kocaeli , 05-07-2020

Özel Seymen ekibinin GAP çıkarması

Seymen koleji kurucu temsilcisi Hamiyet Satı ve okulun eğitimci kadrosu katıldıkları 3 günlük GAP turuyla yorgunluk attı

12:35:03 | 2020-01-08

HAZIRLAYAN: Esra Ülçetin

 

Özel Seymen Eğitim Kurumları’nın başarılı öğretmenleri, geçtiğimiz günlerde düzenledikleri bir kültür gezisiyle yorgunluk attı. Özel Seymen Eğitim Kurumları Kurucu Temsilcisi Hamiyet Satı’nın da katıldığı bir tur organizasyonuyla GAP’a adeta çıkarma yapan grup, 3 gün süren geziden unutulmaz anılarla döndü. Buram buram tarih kokan GAP gezisinin satır başlarını Özel Seymen Eğitim Kurumları Anaokulu Müdür Yardımcısı Esra Ülçetin kaleme aldı.

Özel Seymen Eğitim Kurumları olarak, hem yeni yerler görmek hem de aramızdaki dostluk bağlarını pekiştirmek için bir kültür gezisi düzenlemeye karar verdiğimizde, aklımıza gelen ilk yer Güneydoğu Anadolu oldu. Okulumuzun kurucu temsilcisi Sayın Hamiyet Satı’nın da katılımı ve 41 kişiden oluşan kafilemizle, planımızı hemen yaptık… 3 günlük bu GAP turu, hepimiz için keyifli bir yolculuk olacaktı.

Gaziantep için havalimanına doğru hareket ederken, çocukluğum geldi aklıma. İlk ve ortaokulu orada okumuş biri olarak, beni nasıl sürprizler bekliyordu kim bilir? Sabiha Gökçen’den kalkan uçağımız, Gaziantep Havalimanı’na indiğinde, saat 09.30’u gösteriyordu. Havalimanında bizi karşılayan otobüsümüze bindik; nefis bir kahvaltı için ilk durağımız olan Küşleme Kebaphan’a doğru yola çıktık. Sabah sabah bol acılı ciğer tava yemek bazılarımıza zor gelse de benim için tadına doyulmaz bir ziyafetti.

Kahvaltının ardından tur otobüsümüz bizi tarih kokan Zeugma Mozaik Müzesi’ne götürdü. Dünyanın en görkemli mozaiklerinin sergilendiği müzede beni çok etkileyen; M.Ö 300 yılında yaşamış insanların  yaptığı mozaiklerin, suyla buluştuğunda 3 boyutlu bir görüntüye dönüşmesi oldu. Atina şehrinin tanrıçası ve baş koruyucusu Athena’nın heykeli ile buğulu bakışlarıyla sizi takip eden muhteşem ‘Çingene Kızı’ mozaiği de mutlaka görülmesi gerekenler arasında.

 

 

ÇORBA VE KATMERLE KAHVALTI

Müzeden sonraki yeni durağımız, Bakırcılar Çarşısı… Taş döşenmiş sokakları ve ahşap kaplamalı dükkanlarıyla çocukluğumdan beri değişmeyen tek yer olan bu çarşıyı adım adım gezerken, anılarım da hep yanımdaydı. Gözlerim dolu dolu dolaştığım Bakırcılar Çarşısı’ndan sonra, bir yorgunluk kahvesi molası için Tahmis Kahvesi’ne gidip menengiç kahvesi yudumlamamak olmazdı. Menengiç, yabani Antep fıstığından yapılan bir kahve. Çocukluğumda ceplerime doldurup yemeğe bayıldığım menengiçlerin tadını, yeniden damağımda hissettim. 

Gaziantep gezimizin ikinci günü çok erken başladı çünkü önce nefis beyran çorbasının tadına bakıp, ardından yeniden yola çıkacağız… 

Sabah 05.00’te uyandık ve Antep’in meşhur beyran çorbasını içmek için Metanet Lokantası’na doğru yola çıktık. Metanet Lokantası, sabah 05.00 gibi açılıyor; eğer öğlen saatlerine kalırsanız bu nefis çorbayı bulmanız çok zor. Acılı beyran çorbası ve üzerine kaymaklı bol fıstıklı katmer ile yaptığımız kahvaltı, hepimize ‘bu lezzet anlatılmaz, yaşanır’ dedirtti.

 

 

KELAYNAKÇI MUSTAFA

Saat 09:00 sularında, yeniden gelebilmeyi dileyerek Gaziantep’ten ayrılırdık ve Şanlıurfa’ya doğru yol çıktık. İlk durağımız Birecik… Birecik’te, Mustafa Çulcuoğlu nam-ı diğer ‘Kelaynakçı Mustafa’ ile tanışmanın mutluluğunu yaşadık. Eşiyle birlikte kendisini kelaynak kuşlarının korunmasına ve yaşatılmasına adayan bu muhteşem insanın anlattıklarını can kulağıyla dinledik; nesli tükenmekte olan kelaynakların sadece Fas ve Birecik’te yaşadığını ondan öğrendik.

‘Kelaynakçı Mustafa’ya veda ettikten sonra, Atatürk Barajı’nın yapımı sonrasında bir kısmı sular altında kalan Halfeti’ye gitmek üzere yola koyulduk. Bu muazzam coğrafyada, Birecik Baraj Gölü üzerinde yaptığımız bir saat süren tekne turuyla Rumkale, tarihi mağara evleri ve ne yazık ki büyük kısmı sular altında kalan Savaşan Köyü’nü gördük.

 

 

BEDESTEN ÇARŞISI

Şanlıurfa’ya vardığımızda, hepimiz acıkmıştık. Öğle yemeğimizi Cevahir Han’da yemeye karar verdik. Borani, dolmalı köfte, ağzı açık, patlıcanlı – fıstıklı kebap, peynirli ve fıstıklı künefe ile midemizi şenlendirip tekrar yollara düştük.

Yeni varış noktamızda tarihi Halilürrahman ve Rızvaniye camileriyle Balıklı Göl’ü de gördükten sonra, molamızı Bedesten çarşısında verdik. Bedesten, yöresel ürünleri ve çok şık şalları bulabileceğiniz en uygun yer. Ustaların çalışmasını da keyifle izleyebileceğiniz bu çarşı, şehrin merkezinde ve diğer çarşılarla iç içe. Bedesten’e yolunuz düşerse; şalgam suyu, cevizli sucuk, ev yapımı salça, tadı damakta kalan ev yapımı saf nar ekşisi, kuru patlıcan ve hibiskus çayı almayı da sakın unutmayın.

 

 

YOLLARIN KESİŞTİĞİ YER

‘Yolların kesiştiği yer’ Harran’a vardığımızda, uçsuz bucaksız bir ova karşıladı bizi. Konik Harran evlerini gezerken, etraftaki evlerin de hala aynı düzende devam ettiğini gördük. Etrafımızı saran çocukların yüzlerindeki gülümseme ve sıcacık bakışlarından; oyuncaklar, bale, müzik, resim kursları olmadan da mutlu olunabileceğini anladık. Bir ağanın 8 karısından olan bu çocuklar için mutluluk; sadece bizlerin onları ziyaret etmiş olmasıydı.

Şanlıurfa’ya gidilir de sıra gecesi görmeden dönülür mü? Elbette, dönülmez… Biz de aynı akşam soluğu, Urfa Saray Konukevi’nde aldık. Sıra gecesi eğlencesi eşliğinde tattığımız lebeniye çorbası, karışık Urfa kebap, çiğ köfte, içli köfte, şıllık tatlısı ve mırra kahvesi nefisti. Hepimiz için unutulmaz bir geceydi.

 

BÜYÜLEYİCİ GÖBEKLİTEPE

Gezimizin üçüncü gününde yeni durağımız, 13 bin 500 yıllık tarihiyle Göbeklitepe oldu. İnsanlığın en eski eserlerini burada görüyorsunuz ve o dönemde böylesi görkemli tapınakların nasıl yapıldığını düşünmeden edemiyorsunuz. Tapınakların üzerindeki hayvan çizimleri, erkek ve kadını simgeleyen motifler gerçekten büyüleyici.

Bu mistik ortamdan ayrılıp tekrar yola çıkıyoruz ve Mardin’e ulaşıyoruz. Dinlerin ve dillerin buluştuğu; birçok farklı kültür ve inancın birlikte yaşadığı Mardin’de ilk durağımız, koruma altına alınan Eski Mardin. Gezimize Kasımiye Medresesi’nde başlıyoruz. Medresenin avlusunda bulunan küçük havuz yapıya serinlik katıyor. Selsebil adı verilen çeşmenin hikayesini ise rehberimizden dinliyoruz.

Daracık, taş sokaklarda yaptığımız yürüyüş esnasında görüyoruz ki Eski Mardin, ışıl ışıl gece görüntüsüyle apayrı bir güzellikte. Mardin Kalesi için ‘Gündüz mezarlık, gece gerdanlık’ denilir ya aynen öyle… Kale, gündüz renginden ve yapısından ötürü çok ilgi çekici durmasa da  gece aydınlatmasıyla muazzam bir görüntüye bürünüyor.

 

 

Mardin’e giderseniz, etrafındaki yerli kahvecilere de uğrayın ve nefis kahveleri mutlaka tadın. Mardin’e özgü mavi şekerden ve bıttım sabunundan almayı da sakın unutmayın. Sevdikleriniz için Mardin’den alınacak en güzel hediye ise incecik gümüş tellerle yapılan telkâri takı ve aksesuarlar. Her biri birer sanat eseri olan bu takılara bakmaya da almaya da doyamadık.  

Medeniyetler şehri Mardin’den ‘Doyasıya gezebilmek için tekrar geleceğim’ sözü vererek ayrıldık ve 3 gün süren turumuzu tamamlamak üzere Mardin Havalimanı’na doğru yola çıktık. 3 gün içinde gördüğümüz Gaziantep, Şanlıurfa ve Mardin’den muhteşem anılarla döndük.

Eğer siz de henüz görmediyseniz, tarih kokan bu şehirleri detaylıca gezmek ve nefis lezzetlerini tatmak için bir GAP turu planı yapmayı daha fazla ertelemeyin. Cennet vatanımızın bu çok özel coğrafyasını doya doya gezin.




ETİKET :   Özel Seymen ekip GAP gezi seyehat tarih kültür keşif hamiyet satı esra ülçetin eğitimci kocaeli

Tümü