O, artık İzmitli; ENGİN BENLİ

Ünlü tiyatrocu ve dizi oyuncusu Engin Benli, İzmit’i seviyor, burada çok rahat ettiğini söylüyor ve ayrılmayı düşünmüyor

15:15:15 | 2017-12-13

RÖPORTAJ: Eylem Selvi ARI • FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı TİMUÇİN 

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın başarılı oyuncusu Engin Benli, rol aldığı diziler sayesinde artık tüm Türkiye’nin tanıdığı ve sevdiği bir isim.

Aslen İzmirli olan ancak 20 yıldır ilimizde yaşayan Engin Benli, artık bizden biri.

Öyle ki “İstanbul’a gidip geldiğimde ‘Oh İzmit’teyim’ diyorum. Buradan ayrılmayı düşünmüyorum” diyecek kadar İzmit’i seviyor. İzmit’in sakin, bir o kadar keyifli ve güzel bir yer olduğunu ifade eden Engin Benli, burada çok rahat ettiğini söylüyor.

Rol aldığı dizideki karakterden dolayı İzmitliler’in hala ‘başkomiserim’ diye seslendiği Engin Benli halkla öyle iyi diyaloglar kurmuş ki; “Çok güzel bir bağımız oluştu, gidemiyorum” diyor.

İşte bizden biri, işte Engin Benli...

Engin Bey, sanat yaşamına nasıl ve ne zaman başladınız?

İlkokulda şarkı söylüyordum, sonra şiir okumaya başladım. Bu konularda çok yetenekliydim ve öğretmenlerim beni tiyatroya yönlendirdi. ‘Keçileri Kaçıranlar’ diye bir müsamere vardı; oynadım, çok beğendiler. Sonra bir oyunda daha oynadım. Lisede harçlığımı çıkarmak için torna tesviye atölyelerinde çalışırdım. Daha sonra da fabrikalarda staj yaptım ama bu işleri sevmedim. Aklım tiyatrodaydı.

Ne yaptınız peki?

Bir arayışa girdim ve bu esnada aklınıza gelebilecek her işi yaptım. Mesela pazarcılık yaptım, peynir sattım. Ardından mankenlik ve pazarlamacılık denedim. Aslında esnaflık çok hoşuma gitmişti, ağzım iyi laf yapıyordu. İnsanları yoldan çevirir, bir şeyler satardım.

Bir dönem spor da yapmışsınız?

Evet, futbol ve basketbol oynadım; boks ve tekvando yaptım, bir dönem Kung fu’ya devam ettim. Üniversitede eskrime merak saldım. Göztepe’de lisanslı basketbol oynuyordum. Bu arada yüzmeyi çok seviyorum, haftanın her günü yüzmeye çalışıyorum. Kendi sınırlarımı zorlayabilecek her şeyi yapmak istiyordum.

 

Keşanlı Ali Destanı’ndan bir sahne.

 

ANNEMİN ISRARIYLA...

Peki, oyunculuk?

Arayış içerisindeydim ve her şeyden çok çabuk sıkılıyordum. Annem bunu fark etti. Bir gün evde televizyon seyrederken İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü’nün konuşmasına denk geliyor. Hemen tiyatroya gidiyor. Bahçede müdürü görüyor ve demir kapıdan adamı çağırıyor. ‘Çok yetenekli bir oğlum var, çok iyi taklit yapıyor, lafları cebinden çıkarır’ diyor. Müdür de ‘Gelsin, görelim’ cevabını veriyor ancak annem ikna olmuyor. Müdürün kartını istiyor. Ben o sıralar 17-18 yaşlarındayım. Ertesi gün büyük bir heyecanla tiyatroya gittim, beni bir oyuna soktular; çok beğendiler. Güven vermeye başladım ve pek çok oyunda rol aldım.

Sonunda aradığınızı bulmuşsunuz...

Evet, tiyatroyu seviyordum. Konservatuvar sınavlarına hazırlandım ama ilk sene kazanamadım. İkinci sene hem çalışıp hem dershaneye devam ettim; Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı kazandım. Orada çok güzel bir 4 yıl geçirdim. Mezun olduktan sonra Bursa Devlet Tiyatrosu’ndan teklif geldi. Kabul ettim ve 2 sezon orada oyunculuk yaptım. Ardından Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sınav açtı, kazandım ve İzmit’e yerleştim. Böylece ilk defa gerçek anlamda profesyonel olarak hayat düzenim ve gelir kaynağım oluşmaya başladı. İyi bir tiyatro kariyerim var.

Neden Kocaeli? Bu şehri daha önce tanıyor muydunuz? 

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kurucusu Işıl Kasapoğlu, ben öğrenciyken konservatuvara workshop yapmaya gelmişti. O gün ‘İki güne Hamlet’i çıkaralım, var mısınız?’ demişti; çok hoşumuza gitmişti, kabul etmiştik. Galiba o günlerden Işıl Kasapoğlu’nun aklında kalmışım, bir gün Bursa Devlet Tiyatrosu’na bir telefon geldi; Işıl Bey, ‘Sınav açılıyor Kocaeli’de, girmeyi düşünüyor musun?’ dedi.

 

Engin Benli, ömrünün sonuna dek sahnede olmak istediğini söylüyor.

 

İLK 6’YA GİRDİM

O dönem yaş kaç?

27 yaşındaydım. Sınav için Bursa’dan 5-6 arkadaşımla birlikte İzmit’e geldim. 23 kişilik kadro için ülkenin her yerinden 300 kişi başvurmuştu. Türkiye’nin sayılı yönetmenleri, eleştirmenleri, tiyatro adamlarından oluşan 15 kişilik bir jürinin karşısında sınava girdim ve kazanan ilk 6 kişiden biri oldum.

İlk oyununuz hangisiydi?

İlk oyunum Hamlet oldu. 6 saatlik bir oyundu ve aralarda biz seyircilere çorba dağıtıyorduk. (gülüyor)

Bu kadar uzun süren bir oyunu sahnelemek de seyirciyi tutmak da çok zor, değil mi?

O zamanlar çok fazla enerjiktik ve çok fazla seviyorduk tiyatroyu. Sevdiğimiz bir yer ve inandığımız bir alan olduğu için her günümüz çok heyecanlıydı. Hiç umurumuzda değildi yani uzun sürmesi. 24 saatimiz tiyatroyla geçiyordu.

 

Engin Benli, tiyatronun emektarlarıyla.

 

 

İZMİT’İ ÇOK SEVDİM

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları çok güzel oyuncular kazandırdı sanat camiasına. Siz 20 yıldır buradasınız. Hiç gitmeyi düşünmediniz mi? 

Sınav için İzmit’e geldiğimizde, arabadan Halkevi’nin orada indik ki her yer toz toprak... ‘Biz nereye geldik böyle’ dedik. Sonra keşfetmeye başlayınca İzmit’in aslında ne kadar güzel bir şehir olduğunu, İzmir’den çok da bir farkının bulunmadığını gördük. Ben İzmirliyim ama İzmit’i çok sevdim. İzmit halkıyla birbirimizi de çok benimsedik herhalde. Çok güzel bir bağımız oluştu, gidemiyorum. İstanbul’a gidip geldiğimde ‘Oh İzmit’teyim’ diyorum. Buradan ayrılmayı düşünmüyorum. İzmit bence çok keyifli, çok güzel bir yer. Sakin bir kent. Gitmek istediğim her yere bisikletle gidiyorum. Hala ‘Başkomiserim, burada ne işiniz var?’ diyenlerle karşılaşıyorum. Her gün selamlaştığım pek çok esnaf, insan var. Hala beni burada görünce şaşıranlar oluyor ama sonuçta rahat hareket edebiliyorum ve kimse rahatsız etmiyor.

 

 

Engin Benli, Keşanlı Ali Destanı’nda, Keşanlı Ali karakterini canlandırıyor.

 

 


Peki, İzmit’in seyircisini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

İzmit’te muhteşem bir seyirci var. Tiyatroyu inanılmaz derecede takip ediyorlar, inanılmaz derecede eleştiriyorlar. Seyirci ne izlemek istediğini çok iyi biliyor.

 

YENİ NESİL GELİYOR...

Yeni sezonda Şehir Tiyatroları epik tiyatronun çok güzel bir eseriyle karşımıza çıktı; Keşanlı Ali Destanı… Oyunda sizi ‘Keşanlı Ali’ karakteriyle seyrediyoruz. Daha önce oynanmış bir oyunun yeniden sahnelenmesi risk mi sizce? 

Bence değil. Keşanlı Ali Destanı, 1970’lerde merhum Engin Cezzar tarafından oynanmış.. Böyle kült yapıtları yeni isimlerin oynaması önemli. Keşanlı Ali’yi oynadık ve oyunu İstanbul’da Engin Cezzar’dan izleyen bir seyirci de gelip burada izlemiş, ikisini kıyasladı. İkisini de çok güzel bulduğunu söyledi. Ne güzel ki arkadan yeni nesil, yeni heyecan, yeni enerji geliyor… Bir de aynı oyunu aynı kişiler oynasın beklentisi yok bizde. Mesela ‘Oyunun Oyunu’ keşke yeniden oynansa; keşke Fatih Sevdi yönetse, keşke ben yönetsem ve yeni oyuncularla oynasak bu oyunu…

Keşanlı Ali, kadrosu çok geniş ve zor bir oyun. Prova süreci nasıldı?

Keşanlı Ali’nin yönetmeni Nurullah Tuncer, provalarda şöyle bir şey söyledi: ‘Arkadaşlar, ben başka bir tiyatroda bir aylık prova sürecinde sadece müzikleri çalışırdım ama siz bir ay içinde her şeyi yaptınız. Çok teşekkür ederim, elinize sağlık.’ Bunu duymak çok güzel. Yıllar önce ‘Don Juan’ oyunu için de Fransa’dan bir yönetmen gelmişti. Provaları 10 gün içinde bitirdik. Demişti ki ‘Ekip mükemmel, ben bir oyun daha çıkarmak istiyorum.’ Bir ay içinde iki oyun birden çıkardı. Şu döneme baktığım zaman genç arkadaşlarla birlikte sahneyi paylaşmak ve onlarla aynı ritmi, aynı duyguyu yaşamak, benim için çok güzel bir şey.

 

HOCAM, BİZ NE YAPIYORUZ?

Oyunda seyirciyi ters köşeye yatıran bir dekor ve kostüm tasarımıyla karşılaştık...

Keşanlı Ali Destanı, Türk tiyatrosunun klasikleşmiş bir oyunu. Bugün oyunu seyretmeye gelenler ‘gecekondular göreceğiz, kostümler göreceğiz ve güleceğiz, eğleneceğiz, çok keyifleneceğiz’ diye düşünüyor. Çünkü Hamlet’i Hamlet gibi görmek, Keşanlı’yı da Keşanlı gibi görmek istiyoruz.

Ancak seyirci oyun başlar başlamaz barkoddan yapılmış bir dekor ve enteresan formlarda siyah-beyaz kostümler görüyor. Farklılığı hemen hissediyor.

Keşanlı Ali karakterini üstlendiniz. Bu rolü hakkıyla oynamak için neler yaptınız, biraz bahseder misiniz?

Keşanlı Ali’yi üstelendiğimde zorlandığım anlar oldu. Yönetmenime ‘Hocam biz ne yapıyoruz? Ben kendime kabul ettiremedim, seyirciye nasıl kabul ettireceğiz?’ dedim, defalarca fikir alışverişinde bulunduk. Oyuncu, sahnede rahatlamak, keyif almak ve aynı zamanda deşarj olmak ister. İstediği gibi hareket etmek ister.

İlk etapta zorlandım ancak yaptığımız provalar ve yakaladığımız uyum sonrası endişelerimiz yerini keyfe bıraktı. Hatta yakın zamanda Bursa’dan oyuncu arkadaşlar geldi. Oyunu izlediler ve bittikten sonra ‘Ya Engin, senin nasıl bir oyuncu olduğunu biliyoruz ama yönetmene o kadar saygı duymuşsun ki ne istiyorsa onu yapmışsın’ dediler.

Bu kadar kalabalık bir kadroyla oynamanın zorlukları yok mu?

Herkes birbirinin hareketini takip ediyor, ışığa kadar her şeye dikkat ediyor, aynı atmosferde bir ritim ortaya çıkarmaya çalışıyor... Bütün ekip sahnedeyken bir şey gördüm; bir makinenin parçası gibi herkes birbirini tamamlıyor. Oyun bittikten sonra bütün salonun ayakta alkışlıyor olması güzel bir iş yaptığımızı kanıtlıyor. O zaman ‘İyi ki inanmışım bu oyuna’ diyorum.

 

Aslen İzmirli olan sanatçı, 20 yıldır ilimizde yaşıyor.

 

 

ALLAH’IM BANA GÜÇ VER

Peki, oyunculuktaki hedefiniz nedir? Oyunculuğa veda edeceğiniz bir yaş belirlediniz mi?

Ben Genco Erkal’ı, Yıldız Kenter’i çok severim. Gerçekten çok büyük ustalar. Yıldız Kenter’i 80 yaşlarında seyrettim. Tek kişilik bir oyun oynuyor, 500 kişilik salon pür dikkat onu izliyordu. Hayran kaldım. O oyundan sonra eve gidip düşünmeye başladım ve dedim ki ‘Allah’ım bana da böyle bir güç, böyle bir enerji ver, hayatımın son anına kadar tiyatro yapabileyim’. Hala aynı şeyleri düşünüyorum.

Bu işi, o kadar uzun süre yapabilmek zor değil mi?

Evet, yorucu bir şey ama ondan zevk alıyorsun. Yani seni hayata bağlayan şey o. Düşünsenize oyuncu bir adamın emekli olduğunu ve evde oturduğunu, çok zor. Oyunculuk bitmeyen bir meslek. Zevk aldığın bir işi yapıyorsan ömrünün sonuna kadar yapmalısın.

Dizi mi tiyatro mu diye sorsam… Şu an dizi oyunculuğu da yapıyorsunuz. Hangisi daha keyifli?

Tabii ki tiyatro daha keyifli çünkü sahne belli, yönetme belli, oyuncular belli, mekân belli, sonuç belli. Dizide her senaryoyu anında ezberliyorsun, hemen oynuyorsun. Mezun olduğumuzda ‘Sadece tiyatro yapacağım, ben oyuncuyum’ derdim. Sonra baktım ki hayatta başka şeyler var. Güzel arabaya binmek, güzel bir evde oturmak, evlenmek, aile kurmak gibi. Yaşam kaygısı yani. Baktım ki arkadaşlarım başka yere giderken ben hala tiyatro yapıyorum ama cebimde beş kuruş yok…

Televizyona çok yakıştınız oynadığınız roller çok etkileyici ve akılda kalıcıydı.

Evet, iyi rollerdi. ‘Kanıt’ olsun, ‘Poyraz Karayel’ olsun, ‘Muhteşem Yüzyıl’ olsun... Hepsi çok başarılı projelerdi.

Dizi oyunculuğu için geç kaldığınızı düşünüyor musunuz?

Hayır. Benim için tam zamanıydı. 20 yıl önce diziye başlasaydım belki evlenmezdim, belki çocuğum olmazdı ya da daha düzenli bir hayatım olmazdı.

Sizce günümüzde tiyatro hak ettiği değeri görüyor mu?

Tiyatronun çok geniş kitlelere ulaşması gerekiyor. Daha önce çok güzel protokol anlaşmalarımız vardı. İstanbul Şehir Tiyatrosu, Bakırköy Şehir Tiyatrosu ile Adana, Antalya, İzmir’e sürekli turne yapıyorduk ama şu anda bunların hiçbiri yok. Kocaeli Şehir Tiyatroları’nı geliştirmek adına oyuncuların, yönetmenlerin tanıtılması, adına turnelerin yapılması şart. Sadece İzmit’te kalmamalı. Burada yapılan güzel işleri herkesin görmesi lazım.




ETİKET :  

Tümü