyordum orada. Mahkumlardan bir grup oluşturdum, ilk oyunumuzu o zaman sahneye koyduk.

1981 yılından bugüne kadar cezaevlerinde tiyatro ile umut aşıladınız. Bu projeyi bugünlere kadar nasıl taşıyabildiniz?

Cezaevlerinde tiyatro, benim bireysel ve gönüllülük esasıyla oluşturduğum bir projeydi. Bizim avantajımız, 1961 yılından sonra yapılan bütün cezaevlerinde büyük sinema ve tiyatro salonlarının olmasıydı. Mahkumlarla birlikte çalışarak tiyatro oyunları sergilerdik. Gala yapardım, aileleri izlemeye gelirdi.

 

 

ÇOCUĞUM OLMAYACAKTI...

Bu arada çok sayıda mahkum çocuğunu ve sokak çocuklarını sahiplenip onların ‘Turgay Baba’sı oldunuz. Bize biraz da bu süreci anlatır mısınız?

Bu galalar ve oyunlar sayesinde mahkumların çocuklarıyla tanışmaya başladım. Çocukların mutluluklarını gördüğümde onlar için bir şey yapmak istedim. Mahkumlarla da içli dışlı olmaya başlamıştım. Bir gün bir tanesi bana eşinin çok zor durumda olduğunu, bırak çocuğunu okula yollamayı kiralarını bile ödeyemediğini söyledi. Ben o zamanlarda Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan maaş alıyorum, o maaş da annemle birlikte yaşadığımız evin ihtiyaçlarına gidiyordu. İlk maaşımı paylaşarak böyle bir yola girmiş oldum. Bu durumdan en çok da annem mutlu oldu çünkü cezaevinden çıktıktan sonra gördüğüm tedavilerden dolayı hiçbir zaman çocuğumun olmayacağını biliyordu.

Masraflarını nasıl karşılıyordunuz?

Önce kendi evlerinde okutmaya başladım. Erzaklarını alıyordum, kiralarını ödüyordum. Tüm bunların altından kalkabilmek için tiyatro dışında iş yapmam gerekiyordu. Naylon torba sattım... Ankara OSTİM’de bir çay ocağı açtım. Oradan gelenlerle çocuklara destek olmaya çalıştım. O zamanlar TRT’de Ferhunde Hanımlar dizisinde oynuyordum. O da bir yere kadar yetiyordu. Ama o para epey güçlendirmişti beni. Eşimle konuştum ve çocukları almaya karar verdik. Anne baba çaresiz kalınca, çocuklar sokağa ve suça yöneliyor. Buna engel olmak istedik.

Bu çocuklar nerede kalıyor?

İkisi İzmir, ikisi Ankara ve biri İstanbul’da olmak üzere toplamda 5 evimiz var. Yaşı küçük olanlar köyde kalıyor, okula gitmeden önce doğal hayatı da öğrenmiş oluyor.

Siz nasıl bir çocuktunuz? 

Çok atarlı büyüdüm ben çünkü babasız kalmıştım ve annemi korumak zorundaydım, hırçındım. Cezaevine girmeseydim farklı bir adam olabilirdim. Ama orada kendi dışımdaki insanları düşünmeyi öğrendim. Evde bir şeyin olmamasına isyan ettiğimizde babam derdi ki; “Dışarıya bakın, insanlar sokaklarda...” Babam şeker fabrikasında odacıydı, gurur duyduğum bir ailem var. Ayın birinde mandalina görürdük, o da iki tane üç tane... O pencereden dışarı bakınca bizden daha kötüleri oradaydı. Adam olmasaydım siz benimle röportaj yapmazdınız... Şükretmeyi bilmeliyiz.

Bir çocuğa hasretken şimdi bir sürü çocuğunuz hatta torunlarınız var ve olmaya da devam ediyor. Bize biraz da çocuklarınızdan bahsedebilir misiniz?

Cezaevlerine düşenlere ‘kader mahkumu’ deriz ama asıl kader mahkumu tutuklu değil, onun geride bıraktığı ailesi, çocuklarıdır. İnsanlar, çocukları kendi bencillikleri için doğuruyor ama sonrasında ne yapacak diye düşünmüyor.  Onların hepsi benim evlatlarım. İlk zamanlarda tiyatro oyunlarını birlikte sergiliyorduk ama hepsi bir bir meslek sahibi olunca son kuşlar gibi uçup gittiler. Bir hayal gibi görünse de bu evlatlarımdan 2 tanesi savcı oldu.

İlimizde de ‘Son Kuşlar’ oyununu sergilemek için bulunuyorsunuz. Oyundan biraz bahseder misiniz?

Tabi yaş ilerleyip sağlık problemleri baş gösterince, 2014 yılından itibaren Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’nün ortak sosyal sorumluluk projesi kapsamında, veda anlamında ‘Son Kuşlar’ oyununu sergilemeye başladık. Son Kuşlar, Sait Faik’in ‘Son Kuşlar’ adlı hikayesinin Firdevs Aylin Tez tarafından oyunlaştırılmış hali. Dönemdeki idamları anlatan bir tiyatro oyunu. Neden bu oyunu seçtin derseniz, cezaevinde yattığım dönemlerde idam sehpalarının üstlerine kuşlar gelir konardı, ben de onlara ekmek parçaları verirdim. Sonraları o kuşlar bir bir azaldı, bir vakit geldi ki hiç uğramaz oldular. O anlamda önemli bir oyundur. ‘Son Kuşlar’ ile bugüne kadar 80 bin mahkuma ulaştık, hedefimiz 200 bin. Amacımız mahkumlara bir nebze de olsa umut aşılamak.

Turne nedeniyle 2 ay ilimizde kalacaksınız. Kocaeli’yi dolaşma fırsatınız oldu mu?

Yeni bir şehre gittiğimde muhakkak oranın pazarına, otogarına, varsa istasyonuna giderim. Çünkü o yerler bana bir şehrin nasıl olduğunu anlatır. Perşembe pazarınızı çok sevdim, iyice dolaştım. Ama gel gelelim beni Kocaeli’de etkileyen en önemli olay, geldiğim ilk günlerde tesadüfen vali bey, başsavcı ve iş adamlarıyla bir araya gelerek yaptığımız toplantı. Mahkumların meslek sahibi olması ve istihdam edilmesi konusunda sözler aldık. Bu anlamda kendilerine minnettarım. Kocaeli olarak, Eskişehir’den sonra Türkiye’ye ve Avrupa’ya örnek teşkil edeceksiniz. Böyle bir yaklaşım beni çok etkiledi.




ETİKET :   cezaevi Son Kuşlar tiyatyro Turgay Tanülkü

Tümü