kocaeli , 19-06-2019

Örnek olacak bir başarı hikayesi; Çiğdem Özcan Aytaş

İzmit Sanayi Sitesi’nde bir tezgahla yola çıktı, erkek egemen bir sektörde başarıdan başarıya koşarken, ülkemizin en büyük firmalarının aradığı isim haline geldi: Çiğdem Özcan Aytaş

12:48:28 | 2019-06-01

RÖPORTAJ: SERPİL ÇOLAK

FOTOĞRAFLAR: İSMAİL HAKKI TİMUÇİN

 

İzmit Sanayi Sitesi’nde bir kadının boyundan büyük işlere kalkıştığını, üstelik aldığı her işi başarıyla tamamlayıp, dev firmaların aradığı isim haline geldiğini duyunca, ne yalan söyleyeyim tanımadan kendisiyle gurur duydum. Hemen tanışmak, başarı öyküsünü kendi ağzından dinlemek istedim.

‘Sanayi’ gibi erkek egemen bir sektörde ne aradığını, nasıl tutunduğunu, o kadar güçlü rakipleri olmasına rağmen dev firmalara nasıl girdiğini, ön yargıları nasıl yıktığını, kısacası başarısının sırrını merak ettim.

DNZ Endüstri’nin sahibi Çiğdem Özcan Aytaş ile ilk karşılaşmamızda bütün sorularımın cevabını buldum. Çünkü karşımda inanılmaz enerjik hatta hiperaktif, üretime aşık, çalışmak için yaratılmış, bu uğurda ‘özveriyse özveri, fedakarlıksa fedakarlık’ diyebilen, başarıya odaklı, disiplinli ve hırslı, ‘o işi bir kişi bile yapıyorsa ben de yaparım’ cümlesini hayat felsefesi edinmiş birisini buldum.

Gencecik bir kadının, başarıya giden yolda hayat hikayesini kimi zaman şaşırarak, kimi zaman hayretler içinde kalarak, kimi zaman duygulanıp, çoğu zaman gururlanarak dinledim.

Çiğdem Özcan Aytaş’ın başarı öyküsünü siz de merak ettiyseniz, bu röportajı kaçırmayın. Sizi Çiğdem Hanım’la baş başa bırakıyorum.

Ben ne mi yapacağım?

Sanayi sitesinden gelen topuk seslerini takip etmeye devam edeceğim.

 

 

Çiğdem Hanım, erkeklerin egemen olduğu sanayi sektöründe varlığınızı ispatlamakla kalmayıp, başarılarınızla il sınırlarını aştınız, ülkemizin önde gelen sanayi kuruluşlarının aradığı isim haline geldiniz. Sanayi sitesindeki bir tezgahtan bu noktaya nasıl geldiniz? Hemcinsiniz olarak beni fazlasıyla gururlandıran bu yolculuğu sizden dinlemek isterim. Ama önce sizi kısaca tanıyalım. Çiğdem Özcan Aytaş kimdir?

Doğma büyüme Kocaeliliyim. Memur bir anne ve babanın 2 çocuğundan biriyim. Eğitim hayatımın neredeyse tamamını Kocaeli’de geçirdim, üniversiteyi bitirdikten sonra Körfez Küçük Sanayi Sitesi’ndeki bir firmada çalışmaya başladım. Yaklaşık 10 yıl üst düzey yönetici olarak çalıştığım firmadan ayrılarak, 2014 yılında kendi şirketimi kurdum.

 

Kendi şirketinizi kurmaya nasıl karar verdiniz?

Aslında hiç öyle bir niyetim yoktu ancak belli bir tecrübeye sahip olduktan sonra şirket içerisindeki eksiklikleri daha iyi görmeye başlıyorsunuz. Çalıştığım şirket, bir aile şirketiydi ve vizyoner olmayan bakış açısı artık beni rahatsız etmeye başlamıştı. Beni gerçekten sinirlendirdikleri bir kırılma noktası yaşadım. Orada süremin dolduğunu anlayarak, çalışmaya devam etmeyeceğimi beyan edip, ayrıldım. Önümde iki seçenek vardı; ya kurumsal bir şirkete girecektim ya da kendi yolumu çizecektim. Ben, çalışmak üzere programlanmış ve potansiyelinin farkında biri olarak; ‘Neden bu enerjimi kendim için harcamıyorum ?’ diye düşündüm. Sonuçta işi biliyordum ve 10 yıllık bir iş hayatı tecrübem vardı.

 

Iş dediniz de çalıştığınız firmanın faaliyet alanı neydi? ‘İşi biliyordum’ dediğinize göre aynı sektörde devam etmeye karar verdiniz sanırım. Peki, ilk adımı nasıl attınız?

Lastik kalıbı üretiyordu, dünya devleri ile çalışıyor, ihracat yapıyordu. Evet, ben işi biliyordum ancak kendi işimi kurmam için ciddi bir sermaye gerekiyordu ve benim öyle bir sermayem yoktu. O dönem şirketi resmi olarak kurdum fakat aktif hale getirmeden tatile çıktım. Ruhen buna gerçekten ihtiyacım olan bir dönemdi ve yaklaşık 1,5 ay tatil yaptım. İşe başlamadan önce kafamı tamamen sıfırlamak istedim. Döndüğümde düğmeye bastım. Daha önce çalıştığım şirkette belli bir network edinmiştim. Müşteriler yıllardır beni tanıyordu ve beşeri ilişkilerim her zaman çok iyiydi. İlk iş olarak yurt dışına gittim, firma temsilcileriyle görüştüm, ne yapmak istediğimi anlattım. Onlar da sıcak baktılar ve zaman kaybetmeden sürece start verdim, ilk iş olarak kendime bir tezgah aldım.

 

 

İşe bir tezgah alarak mı başladınız?

Evet, tek bir tezgahla. Bu arada sanayide küçük bir yer kiraladım, tezgahımı da oraya koydum, çalışmaya başladım.

 

Tek başınıza mı?

Kısmen tek başıma. Sadece eski iş yerimden birkaç kişinin desteği gerekiyordu çünkü bu bir takım işiydi ve onlar ihtiyacım olan kişilerdi.

 

İlk işiniz neydi?

Kalıp bakımı. Lastik fabrikasından kalıplar geliyordu ve biz de bakımını yapıyorduk. Bu süreç yaklaşık 10 ay sürdü. Bu arada eski çalıştığım iş yerinden çok yakın bir dostumu yanıma aldım. İş ve insan yönetimi konusunda iyiydi, onun iş gücünün bana katkısını görebiliyordum. Benim için yorucu bir 10 aydı. Bu şekilde mutlu olamayacağımı anladım. Sonuçta ortada bir pasta vardı, bunu birileri yiyordu ama etik yollardan ama değil ve bu sektöre ait ciddi rekabetsel bir ortam söz konusuydu, uzun vadede bu iş belki de tahmin ettiğim gibi gitmeyecekti. Sadece bu işi yaparsam bir gün işsiz kalabilirim diye düşündüm. Başka bir şey daha yapmalıydım.

 

ARABAMI SATTIM SERMAYE YAPTIM

 

Ne yaptınız peki?

Talaşlı imalat yapmaya karar verdim. 2-3 büyük firmaya gittim, kendimi anlattım. Tabii kolay olmadı. Şu an için harika bir başarı öyküsü gibi görünse de süreç gerçekten sancılı ve yavaş ilerledi. Birincisi, her firmanın kurulu bir düzeni var ve alternatif bir firma yaratılmasının çok gerekli olduğunu düşünmedikleri zaman, sürece dahil olmak gerçekten zor oluyor, ikincisi kadınım. İnsanlar ilk etapta ‘Bu kadın bu işi biliyor mudur acaba?’ diye düşünüyor. Benim işin içinden geldiğimi, tecrübemi bilmediklerinden ön yargılı yaklaşabiliyorlar. Neyse ki tecrübemle ön yargıları yıkıp büyük bir firmaya girmeyi başardım. İlk firmam, Pepsico/FritoLay oldu. Yine sermayem yok, elimde sadece bir tezgah var. Tam o dönem güzel bir arabam vardı, aracımı satmaya karar verdim ve o parayla kendime CNC torna tezgahı aldım. Böylelikle sermaye sorunumu bir parça çözmüş oldum.

 

Tezgahı da aldığınıza göre işe koyuldunuz demektir.

Evet, mekanik imalat gerektiren işler için alternatif bir tedarikçi oldum. İlk başlarda en zor işleri bana verdiler, kendimi ispatlamamı istediler sanırım Hepsini yaptık çünkü hem prosesi biliyorduk hem de ekibimi doğru kişilerden seçmiştim. İşler yolunda gidince bir tezgah daha aldım, sonra bir tezgah daha. Kendime kabul edilebilir bir parkur oluşturdum. Bu yola çıkarken sanayideki bir ‘Hasan Usta Atölyesi’ olmayacağımı biliyordum. Butik bir atölye kurmuştum ve farkımız, duruşumuz bizi bir şekilde rakiplerimizden ayırıyordu. O firmayla yaklaşık bir yıl talaşlı imalat üzerine çalıştık. Bu firmayla çalışıyorsam diğerleriyle de çalışabilirim diye düşündüm, yeni arayışlara girdim.

 

Durmak yok.

Asla yok. Hep daha fazlası ve hep daha iyisi olmalı. Ben karakter olarak aşırı sabırsız biriyimdir ama iş konusunda inanılmaz sabırlıyım, bazen ben bile kendime şaşırıyorum. Doğru zamanı, doğru insanı beklerim. İyi bir dinleyiciyimdir, karşımdaki kişiden ihtiyacım olan şeyleri çeker alırım. Bana vermek istediği bir mesajı, bir eleştiriyi ya da anlattığı bir olayı değerlendiririm, hard diskime kaydederim. Konuştuğum kişi rol model alabileceğim biriyse, o potansiyeli görüyorsam ekstra kaydederim. Çalıştığımız firmadan iyi geri dönüşler alınca, kendi iş ağımı kullanarak iki müşteri daha belirledim, gittim, görüştüm ve ikisiyle de numune bir çalışma yapmak üzere anlaştım. Bu firmalardan biri Şişecam, diğeri Ford Otosan’dı.

 

Bu sırada tek başınıza çıktığınız bu yolda çalışan sayınız kaç oldu?

7-8 kişiye ulaşmıştık ki bir gün Pepsico/FritoLay’da bakımcıların bir konuşmasına şahit oldum. Yurt dışından gelen bir makinenin içeri alınması ve içerideki mevcut makinelerin dışarı çıkarılması gerekiyordu. Firma Türkiye’nin önde gelen iki şirketinden bu iş için teklif almıştı fakat rakamlar bütçelerinin çok üstündeydi. Bu tarz projelerde, taşıma esnasında makineye zarar verirseniz, bunu finanse edecek güçte olmanız lazım. Benim öyle bir gücüm yoktu ancak biliyordum ki ben bu işi yapabilirdim. Aslında ortada çok agresif bir durum yoktu. Fabrika yönetimine bu işi yapabileceğimizi bildirdik.

 

 

 

Büyük cesaret. Bu konuda bir tecrübeniz var mıydı?

10 yıl çalıştığım firmada makinelerin yerini hep biz değiştiriyorduk. Makine nasıl kaldırılır, hassas yeri neresidir az çok bilgim vardı ama güvendiğim bu değildi, hangi ekiple çalışacağımı biliyordum. ‘Biz bu işi yaparız’ dedim ama ilk başta bizi dikkate almadılar. Nasıl yapabileceğimizi projelendirdik, ardından bir sunum yaptık. Yönetimde bulunan 6 kişiden 4’ünün onayı ile işi aldık. Makineleri kaldırmak için çok profesyonel bir ekiple görüştüm çünkü riske atılacak bir durum değildi. Yaptığımız çalışmada iş güvenliğinden zamanında teslimata kadar her konuda titiz davrandık. İşi başarıyla tamamladık. Bu iş benim dönüm noktam oldu. Ya talaşlı imalata devam edecektim ya da proje yönetimi işi yapacaktım. Talaşlı imalatı herkes yapıyordu. Sanayide dükkan açan, bir torna tezgahının başında yıllarını geçirenler vardı. Beni onlardan ayıran tek şey daha prezantabl ve vizyon sahibi olmamdı. Proje yönetimi işinde risk büyüktü ancak çok daha heyecan vericiydi ve beni tatmin eden bir işti. Sonunda kararımı verdim, imalata devam edecektim ancak ağırlığı proje yönetimi işine verecektim.

 

DOĞRU ZAMANDA DOĞRU YERDE

 

Proje yönetimi işi bununla sınırlı kalmadı bildiğim kadarıyla.

FritoLay’den sonra Şişecam’da talaşlı imalata başladık. Stok tedarikçi olarak çalışıyorduk, çok özel 2-3 parça üretiyorduk. Şişecam için bir çalışma yaptık, yurt dışından aldıkları birkaç özel imalat gerektiren parçayı burada üretmeye başladık. Şirketim, kuruluşunun üzerinden henüz 2 yıl geçmişti ki ciddi bir seviye atlamıştı. Sanırım benim; doğru zamanda, doğru yerde olmak gibi bir özelliğim var. Buna şans mı tesadüf mü diyelim bilemiyorum. Bir şey var biliyorum ve orada olduğum zaman durumu kendi lehime çevirebiliyorum. O dönem Şişecam’ın yeni fabrika yatırımı vardı, büyümek ve yenilenmek istiyordu ancak Gebze’deki fabrikanın mevcut yapısı artık buna uygun değildi. Zaten Şişecam ile imalat olarak çalışıyorduk. FritoLay’de yaptığımız işi referans göstererek kendilerine yeni fabrika yatırım sürecinde alternatif tedarikçileri olabileceğimizi bildirdik. Bu süreçler birbirini takip ederken, Polisan A.Ş. ile temasta bulunduk, oradan da reçine/üre hattı mekanik bakım işini aldık. 2 yıl boyunca periyodik bakımlarını yaptık. Bu dönemde çalışma şeklimiz, kalitemiz, planlanan üretim sürelerine göre koordine olmamıza bağlı olarak onaylı tedarikçileri olduk. Şu an aktif olarak çalışmaya devam ettiğimiz ana müşterilerimizden biridir.

 

Şişecam’ın taşınma işini aldınız mı?

Tam olarak öyle denemez. İlk olarak yıllardır kullanılmış değirmenlerin bakım işlerini aldık. Çok agresif ve zor bir işti. Ben hayatım boyunca hiçbir işten korkmadım çünkü bir kişi bile yapabiliyorsa, o iş yapılabilir bir iştir. Benim ondan ne eksiğim olabilir ki? Hep bu mantıkla baktım ama ilk defa bu işten korktum çünkü değirmenler hakkında hiçbir bilgim yoktu.

 

Böyle durumlarda ne hissediyorsunuz?

İnanılmaz heyecanlanıyorum ama güzel bir heyecan.

 

‘Ya yapamazsam’ diye düşündüğünüz olmuyor mu?

Asla. Daha önce de dediğim gibi, bir işi bir kişi bile yapabiliyorsa, o iş yapılabilir bir iştir. Ben yapmazsam başkası yapacak çünkü. Değirmen işini aldık ama sanayideki dükkanımda yapamazdım çünkü değirmenlerin büyüklüğü dükkan kadardı. Bu sırada Arslanbey’de bir yer kiraladım. Önce değirmenlerin birini gönderdiler ve yapıp yapamayacağımızı test ettiler. Değirmeni 15-20 gün içinde tamamen söktük. Geldiler, bizi denetledirler. Değirmenin bakımını birkaç ay içerisinde tamamladık ve teslim ettik. Sonrasında iki değirmenin daha bakımını yaptık. İlk değirmeni planlanan sürede, eksiksiz bir şekilde yapınca, Şişecam’ın yeni yatırım sürecine aktif olarak dahil olduk. Değirmen bakım işiyle de proje yönetimi konusunda iyi olduğumuzu kanıtlamış olduk.

 

 

 

Şişecam’ın taşınma sürecine başka firmalar da dahil olmuştur mutlaka. Çok büyük bir iş çünkü...

Tabii ki oldu. Dev gibi bir fabrikanın taşınmasından bahsediyoruz. Ama DNZ yüzde 70-80’ini taşıdı diyebiliriz. Gebze’deki fabrikada bulunan, ihalesi bize kalan tüm makineler, üretim hatları söküldü, yeni imal gerektiren tüm parçalar tarafımızdan imalat edildi ve Balıkesir’deki yeni fabrikaya kuruldu. Elektrik, otomasyon gerektiren tüm süreçler tarafımızdan yapıldı ve devreye alındı. Bu sürece aslında 3 projeyle dahil olmuştuk, şu an 7. projeyi gerçekleştiriyoruz. Birkaç aylığına gitmiştik, 13 aydır ekipçe Balıkesir’deyiz. Şişecam’ın özellikle kimyasallar grubunda çok sıcak ve güçlü bir tedarikçiyiz. Onlar bizi bağrına bastıkça, biz de onlarla birlikte olmak istiyoruz. Gerek Şişecam’la gerek Polisan ve diğer müşterilerimizle çalışmaktan gurur duyuyorum. O ekibin bir parçası olmak, o grupların bir paydaşı olmak bana inanılmaz bir haz veriyor.

 

İşe başlarken bugünleri hayal ediyor muydunuz?

Bana bu soruyu hep soruyorlar. Elbette ediyordum çünkü her şey hayal etmekle başlar ve potansiyelimin farkındaydım. Bunların hiçbiri bana ulaşılamayacak bir rüya gibi gelmiyordu. Zaten bir hayaliniz olmalı ve o hayali gerçeğe dönüştürebilmek için gecenizi gündüzünüze katarak çalışmalısınız. Hiç kolay değil ancak kendinizi hem ruhen hem bedenen o işe verdiğinizde, başarısız olma ihtimaliniz yok. Tabii egonuza yenilip bir saçmalık yapmadığınız sürece. Düşünün, tek başıma çıktığım bu yolda şu an 104 kişi olarak çalışıyoruz.

 

Proje devam ederken diğer firmalar ne oldu?

Bu yoğun dönemde talaşlı imalatçısı olduğumuz firmalarla çalışmaya devam ettik ve hala ediyoru. Özellikle otomotiv sektöründe çalıştığımız 2 yabancı şirketin alt tedarikçisiyiz. Çok büyük firmalarla çalışıyoruz ve yaptığım işten inanılmaz zevk alıyorum.

 

Balıkesir projesi ne zaman bitecek?

Görünen temmuz sonu ama zaman bize ne gösterir bilemem çünkü biz bu işe başlarken 3 proje diye girdik, 7. projeyi yapıyoruz. Sonuçta yeni bir fabrika, pek çok eksik ya da yeni ilave yatırım çıkabiliyor. Bize ihtiyaç olduğu sürece oradayız.

 

ENERJİM ÇOK YÜKSEK

 

Mevcutla yetinmeyen biri olduğunuzu anladık, ufukta yeni projeler var mı?

2020 için imzaladığımız projeler var, iki fabrika daha taşıyacağız. 5 yıllık stratejik planımızda ise büyük bir yurt dışı projesi var. Bunun için daha yolun çok başında olduğumuz birkaç görüşmemiz mevcut. Ben önce hayal ederim, sonra somut bir adım atarım. İkna olursam ve karşımdaki kişinin de ikna olduğunu görürsem, bir sonraki adımımı planlarım. Global bir firma olmak istiyorum ama kesinlikle bu işi uzun yıllar yapmak istemiyorum. Belli bir yaşa geldikten sonra daha sakin bir hayat düşlüyorum.

 

Çalışmayı çok seviyorsunuz. Peki, iş hayatınız ile özel hayatınız arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Enerjisi çok yüksek biriyim. Ne ailemden ne iş hayatımdan ödün veriyorum. Cumartesi ve pazar günlerini tamamen aileme ayırırım. Hafta içi akşam fişimi çekerim ve aileme dönerim. Buna çok dikkat ediyorum. Arkadaşlarımla da zaman geçirmeyi çok severim. Balıkesir’de olduğum halde arkadaşlarımla bağımı hiç koparmadım. Ailece geldiler, Assos, Ayvalık, Cunda gezdik, çok keyifli vakit geçirdik.

 

Sanayide, tek bir tezgahla yola çıktınız ve geldiğiniz noktada başarınızın sırrı nedir?

Siz ne kadar kendinize güvenirseniz güvenin, bir işi yapmak için birilerine ihtiyacınız olacaktır. Bu süreçte bana destek veren insanlar oldu, sayıları bir elin parmaklarını geçmese de... Onlar bir kapı araladı. İşte o kapıdan geçerek başarılı olup olmamak tamamen sizin elinizde. Ben başarımı, azimli ve mücadeleci olmama bağlıyorum. Bir de ekibimi işini çok iyi bilen ve yapan insanlardan oluşturuyorum. Normalde genel kanı mükemmelliyetçiliğin kötü bir şey olduğu yönündedir ama ben tam tersini düşünüyorum.

 

 

 

EŞİM, EN BÜYÜK DESTEKÇİM

 

Siz yoğun çalışırken eşinizin ‘Yeter artık’ dediği oldu mu hiç?

Hayır, hiç olmadı. Eşim başından beri bana inandı. 10 yıl çalıştığım firmada ne kadar yıprandığımı biliyordu, ‘ben iş kuracağım’, ‘tezgah alacağım’, ‘arabamı satacağım’ dediğimde hiç karşı çıkmadı. Her seferinde ‘Bunlar gençken yapılacak işler. Ben senin enerjini görüyorum, yapacağına inanıyorum’ dedi. Bana maddi-manevi her zaman destek oldu.

 

İş dışında neler yaparsınız?

Ailemin dışında arkadaşlarımla zaman geçirmeyi çok seviyorum. Çok uzun yıllara dayanan dostlarım var. Evde ufak tefek partiler veririz. Birlikte yer, içer, sohbet ederiz. İç mimariye, dekorasyona ilgim var. Bu tarz dergiler ve aplikasyonları incelemeyi çok seviyorum. Görsel hafızamın iyi olduğunu düşünüyorum, gördüğüm bir şeyi asla unutmam hatta elimden geldiğince evimde uygularım.

 

Çiğdem Hanım, ‘sanayide kadın olmak’ size ne ifade ediyor?

Dünyada kadın olmak zor, Türkiye’de iki kat daha zor. Buna rağmen ben kendi sektörümde, müşterilerim, alt tedarikçilerim, çalışanlarım arasında kadın olmanın bir dezavantajını yaşamadım diyebilirim. Sadece ‘Bu işi yapabilir mi?’ diye bazen bir ön yargı oluyor. Bir erkeğin bu sektörde kendini ispat etme zorunluluğu yok ama bizim olabiliyor. Ben zaten yapı olarak erkeklerle daha iyi anlaşabilen biriyim. Beni böyle bir sektörün içinde görmek daha çok hoşlarına gidiyor. Üretimde görünce şaşırıyorlar, hatta firma sahibi olduğumu öğrendiklerinde ciddi anlamda takdir ediyorlar ve sahaya yakıştırıyorlar.

 

Sizin için başarı ne demek?

Başarı, beni besleyen bir şey. Benim hayat damarlarımdan biri.

 

Başarısızlık?

Bundan 10 sene önce bu soruyu sorsaydınız, cevabım çok farklı olurdu. Başarısızlık beni mahvederdi, ‘hayatımı kötü etkiler’ derdim ama şu an başarısızlıktan da zevk alıyorum çünkü başarısızlık bana tecrübe kazandırıyor. Her zaman başarılı olmak mümkün değil ve beklenemez. Başarısız olduğum dönemler de oldu fakat yeniden ayağa kalkmasını bilmek lazım. Yine olsa, yine sıfırdan başlayabilirim.

 

Mutluluk?

Ailem ve sağlık. Geçen yıl Anneler Günü’nde annemi kaybettim. Benim annem sağlıklı biriydi ancak ani bir kalp krizi sonrası 60 yaşında hayata gözlerini yumdu. Annemin vefatından sonra önceliklerim değişti. Eğer sağlıklıysam, o güne iyi başladıysam ve sevdiklerim de yanımdaysa, benim için yeterli. İş bir şekilde yapılır, para bir şekilde bulunur.

 

Örnek aldığınız biri var mı?

Rol model aldığım diyemem ama tarzından, tavrından, duruşundan etkilendiğim kişiler var. Mesela Leyla Alaton’un tarzını, tavrını seviyorum. Onun güçlü, feminist, seküler tarzını kendime benzetiyorum. Biricik Suden’i kendine has tarzından dolayı seviyorum. Sosyal medyada da belli başlı kişileri takip ediyorum, yolundan gittiğim biri yok.

 

 

 

HAYALİNİZ VE HEDEFİNİZ OLSUN

 

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Yaşadığı hayat hiç kimseye altın tepside sunulmuyor. Mücadele hayatın her alanında var. Hatta hayatın ta kendisi. Dışarıdan bakınca kusursuz görünen hayatların içi hiç de öyle değil. Herkesin acıları, saçmalıkları, çirkinlikleri var. Kendinize bir yol çizin. Çizdiğiniz yolda etik olun ve o yoldan sapmayın. Hakkaniyetli olmaya özen gösterin. Hayaliniz ve hedefiniz olsun. O hedefe ulaşmak için gecenizi gündüzünüze katarak çalışın. Negatif enerji saçan insanlardan uzaklaşın. Evrene nasıl bir enerji gönderirseniz size o şekilde geri gelir. Ben buna inanıyorum ve hayatımı bu şekilde yaşamaya çalışıyorum. 30 yaş öncesi ve 30 yaş sonrası Çiğdem arasında çok ciddi farklılıklar var. Beni ben yapan değerlerim değişmedi ama kendimi törpüledim. Daha önce kendimi inanılmaz yıprattığım şeylerin aslında ne kadar boş olduğunu gördüm, başkalaşım geçirdim. Kendimi çok iyi hissettiğim bir dönemdeyim. Elbette mutsuz hissettiğim dönemler de oldu, belki ileride de olacak ama Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi ben umudumu hiçbir zaman kaybetmeyeceğim. Son olarak şunu da söylemek istiyorum; Atamıza minnettarım. Onun sayesinde çalışan bir kadın olmanın, üretmenin, istihdam sağlamanın hazzını yaşıyorum. Beni rol model alan bir miniğim var, ona da böyle örnek olmak inanılmaz hoşuma gidiyor.

 

İLETİŞİM

Sanayi Mah., İzmit Sanayi Sitesi, 14. Cad.

13. Blok No:2 6 İzmit/Kocaeli

Telefon: 0262 335 01 99

Gsm: 0546 516 97 03

e-posta: info@dnzendustri.com




ETİKET :   çiğdem özcan aytaş iş kadını sanayi sanayide kadın dnz endüstri girişimci kadın kocaeli türkiye kocaeli life başarı izmit sanayi sitesi

Tümü