Kalplere dokunan adam; Doç. Dr. Ersan Özbudak

Özel Akademi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ersan Özbudak, mesleki başarılarıyla olduğu kadar, hastalarıyla kurduğu kuvvetli bağlarla da tanınan bir isim

11:34:29 | 2018-12-29

RÖPORTAJ: Zeynep Akar

FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı Timuçin

 

Doç. Dr. Ersan Özbudak, kentimizin en başarılı kalp-damar cerrahlarının başında geliyor.

Bugüne dek gerçekleştirdiği sayısız operasyonla binlerce kişiyi yeniden sağlığına kavuşturan Ersan Hoca’yı pek çok meslektaşından ayıran en önemli özellik ise hastalarıyla kurduğu sağlam insani ilişkiler.

O, ameliyatlar esnasında hastasının kalbine dokunmakla kalmıyor; sevgi dolu kişiliği, şefkati ve özverisiyle yüreklere de dokunuyor. Mesleğine “Doktor olacağım demekle doktor olunmuyor.

Önce insanları çok seviyor olmanız lazım” düsturuyla devam eden Özel Akademi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ersan Özbudak’ı daha yakından tanımak istedik; akademik kariyerinden özel yaşamına, hastalarıyla kurduğu bağdan kalp ve damar sağlığı önerilerine kadar her konuyu kapsayan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

 

 

Hocam, önce sizi biraz tanıyalım…

1977 yılında Uşak’ın Sivaslı ilçesinde doğdum. Şoför bir baba ve ev hanımı bir annenin 4 çocuğundan biriyim. İlkokul, ortaokul ve liseyi Sivaslı’daki devlet okullarında tamamladıktan sonra 1994 yılında Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandım. O dönemde Pamukkale Üniversitesi’nin tıp fakültesi 9 Eylül Üniversitesi bünyesinde eğitim verdiği için üniversite hayatımın bir bölümü İzmir’de geçti.

 

Ailenizin tıp okumanız konusunda yönlendirmesi oldu mu?

Aslında beni yönlendirmekten çok özgür bıraktılar. Ailem hayatımın her döneminde kararlarımı desteklemiştir. Annem, babam, iki abim ve ablamla çok huzurlu bir çocukluğum oldu. Allah rahmet eylesin, babam çok iyi niyetli ve dürüst bir adamdı. Çok donanımlı ve kendini geliştirmiş biriydi. Bütün sülalenin sık sık bir araya geldiği, misafiri seven, kalabalık, mutlu bir ailede büyüdüm.

 

Tıp fakültesi kazanmak kolay iş değil… Parlak bir öğrenci miydiniz?

Evet, özellikle sayısal derslerim çok iyiydi. Başarılı ama gezmeyi seven, hayal dünyası çok geniş bir çocuktum. İlkokul döneminde gittiğim ve benimle yakından ilgilen bir doktordan o kadar etkilenmiştim ki o gün doktor olmaya karar verdim ve bu kararım hiç değişmedi. Lisede, sayısalcı olduğum halde bana çok emek veren, ufkumu açan bir edebiyat öğretmenim vardı; onun ‘Hayata nereden başlarsanız, oradan devam edersiniz; hep daha yukarılara çıkmalısınız’ nasihati hayatımda etkili oldu. Başarının, arkası gelen bir şey olduğunu ve hep ileriye bakmak gerektiğini ondan öğrendim. Liseyi birincilikle bitirdikten sonra da tıp fakültesi dönemi başladı.

 

DOLU DOLU EĞİTİM

 

Aynı başarı fakültede de devam etti mi?

Üniversitede iyi bir öğrenciydim. Çalışmayı seven ve daha çok keşfetmeye yatkın bir ruhum vardı. Futbola, basketbola karşı ilgi duyuyordum; belgesel izlemeyi çok severdim. Tek kanallı televizyon döneminde yetişmiş olmanın avantajlarını sonuna kadar yaşadım. O tek kanalda, herkese hitap eden programlar olurdu. Sporun her dalı, müziğin her çeşidi… Bu nedenle geniş bir yelpazenin içinden kendi ilgi alanlarımızı belirleyebildik. Lise yıllarımda çok iyi dostluklar edindim.

 

Biraz da üniversite yıllarından bahsedelim…

Üniversitede, 3 yıl boyunca İzmir’de yaşadım. 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, o dönem yapılanma döneminde olan bir fakülteydi. İyi hocalarımız vardı, temeli sağlam, iyi bir eğitim aldık. Pamukkale Üniversitesi’nin tıp fakültesi tamamlanınca, dördüncü yılımızda Denizli’ye gittik. Denizli’deki yıllarımız eğitimimiz açısından oldukça dolu dolu geçti. Tıp fakültesinde öğrenci sayısı çok fazla olmadığı için pratik açısından çok iyi geliştik. Çoğu stajda sanki bir asistan gibi eğitim aldık. Fakülte dönemi boyunca gerçekten çok değerli arkadaşlar edindim. 2000 yılında, tıp fakültesini de iyi bir dereceyle bitirdim ve mecburi hizmet için Muş’a gittim.

 

TAM GERİ DÖNECEKTİM Kİ…

 

Kocaeli’ye gelişiniz nasıl oldu?

Mecburi hizmetim bittikten sonra, 2001 yılında tıpta uzmanlık sınavına girdim, aynı yıl Kocaeli Üniversitesi Kalp Damar Cerrahisi bölümünü kazandım. Aslında aklımda kardiyoloji ya da kadın doğum üzerine uzmanlık yapmak vardı çünkü kalp damar cerrahisi yoğun temposundan dolayı beni biraz tedirgin ediyordu. Ayrıca üniversite yıllarında kalp damar cerrahisinde sadece iki haftalık bir staj dönemimiz vardı ve bu sebeple kalp ve damar cerrahisi hakkında çok fikrim yoktu. Kocaeli’ye gelişim, deprem sonrasına denk geldi. O dönem, burada yeni bir yapılanma yaşanıyordu ve fiziksel şartlar biraz kötüydü; bu durum beni kaygılandırmıştı. Ben gitmekle kalmak arasında kararsızken, asistanlığa başladığım ilk gün çok ağır bir vakaya denk geldim. Aklımda oradan ayrılmak varken ‘Bugün kal, ameliyatı gir’ dediler. Ameliyatına girdiğim, Ömer Bey isimli bir hasta idi. Ameliyat sonrası uzun süre yatarak tedavi gördü. Hastamızı sağlığına kavuşturmak için çok uğraştık, sabahlara kadar hastanede kaldığım oldu. Bu süreçte, ‘acaba bu işi yapabilir miyim?’ diye düşünmek aklıma bile gelmedi. O hastaya harcanan emek; gösterilen ilgi ve özveri kalp damar cerrahisine karşı bende bir sevgi oluşturdu.

 

Kocaeli Üniversitesi’nde ne kadar süreyle kaldınız?

Kocaeli Üniversitesi’nde yaklaşık 5,5 yıl çalıştım. 2007 yılında uzmanlığımı aldıktan sonra ilk tercihim askere gitmek oldu. Akademisyenlik isteğim hep vardı ama uzmanlığın arkasından askerlik, sonrasında da mecburi hizmet yapmak gerekiyor. Askerliğim Ankara Etimesgut Asker Hastanesi’ne çıktı. Askeri hastanelerde yarı zamanla çalışma imkanımız vardı. Ben de hemen Bayındır Hastanesi ile anlaştım. Bu, kalp cerrahisinden kopmamam için büyük bir şanstı. Askerlik için kalp cerrahisi olmayan bir şehre gitmiş olsaydım belki biraz körelebilirdim. Mecburi hizmet kurasını da askerdeyken çektim.

 

TECRÜBEMİ ARTIRDIM

 

Nereyi çektiniz?

Samsun Devlet Hastanesi’ni çektim. Benim için gerçekten şanslı bir kuraydı çünkü kalp ve damar cerrahisi açısından donanımlı bir hastaneydi. Benden önce görev yapan bir doktor abimiz, devlet hastanesinde kalp cerrahisi alt yapısını kurmuş, bir süre çalıştıktan sonra ayrılmış. Ben de tam o dönemde gittim Samsun’a. Bu benim için inanılmaz bir şanstı, meslek hayatımda başıma gelen en güzel olaylardan biriydi. Çünkü kalp ve damar cerrahisi, ameliyat yapılarak tecrübe kazanılan bir daldır. Kocaeli Üniversitesi’nde iyi bir eğitim almıştım ama Samsun’da önce devlet hastanesi, daha sonra eğitim ve araştırma hastanesinde çok fazla sayıda ameliyat yaparak kısa sürede tecrübemi inanılmaz artırdım.

 

Samsun’da ne kadar kaldınız?

3,5 yıl kaldım. Mecburi hizmet sürem dolduktan sonra akademisyenlik için çabalarım başladı. Hazırlıklarımı tamamladım, yabancı dil sınavını geçtim ve 2011 yılında Kocaeli Üniversitesi’ne yardımcı doçent doktor olarak geri döndüm. Döndükten sonra yaklaşık 4 yıl boyunca akademik çalışmalarım devam etti. Bilimsel makale yazma, yayın hazırlama, kongre katılımı, öğrenci dersleri, tezleri gibi birçok çalışmam oldu ve 2015 yılında doçentlik sınavını  vererek doçent doktor unvanımı aldım. Doçentlik sonrası bir süre üniversite hastanesinde çalışmalarım devam etti. Akabinde Akademi Hastanesi’nden teklif aldım. Bu teklifi değerlendirerek Akademi Hastanesi kadrosuna dahil oldum.

 

 

AKADEMİ’DE HUZUR BULUYORUM

 

Özel sektöre geçme konusunda kolay karar verdiniz mi?

İlk başta kaygılandım. Akademik kariyerimin bitmesini istemiyordum ancak teklif aklıma yatınca Akademi Hastanesi’ne geçmeye karar verdim. Uzun yıllardır alışık olduğum devlet kültüründen özel sektöre geçince, ilk hafta biraz yadırgadım ama isabetli bir karar verdiğimi çabuk anladım. Benim için Akademi Hastanesi iş ortamından öte huzur bulduğum bir yer oldu. Hayal ettiğim gibi bir çalışma ortamına sahibim. Akademi’de, bütün ekip olarak çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Uzun yıllardır aynı kadroyla çalışıyoruz, adeta bir aile olduk. Şu anda Akademi Hastanesi’ne başlayalı üç yıldan fazla oldu, nasıl geçti anlamadım. Beraber büyüdüğümüze inanıyorum. Aldığımız kararlarda öncelikle bilimsel kriterler sonrasında vicdanın üzerinde hiçbir güç ya da baskı yok. Ve bence bizim branşımızda bu ikisi çok önemli. Her geçen yıl başarımızı biraz daha artırıyoruz. Hasta memnuniyeti olarak da çok iyi bir noktadayız.

 

Kalp ve damar cerrahisinde hasta memnuniyetini bu kadar yukarıda tutmak kolay olmasa gerek…

Evet, memnuniyet göreceli bir kavram. Onun için bazen ne yapsanız başarılı olamayabilirsiniz. Ancak ben sevgiye inanırım. Yaşamı sevmek, insanları, doğayı ve kendini sevmek bence çok önemli… Severek yapıldıktan sonra memnuniyet sağlamak çok kolay oluyor. Gerçekten mesleğime aşığım. İyi ki kalp ve damar cerrahı olmuşum. Kalp cerrahisi diğer branşlara benzemez, hata yapma lüksünüz yoktur. En küçük hata her şeyin bitmesine sebep olabilir. Bir hastanın doktoru olmak çok farklı bir duygudur. Hastanın yakını olmaktan çok daha önde bir duygudur bu. Hastayla ilgili aklınıza gelecek; idrarından kan gazına, gözündeki yaştan psikolojisine kadar her şey sizi ilgilendirir. Onun bazen annesi ya da babası, bazen evladı, bazen kardeşi olursunuz. Sadece ameliyata girmek değil hastayı anlayabilmek, anladığınızı ona hissettirebilmek, neler yaşayacağını izah edebilmek de çok önemlidir. Biz bunu başardık.

 

HASTALARIMLA BAĞIM KOPMAZ

 

Akademik çalışmalarınıza devam ediyor musunuz?

Ediyorum. Kongrelere katılırım, bilimsel makale yazarım, çeşitli dergilerde yazılarım ve hakemliğim var. Akademik kariyerim bitsin istemiyorum çünkü bu, insanı geliştiren ve köreltmeyen önemli bir durum. Eğer gelişimi bırakırsanız körelirsiniz; gözünüzü açtığınızda kat etmeniz gereken çok daha uzun bir yol olabilir.

 

Ersan Hocam, siz mesleki başarınız kadar insanlarla kurduğunuz kuvvetli bağlarla da tanınan bir hekimsiniz… Bunu neye bağlıyorsunuz?

Sosyal medyayı iyi kullanan, hastalarımla iyi diyalog kuran bir hekimim. ‘Doktor olacağım’ demekle doktor olunmuyor. Önce insanları çok seviyor olmanız lazım. İçinde bu sevgiyi taşımıyorsan, bu mesleğin zorluklarına katlanmak neredeyse imkansız. Hastalarımı çok sever ve değer veririm. Öyle ki kendi yakını bile hastama kötü davranamaz, izin vermem. Sadece hastanede yatarken değil taburcu olduktan sonra da hastalarımla sürekli iletişim halindeyim. Onlarla aramdaki bağ kopmuyor; vaktim oldukça arar sorarım, sanıyorum her gün en az 10-15 hastamla telefon ya da sosyal medyadan görüşüyorumdur. Ben kalp damar cerrahıyım ama zaman zaman hastalarıma bir psikolog ya da psikiyatr gibi yaklaşmam gerekebiliyor. Elimden geldiğince bilimsel temellere dayandırarak yardımcı olmaya çalışıyorum. Bütün hastalarımla aramda sağlam bağlar var. Sağlıklarına kavuştuktan sonra hatıra fotoğrafı çektirip sosyal medyada paylaşmak gibi bir ritüelimiz oluştu. Çok büyük hırsları olan bir insan değilim ama insanlara sağlık alanında en iyisini verebilmek konusunda çok hırslıyım.

 

ŞİFA DAĞITMAK İSTERDİM

 

En büyük hayaliniz nedir?

Benim dualarımda yer alan en büyük şey şifa dağıtmak. Para, makam, daha iyi bir yerlere gelmek gibi bir derdim yok. İlahi bir yeteneğimin olmasını; çaresiz, ameliyat şansını yitirmiş, tedavisi mümkün olmayan hastalara Lokman Hekim gibi şifa dağıtabilmeyi isterdim. Çünkü bazen böyle hastalarımız olur; ameliyattan sonra sağlıkla uyanması için bin kere dua ederim, iyi olması için adaklar adarım. Duaların tuttuğuna çok inanıyorum. Bazen gerçekten çok çaresiz kaldığımız durumlar oluyor. Ameliyat sırasında o kadar kötü bir kalple karşılaşırsınız ki yaptığınız tüm bilimsel çalışmalar, bilgi, teknik, tecrübe artık çare değildir. Başınızı kaldırır Allah’a bakarsınız. Ben bugüne kadar pek çok kez mucizeye şahit oldum. Kalkmaz, yaşayamaz dediğimiz birçok hastamız hayata tutundu. Burada ilahi gücün çok yüksek olduğunu, Allah’ın isteyen kullarına yardımcı olduğunu düşünüyorum.

 

Bugüne kadar kaç ameliyata girdiniz? Bunların içinde en zorlandığınız ameliyat hangisi oldu?

Bugüne kadar yaklaşık 10 bin civarında ameliyata girmişimdir. Sanıyorum bin 500 civarında açık kalp ameliyatı yaptığım hastam olmuştur. En zor ameliyatım… Böyle sorulunca inanın hemen aklına gelmiyor insanın. Aslında kalp cerrahisinde oldukça zor ameliyatlara giriyoruz. Aklıma gelen zor ameliyatlardan birisi; 60 yaşında, daha önce tüberküloz geçirmiş ama bundan bize bahsetmemiş olan bir hastamın operasyonuydu. Kalbi açtığımızda kalp zarının taş gibi sertleşmiş ve kalbe yapışmış olduğunu gördük. Böyle bir hastada o zarı soymak ve bypass yapmak gerçekten çok sıkıntılı bir iştir. Oldukça yüksek riskli ve zor bir ameliyattı ancak sıkıntısız atlattık, çok şükür. Bir de daha önce çift kapak ameliyatı olmuş bir hastamızı yıllar sonra ikinci kez ameliyata almıştık. Hastanın kalp kapaklarını ve aort damarını değiştirmiştik. Bu da zor bir ameliyat olmuştu. Her iki hastamız da sağlığına kavuştu.

 

Hocam, bir kalp cerrahı olarak Türk insanının kalp sağlığı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Ne yazık ki kalp sağlığımız çok yüksek oranda risk altında ve her geçen gün daha kötüye gidiyoruz. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de gerçekleşen ölümlerin yüzde 40’ı kalp ve damar hastalıklarına bağlı oluyor. Bu oran kansere bağlı ölümlerin iki katı. Ayrıca, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerde dünya birincisiyiz. Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin içinde de en sık kalp hastalıklarına bağlı ölümleri görüyoruz. Tahminlere göre Türkiye’de yılda 420-440 bin yeni kalp hastası teşhis ediliyor ve 340 bin kişi de kalp ve damar hastalığına bağlı olarak hayatını kaybediyor. 2015 verilerine göre, ülkemizde yılda toplam yaklaşık 76 bin açık kalp ameliyatı yapıldı. Daha ne diyeyim, bir an önce önlemler almamız şart.

 

Kalp hastalıkları neden bu kadar arttı?

En başta gelen risk faktörlerinden birisi sigara kullanımı ki tütün kaynaklı ölümlerde, erkeklerde dünya ikincisiyiz. Kadınlarda ise çoğu ülkenin önündeyiz. İşin en üzücü yanı kadınlarda tütün kullanımının son yıllarda artış göstermesi. Ayrıca kolesterol yüksekliği, kontrol altına alınmayan tansiyon ve diyabet, stres, beslenme bozuklukları, obezite ile alkol kullanımı da kalp ve damar hastalığı için risk faktörleri arasında yer alıyor. Ne yazık ki değişen yaşam koşullarıyla birlikte çok daha az hareket eder olduk. Bu durum da kalp ve damar hastalıklarının oluşmasında hayli etkili bir rol oynuyor. Haftada en az 3 gün 30 dakika yapılacak spor, kalp hastalığı riskini üçte bir oranında azaltıyor.

 

Kalp ve damar cerrahisinde yenilikler var mı?

Kalp cerrahisi için küçük kesilerle yapılan ameliyatlar son yıllarda oldukça gelişmiş durumda. Biz de Kocaeli’de tüm yeniliklerin takipçisi olarak çalışıyoruz. Kalp ameliyatlarında koltuk altı ya da kaburga arası diye bilinen küçük kesilerle ameliyatlar gerçekleştiriyoruz. Koroner bypass ameliyatlarında toplardamarları endoskopik olarak çıkarıyoruz. Atardamar tıkanıklıklarında anjiografi ile ameliyatsız çözümler sunabiliyoruz. Varis ameliyatlarında ise lazer ve radyofrekans gibi kapalı yöntemler kullanabiliyoruz.

 

 

ONUNLA EVLENECEĞİMİ BİLİYORDUM

 

Hocam biraz da hastane dışındaki hayattan bahsedelim… Mesela, eşinizle ne zaman tanıştınız?

Eşimle çocukluktan bu yana tanışıyoruz, liseyi birlikte okuduk. Üniversite yıllarında; ben tıp, o eğitim fakültesinde okurken İzmir’de yeniden karşılaştık… Sonrasında arkadaşlığımız ilerledi ve aşka dönüştü. Eşim mezun olduktan bir yıl sonra, 2000 yılında evlendik. Nasıl ki çocukken doktor olacağımı biliyorsam, eşimi ilk gördüğüm günden itibaren de onunla evleneceğimi biliyordum. Çok şükür, Allah nasip etti.

 

O kadar güzel anlattınız ki bu aşkın hala ilk günkü gibi sürdüğünü gözlerinizde gördüm…

Evet haklısınız, eşimi hala ilk günkü heyecanla seviyor ve onun yanında huzur buluyorum. Eşim, gerek evliliğimizde gerekse kariyerimde her zaman destekçim oldu, beni asla yalnız bırakmadı. Bugün bir yerlere geldiysem, üzerimde başta annem ve babam olmak üzere, eşimin de oldukça hakkı vardır.

 

İki de evladınız var bildiğim kadarıyla…

2003 yılında kızımız Bengisu, 2008 yılında da oğlumuz Efe doğdu. Bu kadar ameliyata girdim, hayatımdaki en büyük heyecanları çocuklarımın doğumlarında yaşadım. Evlat sahibi olmak çok farklı bir duygu. Kızım ve oğlum hayatımdaki en önemli ve özel varlıklarım...

 

HEP ANLAYIŞ GÖSTERDİ

 

Bir hekim olarak çocuklarınıza yeterince vakit ayırabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Çocuklarımdan aldığım çok zaman oldu. Kızım 4 yaşındayken hesap etmiştim, o yaşına kadar onu sadece 1 yıl kadar görmüştüm. Hekim olduğunuzda ailenizden çok fazla ödün vermeniz gerekiyor. Tam ailenizle oturup doğum günü kutlayacağınız anda bir telefon gelir ve acil ameliyata gitmeniz gerekebilir. Akşam ailece dışarıya yemeğe giderken ya da kızımla gezmeye çıkmışken yoldan döndüğümüz çok olmuştur. Eşim ve çocuklarım bu konuda her zaman anlayış göstermişlerdir. Özellikle eşimin hakkını teslim etmem gerek, meslek hayatım boyunca, her zaman anlayış göstermiştir, ‘sonuçta hayat kurtarmaya gidiyorsun. Bu işin ucunda can var’ demiştir. ‘Yeter artık’ dediğini hiç duymadım. Cerrahi stresli ve zor bir iş, huzur bulduğunuz bir aile ve anlayışlı bir eş başarının en büyük sırrı bence…

 

Evde olduğunuz zamanlarda birlikte neler yaparsınız?

Hastanede işim bittikten sonra direk eve giderim. Ailece vakit geçirmeyi severiz. Haftada bir gün evde sinema akşamı yaparız, mısırları patlatıp oturma odamızda hepimizin seveceği bir film izler, üzerine sohbet ederiz. Ayrıca çok iyi komşulara ve dostlara sahibiz. Bir araya gelerek güzel anlar geçiririz. Haftada bir gün mutlaka ailece dışarda yemek yeriz. Hoşgör’ün kahvaltısını çok severiz. Bunun dışında HappyMoons, Mid Point, Kavuret Kebap ve balık restoranları sıkça uğradığımız mekanlardır. Eşim tiyatroya düşkündür, İstanbul’daki tiyatroları yakından takip ederiz. Çocuklarla beraber Bostancı Gösteri Merkezi ve Harbiye’deki konserlere gitmeye çalışıyoruz. Bir de İstanbul ve çevre illerdeki turlara katılıp bilmediğimiz yerleri keşfetmeyi severiz. Hafta sonları çocuklarımızın sosyal faaliyetlerine ve kurslarına vakit ayırırız.

 

MÜZİĞE KARŞI İLGİM VAR

 

Hobileriniz var mı?

Karakalem resim çizmeyi çok severim ama ‘bir koleksiyonun var mı?’ diye sorarsanız, hayır yok. Daha çok portre ve manzara çizmekten hoşlanırım. Herhangi bir enstrüman çalmıyorum ama müzik dinlemeyi ve söylemeyi severim. İleride şan eğitimi almayı ve hatıra olsun diye kendime ait bir albüm doldurmayı planlıyorum. Eşim Türkçe öğretmeni olduğu için kitap okumayı ailecek severiz. Kitap saatimiz vardır, herkes başucunda kitabıyla yatar. Bunun dışında haftada 3-4 gün spor salonuna gitmeye özen gösteriyorum.

ETİKET :   ersan özbudak doçent doktor kalp damar cerrahı uzman doktor özel akademi hastanesi kocaeli kalp hastalıkları damar hastalıkları kocaeli life ocak hobi müzik