Türkiye’nin sempatik fenomeni Sergen Deveci

İzmitli oyuncu Sergen Deveci, Instagram’da paylaştığı birbirinden eğlenceli videolarla, Türkiye’nin en sevilen sosyal medya fenomenleri arasında girmeyi başardı

11:56:30 | 2018-12-08

RÖPORTAJ: CAN İŞİAKTIR

FOTOĞRAFLAR: İ. HAKKI TİMUÇİN

 

 

İnstagram’da paylaştığı eğlenceli skeçlerle yüzbinlerce insanın sevgilisi haline gelen Sergen Deveci’nin Kocaelili olduğunu, biliyor muydunuz? İlimizde doğup büyüyen, oyunculuk kariyerine Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda başlayan ve daha sonra eğitimini tamamlamak için İstanbul’a giden Deveci, şu anda 400 bine yaklaşan takipçi sayısıyla dijital mecraları kasıp kavuruyor.

Sosyal medyadaki popülaritesini yaptığı stand-up şovlarla sahnelere de taşıyan sempatik oyuncu, geçtiğimiz günlerde ilimizdeydi. Sergen Deveci, İzmitli takipçileriyle Sabancı Kültür Merkezi’nde buluştu, yaptığı şovla herkesi yine kahkahalara boğdu. Sergen Deveci ve sevimli dostu Sherlock ile yaptığı gösteri öncesinde buluştuk, oyunculuk ve sosyal medya fenomenliği yolundaki serüvenini kendisinden dinledik.

 

 

Sergen Deveci, son zamanların en beğenilen ve en çok takip edilen Instagram fenomenleri arasındasın. Bu popülariteye nasıl sahip oldun? Bize biraz hikayenin başlangıcından bahseder misin?

Ben, videolar paylaşmaya ilk olarak Vine üzerinden başladım. Sanılanın aksine çok fazla takipçim yoktu o zamanlar ve hazırladığım içerikler de çok fazla bilinmiyordu. Daha sonra Vine’ın fenomen isimlerinden birisi, hazırladığım videolardan birini paylaşınca, diğer insanlar da beğenip paylaşmaya başladı. Her şey tam o zamanlarda değişti sanırım. Bazı videolarımın izlenmesi milyonları bulmaya başlamıştı.

 

Vine ile başlayan süreç,  Instagram’a nasıl taşındı?

Aslında pek de taşıyabildiğim söylenemez. Belli bir kitleyi alıştığınız bir sosyal mecrada oluşturunca, çok da mecra değiştirme eğilimine girmiyorsunuz. Benim de hiç böyle bir çabam olmamıştı. Sonra bir anda Vine’ın kapatılacağı açıklandıve ben takipçi kitlemi Instagram’a yönlendirmek için biraz geciktim. Sonra da sıfırdan yepyeni bir kitle oluşturma sürecine girmek zorunda kaldım. Belli bir tanınırlık olsa da mecralar birbirinden farklı olduğu için en başlarda biraz zorladım ama bu durum beni video çekmekten hiç alıkoymadı. Zaman içerisinde ilginin arttığını görünce de insana haliyle bir şevk ve heyecan da geliyor. Ben de bu durumun beni tetiklemesine müsaade ettim ve neredeyse her anımı yeni skeçler düşünmek üzere harcadım. Bugün baktığımda zamanımı boşa geçirmediğimi görüyorum. Tabii, takip eden insanlar da emeğimi görmezden gelmedi, bunun için onlara minnettar olduğumu mutlaka söylemek isterim.

 

Dijital dünyada seni özellikle çeken şey nedir?

Bu soruya, insanlarla aramızda hiçbir eşik bekçisi olmaması şeklinde cevap verebilirim. Bu alanlarda, direkt insanlarla muhatap olabiliyor ve tepkiyi, tam da benim sevdiğim gibi direk alabiliyorsunuz. Sanırım dijital mecralarda en sevdiğim şey, insanlarla aramda kimsenin olmayışı.

 

Bunun yanında bir oyunculuk geçmişin de var…

Evet. Kocaeli’de başladım oyunculuğa, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda. O kurumun çatısı altında pek çok ismin öğrencisi olma şerefine eriştim. Zeliha Çetinkaya, Çağrı Mengüç, Fatih Sevdi ve Nuri Karadeniz gibi Türkiye’ye mal olmuş isimlerden eğitimler aldım. Bir oyuncunun olgunlaşma ve karakterini bulma sürecinde eğitim aldığı hocaların önemi büyüktür, bu nedenle onlara minnettarım. Ben aslında bu şehre, bana kattıkları için minnettarım.

 

Bugün baktığımızda, pek çok internet fenomeni bir popülarite yakaladıktan sonra eğitim gibi önemli konuları bir kenara bırakmayı tercih ediyor. Sen eğitimini tamamladın mı?

Evet, zaten İstanbul’a eğitimim için geldim. Aslında uyguladığım yöntemin eğitimden biraz daha fazlası olduğunu söylemek mümkün.

 

Nasıl yani, bunu biraz daha açalım istersen?

Şöyle söyleyeyim; özellikle oyunculukla ilgili bazı konuların o atmosferi solumadan idrak edilmesi pek mümkün değil. Mutfakta yetişmeli, oyunun içinde olmalısınız... Ben de bu düşünceyle, bazı sahnelerde gönüllü olarak asistanlık yaptım. İnsanlar bu tarz işleri angarya olarak görür ama ben eğitim sürecimin bir parçası haline getirdim. Asistanlık dönemi benim için eğitim sürecimden çok daha farklı ve faydalı oldu çünkü profesyonellerle birlikte çalıştığınız zaman bir sanat eserinin tüm süreçlerini görüyorsunuz.

 

 

SAHNELERİ TEMİZLEDİM

 

Peki bu süreçte seni en çok etkileyen konu ne oldu?

Oyun bittiğinde, temizlemek için sahneye girerdim, mesela. Dışardan bakıldığı zaman, temizlik için girdiğim algısı oluşabilir ama ben sahneyi hissedebilen bir insan olduğumu düşünüyorum. Orada oyun oynayan insanlar, sahneden indikten sonra arkalarında sadece çöp ve toz bırakmaz. Bir oyunun - oyun demek aslında az kalıyor,  bir sanat eserinin - enerjisi vardır. O sahneyi temizlemeye çıktığımda aslında o oyunun enerjisini de kendime alıyordum.

 

Şu sıralar stand-up gösterilerinle gündemdesin hatta kentimizde de bu sebeple bulunuyorsun. Nasıl çıktı bu fikir ortaya?

Kocaeli’de yaşarken bir radyo programı yapıyordum ve zaman zaman orada hikayelerimi anlatıyordum insanlara. Radyo, ruhu olan bir iletişim şeklidir, çok uzun yıllar severek yaptım bu işi. Ancak bir radyo programı yapıyorsanız, dinleyiciye bir şey anlattıktan sonra tepkiyi anlık olarak alamamak gibi bir durum vardır. Anlatırsınız, radyo programlarının doğası gereği arkadan gülme ve alkış efektleri girer. Bu, pek de doğal olmaz. Beni en çok rahatsız eden şey buydu ve belki de bu sebeple anlık tepki alabileceğim bir stand-up gösterisinin hayalini kurdum her zaman.

 

Bu hayal nasıl gerçek oldu?

Her şey BKM ile yollarımızın kesişmesiyle başladı. BKM’de bazı işler yaptığımız sırada, Cem İşçiler bir gün ‘Neden stand-up yapmıyorsun, denemek ister misin?’ diye sordu. Tabii o zaman, stand up’ın hayalim olduğunu bilmiyordu. Nasıl olacağını bile hiç düşünmeden direk ‘olur’ dedim.

 

Bu teklif seni heyecanlandırmış olmalı…

Tabii ki çok heyecanlandım hatta hiç düşünmeden kabul ettiğim için de kızdım kendi kendime… Ama şundan emindim; sahneye çıktığım zaman hiçbir hazırlığım olmasa bile gösteri bir şekilde akıp gidecekti. Öyle de oldu, ilk gösteride hiç heyecanlanmadım. Aslında, bir hayaliniz varsa; o hayal gerçekleştiğinde buna bir süre inanamıyorsunuz. Heyecan bu inanma sürecinden sonra başlıyor. Şimdi her gösteriden önce heyecandan ölüyorum. Umarım bu heyecan hiç geçmez.

 

Kısa filmlerin, neredeyse hiç prodüksiyon olmadan ortaya koyduğun ve değme senaristlere taş çıkaracak işlerin var. Film projesi var mı peki?

Film projeleri bizim dijital mecralarda yaptığımız işler gibi değil. Elbette ben de her oyuncu gibi hayallerimdeki filmde oynamayı, kendi yarattığım karakterlerin film olmasını çok isterim. Zeki Demirkubuz, Fatih Akın gibi dünyaca ünlü yönetmenlerin filmlerinde oynamak her oyuncunun hayalidir ancak bu yalnızca benim istememle olacak bir iş değil. Arka planda çok güçlü bir kadro olması gerekir. Karakter ne kadar güçlü ya da komik olursa olsun, yapılan işin iyi bir hikayesi yoksa havada kalacaktır. Ben böyle olsun istemem çünkü yıllar içerisinde yaşadıklarınızdan süzülüp demlenerek ortaya çıkmış karakterler, hayat yolculuğunuza eşlik ediyor. Dolayısıyla onları kötü hikayelerle harcamak doğru değil. 

 

Biraz da ailenden bahsetmek istiyorum… Yaptığın işe nasıl baktılar?

Eğer bugün insanlar benim yaptığım işleri, fikirlerimi beğeniyorlarsa bunda ailemin payı yadsınamaz. Babam başından beri  yaptığım her işin arkasında oldu. Arkadaşlarım işlerini ve yuvalarını kurarken, babam beni işime devam etmem için teşvik eden ve destekleyen büyük bir güçtü. Babam zaten İzmit’te tanınan bir insan. Onun oğlu olmak ayrı bir sorumluluk. Bir de ona emeğinin karşılığını vermek, benim için ayrı bir sorumluluk oldu. Bu sınavda inançlı bir şekilde yürümemin sebebi de babamdır.

 

Peki ya annen?

Anneler biraz daha hassastır, bilirsiniz. Her anne evladının en iyi şartlarda yaşamasını ister. Annem ilk başlarda biraz kırılgan davrandı, beni kırmak istemezdi ama geceleri uykusunun kaçtığına da eminim. Geldiğimiz süreci şöyle özetleyebilirim: İzmit’te gösterimin olduğu gün, annem insanları kapıda karşılayarak ‘hoş geldiniz’ demiş. Bu bilgi bana geldiği zaman çok duygulanmıştım ama sahne öncesi böyle bir duyguya kapılmak istemedim. Gösterimiz bittiği zaman gelen tüm seyircilerden rica ederek, annem ve babamı sahneye çağırdım; onlara teşekkür ettim. Sanırım bu aileme olan sorumluluğumu anlatmak açısından güzel bir başlangıçtı.

 

Sherlock var bir de, köpeğin... Yollarınız nasıl kesişti?

Bir ilkbahar günüydü. Sherlock gözünü açtı ve ilk olarak beni gördü. O günden beri hep beraberiz. Bu gösteri de dahil olmak üzere her yere birlikte gidiyoruz. Bir evcil hayvandan neler beklersiniz? Sherlock gibi bir köpeği tanıdıktan sonra evcil hayvanlardan beklentiniz artıyor. Tamam bazı eksikleri var, mesela eve girdiğimde terliklerimi falan getirmiyor ama ne zaman uzandığımı görse gelip kafasını boynuma yaslıyor. Yalnız yaşayan insanların gerçek sevgiye ihtiyacınız olur. Sherlock’un gerçek sevgi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

 




ETİKET :   sergen deveci sergen deveci stand up fenomen kocaeli oyuncu izmit sosyal medya

Tümü