Sanatın, orkidelerin, farklı tanrıların diyarı Büyüleyici Uzakdoğu

İlimizin en faal derneklerinden biri olan Kocaeli Sanat Evi Derneği’nin (KOSEV) yönetim kurulu üyesi Meltem Çömlekçioğlu, geçtiğimiz günlerde mistik Uzakdoğu’daydı. Eşi, avukat İsmail Çömlekçioğlu ve bir grup arkadaşıyla birlikte Uzakdoğu’nun ilginç kültürünü keşfederken rüya gibi bir 10 gün geçiren Meltem Hanım, izlenimlerini Kocaeli Life okurlarıyla paylaştı.

17:12:13 | 2017-04-03

 


HABER: MELTEM ÇÖMLEKÇİOğLU

Güneşli ama soğuk bir cumartesi sabahı, heyecanlı bir şekilde dünyanın bir köşesine gitmek için yola çıktık. 14.30’daki uzun uçuşumuz için THY’yi tercih etmiştik... Uçağın yarısının boş olduğunu öğrenince, üçerli koltuklara uzanıp ‘business’ gibi bir yolculuk yaparak, 11 saatte Hong Kong Havalimanı’na ulaştık.

sokak-lezzet1

Hong Kong sokak satıcıları

Hong Kong Havalimanı, şehrin kendisi gibi çok modern, düzenli ve temiz. Dünyadaki diğer hava limanlarından tek farkı, koştur koştur pasaport kontrolüne gidiyorum derken, karşınıza çıkan metro istasyonu. Pasaport kontrolüne bu metroyu kullanarak gidiyorsunuz. Tabii ki her Uzakdoğu ülkesinde olduğu gibi burada da sizden pasaporttan önce göçmen vize formu doldurmanızı istiyorlar.

Hong Kong, Çin Denizi’nde 100 yıllık United Kingdom idaresinden Çin Halk Cumhuriyeti’ne devredilmiş özerk bir bölge.

Hava limanından otelimize doğru ilerlerken şehrin varoşlarından başlayan, bizim toplu konutlarımıza benzeyen ama çok daha büyük yerleşim bölgelerinin arasından geçiyor ve bir anda Çin Denizi’nin en büyük limanını görüyorsunuz. Boğaziçi Köprüsü’nün benzeri bir köprüden ilerleyerek otelimizin bulunduğu Kowloon bölgesine ulaştık.

 

HERKES DIŞARIDA YİYOR

[caption id="attachment_26280" align="alignnone" width="640"]uzak_dogu5

Meltem ve İsmail Çömlekçioğlu


Hong Kong kilometrekareye düşen insan sayısı bakımından dünyanın en yoğun şehirlerinden biri. Konut alanı az, binalar devasa ve çok yüksek. İnsanlar, bu yüksek binalardaki küçük bir otel odasından öteye geçemeyen evlerde yaşıyorlar. Hal böyle olunca Uzakdoğu insanında evde yemek pişirme alışkanlığı pek yok.

İnsanlar yeme içme işlerini sabah ve akşam ekonomik durumlarına göre sokak satıcılarından, fast food dükkanlardan ya da restoranlardan hallediyor. Dolayısıyla şehirde, gece geç saatlere kadar yemek yiyecek yer bulmak mümkün.

Ertesi gün, dinlenmiş bir şekilde otelimizin turistler için hazırladığı kahvaltıyı yaptıktan sonra, gezimize başlamak üzere yola çıkıyoruz. Hong Kong Adası’nı keşfetme zamanı...

Hong Kong Adası’nda genelde iş merkezleri, lüks villalar ve insanların denize girebileceği koylar bulunmakta. Otelimizin bulunduğu Kowloon’u da içine alan bölge, şehrin insan yoğunluğunun en fazla olduğu yer.

Buna bir de 14 yılda bir gelen Çin Horoz Yılbaşı kutlamaları ve tatil de eklenince, oldukça kalabalık bir ortamda buluyoruz kendimizi. Bu tesadüfün iyi yanı, şehrin görsel zenginliğinin mükemmel olması. Sokaklarda grup grup şehir müzisyenleri, halk kendi çalıp söylüyor...

 

TROPİK MERCAN ADASI

Bu yoğunluk içerisinden kararan havayla birlikte rotamızı Hong Kong Star Way diye bilinen parka çeviriyoruz. Burada, ünlü Uzakdoğu starlarının el izleri sergileniyor. Kentin en çok turist çeken noktalarından biri.

Daha sonra Kowloon sahilinden muhteşem Hong Kong Adası’nı ve yapılan lazer şovu izlemek üzere şehrin tarihi saat kulesinin bulunduğu limana yürüyoruz. Lazer şov karşı sahilin güzel, ışıl ışıl görüntüsü yanında sönük kalıyor.

sm

Ertesi sabah, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Portekizlerden kalma Macau Adası’na doğru yola çıkıyoruz. Yaklaşık 1 saatlik deniz otobüsü yolculuğundan sonra Çin’in soğuk yüzüyle karşı karşıya kalıyoruz... Hong Kong’da karşılaşmadığımız gerçek Çin pasaport polisi!

Adanın özelliği, binaları ve katedral kalıntılarıyla eski Portekiz sömürgesi izlerini taşıması. Çin Halk Cumhuriyeti’nde kumarın yasal olduğu tek özerk bölge burası ve bu nedenle Uzakdoğu’nun Las Vegas’ı olarak biliniyor. Adada, içinde mini Venezia’yı barındıran AVM, otel ve kocaman görkemli kumarhane görülmeye değer.

Macau Adası dönüşü, otelimizden ayrılarak Tayland’a uçmak üzere yola çıkıyor; Chek Lap Kok Havaalanı’ndan 2,5 saatlik uçuşumuzu gerçekleştirmek için Kenya Havayolları uçağına biniyoruz.

Bangkok’da inip, Pattaya’daki otelimize 2,5 saat süren bir otobüs yolculuğundan sonra varıyoruz ama yorgunluktan yol nasıl geçti anlamıyoruz.

Ertesi sabah, gerçek bir yaz havasına uyanıyoruz. Deniz havasında, yazlık kıyafetlerimizle Hint Okyanusu’nun tropik ada ve plajlarını görmek için sahile giderken, şehirde çok fazla kullanılan ‘tuk tuk’ları kullanıyoruz. Buradaki ‘tuk tuk’lar, bizim bildiğimiz arkası açık pikaplar...

Sahile geldiğimizde, tropik mercan adasına gitmek üzere yola motor teknelerle devam ediyoruz. Çok hızlı bir şeklide, hatta adeta uçarak adaya varıyoruz.

Bembeyaz kumsal, masmavi deniz ve tropik ağaçların olduğu ada çok ama çok güzel ama misafirleri ağırlayacak tesisler son derece bakımsız, yetersiz ve çalışanlar eğitimsiz. Her şeye rağmen adanın keyfini çıkarıyoruz.

Alcazar Show

Alcazar Show

Akşam, Pattaya’ya gelen turistlerin mutlaka görmesi gerektiği söylenen ‘Alcazar Show’a biz de katılıyoruz. Broadway tarzı, rengarenk Uzakdoğu kostümleri içerisindeki dansçıların inanılmaz performanslarından oluşan şov, görsel olarak gerçekten mükemmel. Hayranlıkla izlediğimiz güzel dansçı kadınların tamamının transseksüel olduğunu öğrendiğimizde çok şaşırıyoruz.

Şovdan çıktıktan sonra gruptan ayrılarak Pattaya’nın dünyaca ünlü caddesi, Walking Street’e doğru yöneliyoruz. Amsterdam’ın Red Light caddesinin bir benzeri olan Walking Street, oldukça hareketli bir yer. Çok cüretkar gece kulüpleri, barları, kapalı kapılar arkasında yapılan şovlarıyla genelde Avrupalı turistlerin ilgisini çekiyor.

Pattaya’nın vazgeçilmezlerinden biri de masaj salonları... Her yerde bu salonları, kalabalık çalışanlarını ve müşterilerini görmek mümkün. Türk işletmeci tarafından çalıştırıldığını öğrendiğimiz bir salonda biz de ayak ve baş masajı yaptırıyor; oldukça keyifli ve dinlendirici bir deneyim olduğuna kanaat getiriyoruz. Eğlenmiş ve sonrasında dinlenmiş bir halde gecemizi sonlandırıyoruz.

 

HAYALLERİMİZDEKİ GİBİ...

Sonraki gün, Walking Street’e yakın bulduğumuz bir Türk lokantasında zeytinli, peynirli bir Türk kahvaltısı yapıyor ve Bangkok’a doğru yola çıkıyoruz. Yol boyunca, bölgede oldukça fazla çıkarılan inci, değerli ve yarı değerli taşların işlendiği atölyeleri gezerek otelimize ulaşıyoruz.

Şehir turumuza başladığımızda görüyoruz ki Siyam Krallığı’na başkentlik yapmış, aynı zamanda o krallığın devamı demokratik monarşiyle yönetilen Tayland’ın başkenti Bangkok, o mistik havasıyla hayallerimizdeki gibi bir Uzakdoğu kenti.

mustafa_z-kopya

Akşam yemeğimizi Bangkok’un dünyaca ünlü, sloganı ‘if it swims we have it’ (eğer yüzüyorsa, bizde vardır) olan restoranda yemeyi tercih ediyoruz. Burada alışverişinizi bir süpermarket ortamında yapıyorsunuz; seçtiklerinizi istediğiniz doğrultuda hazırlayıp masanıza servis ediyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse restoranın tarzı farklı, çeşitliliği az. Sloganın karşılığını bulamadığımızı düşünerek restorandan ayrılıyoruz.

Yemekten sonraki programımızda, Bangkok’un ünlü gece pazarı olan Pat-pong‘a gitmek var. Burada birçok markanın taklit ürünleri satılıyor. Oldukça kalabalık olan bu Çin pazarında saatler, çantalar, gözlüklerle birlikte yöresel el işlerini de görmek mümkün. Bizi şaşırtan ise pazardaki satıcıların çoğunluğu eşimin giydiği Galatasaray formasını tanıyarak ilgi göstermesi oluyor.

BU PAZAR YÜZÜYOR

Bangkok’taki ikinci günümüzde, ‘yüzen pazar’a gitmek için erkenden kalkıyoruz. Yol üzerinde birçok yerde ülkenin yeni vefat eden kralının fotoğrafları asılı. Yası bir yıl tutulacak olan kralın yerine, şu an oğlu geçmiş durumda.

Yüzen pazara giderken, yolumuzun üzerindeki bir Hindistan cevizi çiftliğine uğruyoruz. Burada Hindistan cevizi çiçeklerinin suyu çıkarılıyor, içi rendelenerek sıkılıyor ve süt elde ediliyor. Bu sıvıyı da kaynatıp şeker yapıyorlar.

Bangkok sokakları

Bangkok sokakları.

Yüzen pazar, su kanalları etrafında yerleşimin olduğu bir bölge. Kanallarda motorlu kanolarla geziliyor. Taşımacılığın, ulaşımın, sağlı sollu evlerin yer aldığı bu kanallar adeta mahalle ve caddeler gibi birbirine bağlı.

Etrafımızda gördüğümüz Bangkok kanal evleri, ahşap ve tek odalı. Satışların yapıldığı dükkanlar da öyle... Kanoyla yaklaşık yarım saat gezdikten sonra, bölgeye turistlerin yoğun gelişi nedeniyle kanallarda oluşmuş bir pazarla karşılaşıyoruz. Ticaretin kanolar üzerinde yapıldığı, her şeyin bulunabileceği, otantik bir köy pazarı görüntüsündeki yüzen pazar, gerçekten çok ilgi çekici.

 

SİYAM NİRAMİT ŞOV

Yüzen pazarda doya doya gezdikten sonra tik ağacından çeşitli el işi ürünler yapan atölyelerin olduğu Ratchaburi eyaletine geçiyoruz. Muazzam ağaç işçiliğine ve ağacı adeta hamur gibi yoğuran ustalara hayran kalmamak imkansız.

Sıradaki durağımız, Nakhon Pathom eyaletinde yer alan Rose Garden.... Burada çok güzel bir gölün kenarındaki parkta bulunan otantik restoranda, her türlü yöresel yemeği tatma imkanımız oluyor. Botanik şehir parkında gül bahçelerini gezerek turumuzu tamamlıyoruz.

Yüzen pazar

Yüzen pazar

Yemekten sonra şehri bir de nehirden gözlemlemek için Charoen Krung kanal turuna katılmaya karar veriyoruz. Bangkok’un zengin ve fakir halini, kralın sarayının nehre bakan kısmını, kraliyet donanmasını, Müslüman halkın yaşadığı bölgeyi ve camilerini görüyoruz. Ayrıca nehirde kutsal sayıldığı için yenmeyen kedi balıklarını ve nehre has 1,5 metrelik su kertenkelelerini gözlemliyoruz.

Yorucu bir günün ardından otelimize dönüp biraz dinlendikten sonra ise gece, oldukça ünlü Siyam Niramit Show’u izleme fırsatı buluyoruz. Görüntü almanın yasak olduğu şov, 3 boyutlu sahnede sergileniyor ve rengarenk kostümlü dansçıların mitolojik karakterlerle Çin tarihini anlatmasını içeriyor.

 

ALTIN BUDA HEYKELİ

Ertesi sabah havalimanına gitmek üzere otelden çıkıyoruz. Genel bir Bangkok şehir turu yapıp, Altın Buda Tapınağı’nı geziyoruz. Şehirde bir çok Budist tapınağı mevcut. Çin Mahallesi’ndeki Altın Buda ise 5 metre yüksekliğinde, saf altından yapılmış bir heykel. Tapınak, halen aktif. Budistler burada Buda’ya dilek, temenni ve dualarını sunuyor; bir takım hediyeler veriyor. Tapınağa girerken ayakkabılar çıkarılıyor. Bunun nedeni dış dünyanın pisliklerinin içeri taşınmaması ve yer teması yoluyla Buda ile iletişimin artırılması yolundaki inanç.

Reclining Buddha, Thailand

Reclining Buddha, Thailand

Sırada en çok bilinen, en eski ve en ilginç tapınaklardan biri olan Yatan Buda Tapınağı var. Burası, önemli bir meditasyon ve geleneksel masaj eğitim merkezi; aynı zamanda Tayland’ın ilk üniversitesi. Yatan Buda Heykeli altın varak kaplı, 46 metre uzunluğunda ve 15 metre yüksekliğinde. Heykel, Nirvana’ya ulaşmayı betimliyormuş.

Heykelin ayaklarının altında, içerisinde çeşitli sembollerin bulunduğu, sedef işli 108 adet kutucuk var. Buda’nın bulunduğu yer, duvarlardan tavanlara kadar Budist hayatı anlatan el yapımı orijinal minyatürlerle donatılmış. Burada ziyaretçilerin para atarak şans dilemeleri için sıralanmış 108 adet bronz kase bulunuyor. Bu paralar rahiplerin ihtiyaçları için kullanılıyormuş. Halen tapınakta Tayland masaj eğitimi verilmekte ve okul olarak faaliyet göstermekte.

Tur sonrası, Singapur’a uçmak üzere Bangkok Havaalanı’na geçiyoruz ve 2,5 saatlik bir yolculuktan sonra, milli gelir açısından oldukça zengin bir ülke olan Singapur’a iniyoruz. İlk dikkati çeken, eski dönemden kalma İngiliz koloni evleri olsa da genelde gökdelen ve yüksek binalardan oluşan, düzenli bir şehir burası.

Singapur, güzel ama pahalı bir şehir. Ülkemizle kıyaslarsak küçük pet şişe su 7 TL. Ancak, gelir düzeyi yüksek olan Singapurlulara, bu fiyatlar oldukça makul geliyor.

Singapur Parlamento Binası, ünlü Merlion Park, London Eye’den sonra dünyanın 2’nci en büyük dönme dolabı, nehrin kıyısına gemi şeklinde inşa edilmiş olan otel-casino ve opera binası kentteki görülecek yerler arasında. Sanırım yüksek nem oranından dolayı, Singapur halkı yürümeye hiç alışık değil. Yarım saatlik yürüme mesafesi, onlara göre ‘çok uzak’. Kentte metro kullanımı ise çok kolay. Şehrin altında, adeta başka bir dünya var. Yerin 3 kat altındaki üniversiteler, okullar, alışveriş merkezleri insanı şaşırtıyor.

 

ORKİDELER DİYARI

Her yanı şans getirdiğine inanılan kırmızı fenerlerle dolu olan Çin Mahallesi’nde kısa bir tur attıktan sonra, Singapur’un ünlü orkide botanik parkına geçiyoruz. Burada çok değişik orkide ve tropik iklim bitkilerini görmek mümkün.

or

Oldukça bakımlı ve güzel olan botanik parkın içerisinde bir de satış mağazası bulunuyor. Çeşitli orkide çiçeklerini önce bakır, sonra altınla kaplayıp kolye yapıyorlar. Parkta ayrıca çeşitli sabun, koku ve hediyelik eşyaların satışı da yapılıyor.

Singapur’daki ilk akşamımızda, grubumuzdan ayrılıp bir tekne turuna katılmaya karar veriyoruz. Şehir ışıl ışıl parlıyor, su dingin, hava güzel ve fonda meditasyon müziğiyle güzel bir tekne gezisi yapıyoruz. Sonrasında, sokaklarda dolaşırken denk geldiğimiz bir Hint düğününe katılmayı da ihmal etmiyoruz.

Ertesi sabah, rotamızı Sentosa Adası’na çeviriyoruz. Ada yürüme mesafesinde ama metro ya da teleferikle de gidilebiliyor: biz metroyu tercih ediyoruz.

 

DEV TÜP AKVARYUM

Sentosa Adası, aynı Disneyland gibi... Oyun ve film platoları, dev bir akvaryum ve bir de casino’su var. Adada pek çok restoran seçeneği mevcut. İlk önce kısa bir tur attıktan sonra Universal Stüdyoları’na giriyoruz. Giriş fiyatı yüksek ama tek biletle gün boyu çeşitli aktivitelerden ücretsiz faydalanabiliyorsunuz. Bizim şansımıza, ‘su dünyası film platosu’nda oyuncu ve dekorlarla gerçekleştirilen bir şov var; hemen anı ölümsüzleştiriyoruz.

sentosa-38541

Buradan çıkıp dünyaca ünlü, Asya’nın en büyük tüp akvaryumuna doğru devam ediyoruz. Akvaryumda çeşit çeşit balıklar ve çok ilginç deniz canlılarını görmek mümkün. Akvaryum için ekstra bilet gerekiyor ama okyanus canlılarını göreceğimiz için bu fırsatı kaçırmamayı tercih ediyoruz.  Sentosa Adası’ndan sonra, gezi programımızda Little India var... Burada Mustafa Center denilen bir yer bulunuyor. Bildiğimiz AVM gibi değil, bitpazarına daha çok benziyor. Bölgede bir çok dükkanın adı Mustafa. Hintlilerin yoğunlukta olduğu bu kalabalık ve renkli bölgede biraz dolaştıktan sonra otelimize dönüyoruz. Bu, Uzakdoğu’da geçirdiğimiz son gün oluyor... Ertesi gün ülkemize dönmek üzere havaalanına doğru yola çıkıyoruz. Dönüşte, 12 saat süren uçuşu da oldukça rahat geçiriyoruz.

Sıcacık bir iklimden, karlı ve soğuk kentimize doğru yola koyuluyoruz... Ve evimize gelir gelmez, hemen en çok özlediğimiz şeyi yapıyor, tavşankanı demleme çaylarımızın tadını çıkarıyoruz..




ETİKET :   Asya Bangkok Çin Hindistan London Eye Merlion Park Nakhon Pathom Nirvana Singapur

Tümü