kocaeli , 28-11-2020

Mevlüt Soysal: 21 yıllık yükümden kurtuldum

Başarılı gazeteci-yazar Mevlüt Soysal, son kitabı ‘Babamla Ben’den bahsederken, “Bu kitabı yazarak 21 yıllık yükümden kurtuldum” diyor

13:49:43 | 2020-11-09

FOTOĞRAFLAR: İ. HAKKI TİMUÇİN

 

Tanınmış gazeteci-yazar Mevlüt Soysal, dördüncü kitabı ‘Babamla Ben’ ile okuyucularının karşısında...

17 Ağustos depreminin zedelediği hayatları, bir baba ve oğlun yaşamı üzerinden anlatan Soysal, bu kez hepimizi yeniden deprem günlerine götürüyor.

“Babamla Ben, benim için bir kitaptan öte 21 yıllık bir yükten kurtulmak anlamını taşıyor çünkü bu kitabı yazamamak benim için her zaman yüktü” diyen Mevlüt Soysal ile ‘Babamla Ben’ üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.

 

‘Tek Tanığım Gökyüzü’, ‘Dünün Birinde’ ve ‘Temmuz’ gibi Türkiye’nin dört bir yanında ilgi gören kitaplar yazdınız. Yeni kitabınız ise ‘Babamla Ben’. Biraz bahseder misiniz?

Aslına bakarsanız ‘Babamla Ben’, benim için bir kitaptan öte 21 yıllık bir yükten kurtulma anlamı taşıyor çünkü kitabımda 17 Ağustos depremini yazdım. 21 yıl önce beni çok etkileyen, yazarlık zamanlarımdan sonra hep yazmayı planladığım ve sonunda nihayete eren bir çalışma. ‘Babamla Ben’, duygu yoğunluğu açısından diğer kitaplarımdan çok daha farklı.

Hem içeriğindeki hüzün hem de benim için anlamı, 21 yıldır taşıdığım yükten kurtulmak gibi. Bu yüzden çok önemli. Bu kitap çıktığı için şimdi inanın çok rahatım.

 

Deprem sizi herkesten fazla mı etkiledi?

Deprem beni herkesten fazla etkilemedi çünkü depremde bir yakınımı kaybetmedim. Dahası, depremde Kocaeli’de de değildim. Bununla beraber bir gazeteci olarak deprem hikayelerini çok dinledim; bir edebiyatçı olarak da bu hikayelerden hep etkilendim. O hikayeler uykularımı kaçırdı, dinlediklerim kimi zaman beni çok mutsuz etti.  Tüm bunların dışında ben bir deprem mühendisiyim, eğitimim jeoloji üzerine. Dolayısıyla, hayatımı idame ettirdiğim meslek, eğitimim ve edebiyata olan ilgim hep depremde birleşti. ‘Temmuz’ adlı kitabımda, “Ben depremden korkan bir deprem mühendisiyim” yazmıştım. Şimdi şunu ifade edebilirim: Deprem, hayatımın her alanında var ve olacak. Bu kitapsa kuşkusuz ki en önemli parça.

 

 

YÜZLEŞMEYE VAR MISINIZ?

 

Peki, ‘Babamla Ben’ ne anlatıyor?

‘Babamla Ben’, edebiyatçı bir mühendisin kitabı. 17 Ağustos’un zedelediği hayatlar üzerine kurulsa da jeolojinin gerek metaforlar gerekse de bilimsel açıdan kullanıldığı bir kitap. ‘Babamla Ben’de enkazdaki bir adamın hissiyatı da var, uzay ve deprem ilişkisi de.  Bu kitapta bir buçuk asır önce Bursa’da yaşanmış bir deprem de var, 17 Ağustos depreminden sonra balıklar ölüleri yediği için balık yemeyen insanlar da… Bir dostum bana bu kitabı anlat dediğinde ona şöyle yazmıştım: “Baba, çöken bir binadan şans eseri kurtulup yeni yaşamında deprem bilimci olur. Yeniden tutunduğu hayatta engelleri tek tek aşsa da bir savaştan hep yenik çıkar. Oğluna karşı girdiği savaş… Çünkü bir suç işlenmiştir 17 Ağustos’ta. O tarihi hafızalarından silenler için en zor olanı, yüzleşmektir. Yüzleşmeye, var mısınız?” Sanırım kitabı en iyi bu cümleler anlatıyor. Yani, 17 Ağustos’la yüzleşemeyen bir babanın oğluyla yaptığı mücadele.

 

Yani, baba ve oğul arasındaki savaşı anlatıyorsunuz?

Evet, kitapta böyle bir savaş var ama bu mücadele ilk etapta semboller üzerinden. Örneğin, doğu ve batının bilime bakışındaki çelişkiler üzerinden… Örneğin, inançların bilime etkisi üzerinden… Örneğin, hayata bakıştaki farklılıklar üzerinden… İlk etapta direk bir savaş yok ama devamını anlatırsam insanların kitabı okuma gerekçeleri ortadan kalkabilir.  

 

DÖRT YILDA TAMAMLADIM

 

Pandemi döneminde kitap çıkarmak cesaret ister, öyle değil mi?

Evet, böyle bir dönemde kitap çıkarmak cesaret isteyen bir şey çünkü bir yandan pandemi var ve insanlar için öncelik, kitap değil. Diğer yandan büyük bir ekonomik kriz var, kurdaki dalgalanmalar en çok yayınevlerini güç duruma düşürüyor. Ne yazık ki kitaba dair her şeyin ithal olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu da yayınevleri açısından maliyetleri çok artırıyor. ‘Babamla Ben’ de böyle bir dönemde çıkıyor.

 

Kitabı ne zaman yazdınız?

Kitabı uzun bir dönemde yazdım. Örneğin, 10 sayfa yazıp 6 ay bir tuşa bile basmadım. Sonra 30 sayfa yazıp iş yoğunluğu nedeniyle yine bıraktım. ‘Babamla Ben’, benim bir düzen içerisinde yazamadığım ilk kitabım. Bu sebeple editöryal süreç çok yoğun ve çok yorucu geçti. Bununla beraber şunu ifade edebilirim: Kitabı 4 yıllık süre içerisinde kaleme aldım. Yaklaşık bir yıl da rötarlı çıkıyor.

 

Rötarın sebebi ne?

Eski genel yayın yönetmenim…

 

Nasıl?

2018’in haziran ayında kitaba son şeklini vermek için bir haftalık izin kullanacaktım ve dosyayı yayınevime gönderecektim ancak tam o sırada gazetemizde bir görev değişikliği oldu. Genel yayın yönetmenim Adem Turgut, gazetemizden ayrıldı ve ben genel yayın yönetmeni oldum. İş yüküm öyle arttı ki kitaba son şeklini vermek için izin kullanma durumum ortadan kalktı. Hatta o dönem kitapla beraber nihayete erdireceğim bir tiyatro oyunum da vardı, o da kaldı. Kısa sürede ona da son şeklini vereceğim.

 

 

YAŞADIĞIM ÇAĞIN TANIĞIYIM

 

Peki, ‘Babamla Ben’e son şeklini ne zaman verdiniz?

Pandemi kısıtlamaları sürecinde. Zaten büyük bir bölümünün hazır olduğunu gördüm ve kısa sürede tamamladım.

 

Bu kitapla ilgili hedefleriniz neler?

Tüm kitaplarım için hedeflerim aynı: Daha çok kişiye ulaşması ve daha çok okunması. Bunu sağlamak için elimden geleni yapacağım. ‘Babamla Ben’in 17 Ağustos depremi ile alakalı olmasının da kitaba olan ilgi ve alakayı artıracağını düşünüyorum. Özetlersem; bu kentte yaşayan ve bu kenti yazmış bir yazara bu kentin sahip çıkmasını bekliyorum.

 

Kocaeli’nin en önemli gazetelerinden birinin başındasınız ve diğer yandan da edebiyat dünyasında yer alıyorsunuz? Kendinizi tanımlamada bir sorun ortaya çıkmıyor mu?

Ben mesleğime köşe yazısı yazarak başladım. Ondan sonra muhabir oldum. Yani yazarlık benim mesleğe ilk adım atışım… Bu yüzden kendimi hep ‘yazar’ olarak tanımladım. Diğer yandan edebiyattan beslenmek de mesleğime her zaman katkı sundu. İyi cümleler kurmak, okuyucularımıza sunduklarımızın içindeki estetik, biz gazeteciler için önemlidir. Ama asıl önemlisi şu: Ben yaşadığım çağın tanığıyım ve bu çağda olan bitenler bana bir sorumluluk yüklüyor. Bunları yazma sorumluluğu. ‘Tek Tanığım Gökyüzü’nde cinsel istismar vakasını yazdım; ‘Temmuz’da, Balyoz ve Ergenekon’dan darbe girişimine kadar uzanan süreçte gördüklerimi yazdım. Şimdi de deprem… Yarın da içinden geçtiğimiz salgını yazacağım. Camus’nun, Defoe’un, Manzoni’nin veba ile ilgili yazdıkları olmasa bugünkü salgını eksik yorumlardık…

Bugün de biz yazmalıyız ki yarınki salgınlar için insanlığın elinde bir not olsun. Deprem de böyle… Enkazın altında uyumasın diye kocasının kolunu ısırıp bir daha hayat boyu et yemeyen insanlar tanıdım ben…

Enkazın altında kendini öldürmek için çabalayan insanlar da… Yarın aynı acıların yaşanmayacağının garantisi var mı? Nitekim bu kayıtsızlıkla yaşanacağının garantisi var. Ben, içinde yaşadığım zamanın bana yüklediği sorumluluğu yerine getiriyorum




ETİKET :   mevlüt soysal babam ve ben kitap yazar gazeteci deprem 17 ağustos marmara depremi kocaeli

Tümü