Periler şehri; Kapadokya

Muazzam doğası, gizemli tarihi ve büyülü atmosferiyle Kapadokya, ülkemizin en fazla turist çeken bölgelerinin başında geliyor. Geçtiğimiz haftalarda bu mistik bölgeyi yeniden ziyaret eden Gölcüklü fotoğraf eğitmeni Berna İkiz, Kapadokya ile ilgili izlenimlerini, duygularını ve çektiği birbirinden güzel fotoğraf karelerini bizlerle paylaştı

13:36:15 | 2018-08-06

HAZIRLAYAN: BERNA İKİZ

 

Dünya’nın çekirdeği peri doğurdu bir gün. Mevlevi otağında Semazendir Kapadokya... Ne güzel söylenmiş bir sözdür. Dünyanın çekirdeğinin doğurduğu periler diyarı. Gelmeden, görmeden bu cümlenin etkisini anlatmak çok da mümkün değil sanırım. Yüzyıllardır birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, halen gizemi çözülememiş yeraltı şehirleri, muhteşem peri bacalarının yarattığı büyüyle zamanın durduğu şehir.

Efsaneye göre; Kapadokya’da yaşayan devler, bölgedeki insanlara zarar vermek için kendilerinden kaçıp dağlara saklanan halka, alev dalgaları saçarmış. Günün birinde peri padişahının yolu Kapadokya’ya düşmüş. İnsanları devlerin zulmünden kurtarmak için tüm perilerini çağırmış; binlerce peri ellerindeki kar ve buz tanelerini fokurdayan ateşe atmaya başlamış. Periler, günlerce hiç durmadan, kar ve buz tanecikleri ile ateşi söndürmüş; devler ise periler karşısında yenilip yeraltına saklanmak zorunda kalmış. O günden sonra insanlar ve periler kar ve buz taneciklerinin soğuttuğu kayalarda birlikte yaşamaya başlamışlar…

Kapadokya’ya her geldiğimde şehrin etkileyici, büyüleyici ve hatta ürkütücü mistik dokusu yüzünden bu efsaneye inanmak istiyorum. Kapadokya, milyonlarca yıl önce bir iç denizmiş. Yer kabuğu hareketlerinin, magma tabakasından gelen lavları yanardağlardan yeryüzüne püskürmesiyle deniz kurumuş ve bölge lav ile dolmaya başlamış. Çukur bir bölgede biriken lavlar, vadi yamaçlarından inen sel suları ve rüzgarın etkisiyle aşınmış; ortaya ‘peri bacaları’ diye adlandırdığımız bu muhteşem doğa harikası çıkmış.

Avanos, Ürgüp, Aşıklı, Uçhisar, Ihlara, Aşk Vadisi, yeraltı şehirleri… Kelimeler, hangi birinin tarihini ve güzelliği anlatmaya yeter bilemiyorum ama bu mistik şehri doya doya gezmek isterseniz öyle bir hafta sonu kesinlikle yeterli olmayacaktır.

Kapadokya’ya ilk defa 2008 yılının mayıs ayında gittim ve daha sonraki ziyaretlerimde anladım ki bu coğrafya için çok doğru bir zamanlama yapmışım. Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim bu bölge için sıcaktan bunalmamak, soğuktan etkilenmemek için en uygun dönemler. Ayrıca ilkbahar ve sonbahar aylarının yatay düşen ışıklarıyla muhteşem günbatımlarını izleme şansına sahip olabiliyorsunuz. Elbette, karlar içerisindeki periler diyarını izlemek de tüm soğuğa rağmen çok keyifli bir deneyim olacaktır.

Bölgede bütçenize ve tercihinize göre konaklama yapabileceğiniz çok fazla alternatif bulunuyor. Tüm bölgeler 5 ile 10 kilometre arası mesafelerde olduğu için kaldığınız lokasyon dışında diğer yerlere de kısa sürelerde ulaşabilirsiniz. Bu seyahatimizde tercih ettiğimiz Uçhisar; Güvercinlik Vadisi manzarasına karşı, bölgeye tüm açıdan hakim bir konumda. Gün doğumunda balonların gökyüzündeki görsel şöleni; gün batımında peri bacalarının birbiri üzerine düşen siluetlerinin oluşturduğu inanılmaz etki; geceleri ise pırıl pırıl havanın maviden siyaha çalan geçişleri ve otellerin, şehrin atmosferini bozmayan sarı ışıkları ruhunuzu bir başka aleme taşıyor. Uçhisar’da konakladığımız CCR Hotel mimarisi, hizmet anlayışı ve konumu itibariyle tereddütsüz tavsiye edebileceğim bir otel… Açık büfe anlayışından çok ötede bir kalite ve servis bulabilirsiniz. Otelin birbirinden farklı mimari anlayışlarla dizayn edilmiş odalarından manzaraya karşı jakuzi keyfi yapmak isterseniz, önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.

 

 

KAPADOKYA’DA NE YİYELİM?

Uçhisar’da finedining bir yemek isterseniz Argos in Capadoccıa bünyesinde bulunan Seki Restaurant en doğru adres… 20 binden fazla şişe ve 350’den fazla şarap seçeneği ile Türkiye’nin en büyük şarap mahzenlerinden birine sahip olan Seki Restaurant’ta vişne soslu ördek but, çemenli dana bonfile gibi farklı lezzetleri deneyebilirsiniz. Seki Cigar Lounge’ta ise Küba purolarının efsane tatlarına ulaşmak mümkün.

Tercihiniz yöresel ev yemekleri olacaksa eğer; Kadıneli Restaurant mantı, sarma, kabak çiçeği dolması, aside tatlısı gibi lezzetleriyle hem uygun bütçe hem de lezzet arayanlar için çok doğru bir tercih olacaktır.

Kapadokya’nın çatısı ismini hak eden Uçhisar Kalesi, bölgeyi panoramik olarak görebileceğiniz en güzel noktalardan biri. Kale arkasındaki hediyelik eşya dükkanlarında ise keyifle alışveriş yapabilirsiniz. Otelcilik ve hizmet anlayışı ile diğer bölgelerden farklı seçenekler sunan Uçhisar, otelleri kadar kayalara oyulmuş evleri, Güvercinlik Vadisi, yerin yedi kat altına kadar oyulmuş şehirleriyle görülmesi gereken bir bölge…

Kapadokya’da en çok ilgi ve turist çeken Göreme ise açık hava müzesiyle bölgenin tam ortasında sunduğu tarihiyle bu ilgiyi fazlasıyla hak ediyor. Kiliseleri, şapelleri, manastırları, etkileyici freskleriyle Hristiyanlık aleminin izlerini tüm ihtişamıyla izleyebileceğiniz, oldukça geniş bir alana yayılmış bu müzeyi kulaklık rehberle gezmenizi tavsiye ederim. Müze Kart’larla giriş yapılan alanda Karanlık Kilise’ye girmek için ayrıca bir ücret ödemeniz gerekiyor.

Kapadokya’da, en keyifli gezme seçeneklerinden biri de ATV kiralamak. Hemen her bölgede ATV kiralayabileceğiniz bir nokta var ancak Göreme, lokasyon olarak en uygun bölge diyebilirim. Peri bacalarının arasındaki vadilerde vereceğiniz küçük molalarla keyifli bir tur yapabilirsiniz. Göreme’de Tourıst Hotel, açık hava müzesiyle iç içe konaklayabileceğiniz temiz, ortalama standartlarda bir mekan. Bunun yanı sıra tercih edilebilecek farklı standartlar ve seçeneklerde birçok otel var. Ancak internetten seçim yaptıktan sonra bölgede hayal kırıklığına uğrama ihtimaliniz yüksek.

Bizim gibi sabah ışıklarında Tuz Gölü’nün yansımalarını kaçırmamak için yolu Kapadokya’ya erken düşenlerdenseniz, kahvaltı seçeneğiniz fazla olmayacaktır. Göreme merkezdeki Sedef Restaurant, bölgede erken saatte açık bulabildiğimiz ancak serpme kahvaltısından oldukça memnun kaldığımız bir işletme. Akşam yemeği için ise Göreme’de Kebapzade’nin enfes kebapları ve kuzu tandırı açık ara önde.

 

  

TARİFSİZ BİR DUYGU

Sabah ilk ışıklarına henüz ulaşmamışken, şehrin her tarafında arkalarında kocaman sepetleriyle vadilere gizlenen kamyonetler… Hummalı bir çalışmayla araçlardan indirilen sepetlere bağlı balonlar ve gün ışımaya başladığında peri bacalarının arasından yükselen devasa büyüklükteki balonlar. Bunları gördüğünüzde; içinizdeki çocuksu mutluluk mu, şaşkınlığın verdiği heyecan mı, balonların yeryüzü istilası yaparcasına yükselmesindeki büyük ihtişamın yarattığı duygu mu daha etkili bilemiyorum ama bildiğim tek şey bunun hayatımda yaşadığım en güzel anlardan biri olduğu. Rengarenk balonların gökyüzüne, peri bacalarının arasından süzülerek yükselişine tanık olmak tarifsiz bir duygu. Gökyüzünde anlatılmaz bir sessizlik, aşağıdaki vadilerde muhteşem bir manzara… İzlemek ve keyfini çıkarmakla fotoğraflamak arasında ikilemde kalıyor insan.

Bir de balonda yapılan evlenme teklifleri var ki çok romantik. Yüzlerce balon arasından bizimkinde böyle bir şeye denk gelmiş olmamız ise eşim için büyük talihsizlik. Balonları gökyüzünde her bölgeden izleyebilirsiniz ancak kalkış anlarına tanıklık etmek çok başka bir duygu… Balona binmeyi tercih etmiyorsanız bile sabah yaşanan o muhteşem şöleni izlemek için uykunuzdan feragat etmeye değecektir.

Kapadokya’da balon turu, sabah gün doğumuyla birlikte başlıyor, ortalama 45 dakika ila 1 saat arasında sürüyor. 1 saatlik uçuşların, diğerlerine göre daha keyifli olduğunu söyleyebilirim. Uçuş öncesi hafif bir kahvaltı ikramı ve uçuş sonrası elma suyuyla yapılan şampanya kutlaması uçuşlara hoşluk katıyor.  Kapadokya’da balon turu yaptıran pek çok firma var. Fiyat politikaları ise firmalar, grup sayısı ve mevsime göre değişkenlik gösteriyor. Ortalama 100 dolar olan ücretler, turistlerin azaldığı dönemlerde yarı yarıya gibi düşebiliyor. Tur seçmeden önce tüm firmaları araştırmak hatta gitmeden önce kampanyalı uçuş satan internet sitelerinden uçuş satın almak avantajlı olacaktır.

 

 

MİSTİK HAVASIYLA AVANOS

Şehrin içerisinde yaşamın devam ettiği, henüz otellere kendini teslim etmemiş nadir bölgelerden biri ise Ürgüp. Yapısı bozulmamış eski evlerde, Osmanlı zamanında yaşamış gayrimüslim yabancıların izlerini görebiliyorsunuz. Ürgüp’te, bir zamanların efsane dizisi ‘Asmalı Konak’ın çekildiği konak görülmeye değer.

Şarap sevenlerdenseniz Turasan Şarap Fabrikası’nı ve mahzenlerini ziyaret etmeden geçmeyin. Ürgüp merkezde birçok yöresel yiyecek ve kuruyemişin satıldığı yan yana dükkanlardan Yörem Kuruyemiş, her seyahatimizde ziyaret ettiğimiz bir işletme. Dut pestiline sarılmış fındık ve ceviz ezmesi, kavrulmuş kabak çekirdeği, şekersiz meyve kuruları gibi çok lezzetli ürünleri deneyebilirsiniz.

Diğer bölgelerden farklı olarak zamana daha çok ayak uyduran; şehirleşirken yapısını koruyan; ortasından geçen nehri, nehri bağlayan köprüleri, toprağın doğurduğu sanatı, sakin akan su sesi ile mistik havasına romantizm katan Avanos… Bu güzel coğrafyada, toprağa sanat katan usta elleri izleme şansına sahip olabileceğiniz çömlek atölyelerini ziyaret etmekle kalmayıp, çömlek yapımını deneyimleyebilirsiniz. Çömlekten yapıldığı bilinen birçok ürünün yanı sıra kahve cezveleri, renkli şarap kadehleri gibi şık ve farklı ürünleri çömlek atölyelerinde bulabilirsiniz.

Konaklama ve restoran açısından diğer bölgeler kadar alternatif olmasa da bölgede Türk gecesi düzenleyen mekanlar oldukça popüler… Akşam yemeği için tercih ettiğimiz Bizim Restaurant ise gerek mekan gerek lezzet açısından oldukça güzeldi. Nehir kenarında bulunan Mado ise bölgedeki keyifli mekanlardan biri.

Klasik tercihlerden vazgeçemeyenlerdenseniz, Avanos’ta bulunan Doubletree By Hilton daha önceki seyahatlerimden birinde kalitesi ve hizmetiyle çok memnun kaldığım otellerden biri. Ancak konaklama için Avanos bölgesinin çok doğru bir tercih olduğu söylenemez.

 

 

 

YER ALTINDAKİ GİZEM

Kapadokya’da yeryüzü kadar, yeraltı şehirleri de büyüleyici etkilere sahip… Binlerce insanın hiç dışarı çıkmadan yaşamlarını idame ettirebilecekleri erzak depoları, su kuyuları, kesintisiz hava sağlayan yeratı bacaları hatta okulları ve ibadethaneleriyle gizemini hala koruyan ve henüz sadece 36 tanesine ulaşılabilen bu yeraltı şehirlerinin toplamının 150-200 kadar olduğu tahmin ediliyor.

Bir ağacın köklerine benzetilen yeraltı şehirlerinin sahip olduğu inanılmaz teknolojiye ait gizem, görülmeye değer olduğu kadar benim gibi klostrofobisi olan kişiler için asla tavsiye edilmemekte…

Doğa ve tarihin büyük bir ihtişamla ve ahenkle birleştiği eşsiz yerlerden biri olan Kapadokya’yı görmediyseniz seyahat listenize eklemeyi unutmayın.

ETİKET :   kapadokya