Teslim oluyorum

12:07:05 | 2017-07-01
Hatice Kocaman
Hatice Kocaman      hatice@kocaelilife.com

Hatice KOCAMAN

Maddi anlamda teslim olmak ve manevi anlamda teslim olmak, birbirinden ayrılması gereken iki teslimiyet şeklidir. İlle de teslim olunacak ise ikisinin bir arada yapılması daha evla olabilir.

Bir de hayata teslim olmak var… Ben teslim oldum düzeni bozuk dünyaya.

Nedir düzeni bozuk dünyaya teslim olmak? Gözlerinin artık kapanabilirliğini yitirmeye başlaması.

Göz kapaklarının açık veya -acı ile- kapalı durumlarında; değerli kişinin silüetinin kafandaki belirsiz karanlıkta aydınlandığı sıralarda; kaçış olarak sızmak görününce, rüyada yine ve yine değerli silüetin acı ile kıvranışı…

Uykudan korkuyla uyanmak. Her sabah aynı korkuyla güne başlamak.

Bu cümleler okununca herkesin gözünde bir sevgili beliriyor önce. Amma velakin hayır, bu bozuk dünya düzeninde önce kendini kaybediyor insan. Gecelerce aradığı değerli silüet de ta kendisi oluyor.

★ ★ ★

Sizin de başkalarına yaptığınız ilk evre şöyle başlar:

Kimsenin size ayıracak zamanı yoktur, herkesin çok daha fazla ve sizden daha önemli olduğunu anladığınız o kadar çok işi vardır ki dönüp “bak işte, sana değer vermemin karşılığı bu” diyemezsiniz.

Kimseye ulaşamazsınız çünkü herkes etrafındaki duvarları yükseltmiştir siz farkına varmadan ve bütün bunlar olurken hissettiğiniz duygu çaresizlik ve teslimiyet oluverir.

Çaresizliğin sahnesi şudur:

Öldükten sonra, ‘herhangi bir şey şeklinde’ yaşadığın yere geri döndüğünde sevdiklerine sarılmak; onlarla konuşmak istemek ama dokunmaya çalışınca ellerinin vücutlarının içinden geçmesi. Söylediklerinin duyulmaması, öyle gözünün içine bakıp sana ağlamaya devam etmeleri. Aynen böyle bir sahneyi akla getiren bir duygu bu.

Veya isyan edecek, bağırıp çağıracak, “nedir kardeşim bu, aloo?! Yok mu yetkili kimse huoopp!?” diyecek yer bulamayınca hissedilen şey çaresizliğin ilk sahnesi.

Sonra kendi kendine bestelediğin yeni bir türkü… GÜZELLEŞİYORUM, İYİLEŞİYORUM.

★ ★ ★

En mutlu günlerden daha bir güzel temmuz gecesi, bir kadeh şarabı yudumlarken kapıdaki yaseminlere öylece dalmıştım. O koku beni nasıl çarptı bilmiyorum ama yeni bir dünya kapısı açmıştım.

Hafızamda, çakırkeyifliğin en hayal edilesi Ege’si, en güzel güneşi, en tatlı şarabı yerindeydim. Günlerdir ve belki de yıllardır sabahın beşini görmeden uyuyamıyorken; Ege’nin zeytin bahçeleri arasında, duvarları kerpiç, bahçesi erik kokan, yasemin kokusunun alttan aşk uyandırdığı gecede gördüğüm bu rüya sonrası, bir sabah beş gibi pırıl pırıl uyandım.

Ve domatesler ekmek istiyordum o bahçelerde. Filiz vermeyen fasulyeler için tasalanıp, sarmaşıklara boyalı, tasarım harikası sırıklar yapmak istedim huzur mabedimde.

Halbuki bu rüyadan uyanmamış olsaydım aniden; bir temmuz gecesi, haziran devriminden evvel; bu güzel rüyalara dalmadan hemen önce… Uyanık kalsaydım, belki güzel olurdu sonrası.




ETİKET :   hatice kocaman

Tümü