Ticaretin altın çocuğu; Salih Kalyoncu

Çocuk denilecek yaşta başlayan iş hayatında baş döndüren bir hızla yükselen ve henüz 26 yaşındayken kendi dış ticaret şirketini kuran Salih Kalyoncu bugün, sahibi olduğu Tabu İnşaat A.Ş. ile ilimizde neredeyse tüm inşaat firmalarının malzeme ihtiyacını karşılıyor

17:56:21 | 2018-04-12

RÖPORTAJ: Zeynep AKAR
FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı Timuçin-NEŞEM CUMHURİYET

 

Henüz 35 yaşında ama pek çok kişinin üç ömür boyunca sahip olamayacağı kadar parlak bir ticari kariyerin sahibi… İş hayatı 17 yaşında bir üniversite öğrencisiyken, Türkiye’nin en büyük kuruluşlarından birinde başladı; 21 yaşındayken uluslararası ticaretin en parlak isimlerinden birisi haline gelmişti bile… Çeşitli firmalarda üst düzey yöneticilik yapmaya başladığında 26, kendi dış ticaret şirketini kurduğunda ise henüz 29 yaşındaydı.

Salih Kalyoncu, bugün 35 yaşında, genç ama çok tecrübeli bir iş adamı. Ticari hayatına, 40 ülke görüp dünya ticaretini A’dan Z’ye öğrendikten sonra döndüğü Kocaeli’de devam ediyor. 2015 yılı sonunda kurduğu Tabu İnşaat A.Ş. ile kentimizdeki neredeyse tüm inşaat firmalarına, inşaat malzemesi tedariği konusunda hizmet veren Salih Kalyoncu; ticari zekası, çalışkanlığı ve mükemmel insan ilişkileri sayesinde hızla yükselmeye devam ediyor.

Sahip olduğu ticari yeteneğin yanı sıra; çalışanlarını şirketine ortak etme hayalleri kuracak kadar paylaşımcı bir karaktere ve ailesinden bahsederken gözleri buğulanacak kadar hassas bir yüreğe sahip olan bu genç iş adamıyla göz kamaştıran kariyerini, mutlu evliliğini ve zorlu bir süreçten sonra sahip olduğu ikiz bebeklerini konuştuk.

Salih Kalyoncu’nun hikayesini soluksuz okuyacaksınız…

 

 

Salih Bey, genç yaşta ticarette hayli büyük bir yol kat ettiniz. Hikayenizi dinlemek için sabırsızlanıyorum…

1982, Trabzon Arsin doğumluyum. Öğretmen bir baba ile ev hanımı bir annenin 3 oğlunun en büyüğüyüm. Babamın Kocaeli’ye tayini çıkınca, ben henüz bebekken buraya gelmişiz. Ortaokula kadar burada okudum; sonra yine bir tayinle Van’a, oradan da Bartın’a gittik. Ben üniversite çağına gelene kadar babamla beraber şehir şehir gezdik. En sonunda 1999 yılında Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bölümler Fakültesi İşletme Bölümü’nü kazandım ve Kayseri’ye gittim.

 

Kayseri, bilinçli bir tercih miydi?

Hayır, kesinlikle değildi. Her öğrenci gibi benim de hayalim İstanbul, Bursa, Eskişehir gibi şehirlerde okumaktı ama Kayseri valisi babamın arkadaşıydı. Babama “Burası ticaret kenti; Salih burada okursa, burada iş kurar” deyince, kendimi Kayseri’de buldum. Kayseri’ye bildiğiniz ağlayarak gittim ama şimdi geriye baktığımda, bunun ne kadar doğru bir yönlendirme olduğunu çok iyi anlıyorum çünkü ticari açıdan ne öğrendiysem Kayseri’de, Kayserililerden öğrendim.

 

Öğrenciyken ticareti nasıl öğrendiniz?

Başarılı bir öğrenciydim, okulun İngilizce hazırlık sınıfını yarım dönemde bitirmiştim. Önümde yarım dönemlik bir boşluk vardı. Tam da bu sırada iş hayatımın başlangıcına vesile olan kadınla yani Nimet Altop ile tanıştım. Nimet Hanım, Yataş Yatak ve Yorgan A.Ş. firmasının kızıydı ve o dönem Amerika’dan yeni dönmüştü. Ben o yarım dönemi nasıl değerlendireceğimi düşünürken, bana “Salih, ihracat departmanımızı yeniden yapılandırıyoruz, bizimle stajyer olarak çalışır mısın?” dedi. Daha 17 yaşındaydım. Ekonomik kriz vardı ve sektör sıkıntı yaşıyor, işten çıkarmalar oluyordu. Bu teklifi hiç düşünmeden kabul ettim, Yataş’ta işe başladım ve hayatımda yepyeni bir pencere açıldı. Benim için bir okul gibiydi. Orada inanılmaz eğitimler aldım. Oturup kalkmaktan çatal bıçağın nasıl kullanılacağına, hangi müşteriye nasıl davranılacağından, yemek için gidilecek mekanı seçmeye kadar her şeyi öğrettiler.

 

40 ÜLKE GEZDİM

O yarım dönemden sonra da çalışmaya devam ettiniz mi?

18 yaşıma girdiğimde beni kadroya aldılar ve aynı yıl ilk yurt dışı deneyimimi yaşadım. Yataş, Yunanistan’da bayi ağını yeniden kuracaktı, bu sorumluluğu bana verdiler. Elime pasaportumu ve limitsiz bir kredi kartı tutuşturdular; kendimi hiç bilmediğim bir ülkede, hiçbir bilmediğim bir ortamda buldum. 2 yıl Yunanistan’da çeşitli noktalara Yataş’ın bayiliklerini kurduk. Yataş’ta 3 yıl çalışıp, 21 yaşımda gelebileceğim en üst pozisyona gelmiştim. Türkiye’ye döndüğümde, artık beni yeni iş teklifleri bekliyordu. Ciddi bir transfer teklifiyle Kayseri’de faaliyet gösteren Kantarcı Çelik Raf’ta dış ticaret müdürü olarak göreve başladım.

 

 

Siz, Kayseri’ye okumaya gidip eni konu iş hayatına atılmışsınız…

Evet, çalışma hayatını, para kazanmayı, başarıyı sevmiştim. 2,5 yıl boyunca Kantarcı Çelik Raf’ta çalışmaya devam ettim; Rusya, Ukrayna, Azerbaycan, Bulgaristan gibi ülkelere giderek iş yaptım. Orada da ciddi bir başarı sağladım. Artık Kayseri’de dış ticaret konusunda genç kadrolar içinde ödüller almaya başlamıştım. İnsan ilişkilerim de iyi olunca, taleplerin arkası kesilmedi. 26 yaşımdayken yine mobilya sektörüne dönüş yaparak Kayseri’deki Kim Mobilya’da yönetim kurulu başkanı ve genel müdür olarak işe başladım. 2,5 yıl da burada çalıştıktan sonra, baktım başarıyorum; kendi şirketimi kurmaya karar verdim. 2008 yılında kendi dış ticaret şirketimi kurdum ve bir fabrikanın da yüzde 30’luk kısmını aldım.

Dış ticaret yolunda ilerlediğinize göre yurt dışı seyahatlerinin sonu gelmemiş olmalı…

O tarihten sonra tamamen yurt dışı ağırlıklı çalıştım. Çin’de, Mısır’da, Kuzey Irak’ta yaşadım; yaklaşık 40 ülke gördüm. Dünyada ticaretin nasıl işlediğini en ince ayrıntısına kadar öğrendim ama bir eksiğim vardı… Türkiye’de ticaret nasıl işliyor, onu bilmiyordum. 2010 yılında hem 10 senedir uğramadığım okulumu bitirmek hem de ülkemde ticaret yapmak için Türkiye’ye döndüm. Ancak, bir sorun vardı…

 

HALDIZ’DA 5 YIL ÇALIŞTIM

Neymiş o sorun?

Askerlik… Habur Sınır Kapısı’ndan girerken dediler ki “Gel bakalım Salih, 30 yaşını doldurmuşsun, bir askerlik yap”. Neticede askerlik görevimi de tamamladım ve ailemle vedalaşıp yeniden yurt dışına çıkmak için Kocaeli’ye döndüm. Geçen 10 yıl zarfında babam milli eğitim müdür yardımcısı olarak yeniden Kocaeli’ye tayin olmuştu. Ne kadar uzun zamandır evden uzak olduğumu, askerlik dönüşü babamı görünce anladım… Babam yaşlanmış, kardeşlerim büyümüştü. Planım yeniden yurt dışına çıkmaktı ama babam bu kez müsaade etmedi. “17 yaşında evden çıktın. Bak, annen şeker hastası, ben artık yaşlanıyorum, kardeşlerin var. Bu kadar yeter, artık yanımızda dur” dedi.

 

Ve kaldınız…

Babama karşı gelemedim, iş hayatıma burada devam etmeye karar verdim. Askerden döndükten 1 ay sonra, babam beni Macit Haldız ile tanıştırdı. Macit Bey beni Haldız İnşaat’ın satın alma biriminin başına geçirdi. Haldız, hızla büyüyen bir şirketti, Kocaeli’nin en prestijli inşaat firmasıydı ve benim için yepyeni bir okul oldu. 5 yıl boyunca beraber önemli yol kat ettik, inanılmaz bir çevre kazandım fakat kendi kanatlarımla uçmaya alışmıştım. Haldız İnşaat’ın finans direktörü Sedat Bayar, ilk işe başladığım gün babama, “Bu çocuk en fazla 5 yıl burada çalışır. Sonrasında kendi işini kuracak” demişti. Gerçekten de öngörülüymüş. 2015 yılının sonunda, çok iyi diyaloglarla oradan ayrıldım ve Tabu İnşaat’ı kurdum.

 

 

Tabu İnşaat’ın nasıl bir şirket yapısı var?

Tabu İnşaat, yüzde 100’ü benim olan ama çalışanlarının da değer kattığı bir şirket. Aile şirketi değiliz ama kardeşim Tabu İnşaat’ın genel müdürüdür. Hatta ortanca kardeşimi de çağırdım ama o biraz sağlamcı, “Ağabey, sen bir Koç Holding değilsin” diyerek Koç’taki görevine devam etmeyi tercih etti.

 

Tabu İnşaat tam olarak ne iş yapıyor?

Tabu İnşaat, Türkiye’deki 70 şantiyeye ve Kocaeli’deki firmaların pek çoğuna satın alma danışmanlığı yapıyor. Firmalardan bize gelen inşaat malzemesi listelerini fiyatlandırır ve doğru malzemeleri firmalara göndeririz. Asıl kalemimiz demir, kereste, inşaat kalıp malzemeleri ve iş güvenliği malzemeleri ancak inşaat alanında aklınıza gelebilecek her türlü malzemenin tedariğini yapıyoruz. ‘Kocaeli’de hangi firmalarla çalışıyorsun?’ derseniz, çalışmadığım firmaları söylemem daha kolay olur… Haldız İnşaat’tan Pekdemir’e, Ekşiler’den Kavan’a ilimizdeki inşaat firmalarının hemen hemen hepsiyle çalışıyoruz, tedarik süreçlerini yönetiyoruz. Kain İnşaat, hem iş partnerim, hem dostum hem de komşumdur. Yavuz Kavan, iş hayatının dışında da hayatımdaki en önemli insanların başında gelir.

 

Neden sizi tercih ediyorlar?

Bizimle çalışan firmaların bizi seçmelerinin en önemli sebebi, bugüne kadar elde ettiğim tecrübeler. Nereden baksanız 20 yıldır bu sektörün içerisindeyim. Karşılıklı diyaloglar arttıkça, birbirimize olan inancımız artıyor çünkü bu ekonomi artık ikili ilişkilerle yürüyor.

Benim en büyük şansım, biraz önce bahsettiğim firmaların tamamının sahipleriyle çok iyi ilişkilerim olması. Çalıştığımız firmaların bize güvenmeleri diğer işlerimiz için de en önemli referansımız oldu. Güven kazandım ve bu da bana neredeyse her kapıyı açtı. Ben Kocaeli’de güven konusunda kendimi ispatladığımı düşünüyorum.

 

MÜTEAHHİTLİĞİN KRİTERİ OLMALI

Tabu İnşaat genç bir şirket, 2 yıl içinde nasıl bir yol kat ettiniz?

2 yıllık bir firma olarak çok iyi bağlantılarımız var. Kendi şirket binamızı yaptık, depolarımızı kurduk. Tabu, artık entegrasyonunu tamamlamış bir firma. Şimdiki hedefimiz, mevcut ülke ve ekonomi şartlarında, savaş ortamında, 2018 yılında da var olanı koruyabilme stratejisiyle ayakta kalmak. Bunun haricinde, şu anda konuştuğumuz bazı konsorsiyumlar var, belki yap-sat işine de girebiliriz. Her şeyi Türkiye’nin gidişatı belirleyecek.

 

Sektörün tam kalbinde iş yapan biri olarak, inşaat sektörünün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devletimizin özellikle iş güvenliği konusunda aldığı ciddi kararlar var. Sektörel bazda bu kararları ben de destekliyorum. Ancak, artık devletin müteahhitlere de bir belge vermesi lazım. Müteahhitliğin de bir kriteri olmalı. Bugün belediyeler bile, ‘inşaatta kar marjı yüksek, ben de inşaat yapayım’ mantığıyla hareket ediyor. Benim vergilerimle bana kafa tutmana gerek yok, bana destek olman lazım.

 

Ne yapmak lazım?

Bu politikaları iyi belirlemek lazım. Bugün çok hızlı karar verebilen bir hükümet yapımız var. Önemli olan doğru kararları alabilmek. Mevcut hükümetin desteklediğim ve desteklemediğim politikaları var ama ne olursa olsun korumamız gereken bir ülkemiz ve toprak bütünlüğümüz var. Sağcısı solcusu, Türk’ü Kürt’ü, Sünni’si Alevi’si, tek noktada buluşmamız lazım: Bu vatan bizim. Biz buradan gittiğimiz vakit, kıyamet. Bu nedenle tepkilerimizi ve sitemimizi manevi değerlerimizi zedelemeden doğru ve net bir şekilde göstermemiz lazım. Bir şeyler yapmak, bir şeylere dokunmak lazım.

 

Dokunacak mısınız? İleride sizi siyasetin içinde görecek miyiz?

Aslına bakarsanız bugüne kadar siyasete hem sıcak hem de bir o kadar soğuk baktım. Saman alevi gibiyim. Haksızlık karşısında tepkimi hemen gösteren bir insanım. Bu özellik siyasette çok tercih edilen bir davranış değil sanırım. Siyasetle ilgili bazı teklifler geldi ama sadece inandığım bir dava olursa siyaseti düşünürüm. Keşke insanlara daha fazla faydalı olabilecek oluşumların içinde bulunabilsem. İnanın, bu uğurda varımı yoğumu harcayabilirim. Bu yüzden de şu an Kocaeli’de platform olarak Kocaeli Anneleri’nin oluşumunu destekliyorum. Bence çok başarılı ve güzel işler yapıyorlar. Dediğim gibi inanacağım bir dava olursa siyasete girerim ancak şu anda böyle bir platform yok. Şu an Salih Emin Kalyoncu olarak hiçbir siyasi partiye üye değilim. Bunun sefasını da sürüyorum, yeri geliyor cefasını da çekiyorum ama ben bu şekilde kendimi daha özgür hissediyorum.

 

Salih Kalyoncu nasıl bir patron?

Tabu İnşaat’ın anonim şirket olarak kurulmasının tek sebebi, büyüdüğü zaman bu şirketten çalışanlarıma pay verebilmek. Şimdi bu firmanın çalışanlarından birini seçin, ‘Salih Bey sizi işten kovdu’ deyin, üzerine para verseniz bile gitmez. Ben bugün sizinle bu röportajı yapıyorsam, ailem refah içerisinde yaşıyorsa, hangi noktaya geldiysem onların sayesinde. Bütün sistemimi çalışanlarımın memnuniyeti üzerine kurdum. Kimse kimsenin hayatından çalmazsa, kul hakkı yenmezse dünya çok daha yaşanılabilir bir yer olur. Necip Fazıl Kısakürek’in çerçeveletip duvarıma astığım bir sözü vardır: “İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan kork”. Hayat felsefemi bunun üzerine kurdum. Para değil, hayatın her alanında sorgusuz sualsiz yanımda olacak dostlar biriktirmek istiyorum.

 

HAYATIMIN DÖNÜM NOKTASI

10 yıl sonra Tabu İnşaat’ı nerede görüyorsunuz?

Mevcut şartlarda 1 ay sonrasında bile nerede göreceğimi bilmiyorum ancak hayal edersek; şirketimi 50 çalışanı olan, bu 50 kişinin en az yarısının şirketime ortak olduğu, ticaretten daha çok sosyal statüde öncü, aynı kalitede ve vizyonla devam eden bir firma olarak görmek isterim. Kısmet olursa inşaat üzerine daha fazla yoğunlaşmak istiyorum. Buraya bağımlı değil, yurt dışında katma değer üreten, bunu pazarlayan, hem ithalat hem de ihracat kısmında yer alan bir şirket olmak istiyorum. Kısacası globalleşen bir şirket haline gelmek istiyorum.

 

Biraz da özel hayatınızdan bahsedelim mi?

Hayata çok genç yaşta başladım, çok hızlı yaşadım. İnanılmaz bir çevrem oluştu. Bu kadar yoğun bir süreç içerisinde de ciddi bir ilişki yaşamak mümkün değildi ama görücü usulüyle evleneceğimi de tahmin etmezdim. 2011 yılının sonlarına doğru, hayatımın dönüm noktası olan kadın karşıma çıktı. Ayşegül, kardeşimin arkadaşıydı. Bir gün “Seni biriyle tanıştıracağız” dediler. Tanıştık. Söz, nişan, düğün hepsi 7 ay içinde oldu.

 

Nasıl bu kadar hızlı karar verebildiniz?

Doğru olduğuna inandım. Benim işimin en büyük avantajı birçok insanla tanışmam oldu. Bu kadar çok insanla tanıştığınızda, kişinin yüzüne bakınca nasıl biri olduğunu anlama yeteneğine sahip oluyorsunuz. Bana göre bir insan ancak evinde mutluysa, hayatın diğer alanlarında da mutlu ve başarılı olabilir. Ayşegül’ü görür görmez, onunla mutlu olabileceğimi anlamıştım. Kendisi de İngiltere’den eğitiminden yeni dönmüş, Sabancı Holding Enerjisa şirketinde işe başlamıştı. Her şeyimizin hazır olmasından dolayı, hayırlı işleri uzatmaya gelmeyeceğini düşünerek hemen evlilik kararı aldık.

 

 

BANA ‘KILIBIK’ DİYORLAR

Bu kadar uzun süre tek başına ve çok özgür yaşadıktan sonra evlenme fikri sizi korkutmadı mı?

Ben 30 yaşıma kadar yurt dışında yaşayan ve kendi kararlarını alan biriydim. Bu konuda oldukça özgürdüm ama aile içerisinde yaptığınız her hareketi danışmanız gerekiyor. Ben çok şanslı bir adamım. Hem kendi ayakları üzerinde hem de her zaman benim verdiğim kararların arkasında durabilen çok güçlü bir karım var. Benden bir gün bile bir şey istememiştir. Karşıdaki kişinin bir talebi olmayınca, insanın onu mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yapası geliyor. Çok iyi bir hayat arkadaşıyla yola çıktım. İşten çıktığımda mutlu bir şekilde eve gidiyorum, her şeyi onunla beraber yapmak istiyorum. Ayşegül Hanım ile evlendiğim için bir gün bile pişman olmadım. Çevremdeki insanların beni ‘kılıbık’ olarak adlandıracağı kadar mutlu bir evliliğim var.

 

Ayşegül Hanım ile nasıl vakit geçirirsiniz?

Yurt dışında tatil yapmayı çok seviyoruz. Önümüzde bir Fransa seyahati var ancak sadece bir günlük. İkizleri uzun süre bırakamayız ama bir gün bile olsa kendimize zaman ayırmak istedik. Bunun dışında eskiden sık sık İstanbul’a giderdik ama şimdi genellikle gittiğimiz yer, Hayal Kahvesi. Hayal Kahvesi, Yavuz Bey’in ilimize kattığı büyük bir değer. Dışarda yemek yediğimiz zaman balıkçıları tercih ediyoruz. Son olarak Kuzine Restaurant’a gittik ve çok beğendik.

Kısa bir süre önce ikiz babası oldunuz, mutluluğunuz gözlerinizden okunuyor…

Onlara kavuşabilmek için 5 yıl bekledik. Başarılı ve özenli bir hamilelik sonrasında Mehmet Ali ve İpek’i kucağımıza aldık. Evet, gerçekten çok mutluyuz. Ayşegül Hanım işinden ayrıldıktan sonra vaktinin tamamını onlarla birlikte geçiriyor, açıkçası bakımlarıyla ilgili bütün yük onun omuzlarında. Ben şimdilik onları sevmenin tadını çıkarıyorum. Şu an her şeyimiz ‘onlara nasıl daha güzel bir gelecek hazırlayabiliriz? Onları nasıl iyi insanlar olarak yetiştirebiliriz?’in üzerine kurulu. Merhametli ve saygılı bir erkek ile güçlü, kendi ayaklarının üzerinde durabilen bir kız çocuğu yetiştirmeye çalışıyoruz. İyi bir eğitim almaları için elimden geleni yapacağım ama hayatları hakkında her ne karar verirlerse versinler anne-babaları olarak arkalarında olacağız.

 

Sizinle yapılmış bir söyleşinin içinde ‘Cash’ten bahsetmemek olmaz…

Evet… Cash, benim köpeğim. Onu çok seviyorum ve hayvan sevmeyen hiç kimsenin insan sevebileceğine inanmıyorum. Bir çok duygumu onunla paylaşırım. İnanır mısınız, insana anlatsan o kadar dikkatle dinlemez seni. Cash, beni gözünü bile kırpmadan dinliyor ve hissediyor.

Benim duygularımı paylaştığını fark ettiriyor. Benim için çok özel bir yeri var.




ETİKET :   Salih Kalyoncu tabu inşaat

Tümü