Rengarenk bir ülke; Hindistan

Yaşamlarını Antalya’nın Kaş ilçesinde sürdüren İzmitli çift Melis ve Eray Uman, geçtiğimiz aylarda Hindistan’a uzun bir seyahat gerçekleştirdi. Hindistan’da yaklaşık 3 ay kalan ve bu rengarenk ülkeyi adeta bir uçtan diğer uca kat eden genç çift, ülkemize unutulmaz anılarla döndü. Fotoğraf sanatçısı Eray Uman, çektiği birbirinden güzel kareleri ve Hindistan notlarını bizlerle paylaştı

12:02:52 | 2018-07-07

Hazırlayan: Eray Uman

 

Kaş’ta yoğun yaz sezonu bitince, burada yaşayan bizlerin artık yavaşlama, dinlenme, kitap - film seansları ve en tatlısı dostlarla soba başı muhabbetleri başlar. Geçtiğimiz sonbaharda bu güzelim zamanları, bizim için büyük bir heyecan için erteledik: Hindistan!

Ekim ayı sonunda vize işlemleri için İstanbul’a gittik... Vize işlemleri yıldan yıla daha sıkı bir hale gelmiş. Neredeyse Shengen bölgesine gidecek kadar evrak, küçük bir yüz yüze görüşme ve vize ücretinden sonra (100 USD) vizeyi almamanız için pek bir neden yok. Turist vizesi 3 ya da 6 ay olarak veriliyor. 

Hindistan’a gitmek için Chennai Uluslararası Havalimanı’na uçacağız ve yol, Bahreyn aktarmasıyla birlikte 9 saat sürüyor. Chennai; Hindistan’ın güneydoğusunda, Tamil Nadu eyaletinde büyük bir şehir. Biz önce Pondycherry adındaki daha küçük bir şehre, oradan da daha da küçük yerleşim yeri Auroville Ekoköyü’ne gideceğiz. Auroville, 1968 yıllarında birçok ülkenin de içerisinde yer aldığı, sürdürülebilir ortak yaşam kasabası projesi. Bu projenin içerisinde bulunan bir çiftlikte 15 gün boyunca gönüllülük yapacağız.

Chennai terminalinden dışarı adım attığınız an sizi sıcak, nem ve kalabalık bir Autorikshaw (motorlu taksi) ordusu karşılıyor. Bu taksiler Hindistan’da ulaşım için pratik bir çözüm ama fiyatta sıkı pazarlık yapmak gerekiyor. Aracımıza binip yola koyuluyoruz… Auroville yolunda ne kadar çok tarla ve tarlada tarım yapan ne kadar çok köylü var. Her yer yemyeşil.

Auroville’den, gönüllülük yapacağımız 12 kilometre uzaktaki Sadhana Forrest adındaki komüne gidiyoruz. Burası şebekeden bağımsız, neredeyse tüm ihtiyaçlarını kendi içerisinde çözümleyen bir çiftlik ve erozyona uğramış toprakları ağaçlandırıyor. 15 gün çok güzel ama yorucu geçiyor. Şimdi Hampi’ye gidip dinlenme zamanı.

 

SAHİLLER

KARTPOSTAL GİBİ…

Hindistan, yaklaşık 3 Türkiye’yi içine alacak kadar büyük olduğundan, yolculuk yapmak o kadar da kolay değil. Neyse ki otobüs ve tren ağı çok gelişmiş; uygun maliyetle yolculuk yapabiliyorsunuz. Hampi’ye gitmek için otobüsü tercih ediyoruz. Otobüs dediğimiz araç, Türkiye’de görmeye alışık olduğumuz türden değil. Otobüste koltuk yerine yatak var. Gece kalkan bu otobüslere binip, yatıp uyuyorsunuz. Sabah görece dinlenmiş bir şekilde güne başlayabiliyorsunuz.

Yaklaşık 1 gün süren yolculukla Hampi’ye varıyoruz. Hampi, Karnataka eyaletinde; Vijayanagar İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerine kurulmuş küçük bir köy. Doğası harika ve sırt çantalı gezginlerle kaya tırmanışı yapanların tercih ettiği sakin bir nokta. Tarihi kalıntıları ve gün batımını izleme noktaları görülmeye değer.

Hampi’de iyice dinlendikten sonra istikamet Goa. Goa’ya yerel otobüsle gitmeyi tercih ediyoruz. Goa, kendi başına bir eyalet. Uzun yıllar (1510 – 1961) Portekiz himayesi altında kaldığından, Portekiz kültürünü de içinde barındırıyor ve sahilleriyle turizmin gözbebeği.

Güney Goa’da Portekiz kültürü daha da hakim. Kiliseleri ve Portekizli görüntüsüyle yerel halk, zaman zaman size Portekizdeymişsiniz hissi yaşatıyor. Sahiller ise kartpostallarda gördüğümüz türden uçsuz bucaksız kumsallar ve Hindistan cevizi ağaçlarıyla harika bir dinlenme imkanı sunuyor.

Kuzey Goa daha çok 1960’lı yılların sonundan bu yana batılı hippi ve gezginlerin uğrak noktası. Gece hayatı ve çılgın partiler de o dönemden miras denilebilir. Yerel halk kendini ne Hintli ne de Portekizli olarak tanımlıyor. Onlar Goa’lı. Yaşam tarzları ve mutfakları da Hindistan’ın geri kalanından epey farklı zaten.

Goa’da, uzun yıllardır orada yaşayan bir arkadaşımızın bizi misafir etmesiyle 1 ay kadar kalıyoruz. Motosiklet kiralayıp Goa’nın sahillerini geziyoruz. Yılbaşını da Goa’da geçirerek o dönemde eyaletin hiç uyumadığını görüyoruz. Hıristiyan Goa’lılar ve batılılar için Noel ruhunu da bu dönemde görme şansımız oluyor.

 

MİHRACELER ŞEHRİ JAIPUR

1 aylık bu güzel zamandan sonra şimdi Hindistan’ın kuzeyine yolculuğumuz başlıyor. Büyük şehirlere uğramaktan kaçındığımız için Goa’ya 400 kilometre mesafedeki Mumbai’yi pas geçiyor; Rajhastan eyaletine yaklaşık 20 saatlik bir tren yolculuğuyla ulaşıyoruz. Trenler genellikle rötarlı kalkıyor ve bu nedenle bir sonraki trenimizi kaçırıyoruz.

Tren ağı çok geniş olduğundan Hindistan’ın her yerine gidebiliyorsunuz fakat aktarma noktalarında tren değiştirmek gerekiyor. Biz bağlantılı bilet almamış olduğumuzdan kaçırdığımız tren yerine bir sonraki treni bekliyoruz ve onunla Jaipur’a ulaşıyoruz.

Jaipur ‘mihraceler şehri’ diye adlandırılıyor. 4 milyon nüfuslu bu şehir, bizim Hindistan’ın kaosunu hissettiğimiz ilk yer oluyor. Turistlerin ilgisini çekecek tarihi korunmuş kaleleri, sarayları ve müzeleriyle görülmesi gereken bir bölge.

Yaklaşık 1 hafta kaldıktan sonra Jaipur’dan 4 saatlik bir tren yolculuğu ile Pushkar’a geçiyoruz. Burası, Hindu hacılar için kutsal bir yer. Küçük bir göl etrafında ibadet etmek amacıyla suya kadar inen basamaklar var ve bunlara Hindistan’da ‘ghat’ deniyor. Kutsal olan Ganj veya Pushkar’daki bu göl boyunca, ghat’lardan fazlasıyla görmek mümkün. Pushkar kutsal bir yerleşim yeri olduğundan alkol yok ve vejateryan yemek tek seçeneğiniz. Hindular sadece tavuk tüketiyorlar ama burada onu da bulmak imkansız.

Tabii, harika Hint mutfağı size zaten başka yemek aratmıyor. En meşhur yemekleri ‘thali’. Bir öğün yemek anlamına gelen thali, bir tepsi içerisinde pilav, mercimek çorbası, salata, sebze yemeği ve özel ekmek ile servis ediliyor. Baharatlar hariç Türk yemeğiyle neredeyse aynı. Her bölgenin thali’si kendine özgü.

Pushkar’a giderseniz alışveriş yapmadan dönmek istemezsiniz. Bu kent, tekstil konusunda tüm dünyayı besleyen noktalardan biri. Her dükkan aslında toptancı ve her yerde dünyanın farklı yerlerine gitmek üzere hazırlanmış kolileri görebilirsiniz. Biz de alışverişten nasibimizi aldıktan sonra, bir sonraki noktaya ilerlemek için Jaipur’a geri dönüyoruz.

 

 

ÇÖP, EN BÜYÜK PROBLEM

Kuzey Hindistan’ın güneyden en büyük farkı, nüfus yoğunluğunu daha çok hissetmeniz, kalabalık ve fakirlik. Ha bir de deniz turizmi, yerini daha ruhani bir konsepte bırakıyor. Şimdi Hindular için en önemli ruhani hac merkezi olan Varanasi’ye gitme zamanı. Bunun için Jaipur’dan trene binip Varanasi’ye gitmemiz lazım.

Yolculuk 15 saat sürecek ama tren 8 saat rötar yapıyor. Hindistan’da çok şey öğreniyor insan ancak hayatınıza doğrudan faydası olacak bir ders varsa, o da sabır. Biz de sabretmeyi tren istasyonunda eğlenerek öğreniyoruz. Bir miktar da yolda rötar yaptıktan sonra yaklaşık 30 saat sonunda Varanasi’ye varıyoruz. İstasyondan, kalacağımız Hostel’e Uber kullanarak transfer sağlıyoruz. Özgür bir biçimde Uber ile seyahat ederken görülecek yerleri Wikipedi üzerinden okuyoruz.

Varanasi’deki ilk günümüzde Ganj kenarına daracık ve Varanasi kokulu sokaklardan iniyoruz. Hindistan’ın pis olduğuyla ilgili genel bir kanı var ama yolculuğumuzun ilk yarısında bunu pek hissetmemiştik. Özellikle yerel otobüslerde ve düşük sınıf tren yolculuklarında insanların hiç de pis olmadığını fark etmiştik. Kişisel bakımlarına inanılmaz dikkat ediyorlar, üstleri başları da gayet temiz fakat Hindistan’ın en büyük problemi çöp. Herkes her yerde çöplerini yere atıyor, buna otobüs ve trenler de dahil.

İstasyonlarda veya duraklarda en alt kasttan (dokunulmazlar) gelenler yerdeki her şeyi süpürüyor, birkaç bozukluk almaya çalışıyor. Varanasi’ye dönecek olursak, sokaklardan akan lağımlarla yerlerdeki insan ve hayvan dışkıları sizi ilk başta endişelendirse de ikinci gün bunun da Varanasi’nin bir parçası olduğunu ve her güzelin bir kusuru olabileceğini hızlıca öğreniyorsunuz.

 

ÖLÜLERİNİ YAKIYORLAR

Ganj’ın kenarındayız!

Söyleyecek söz bulamıyoruz. Bir süre durup etrafı izliyoruz, birbirimize bakıp nerede olduğumuzu idrak etmeye çalışıyoruz.  Ganj’da yıkanan, ibadet eden, çamaşır yıkayan insanlar; Hindistan’ın her yerinden gelmiş yerli yabancı turistler… Tam bir karmaşa içinde savruluyorsunuz. Dinlenmek için merdivenlere oturmuşken uzakta devasa bir duman görüyoruz, sanki yangın yeri. O an, o dumanın ölüleri yakmak için kullanılan ghat olduğunu anlıyoruz. Tabii ki gidip bakmak lazım.

Koşar adımlarla ghat’a yaklaşıyoruz, insanlar karınca gibi koşuşturma içerisinde. Ölü yakınları kederli değil de gururlu ve heyecanlılar sanki... Çünkü Varanasi’de ölmek ve Ganj’a dönmek çok kutsal. Ben yerel bir turist rehberiyle Burning Ghat’ı gezerken, Melis sadece oturup seremonileri izlemeyi tercih ediyor. İkimiz de farklı açıdan olanlara baktıysak da hislerimiz aynı doğrultuda: Ölüm de gerçek ve bundan daha doğal bir şey yok. İnsanların gözlerinizin önünde yanışı ise sadece bir yanılsama gibi geliyor. İşin özü her şeyin geçici olduğu.

En önemli derslerimizden birini aldıktan sonra Varanasi’de yaklaşık 10 gün daha kalıyor; Kaş’tan arkadaşlarımızla buluşmak için yine uzun bir tren yolculuğu yaparak Delhi’ye varıyoruz.

Delhi bizim için sadece arkadaşlarımızla buluşma ve yolculuğumuzun son duraklarından Rishikesh’e ulaşmak için bir aktarma noktası. Yine uzun bir otobüs yolculuğu sonrası Esra ve Koray ile beraber Rishikesh’e varıyoruz. Burası, Ganj Nehri’nin doğduğu bölge ve tabii ki çok kutsal.  Ganj, Varanasi’dekinin aksine temiz ve çağlayarak akıyor. Kuzeyde görülen Himalayalar ile muhteşem huzurlu bir şehir. En önemli yoga ve meditasyon merkezi olduğundan bir çok Avrupalı turist var. Zaten ünlü Beatles grubunun da 70’lerde geldiği aşram (bilgelerin inzivaya çekilmek için kullandığı yer) burada. Şu anda aktif değil ama adı Beatles Ashram olarak geçiyor.

Rishikesh, Haridvar’a bağlı bir yerleşim yeri ve biz Haridwar’a günübirlik bir gezi yapıyoruz. Puja denilen, her sabah ve her akşam gün doğumunda ve gün batımında düzenlenen seremoninin akşam olanını, orada on binlerce kişiye birlikte izliyoruz. İnsanların bu puja’ları her gün yapmaları, kendilerini geleneklerine ne kadar adadıklarını görmenizi sağlıyor.

Keyifli bir 10 günün ardından Nepal’e uçmak için Delhi’ye geri dönüyoruz. Delhi Havalimanı’nı görünce inanılmaz şaşırıyoruz. Bu kadar lüks bir hayatın varlığını 3 ayda unutmuşuz bile. Mutlu, huzurlu bir şekilde uçağın içindeyiz. ‘Ne güzel şey yolda olmak’ diyoruz ve bizim için yeni bir macera olacak Nepal’e doğru süzülüyoruz.

ETİKET :   hindistan ganj nehri jaipur