Kayıp çocuklar

11:21:26 | 2018-08-01
Hatice Kocaman
Hatice Kocaman      hatice@kocaelilife.com

Ülkemizde gerçeğe en yakın verilerle, tam bir milyon çocuk kayıp. En basit matematikle, seksen çocuktan biri demek bu. Acı verici, düşündürücü… Neden? iki şekilde anlaşılabilecek bir durum bu. Ancak burada üzerine yumruk atacağım nokta, kayıp kuşak; y ile birlikte x kuşağı minvali değil, tam da gerçek anlamı içinde kaybolmuş çocuklar olacak. Başlık, başbakanlığın açıkladığı verilerden... Başbakanlığa göre geçen yıl 7 bin 183 kayıp çocuk ihbarı yapıldı. Bin 833’ü hala bulunamadı. Konya’da Kur-an kursu yurdundaki patlamayla yaşamını kaybeden 18 çocuğun cesetleri ise bence henüz soğumadı. Türkiye’nin en büyük yeni doğan ünitesine sahip hastanesinde, bir haftada 27 bebeğin ölümü ise biraz zorlayabilsek halen gündemde. Ve bugünün haberi: Başbakanlık verilerine göre 2017 yılı içinde tam bin 833 çocuk, akıbeti bilinmeyecek şekilde kayboldu.

Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu, bu akıbeti bilinmeyecek şekilde kayboluşa dair ‘kayıp çocuklar’ başlıklı bir rapor yayınlamış. Raporlar her yıl yayınlanmış ve rakamlar her yıl maksimum derecede bir artış göstermiş. Ta ki bu yıl medya gözümüze bir milyonu sokana kadar.

Eee, ne var şimdi bu durumda? Gayet önemli bir konuya ‘el atılmış’ ve bir rapor hazırlanmış (mı...)

Efendim bu raporda çocuklar; ‘kötü niyetli olanların el atabileceği zayıf halka’ olarak tanımlanıp nesneleştirilirken, muhatap edildikleri tüm sömürü ve aşağılanmalar için ‘ailenin çocuğuna sevgi ve güven vermesi, ilgilenmesi son derece önem taşımaktadır. Çocuklar konusunda genel bir toplum bilinci oluşturulmasına katkı sağlanmalı, kültürümüze sahip çıkılmalıdır. Ahlaki ve ruhi çöküntü içerisindeki çocuklara destek verilmelidir’ denilerek aileler sorumlu tutuluyor.

Bu sorumlu tutma, tüm kayıp vakalarına ilişkin değerlendirmede de ‘...kaybolan çocukların yüzde 18’i macera arayışı, yüzde 17’si iş arama, yüzde 15’i aile içi şiddet, yüzde 14’ü ailenin psikolojik baskısı, yüzde 10’u üvey anne-baba ilişkileri, yüzde 9’u çocuğa yönelik şiddet nedeni ile evden kaçma davranışında bulunduğu’ ifadeleri kullanılarak, sözüm ona verilerin somutluğuyla bilimsellik kazandırılıp, ispatlanıyor.

Ailelerden sonra her geçen sene daha fazla paralılaştırılıp, daha bir dikleştirilerek emekçi çocukları için ulaşılmaz; ulaşıldığı durumlarda da okuma yazma öğrenmek dışında beş paralık anlam ve değeri olmayan bir hale getirilen okulların, idari ve eğitsel kadroları hedefe çakılıyor. Sanki onlar da aynı kapitalist sömürünün çarkları arasında öğütülmüyorlar. Sanki onlar da toplumsal kimliklerinden soyundurularak, insani özlerini var eden emeklerine yabancılaştırılmıyorlar.

Yaşamın üreticisi olanlar, yaşamlarının bu en sevilesi parçası olan çocuklarına böylesine yabancılaştırılıp, ilişkisi ‘koruyup, kollamaya’ indirgendikten sonra, devlete de geçerken kabulünden birkaç hatırlatma yapılıyor:

‘Tren garı, otobüs terminali gibi yerlerde emniyet ve zabıta yetkilileri tarafından, şüpheli çocukların ailelerine ulaştırılması konusunda çalışma yapmalıdırlar. Göç alan şehirlerdeki ilgili kamu birimleri (emniyet, milli eğitim, sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumu ve diğerleri), kentleşememe sorunu olan çocuklarla ilgilenmelidirler.’

Organ mafyası, çocuk pornosu ve fuhuş gibi olasılıklarla, kayıp çocukların akıbetleri insanın içini titretirken bu derece yaygınlaşmış bir soruna karşı raporda yer alan öneriler ise fikri zavallılık düzeyinde genellemelerden ibaret:

‘Ailenin çocuğuna sevgi ve güven vermesi, ilgilenmesi son derece önem taşımaktadır. Çocuklar konusunda genel bir toplum bilinci oluşturulmasına katkı sağlanmalı, kültürümüze sahip çıkılmalıdır. Ahlaki ve ruhi çöküntü içerisindeki çocuklara destek verilmelidir.’ Bu kadar.

Çocukların özgür ve bilimsel bir eğitim olanağından eşit olarak yararlanabilmesi, bunun için eğitim ve öğrenimin toplumsal bir hak olarak tanımlanmasını vb. gibi noktaları boşuna aramayın. Çünkü, bir kez haklardan bahsetmeye başlandığında diğer her şey gibi bunun da satın alınır bir nesne haline getirilmesine karşı çıkmak gerekir. E, o da olur mu yani... Bunları hele bir çözelim el ele verip, cezasını elbette konuşuruz.

 




ETİKET :   hatice kocaman

Tümü