Kadın sesini daha çok beğeniyorum

Sanatçı Alpay, Türkçe müzik dinlemese de Sıla, Burcu Güneş ve Funda Arar’ın çok iyi birer şarkıcı olduğunu söylüyor, “Ben kadınların sesini daha çok beğeniyorum” diyor

11:55:55 | 2017-10-17

RÖPORTAJ: Eylem Selvi Arı • FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı Timuçin

 

Türk Pop Müziği’nin efsane isimlerinden biri olan, ‘Kara Tren’, ‘Eylülde Gel’, ‘Fabrika Kızı’ gibi unutulmayan şarkılara imza atan Alpay, evinin kapılarını Kocaeli Life’a açtı. Şarkılarını yıllardır bıkmadan, usanmadan, keyifle dinlediğimiz Alpay ile Körfez’deki evinde ‘sanat’ üzerine sohbet ettik. Ve neler öğrendik neler… Alpay’ın, pop müziğimizi inşa eden kuşağın en çalışkan ve en üretken isimlerinden biri olduğunu biliyorduk ama futboldaki başarısından habersizdik. Mesela siz; Alpay’ın lisede okurken Genç Milli Futbol Takımı’na seçildiğini biliyor muydunuz? Uzakdoğu sporları, yüzme ve koşu branşlarındaki başarılarından haberdar mıydınız?

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olduğu halde hiç avukatlık yapmadığını duymuş muydunuz?

Peki, bir yandan şarkı sözü yazarken, bir yandan da muhteşem resimler yaptığını… Kitap yazdığını, şiir denemeleri olduğunu…

Bugün, müzik yaşamı boyunca binin üzerinde şarkı yazan, yüzlercesine klip çeken, sayısız konser veren ve albüm yapan Alpay’la baş başa bırakıyoruz sizi.

Yaşı 82 olmasına rağmen 18’lik delikanlılara taş çıkaracak kadar dinç, bir o kadar da yaşama bağlı olan Alpay’ın hangi olayla üne kavuştuğunu, hangi şarkıcıları dinlediğini, kimleri sanatçı olarak kabul ettiğini, albüm yapıp yapmayacağını merak ediyorsanız, bu röportajı kaçırmayın.

 

Alpay Bey, öncelikle Kocaeli’de yaşamaya nasıl karar verdiniz?

 

Oral Pektaş isimli bir doktor dostumuzun tavsiyesi üzerine yaklaşık 18-19 yıl önce Kocaeli’ye geldik. Bir gün bizi yemeğe davet etmişti, sohbet ederken Hereke’den konu açıldı. “Muhteşem bir yer” dedim. “Orada yaşamak ister misin?” diye sordu, “Bayılırım” dedim. Çıkardı, bir evin anahtarını verdi. Bir süre Hereke’de yaşadım ancak çok memnun kalmadım. O sıra Körfez sahilinde ev bakmaya başladık. Bir gün ev ararken yanımıza birileri geldi, “Yukarı Tavşancıl’a bir bakın, çok beğeneceksiniz” dedi. Tavşancıl Belediye Başkanı’nın yanına gittik. O sırada başkanın yanında Kirazlıyalı Belediye Başkanı vardı. Bize “Bizim muhitimizde yaşarsanız mutlu olurum” dedi. “Güzel bir yer mi?” diye sordum, “Evet, çok güzel” dedi. Gittik, sahili dolaştık ve çok beğendik. Evimizi tuttuk. Hatta depremi Kirazlıyalı’da yaşadık. Deprem sonrası da Yalıkent’teki evimize taşındık. Yalıkent Sitesi’nde çok huzurluyum. Burayı seviyorum.

Soyadınızın Nazikioğlu olduğunu pek çok kişi bilmez. Ama biz biliyoruz ki çok önemli bir sülaleden geliyorsunuz.

Okul yıllarımda soyadımdan nefret ederdim. Zaman içerisinde bilinçlendikçe o soyadının ne demek olduğunu anladım. Net olarak hatırlamamakla birlikte babamın dedesi ya da dedesinin dedesi çok nazik bir adammış. Padişah ona ‘Naziki Efendi’ dermiş. O yıllarda padişah, dedeme Topkapı Sarayı’nın olduğu bölgede büyük bir arazi vermiş, “Naziki dergâhı olsun burası” demiş ve öyle de olmuş. Ben şu an ailenin şıhhı vaziyetindeyim. Oraya hiç gitmedim. Gitsem peşimde yüzlerce insan olur. Nazikioğlu soyadının hikayesi böyle… Önemli bir soyadım var. Anne tarafım da Yugoslavya’dan gelme. Atatürk’ün çok yakını olan, Gerede isyanını bastıran Hüsrev Gerede annemin dayısıdır. Böylesi önemli bir sülalenin ferdiyim anlayacağınız.

Bu arada göbek adınız Ahmet. Bu ismi kullanıyor musunuz?

Bana Ahmet diyenlere çok kızarım (gülüyor).

Haylaz bir çocuk olduğunuz anlatıldı hep….

Dünyanın en yaramaz ve ziyankâr çocuğuydum. Mesela eve misafir geldi, 3 dakika sonra misafirin kürkünü sobanın içerisine atardım. Bir hikayemi anlatayım; Ankara’da büyük bir eve taşınmıştık. 5 yaşlarındaydım, evin büyük bir garajı vardı. O garajın çatısına çıkıp şemsiyeyle atlama deneyi yapmıştım. Tabii her yerim yara bere içerisinde kaldı. Taş gibi düştüm aşağı (gülüyor). Her ne kadar yaramaz olsam da zeki bir çocuktum.

MİLLİ TAKIM’A ÇAĞRILDIM

Çok da yeteneklisiniz…

Bu inkâr edilemez, yetenekli olduğum kesin. Özellikle sporda çok yetenekliydim. İyi futbol oynardım ve 16 yaşındayken milli takım kadrosuna çağırdılar. Babam iyi bir sporcuydu. Bir gün bana “Çok kötü bir sporcusun” dedi. Ben de “Baba beni milli takım istiyor” demiştim. Bunun üzerine “Oğlum başarı demek Allah’ın verdiği yetenekleri son kertesine kadar kullanabilmek demektir. Allah bir adama dünya çapında star olacak yetenek vermişse ve o Türkiye çapında olmuşsa başarılı değildir. Sen ya kızlarla dans et, partilere git ya da sporu bırak” dedi. Ben de hayatımı yaşamak istiyordum ve 19 yaşında sporu bıraktım.

Başarılı bir sporcuyken nasıl oldu da müziğe yöneldiniz?

Benim dayızadem Şanar Yurdatapan’dı. Çok önemli bir müzisyendir kendisi. Doruk Onatkut Orkestrası ile çalışıyordu. Bir gün onların çalıştığı kulübe gittim. Israr kıyamet beni sahneye çağırdılar. Orada birinin arkasına gizlenerek İspanyolca şarkı söyledim. Yıkıldı ortalık. O zaman üniversiteye gidiyordum, ne teklifler geldi ama şarkıcı olmak istemedim. O yıllarda Doruk, “Birlikte bir bant yapalım, senin gibi şarkı söyleyen adam yok” dedi. Oturup bir bant yaptık, şarkılar söyledik. O dönem Türkiye’nin en çok dinlenen batı müziği programında benim söylediğim şarkı çalındı. Ve kimse beni tanımazken şarkılarım Türkiye’de bir numara oldu. Bu arada o dönem Türkçe şarkı söylemiyordum. Türkiye’de, Türkçe şarkıyı en geç ben söyledim.

Nasıl tanındınız peki?

Milliyet Müzik Kulübü sayfasını hazırlayan gazeteci Doğan Şener, o dönem gazetede sık sık anket yapıyordu. Tüm anketlerde ben birinci oluyordum. İkinci sırada da Erol Büyükburç vardı. Ben 675 oy, Erol Büyükburç 495 oy alıyordu. Bir yıl boyunca yapıldı anket ve senenin sonunda ben yılın sanatçısı seçildim. Bir gün İstanbul’a gelmiştim, Doğan Şener’i ziyaret ettim. Çok da şeker bir insandı. Dedi ki: “Bak mektuplar geldi, birlikte bakalım.” Bir çuval mektup vardı. Anket için gelmişti mektuplar. Açtık ve Alpay 5 bin oy, Erol Büyükburç 2 oy. Doğan, “Her hafta böyle oluyor” dedi. Ben de dedim ki: “Sen öyle yazmıyorsun ama…” O da “Ne yapayım. Ben gerçek sonucu yazsam anketin heyecanı kalmaz” dedi. Bunlar yaşanırken kimse beni bulamıyor tabii.

O KONSERLE TANINDIM

Ne zaman ortaya çıktınız?

Bir gün kapımıza Fransız asıllı Amerikalı bir adam geldi. “Kimi dinlemek istersiniz” diye bir anket yapmış. Anketten ben çıkmışım. Araştırmış, bulmuş beni. Konser vermemi istedi. Ancak ben konserlerimin, çıkardığım plaklardaki ses kalitesine sahip olmasını istiyordum. Ona, böyle bir sistemin Türkiye’de olmadığını söyledim. “Ses sistemi getirirsem konser yapar mıyız?” diye sordu, ben de kabul ettim. Aradan 3-5 gün geçti, benim peşimde koşan ve konser organizasyonları yapan arkadaşa bir telgraf geldi. “Ses sitemiyle geliyorum, beni karşılayın” yazıyordu. Ankara’da Büyük Sinema diye bir sinema vardı, ses sitemini orada kurduk. Dünya starları bile o sahneyi kullanırdı. Süper bir sahne ve olağanüstü bir ışık düzeni vardı. Acayip bir konser yaptık. Yıkıldı ortalık. Bu konser tüm büyükşehirlerde tekrarlandı. Ben böylece deşifre oldum. Öncesinde “Bu adam sakat, kambur, cüce, çok çirkin ondan ortaya çıkmıyor” diye spekülasyonlar dolaşıyordu. İnsanlar beni ilk o konserle tanıdı ve bugünlere geldik.

Evet, hep sanatınızla gündeme geldiniz. Özel yaşamınızı göz önünde yaşamadınız.

Bu benim özel tercihimdi. Özel yaşam, ismi üzerinde ‘özel’…

Günümüzde popüler isimler sanatlarıyla değil de özel hayatlarıyla gündemde, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence onlar sanatçı değil, içerisinde bulundukları dünya da sanat dünyası değil. Sanatçı olmak ayrı bir olay. Herkes ‘ben sanatçıyım’ der ama ben kendime uzun süre ‘sanatçıyım’ demedim. Bana ‘sanatçılık’ sıfatını yakıştırıyorsanız buna ancak teşekkür ederim.

MAYMUN İŞTAHLIYIM

Sizce sanatçı nasıl olur?

Adama soruyorsun “Sen ne yaparsın?”, “Şarkı söylerim” diyor. “Peki resimden anlar mısın?”, “Anlamam” diyor. Sanatçı olacaksan müzikten de resimden de mimariden de heykelden de edebiyattan da felsefeden de anlayacaksın. Bunlardan anlamıyorsan sanatçı falan değilsin. Bakın evimdeki tüm resimler bana ait. Hatta evimde yangın çıktı, resimlerim yandı, yeniden yaptım. Ben sanatçı olmayı hak ettim zannediyorum. Biraz maymun iştahlıyım çünkü yetenek sahibiyim. Sporda bir numara oldum, müzik yaptım, resim yaptım, kitap çıkardım, şiir yazdım, şarkı sözü yazdım… Yapmadığım şey kalmadı. O zaman insan biraz maymun iştahlı oluyor. Ama müzikten hiç kopmadım ve müzik benim çok büyük aşkım oldu her zaman.

Güller’ daha önce yazdığım bir şiirdi. Bana beste yapan kişiye verdim, beste yaptı ve single olarak çıkardım. Şimdi başka bir single hazırlıyorum. İlhan Şeşen aradı beni ve dedi ki: “Hayatımdaki en büyük hayalim benim bir şarkımı sizin sesinizden duymak.” Bunun üzerine bir şarkı söyledim.

Hangi şarkısını söylediniz?

‘Hayallerimi Bırak’ isimli bir şarkı. İlhan Şeşen’in albümünde yer alacak. Ama ben de kendi albümüme koyarım.

Peki, kendi albümünüzü ne zaman yapacaksınız?

Ben albüm yapmayacaktım ancak bir albüm planlanıyor. Şu an single yapıyorum çünkü şarkılarımın birbiriyle rekabet etmesini istemiyorum. Mesela ‘Ne Dedim Ki’ isimli bir şarkım var, çok güzel bir şarkıydı ve ‘Hayalimdeki Resim’in gölgesinde kaldı. Böyle olsun istemiyorum. Tüm şarkılarım tanınsın, bilinsin istiyorum. Singlelar çoğaldıktan sonra bir albüm haline gelecek. O zaman kadar tüm şarkılarım tanınmış olacak.

 

Sanatçı Alpay yaşı 82 olmasına rağmen 18’lik delikanlılara taş çıkaracak kadar dinç.

 

BAŞKASI SÖYLEYEMEZ

Ömrünüzün çok uzun bir dönemini sanata adadınız. Nasıl bir dönemdi?

Benim için fevkalade güzel bir dönemdi. Çok büyük sevgiye muhatap oldum. Konserlerim aralıksız sürüyor. Konserlerden bir ay önce biletler tükeniyor. Şu an en kalabalık konserlerimi yapıyorum. İnsanlar bir şeyi fark etti; benim söylediğim repertuvarı Türkiye’de söyleyecek bir adam yok. Çünkü zor bir repertuvar. Bir de ülkemizde şarkı söyleyen kim varsa hepsi aynı şarkıları söylüyor. Ucuz Kral TV repertuvarı. İnsanlar bunlardan bıktı artık. Benim repertuvarım çok özel, bu nedenle konserlerim tıklım tıklım doluyor, bu da benim için çok hoş bir şey. Çok sadık dinleyicilerim var.

Alpay Bey, gerek sizin şarkılarınız gerekse Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço, İlhan İrem gibi sanatçıların şarkıları aradan yıllar geçse de unutulmuyor. Oysa şimdiki şarkılar çabuk yok oluyor. Sizlerin büyüsü neydi?

Aslında bir büyü yoktu. Önemli olan yaşayan şarkılar yapmak. ‘Eylülde Gel’ mesela… 1975’in şarkısı. ‘Ayrılık Rüzgarı’, ‘Hayalimdeki Resim’ ve daha niceleri yaşayan şarkılar. ‘Ayrılık Rüzgarı’nı dinlememiş olmak çok büyük bir kayıptır. Çünkü böylesi bir şarkı bin senede bir gelir dünyaya.

TÜRKÇE MÜZİK DİNLEMEM

Beğenerek dinlediğiniz bir isim var mı?

Tabii, yabancı müzik dinlerim ben, Türkçe müzik dinlemem ama Türkiye’de iyi müzisyenler yok mu, var. Bazen “Sen kimseyi beğenmiyorsun” diyorlar, lakin beğeniyorum. Mesela; Gökhan Tepe. Birinci sınıf bir şarkıcı. Gripin grubunun solisti Birol, birinci sınıf bir şarkıcı. Ferda Anıl Yarkın diye bir şarkıcı vardı, onun da şarkıları çok güzeldi, ama bir şey olamadı. Ben bir insanın aşama kaydedebilmesi için kendisini başka bir gözle görmesi taraftarıyım. İnsan kendisini başka bir kulakla dinleyecek, başka bir burunla koklayacak.

Kadın sanatçılardan kimi beğeniyorsunuz?

Ben kadınların sesini daha çok beğeniyorum. Mesela; Sıla, Burcu Güneş, Funda Arar çok iyi birer şarkıcı. Bu isimleri bayılarak dinlerim. Bir kadının iyi şarkıcı olması için söyleyebileceği en pes sesle şarkı söylemesi lazım. Çünkü kadın sesinin fazla olanağı yok ve bağırarak şarkı söyleyince kötü oluyor.

Sanatçı Alpay ile dergimizin editörlerinden Eylem Selvi Arı görüştü.

 

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Müzik önemlidir, toplumların gelişmişlik seviyesi için ciddi bir kıstastır. Derler ki; iyi müzik dinleyen toplumlar medeni, kötü müzik dinleyen toplumlar ilkel toplumlardır. Bu tespite tüm kalbimle katılıyorum. Bir de müziğe ulaşmak için özel bir çabaya gerek yok. Müzik en kolay ulaşılan sanatsal dal. Şu an ülkemizde dinlenen müziklerin çoğunu ilkel buluyorum. Türkiye’de müziği ileri götürmek için ne mümkünse onu yapmak gerekiyor.

 

 




ETİKET :  

Tümü