Johannesburg

Zürafalarla burun buruna gelebilir, yavru aslanları sevebilir, bir timsahı avucunuzda taşıyabilirsiniz… Büyük porsiyonlara küçük meblağlar ödeyerek karnınızı doyurabilir, yerli halkla birlikte dans ederek eğlenceli saatler geçirebilirsiniz. Tüm bunları yapabiliyorsanız; mutlu insanların şehrinde, yani Johannesburg’dasınız demektir

16:12:58 | 2017-11-11

Yazı: Gülender SARGIN • Fotoğraflar: Deniz CENGİZ


 

İnsanın “Dünyayı gezmem lazım” dediği anlar vardır. Öyle ki eşref saatine denk geldiğinde Güney Afrika’dan bile başlayabilir. Tıpkı benim yaptığım gibi. Geçen yıl çıktığım kısa soluklu Cape Town gezisinin ardından bu yıl soluğu Johannesburg’da aldım. Kız kardeşim Deniz Cengiz, THY’de kabin amiri olarak görev yapıyor. Önceleri tenzilatlı bilet uygulamasından kardeşler faydalanamıyordu. THY sesimi duymuş olacak ki uçuşlara kardeş indirimini de ekledi. Hal böyle olunca hemen bir pasaport edinip, “Ben gidiyorum” dedim. Geçen yıl şubat ayının tam da 14’ünde Cape Town’a gittim. “İki günlüğüne 10 saat yol gidilir mi?” laflarına bakmadan.

 

 

 

Kısa soluklu Güney Afrika gezisi o kadar hoşuma gitti ki ikinci denememi de geçtiğimiz eylül ayında Johannesburg’a gerçekleştirdim. Bu sefer dolu dolu 4 günüm vardı ve çok çok eğlendim.

Afrika uçuşum gece 01.00 civarındaydı. Kardeşim aynı uçakta görev yaptığı için çok konforlu bir yolculuktu. Daha uçak havalanmadan ilk kahvem gelmişti. Kardeşimin ekip arkadaşlarının “Hoş geldiniz” demek için beni ziyaret etmesi de kendimi ekstra iyi hissetmeme neden olmuştu.

Yaklaşık 10 saat süren keyifli bir yolculuğun ardından Johannesburg’a indik. Kardeşim ve ekip arkadaşlarıyla birlikte ben de Hilton Santon’da konakladım. Oldukça güzel bir otel. Bu bölgede pek çok otel mevcut. Şehrin merkezinde olmasalar da her yere kolaylıkla ulaşmanız mümkün. Daha uygun otel arayışınız varsa şehir merkezi hostelleri veya butik otelleri değerlendirebilirsiniz.

Otele yerleşme faslından sonra günün kalan kısmını değerlendirmek için 5 dakika yürüme mesafesinde bulunan meşhur Mandela Square’ya (Mandela Meydanı) gittik. Burası çok büyük kapıları olan, oldukça heybetli ve mimarisi çok güzel bir yapı. Ortada geniş bir alan bulunuyor. Binanın içi ise alışveriş merkezi. Alanda dev bir Mandela heykeli var. Doğal olarak gelen herkes heykelin önünde fotoğraf çektiriyor. “Eksik kalmayalım” dedik, biz de heykelin bacaklarına sarılarak fotoğraflarımızı çektirdik.

Alışveriş merkezi içerisinde ünlü markalardan, ihraç fazlası ürün satan yerlere kadar pek çok mağaza bulabilirsiniz. Ancak ben size özellikle “Ackermans”ı tavsiye edeceğim. Sezon sonu ürünler satan bu mağazada 10 TL’ye ayakkabılar, 15 TL’ye elbiseler bulmanız mümkün. Üstelik oldukça kaliteli.

Mandela Square’de akşam yemeğimizi de yedikten sonra tekrar otele döndük. Oteller, ‘shuttle’ hizmeti veriyor. Ücretsiz ring servisi yapan bu araçlarla otelin yakın çevresini gezebilirsiniz. Bunun haricinde taksi de kullanabilirsiniz. Toplu taşıma kullanmanız biraz zor. Bir de özel shuttle’lar mevcut. Lüks araç kategorisindeki bu taşıtları tam gün tutmanız mümkün. İyi bir pazarlıkla sizi gitmek istediğiniz her yere götürüyor, bekliyor ve en son otelinize bırakıyorlar.

 

MİNNAK SAFARİ

Ertesi gün gözümü açtığımda tuhaf bir şekilde çok dinçtim. Afrika’nın havasından mıdır, suyundan mıdır bilmem ama 4 gün boyunca çok enerjiktim. Johannesburg denildiğinde ilk akla gelen şey ‘safari’ oluyor. Kaçırmamanız gereken bir deneyim. Pek çok doğal park mevcut ancak ben 3 yerden bahsedeceğim. Eğer fazla vaktiniz yoksa ve kısa bir gezi yapmak istiyorsanız en uygunu; Lion Park. Safari alanından çok büyük bir hayvanat bahçesine benzese de en azından hayvanlar serbest, siz demir korkuluklu büyük araçlardasınız. Diğeri ise 130 kilometre mesafede bulunan Pilanesberg Safari. Buraya gitmek isterseniz sabah 08.00 gibi başlayan turları değerlendirebilirsiniz. Ancak gerçekten vaktiniz varsa 4 saat uzaklıktaki Kruger National Park’a gidin ve hatta bir gece konaklayın. İşte en büyük ve en doğal safari bu. Güney Afrika’nın para birimi Rand. 100 Rand, 26-27 TL ediyor. Bu hesapla 10 saat Pilanesberg turu 600 TL, 2 gece konaklamalı 3 gün süren Kruger Natinol Park Turu yaklaşık 2 bin TL tutuyor.

Bu uzun turlara ulaşım, yemek, konaklama dahil. Johannesburg içinde yakın turlar ise 4 saat–9 saat arası sürüyor. Bu turlarda Lion Park, Mandela House, Soweta, pek çok müze, lunapark, botanik parklar ziyaret ediliyor. Fiyatları ise içeriğin genişliğine göre 180 TL ile 400 TL arasında değişiyor.

 

KABİLE ZİYARETİ

Biz, turumuza kabile ziyareti ile başladık, ardından Lion Park’a gittik, sonra da timsah ve yılanların bulunduğu doğal yaşam alanını gezdik. Saat 12.00 gibi başlayan turumuz yaklaşık 6 saat sürdü. Rehber eşliğinde özel araçlarla çıkılan bu tura kişi başı 70 Euro verdik. Tur fiyatlarına tüm giriş ücretleri de dahil. Turunuz uzunsa yemek de fiyata dahil ediliyor.

 

 

 

Bölgeye 45 dakika uzaklıkta yaşayan kabile ziyaretimiz oldukça renkli ve eğlenceli geçti. Dans ederek ve hediyelik eşya satarak geçimlerini sağlayan bu kabile, yemyeşil bir doğada yaşıyor. Tek katlı, rengarenk, çatıları sazlıktan yapılmış evlerde oturan kabile üyeleri yöresel kıyafetlerle geziyor. Ve çok güzel dans ediyorlar. Kabile üyelerinin dans şovunu izledikten sonra onlarla fotoğraf çektirebilir ve hediyelik eşyalarınızı buradan alabilirsiniz. Bu arada belirtmek isterim ki; en uygun fiyata hediyelik eşya alabileceğiniz yerler, bu mekanlar. Bizdekinin tam tersine turistik bölgelerde fiyatlar daha uygun. Eğer hediye konusunu sona bırakacak olursanız, şehir merkezinde 2-3 katına almak zorunda kalabilirsiniz.

Şunu da aklınızdan çıkarmayın! Her şeyin üzerinde etiketi mevcut. Eğer etiketi olmayan ürünlerin yer aldığı bir pazar alanına denk geldiyseniz, koşarak uzaklaşın. Çünkü amiyane tabirle ‘ne yerse’ durumu mevcut. Bu yüzden dikkatli olmakta fayda var.

 

ASLANLAR, KAPLANLAR

Kabile ziyaretinden sonra Lion Park’a vardık. Önce büyük jeeplere binip aslanların, kaplanların, pisi pisi diye çağırılan vahşi köpeklerin, zürafaların ve hani şu bulmacalarda karşımıza çıkan antilopların bulunduğu araziye girdik.

 

 

Büyük tel örgülü kapılardan geçerek parka giriş yaptık. Tur yaklaşık 1 saat sürüyor. Bu esnada bir rehber parkta bulunan hayvanların yaşamını anlatıyor. Burada ufak bir tüyo vermek isterim; mümkünse hayvanların beslenme saatinden önce gezin ya da imkanınız varsa gece turu yapın. Çünkü beslenme sonrası özellikle aslanlar uykuya dalıyor ve kalkmaları oldukça uzun zaman alıyor.

Evet, aslanlar 20 saat uyuyor ve kalan zamanda da eşleriyle eğlence hayatına akıyor. Burada minik bir ayrıntı daha vereyim; eğer tura çocuklarınızla birlikte geldiyseniz, gözlerini kapatmaya hazır olun çünkü aslanlar günde 50, 60 kere çiftleşiyor ve siz tur esnasında mutlaka birkaç çiftin çığlıklarına denk geliyorsunuz. Neyse ki bu çiftleşme seansları en fazla 10 saniye sürüyor.

Safari alanlarında insanlarla birlikte büyümüş hayvanlar da mevcut. Mesela bir zürafa aracımızın yanına geldi, rehber kapıyı açınca kafasını içeriye uzatıp, bilet kontrolü yapan görevli edasıyla otobüse baktı, sonra da kapıyı kendisi kapatıp yavaş yavaş uzaklaştı.

 

 

Size yaklaşan bu hayvanları beslemek için tura çıkmadan önce görevlilerden yiyecek talep edebilirsiniz. Bir zürafayı beslemek inanın çok keyifli. Tur bittikten sonra eğer isterseniz bir çita veya aslan yavrusuyla fotoğraf çektirebilirsiniz. Yine belirtmek isterim ki mutlaka görevliye ne istediğinizi söyleyin. Çünkü herkes fotoğraf çektirmek istiyor düşüncesiyle hareket ediyorlar, gönül rahatlığıyla hayvanları sevemiyorsunuz.

Sevmeye odaklandığınızda da dikkatli olmanız gerekiyor. 3-4 aylık bir aslan yavrusu ayağınıza basana kadar çok sevimli geliyor ancak ortalama 60 kilo olan bu hayvanlar ağırlığını size verip bir de “azıcık dişleyeyim” dediğinde, paniğe kapılabiliyorsunuz.

Safari alanlarında uysal ya da yavru da olsa hayvanların yanına girerken üzerinizde dikkat çekici, sallanan herhangi bir şey olmamasına özen gösterin.

Aksi taktirde üstünüze atlamakta hiç sakınca görmüyorlar.

 

 

15 SANTİMLİK TİMSAH

Lion Park’tan sonra timsahlar, yılanlar ve kaplumbağalara doğru yol aldık. Johannesburg’da hayat 16.00’da bitiyor, en geç 17.00’de her yer kapanıyor, buna alışveriş merkezleri de dahil. Bu nedenle turunuz uzadıysa rehberiniz doğal yaşam alanının kapandığını söyleyebilir. Bu yüzden baştan bir anlaşma yapın. Bizim rehberimiz telefon edip geleceğimizi bildirdiği için kapanmış olmasına rağmen doğal yaşam alanını gezebildik. Hem de çok özel bir tur oldu. Yine görevliler size hayvanlar hakkında bilgi veriyor, dokunabileceğiniz hayvanları size getiriyor.

Mesela elime aldığım 15 cm’lik bir timsahın o boyda bile parmağımı parçalayabileceğini, 6 metreye kadar büyüyebileceğini, yılanların ise insanlarla büyüdüklerinde tehlike sezmedikleri sürece kimseye dokunmadığını öğrendim. Timsahın toprakta gördüğü canlı için “Hiç peşinden koşamayacağım” diye düşündüğünü ancak suda yakalarsa asla acımayacağını da öğrendim. Bu nedenle çevrede pek çok kuş var ancak hiç biri suya kesinlikle yaklaşmıyor.

 

 

SAHTE GÖKYÜZÜ

Görmeniz gereken bir diğer yer Monte Casino. Büyük bir casino alanı, aynı zamanda alışveriş merkezi. Özelliği ise kapalı bir alan olmasına rağmen gece ve gündüz olarak tasarlanmış sahte bir gökyüzüne sahip olması. Bunun yanı sıra tüm yapılar masallardaki evler gibi. Öyle ilginç detaylar var ki kendinizi harikalar diyarında hissediyorsunuz. Renkler çok uyumlu ve sanırım en güzel fotoğraflarımı burada çektim. Tabiri caizse tam selfie’lik. Monte Casino’da pek çok restoran mevcut, hepsi masalsı…

Unutmadan söyleyeyim; daha havaalanına iner inmez çeşitli uyarılar alıyorsunuz. Her yere araçla gitmenizi, çantanıza dikkat etmenizi söylüyorlar.

 

 

Otelde de uyarı aldım. Yakındaki bir pazar alanına gitmek için çıkarken, kapıdaki görevli tek gitmemem konusunda beni uyardı. Johannesburg’da tüm evler dev duvarlarla çevrili, duvarların üzerinde de elektrikli teller mevcut. Alışveriş merkezlerinde ise ellerinde kocaman silahlar olan görevliler bulunuyor.

Ancak ben gecenin bir yarısı yürüyerek otele geldim ve en ufak bir olaya rastlamadım. Yapılan uyarılar ve güvenlik önlemleri sizi oldukça endişelendiriyor. Diğer yandan sokakların sakinliği, temizliği, trafiğin ahenkli akışı, herkesin size yardımcı olmak için çaba sarf etmesi büyük bir tezat oluşturuyor. Yine de siz dikkatli olun.

MUTLU İNSANLAR

3 başkenti ve 11 resmi dili bulunan Güney Afrika hakkında hep duyduğumuz açlık, susuzluk, yokluk, bu şehirde yok. Ancak halkın büyük bir kesimi çok kısıtlı imkanlarla yaşıyor. Böyle gezilerde en sevdiğim şey yerli halkla sohbet etmek. Bir pazar yerinde 5 kardeşle tanıştım. Kimi resim çiziyor, kimi ahşap oyma yapıyor. Yaptıklarını satarak para kazanıyorlar. Üzerimde hiç para olmadığını söyleyerek turist modundan çıkıp muhabbete daldım.

Daha önce Cape Town’da rastladığım yüzlerce mutlu insandan beşiydi bu kardeşler. Gördüğüm bu iki büyük şehirde de insanların yüzlerinde tamamen doğal bir mutluluk var. Beş kardeşle sohbetimiz sonucunda aklımda kalan üç kelime; “Don’t forget me”. Beni unutma… Onlar hatırlanmak istiyor ve ben onları her zaman hatırlayacağım. Tıpkı Cape Town’da sabahın 08.00’inde karşılaştığım, şarkılar söyleyerek ‘günaydın’ diyen çöpçü gibi… Afrika’ya gittiğinizde mutlaka yerel halkla konuşun, konuşun ki gözlerindeki o mutluluğu görün ve onları asla unutmayın…

PORSİYONLAR BÜYÜK

Son akşam yemeğimizi Mandela Square’de yedik. Buradaki restoranlarda ilk kadehler ikram. Hatta bize yanlış şarap getirdikleri için ikinci kadeh de bedavaya geldi. Unutmadan belirteyim, bütün restoranlarda porsiyonlar oldukça büyük, buna rağmen fiyatlar çok uygun. Basit bir örnekle; bir tencere büyüklüğünde kaseye konulmuş sebze çorbası, içinde tahminimce en az 250 gr et olan dev bir hamburger, 1 şişe şarap, koca bir tabak patates kızartması ve yemek öncesinde gelen bizdeki tereyağ-sıcak ekmek benzeri aperatifin tamamına 45 TL civarında bir ücret ödedim. Hem de bölgenin en popüler meydanında. Unutmadan söyleyeyim, yemekler damak tadımıza uygun.

 

 

Yemek sonrası dünyaca meşhur Hard Rock Bar’a geçtik. Neden meşhur? Çünkü Elvis Presley dahil pek çok ünlü bu rock barlarda çalmış. Bütün geceyi eğlenerek geçirdim. İnsanların mutluluğuna burada da şahit oldum.

En son saat 24.00 sıralarında, içeride hala müşteri varken sahneye çıkıp, o çok kıymetli gitarlarla şarkılar söylediğimizde, barın müdürü ve çalışanları dahil bize eşlik ederken yine o aynı ışığı gördüm gözlerinde. Mutluluk… Bardan ayrılırken de aynı şeyi duydum “dont forget me”… Bizi unutmayın!

GERGEDANLA YOLCULUK

Johannesburg’da şehir turu yaptıran kırmızı otobüsler grevde olduğu için ben gezemedim ama siz mutlaka bu fırsatı değerlendirin. Kırmızı otobüslerle Soweto, Mandela’nın yaşadığı ev, Apartheid Müzesi, Gold Reef City gibi yerleri ziyaret edebilirsiniz. Yalnız unutmayın, turlar sabah saat 08.00-09.00 aralığında başlıyor. Dönüş uçağı için havaalanına giderken aklımda kalan çok güzel kareler vardı. Uçağa bindik ve tüm ekibin ‘iyi yolculuklar’ dileğiyle havalandık. Ancak birkaç saat sonra uçaktan garip sesler gelmeye başladı. Sanki uçağın altını yere vuruyormuşuz gibi bir gürültü. Öğrendim ki gürültü, uçağın kargo kısmından geliyormuş. Uçakta bizimle birlikte yolculuk yapan 4 minik (!) gergedandan biri uyanmış. Tamamı 6 ton civarındaki bu gergedanlardan birinin boynuzunu kafese vurması sonucu çıkıyormuş bu gürültü. 9 saatten uzun süren yolculuğumuz minik gergedanın canı sıkıldıkça tepinmesi sonucu benim için oldukça eğlenceli, durumu bilmeyen yolcular içinse çok tedirgin geçti.