Tuna’nın incisi; BUDAPEŞTE

İçinden nehir geçen şehirlerin en güzelidir belki de Budapeşte. ‘Tuna’nın İncisi’, ‘Tuna’nın Kraliçesi’ ve ‘Avrupa’nın Kalbi’ gibi isimlerle anılan Budapeşte’de, Osmanlı’nın izlerine de rastlayacaksınız

15:09:04 | 2017-06-07

 

GEZİ YAZISI: NİLÜFER ERGÜL

 

Hep görmek istediğim ama bir türlü vakit ayıramadığım Budapeşte – Viyana – Prag turunu, kızımın okulunun bir hafta tatil olmasını fırsat bilerek sonunda gerçekleştirdim. Ve Budapeşte gezisini sizler için kaleme aldım. İstanbul’dan yaklaşık 1,5 saatlik bir uçuşla Tuna’nın incisi olarak anılan Budapeşte’deyiz. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na başkentlik yapmış iki şehirden biri olan Budapeşte, şehrin ortasından akan Tuna Nehri, üzerindeki güzel köprüleri ve tarihi dokusuyla Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri.

 

Avrupa’yı doğu ve batı olarak ikiye ayıran Tuna Nehri, Budapeşte’yi de ikiye bölmüş. Doğu kıyısında Peşte, batı kıyısında ise Buda yer alıyor. Peşte, düz bir alana kurulmuş ve şehrin ticari merkezi; Buda ise tepelik ve yeşil bir alanda tarihi ve turistik merkez.

 

Buda’da da yerleşim var, ama kale tepesi tüm evleri gizlemiş. Buda, aslında şehrin pahalı tarafı. Buda’da eviniz varsa çok zengin ve başarılısınız demekmiş…

Macaristan’ın para birimi Forint. Ancak pek çok yerde euro da kullanabiliyorsunuz. Macaristan, 2004 yılında Avrupa Birliği’ne üye olmasına rağmen para birimlerini değiştirmemişler.

 

Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri olan Budapeşte’yi kızım Lara ile birlikte gezdik.

 

HOP ON HOP OFF TUR

1896 yılında yapılmış olan Budapeşte metrosu, Londra’dan sonra dünyanın en eski metrosu olma özelliğine sahip ve Unesco’nun dünya kültür mirası listesinde. Eğer kısa sürede tüm şehri görmek istiyorsanız, en kolay ulaşım şekli ise hop on hop off tur.

‘Nedir bu hop on hop off tur’ diyenler olabilir. Hemen açıklayalım. Şehir içinde 2 ayrı rotada sizi gezdiren otobüsler var. Bu otobüsler genelde birçok şehirde mevcut, İstanbul’da da 2 katlı turist otobüslerini görmüşsünüzdür. Budapeşte’de bu otobüslerle şehrin tüm turistik cazibe merkezlerini Türkçe de dahil birçok dilde dinleyerek gezme imkanınız var.

İsterseniz şehir turunu otobüsten inmeden gerçekleştirebilir ve ne nerede, nereyi sonra gezeyim şeklinde fikir edinebilirsiniz. Dilerseniz her durakta inip çevreyi gezebilir, yarım saat sonra gelen otobüse atlayıp, bir sonraki durağa kadar ücret ödemeden gidebilirsiniz.

 

Balıkçılar Burcu, bir çeşit duvar aslında. Ama gerçekten masalsı güzel

 

PARLAK ZEKALI İNSANLAR

Macaristan’ın nüfusu 10 milyon civarında olmasına rağmen bugüne kadar 12 Nobel Ödülü almışlar ve ülkede birçok icada imza atılmış. Kağıdı ıslatmayan tükenmez kalemin ve rubik küpün mucidi hep Macarlarmış.

Macarlar, bu parlak zekalarını dillerinin zorluğuna borçlu olduklarını düşünüyorlar.  Macaristan’ın bir bölümü de Kanuni Sultan Süleyman zamanında Mohaç Meydan Savaşı ile Osmanlı topraklarına katılmış. 150 yıl Osmanlı egemenliğinde kalan Macaristan, Karlofça anlaşması ile Osmanlı’dan ayrılmış. Budapeşte’de Osmanlı’dan kalan herhangi bir iz olmasa da termal su zengini bu ülkeye hamam kültürünü Osmanlı öğretmiş. Sadece hamamlar değil, Macaristan mutfağının vazgeçilmez malzemesi ‘toz biber’ de Osmanlı’nın mirası. Her yerde ‘paprika’ adı altında kırmızı biber ve toz biber satıldığını göreceksiniz zaten.

 

Gellert Tepesi’nde muhteşem bir Budapeşte manzarası sizi bekliyor.

 

ÇORBAYI ABARTMIŞLAR!

Geleneksek Macar ailesi üç öğünden pek taviz vermiyor. Öğle ve akşam yemeklerinde üç çeşit yemek yeniyor. Macarlar aynı Türkler gibi ‘çorbacı’ bir toplum olduklarından öğünler mutlaka çorba (leves) ile başlıyor ve bunlardan en ünlüsü ‘Gulaş’ çorbası (gulyasleves). Çorbalar genelde bol malzemeli yapılıyor.  Geleneksel bir tarım toplumunda üç kap yemek yapmaya vakit bulamayanların çorbaları bol malzemeli yaparak gerekli enerjiyi sağladıkları söyleniyor. Macarlar çorba konusunu o kadar abartmışlar ki bizlere dahi garip gelebilecek meyve çorbaları yapıyorlar. Vişne çorbası (hideg meggyleves) bunlardan en popüler olanı.

Her ne kadar Macar mutfağında domuz ürünleri ve paprika önemli bir yer tutuyorsa da tek başına bunlardan oluşmuyor elbette. Hindi, kaz ciğeri, tavuk, lahana, patates, domates, soğan, sarımsak, ekşi kaymak, defne yaprağı, Macar salamı sıkça kullanılan malzemeler. Gerek Tuna Nehri gerekse Orta Avrupa’nın en büyük gölü olan Balaton nedeniyle özellikle tatlı su balıkları da revaçta.

Bunun yanında ev yapımı makarna da hem temel hem de yan malzeme olarak tüketiliyor. Buğday, yulaf gibi tahıllar da vazgeçilmezlerden. Bunları kimyon, karabiber, kekik, kereviz otu ve geyik otu ile harmanlıyorlar. Pek çok yemeğin geleneksel tarifinde domuz yağı bulunsa da artık bugünlerde restoranlarda daha çok çiçek yağı kullanılıyor.

 

Gulaş çorbası

 

 

İŞTE GEZİLECEK YERLER

 

Gellert Tepesi (Gellért Hill): Yeşil köprüden Buda tarafına geçtiğinizde tepeye çıkış noktasına geliyorsunuz. Tepeye çıkmanın yolları; 15 dakika yürümek, taksiye binmek veya hop on hop off’lara binmek. Gellert Tepesi’nde muhteşem bir Budapeşte manzarası bekliyor sizi. 1987 yılında Unesco tarafından Dünya Mirasları Listesi’ne alınmış olan Gellert Tepesi’nin 235 metre uzunluğundaki büyük kayaç bloğu, Tuna Nehri’ne kadar iniyor. Bu tepenin bulunduğu jeolojik tepe üzerinde birçok doğal kaynak yer alıyor. Macaristan’ın en ünlü azizi olan St Geller’e verilen önem anıtın şehrin en güzel yerinde olmasından da anlaşılıyor.

 

Matthias Kilisesi (Matyas Templom): Macar Kralı Matthias bu kilisede 2 kez evlendiği için kiliseye ismini vermiş. 13. yüzyılda inşa edilmiş olan bu kilise Budapeşte’nin en eski binalarından biriymiş. Osmanlılar şehri ele geçirdiği zaman kilise camiye dönüştürülmüş, duvarları boyanıp halı ile kaplanmış. Bu hamle aslında yapıya zarar vermemiş, aksine duvardaki fresklerin solup yıpranmasını önlemiş. Macarlar bu yapıyı daha sonra tekrar kiliseye dönüştürürken, Osmanlı’nın duvarlara yaptığı işlem sayesinde freskleri kolayca ortaya çıkarabilmişler.

 

Balıkçılar Burcu (Fisherman’s Bastion – Halaszbastya): Bu yapı bir çeşit duvar aslında ve kale. Ama gerçekten masalsı güzellikte…

 

Zincirli Köprü (Lanchid): Buda ve Peşte’yi birbirine bağlayan köprüler birbirinden güzel. En önemlisi de ‘Lanchid’ yani ‘Chain Bridge’ yani ‘Zincirli Köprü’. Üzerinde mutlaka yürünüp karşıya geçilmeli, fotoğraflar çekilmeli…

 

Zincirli Köprü yapıldığı zaman mimarı eserine o kadar çok güveniyormuş ki bir kusur dahi bulunursa kendisini köprüden atacağını söylemiş. Köprüyü inceleyen kimse bir hata bulamazken küçük bir çocuk çıkmış ve ‘Köprü üzerindeki aslanların dili yok’ demiş. Güya hikayenin bu kısmında köprünün mimarı köprüden atlayarak intihar etmiş.

 

Tuna Nehri kıyısında yürümek de Budapeşte’nin önemli bir aktivitesi.

 

Nehir kıyısında parlamento binasına yakın yerde demirden ayakkabılar göreceksiniz (Shoes on Danube). Bu ayakkabılar 2. Dünya Savaşı sırasında Tuna Nehri kenarında sırtından vurulmuş Yahudilerin ayakkabılarını simgeliyor. Üzücü bir hikaye…

 

Parlamento Binası (Orszaghaz): Parlamento binası da şehrin en güzel yapılarından biri. Sadece biz değil, Freddie Mercury de bayılmış bu binaya, hatta satılık olup olmadığını sormuş. Youtube’da bile var, inanmazsanız bakın. Parlamento binasının boyunun Bazilika’nınki ile aynı olması tabii ki tesadüf değil. Ve Budapeşte’de bu binalardan daha uzun bir bina inşa edilmesi yasakmış.

 

Kahramanlar Meydanı (Hero’s Square, Hösök Tere): Macarlar’ın Avrupa’ya gelişinin 1000. yılında yapılmış ünlü bir meydan. Etrafında müzeler, ortasında heykeller var. Meydana Milenyum Meydanı da deniliyormuş.

 

Budapeşte’de Tuna Nehri üzerinde tekne turu yapmak da mutlak bir aktivite. Yemekli turlar da var ama biz yemeksize katıldık. Her saat tur olmayabiliyor, bazen de tekneler dolu olabiliyor. O yüzden gider gitmez yer ayırtmakta yarar var. Biz tesadüfen yer bulduk, kişi başı 30 euro gibi bir para verdik. Gün batımına yakın bir zamana denk getirirseniz hem gece hem gündüz görmüş oluyorsunuz şehri.

 

The Primatial Basilica of the Blessed Virgin Mary Assumed Into Heaven and St Adalbert is an ecclesiastic basilica in Esztergom.

 

BÜYÜLEYİCİ ESTERGON KALESİ

Budapeşte’de gezilecek yerleri bitirdikten sonra, adına türküler yakılan ve Türk tarihi bakımından da oldukça önemli olan, Budapeşte’nin 60 kilometre kuzey batısında yer alan Estergon Kalesi’ni ziyaret etmenizi öneririm.  Kaleye gitmeden önce kısa süreliğine de olsa Slovakya sınırına girip bu muhteşem kaleyi, Tuna Nehri kıyısından fotoğraflamak gerek bence. Bu büyüleyici güzellik karşısında havanın ne denli soğuk olduğunu unuttuk. En ilginci ise Estergon Kalesi’ne doğru yürürken, Macarlı bir sokak müzisyeni tarafından 3 flüt ile çalınan ‘Dağ başını duman almış’ marşı ve ‘Maçka yolları taşlı’ şarkısı oldu. Kanuni’nin Viyana üzerine yürüyüşü sırasında kale savaşılmadan sunulmuş olsa da 1531’de bölgede etkin olmak isteyen Habsburglar tarafından kale tekrar ele geçirilmiş. 1543’ten sonra Osmanlı ve Avusturya arasında el değiştiren kale, 1606’da imzalanan Zitvatorok Antlaşması ile Osmanlı topraklarına katılmış.

Kahramanlar Meydanı’ndaki heykeller.

 

Yenilgiyle biten İkinci Viyana Seferi’nden sonra Avusturya güçleri tarafından kuşatılan kale, Osmanlılar tarafından teslim edilerek Estergon’da 140 yıl süren Osmanlı egemenliği sona ermiş. Kent 1867’de ise Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlanmış.

İçi kadar tepesinden izlenen Tuna Nehri manzarasıyla da büyüleyici olan Estergon Kalesi, Türk ve Macar tarihi açısından ayrı bir öneme sahip. Kalenin en tepesine çıktığınızda ise, karşılaşacağınız Tuna Nehri manzarası ve Slovakya toprakları, gerçekten inanılmaz.

Estergon Kalesi turumuzu da bitirdikten sonra gerçekten ‘Krallar gibi karşılandık’ diyebileceğimiz otantik bir restorana gittik. Burada Macaristan’ın geleneksel yemeklerinden Ceylan çorbası ve kuzu çevirmesi yedikten sonra da bu güzel ülkeyi geride bırakıp, başka bir sayıda anlatmaya çalışacağım Viyana ve Prag için yola koyulduk.




ETİKET :  

Tümü