kocaeli , 07-12-2019

Tiyatro benim tek yumurta ikizim

Bilge’nin Penceresi’ne konuk olan Sibel Özer Chulliat, tiyatronun kendisini için ne anlam ifade ettiğini şöyle özetliyor: "Tiyatro benim içimde, benimle yaşayan tek yumurta ikizim."

14:25:52 | 2019-01-16

Tekrar hoş geldiniz efendim Bilge’nin Penceresi’ne.

Bugün, yine çok özel biriyle röportaj yaptım; Sibel Özer Chulliat ile…

Az çok tahmin ediyorsunuzdur neyle uğraştığını. Sibel Özer Chulliat, tiyatrocu. Ama sadece tiyatrocu değil.

Aynı zamanda da bir yönetmen ve bir yazar. Yaptığı işte çok ciddi ve daima en iyisini yapmaya çalışıyor.

Bana sorarsanız yapıyor da.

İşinde ciddi olduğu kadar güler yüzlü ve pozitif biri. Sibel Ablamın en sevdiğim yönlerinden biri de bu zaten.

İşinde ciddi ve dikkatli olabildiği kadar, güler yüzlü ve pozitif de olabilmesi. Lafı fazla uzatmayıp, Sibel Ablamın cevaplarının renk kattığı röportaj ile baş başa bırakıyorum sizi. 

 

Neden tiyatro?

Merhaba Bilgeciğim. Benimle röportaj yapmak istediğin için öncelikle sana çok teşekkür ederim. Kendimi genç bir meslektaşım tarafından seçilmiş olmaktan dolayı çok şanslı hissediyorum. Tiyatro beni böyle güzelliklerle tanıştırdı hep, onun için bu ilk soruna bu şekilde yanıt vermiş olayım mı? Tiyatro çok güzel tanışıklıklara neden olur, o yüzden tiyatro!

 

Ne zamandır tiyatro ile ilgileniyorsunuz?

Kendimi bildiğimden beri tiyatroyla ilgileniyorum. 1982 - 1983 yıllarında lisede, tiyatro grubuna girinceye kadar bu ilgim tamamen bilinçaltı düzeydeydi. Yaptığımın, ilgilendiğimin adının “ tiyatro” olduğunu bilmeden tiyatroyla ilgileniyordum. Lisedeki grupta “sahneye çıkmanın sistematiği” ile tanıştım. İş hoşuma gitti, ama meslek olarak düşünemeyecek kadar “tiyatro yaşamı kültüründen” uzaktım. Hiçbir kalıba girmeye razı olamayacak kadar özgür, hatta vahşi bir doğam vardı ve tiyatroyu bir meslek olarak görmüyordum. Hakiki bilgiye açtım, günlük yaşam içinde aklımızın ucuyla dokunduğumuz bilgilerle yuvarlanarak yılları geçirmek ve yaşlanmak bana bir kabus gibi geliyordu. Bu halde tiyatro yapsam ne olurdu? Tiyatroyu hiç aklıma bile getirmeden üniversite eğitimim için koşa koşa felsefe bölümüne girdim. Orada hayatımın ilk altın eğitim yıllarını yaşadım. İlk diyorum çünkü çok şükür bunlardan çok oldu sonra hayatımda. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde İoanna Kuçuradi başkanlığında, Bilge Karasu ve Sıtkı Erinç gibi saymakla bitiremeyeceğim, ülkemizin ölçülemeyecek değerdeki felsefe kişileriyle doya doya bir lisans dönemi yaşadım. Okulda da çok seviliyordum. Ankara’nın kültür hayatı içinde, kültür merkezleri, sanat kurumu gibi o yıllarda fevkalade aktif ve tarafsız, özgür çalışan merkezlerde de çok seviliyordum. Hemen hemen her aktivitenin içindeydim. Yaşamaya, okumaya, Ankara’ya doyamıyordum. Doğal olarak çevremde çok insan, profesyonel ve öğrenci vardı. Konservatuar sınavlarına girip girip bir türlü kazanamayan, dünya tatlısı, atom karınca gibi çalışkan ve biraz da hınç dolu arkadaşlar zamanla daha çok dikkatimi çeker oldular. Neden bunlar konservatuara giremiyorlardı? Anlamak için, “Bir gün ben de bu tecrübeyi yaşamalıyım” dedim. Belki de aralarından birine aşık olmak bile istemiş olabilirim çocuk aklımla...  Gittim girdim sınavlara. Ama bu tecrübe adına maalesef, benim hayatım adına çok şükür cup diye girdim konservatuara. Konservatuar, devamında Devlet Tiyatroları derken, lise yıllarında hayal bile edemediğim “tiyatro profesyoneli”nin ta kendisi olmuş vaziyette yakaladım kendimi bir gün.

 

 Tiyatronun hayatınızdaki yeri ve önemi nedir?

Tiyatro benim içimde, benimle yaşayan tek yumurta ikizim. Kendimi bildim bileli hissettiğim bütün varoluşsal sorunları hiç kimseyle paylaşamayacağım kadar açık, özgür, doyumsuz bir tatla yaşadığım, tarifi imkansız varlık... Ya o benim avatarım, ya ben onun avatarıyım. Aslında ben onun avatarıyım mutlaka ama işi vücudumla sahneye taşıyan ben olduğum için, ortalıkta görünen benim. Anlayacağın bir hayli yakınız...

 

Sibel Özer Chulliat sadece bir tiyatro oyuncusu değil. Aynı zamanda bir yönetmen ve yazar. Sibel Abla, sen daha çok hangisini severek yapıyorsun?

Hepsini ayrı ayrı seviyorum. İçimde onları birbirleriyle yarıştırıyorum, yıllar geçtikçe bu çok eğlenceli bir hal almaya başladı. Çağdaş tiyatro, kuralları çok belli bir tiyatro değil zaten. İçinde yaşıyoruz, o yüzden kim bilir belki de çağdaş tiyatroda bu üçünü aynı anda yapmak çok olağan bir şeydir. Klasik tiyatro külliyen buydu. Moliere ve Shakespeare de böyleydi örneğin. Tiyatro eylemi ve düşüncesi bir bütün.

 

Siz bir tiyatro oyununu izlerken dikkat ettiğiniz şeyler nelerdir ve bir tiyatro oyununda nelere çok dikkat edersiniz?

Eyvah! Bütün kötülüklerim ortaya çıkacak şimdi. Çok berbat bir tiyatro izleyicisiyim. Herkesi deli eden bir dikkatim ve konsantrasyonum vardır. Bütün bemolleri, cıs notaları tespit ederim, güzelliklere ve olağanüstülüklere bayılırım; yorulurum. Bir oyunu seyretmekten çıktığımda aslında bir savaştan çıkmış gibi olurum.

 

İlk tiyatro oyununuzun adı neydi ve hangi karakter olarak rol aldınız?

Bak yine zor bir soru sordun. İlk tiyatro oyunlarım sanıyorum İzmir Karşıyaka’daki evimizin kocaman bahçesinde, bir ağacın dalları arasında, upuzun otların üstüne uzanmış, annemin aslanağzı çiçekleri, babamın arabasının yedek lastik ve şamrelleri arasında bütün bahçeyi, gökyüzünü, tanrıları, ünlüleri, ünsüzleri de içine alan bir distribüsyonla kendi yazıp, yönettiğim ve oynadığım oyunlardı sanıyorum.

 

Tiyatro oyunlarında karakter seçimleriniz oluyor mu?

Oyunu ben yaparsam oluyor. Teklif şeklinde gelişiyorsa proje, o zaman sürpriz oluyor ve sürprizlere de kendi seçimlerim kadar bayılıyorum.

 

Dizi mi, film mi yoksa tiyatro mu?

Ne dizi yaptım, ne film. Onları bilmiyorum Bilgeciğim.

 

Her tiyatro oyunu seyirciye mesaj vermeli mi?

Bence tiyatroyla mesajın uzak yakın hiçbir ilgisi yok yavrum.

 

 

Sibel Abla, senin tiyatroda bazı kuralların var mı?

Çok kuralım var. Her mesleğin, sistematik olarak uygulanan her işin kuralı olduğu gibi. Ama işi sanat eseri haline dönüştürmek için yoğunlaşma faslında hedefim kuralsızlığa olabildiğince, yeteneklerim izin verdiğince yaklaşmak.

 

Tiyatro dışında neler yapmayı seviyorsunuz?

Karşıma çıkan her şeyi seviyorum, ilgileniyorum. Kısaca yaşıyorum.

 

Bir kelime oyunu oynamak istiyorum sizinle. Ben bir kelime söyleyeceğim, siz de tek kelime ile aklınıza gelen şeyi söyleyeceksiniz.

Tiyatro : Doğum ve volüm

Sahne : Üç boyut, ışık

Şöhret : Kedi

Mutluluk : Düzen

Sinema : Ego

 

Sibel Abla, seni tekrar sahnede görecek miyiz?

Ölmez sağ olursam...

 

Sizce sinemanın ve dizilerin tiyatrodan daha fazla ilgi görmesinin sebebi nedir?

İkisinin de sebebi ayrı mutlaka. Dizilere ulaşmak çok kolay örneğin. Sinema da sosyal aktivite olma özelliği nedeniyle çok pratik ve avantajlı.

 

İnsan neden sanat yapar?

Senin gibi genç, tatlı, akıllı kızlar böyle güzel sorular sorsun diye...

 

Türkiye’deki tiyatro ile diğer ülkelerdeki tiyatro arasındaki fark nedir?

Vallaha sen şanslısın. Tek bir fark düşünüyor olmalısın ki “ fark” dedin. İşin kolay. Ben, çok çok çok farklılıklar görüyorum. Bunların üstüne de epey eğiliyorum bu aralar. Yazıyorum, çiziyorum. Çok değerli bir konu.

 

Sibel Özer Chulliat nereli? Kaç kardeş? Çocukluğu nerede geçti? Çocukluğunda en çok neyi yapmayı severdi?

İzmir’de doğdum. Köklerim Ege adaları ve Selanik’e dayanıyor. Çocukluğum İzmir’de geçti. Çocukluğumda filozoftum. Kendime ve gördüğüm dünyaya aşıktım. Büyüyünce astronot olup, yukarıdaki, o görmediğim dünyaya gitmek, oraları da sevmek için yanıp tutuşuyordum. İki kız kardeşim var. Üçümüz de çok şahsına münhasır insanlar olduğumuz için özel anılarımız pek kesişmez. Korkunç bir sevgiyle, fakat tamamen alakasız yaklaşırız birbirimize. Birlikte oyun oynadığımız görülmüş değildir. İnsan olarak anneannem en sevdiğim ve en yakın arkadaşımdı küçükken. Arkadaş seçimimde canlı - cansız, yaş, tür - cins ayırmıyordum. Bir koltuk, bir saç tokası, bir kuzu, bir çiçek pek ala benim çok yakın arkadaşım olabilirdi.

 

Bize biraz kendinizden ve yaptığınız işlerden bahseder misiniz? Tiyatroya nasıl başladınız?

Galiba bu soruya yukarıda cevap verdim. Okuyucularını sıkmayalım.

 

Dünya tiyatrosundan veya müzikallerden en çok sevdikleriniz nelerdir? Bunların içinde en çok hangisinde rol almak isterdiniz ya da birlikte oynamayı hayal ettiğiniz bir idolünüz var mı?

Yok. Bütün rol arkadaşlarımı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hepsi benim için ayrı ayrı değerli. Oyun seçimi ise çok farklı bir konu. Değişken. Bugün çok gerekli gördüğüm bir tekst, yarınki koşullara göre biraz bekleyebilir.

 

Tiyatronun sinemaya göre çok daha zor olduğu kesin. Oynadığınız rolü seyirciye birebir anında yansıtabilmeniz çok önemli. Sahnedeki konsantrasyonu bozmamak ve yapmacık olmadan oynamak için ne gibi püf noktaları var?

Bunlar için öğrencileri konservatuarda dört yıl okutuyoruz Bilgeciğim. Açıklaması pek kolay bir durum değil. Ama zaten biz aktörler konsantre olmaya aşık, baygın insanlarız. Samimiyetle söyleyeyim, o kadar da zor olmuyor role girmek. Hatta can atıyoruz sahneye çıkmaya. Dikkatlerimiz de çok inatçıdır; dağılmaz... Obsesifiz! Bu açıdan pek kimse bilmez ama çok komik insanlarız. Hayatıma giren bütün arkadaşlarımı çok seviyorum ama aktör arkadaşlarımı canımdan bir parça gibi, adeta kendimden ayırmadan severim ve onlar ister bana katılsınlar ister katılmasınlar, hepsine çok çok çok güvenirim! Sahneye çıkıp da eve mutsuz gittiğim gece yoktur hayatımda. Bu yalnız olmaz, birbirimize aşk ve tutku seviyesinde bağlıyızdır sahnede. Bazen birbirimizi sadece bakışlarımızla oynatırız. Aklımızdan her geçeni okuruz sahnede. Var mı böyle bir şey? Ve bu seyircinin gözleri önünde olur. Tarifi imkansız bir gerilim, endorfin. Sahnede olmak çikolatadan daha tatlı... O yüzden biraz çocuk işi.

 

Türkiye’de, son yıllarda tiyatroya karşı ilgi biraz daha arttı. Ne düşünüyorsunuz ülkemizdeki sahne sanatları hakkında? Tiyatroya olan ilginin da çok artması için neler yapılması gerekiyor? Tiyatroya olan ilginin az olmasının sebepleri nelerdir?

Türkiye’de tiyatroya ilgi az değil Bilgeciğim. Tam tersine çok yoğun ve umutlandırıcı. Türk halkı çok seviyor oyunu, bir durumu oyunla anlamayı, değerlendirmeyi. Nereden mi biliyorum bunu? Türkiye’nin her bir köşesinde sahneye çıktım, hep halkın içinde oldum, dirsek temasını bilirim halkla da, ondan. Sonra biraz geri çekildim, dışarıdan baktım ülkeye. Öbür tiyatroların ve halkların arasından geçip, bir daha baktım Türk tiyatrosuna ve halkına. Bu yüzden de biliyorum... Benim şu anda üzerinde yoğunlaştığım konu, özellikle ödenekli tiyatroların yeniden yapılandırılması, vizyon bilincinin yerleşmesi, yetenek avı ve idare sanatı.

Yeni projeleriniz var mı? Varsa nelerdir?

Bir kitap ve birkaç oyun projesi var şu anda elimde. İkisine de Amerika’da çalışıyorum.

 

Yönetmenliğini yaptığınız “ Ben Anadolu” adlı tiyatro oyunu, prömiyerden sonra niye tekrardan sahnelenmedi?

Bilgeciğim, hatırlıyor musun, seninle ilk karşılaştığımızda sana Saint Exupery’nin “ Küçük Prens” adlı kitabı hediye etmiştim. Hani kitabın başında Küçük Prens, fil yutmuş boğa yılanı çizer ve büyüklere bunun ne olduğunu sorar. Hepsi “ şapka” deyince şaşırır ve sonra resmi açık halde çizer ya. Sonrasında büyükler kızar. İşte ben, Ben Anadolu’yu o şekilde sahneye koydum. Provalar sırasında ekibime bunun bir şapka değil, fil yutmuş boğa yılanı olduğunu sanıyorum çok güzel anlattım. Hep birlikte resmimizi doya doya çizdik, sevdik. Provalar boyunca gelen Küçük Prens tabiriyle büyüklere, “ tiyatro idarecilerine” de bunu söyledim. “ şapka” görmekte ısrar ettiler. Prömiyer gecesi seyirci ayağa fırlayıp, “ Fil yutmuş boğa yılanı!’ diye alkışlayınca, ben de konuşmamda sahnede şapkayı açıp resmi gösterince aynı büyükler çok çok çok kızdılar ve oyunu kaldırdılar...

 

Sanırım bir kitap yazıyorsunuz. Kitabınız hakkında bilgi alabilir miyim?

Tabiki, sen benden her konuda bilgi alabilirsin. Kitabım tiyatro hakkında. Ben Anadolu’nun kaldırılması ile başlıyor. Adı “ 5 Ekim Ben Anadolu Katliamı” . Bu çok zevkli, çok değerli, dünya tatlısı söyleşi için sana ve sana bu imkanı tanıyan çok değerli basın mensuplarına bütün kalbimle teşekkür ediyorum.




ETİKET :   bilge çolak yazar sanat tiyatro bilgenin penceresi Sibel Özer Chulliat röportaj oyuncu

Tümü