Japon icadı IKIGAI

17:08:00 | 2018-01-29
Hatice Kocaman
Hatice Kocaman      hatice@kocaelilife.com

“Everyone has an ikigai” derler, yani herkesin bir varoluş nedeni (ikigai’si) vardır. Sabah uyanmak için bir sebep olarak ifade ediliyormuş. Eksikliği depresyon sebebi, kendimden biliyorum. Bu Japon konsepti 4 elemente dayanıyor: Sevdiğin, iyi olduğun, insanlığa hizmet eden ve para kazandığın bir şeyi yaparsan ikigai denilen varoluş nedenine ulaşırsın. Bir nevi mutlu olma veya halinden memnun olma hali. Fakat bu 3 öğeden biri varken, 4.’sü eksik olursa, duygusal hata durumları ortaya çıkar. Şöyle ki: Sevmediğin şeyi yaparsan, rahatsın ama boşluktayım hissi. İnsanlığa hizmet etmediğin durum, tatmin var ama işe yaramazlık hissi. Para almadığın şeyi yaparsan, haz ve doygunluk var ama parasal rahatlık yok. İyi olmadığın şeyi yaparsan; heyecan ve hoşnutluk var ama belirsizlik hissi. Ama ayrıca da diyor ki 2 elementin birlikte olduğu yerlerde de ek durumlar vardır. Şöyle ki: Sevdiğin ve iyi olduğun durum; tutku. İyi olduğun ve parasal kazanç sağladığın durum; uzmanlık. Para kazandığın ve insanlığa hizmet ettiğin durum; kutsal görev. İnsanlığa hizmet ettiğin ve sevdiğin durum; misyon, görev.

★ ★ ★


Şemasıyla da anlatalım. Aynı ismi taşıyan kitap sayesinde haberdar olduğum kavram. Bu kavram insan için elbette ki çok elzemdir. İnsanın hayattaki rolünü ve duruşunu belirler. Bu açıdan dahi bakıldığında, kavramın hayatlarımızdaki önemli etkisini anlayabiliriz. Ancak aynı ismi taşıyan kitap için bu kadar güzel şeyler söyleyemeyeceğim. Kitap gayet güzel başlıyor, önce onu söylemem lazım, insanı okumak için heveslendiriyor.

Ancak kitap sanki gerçek kitabın bir demosu, bir fragmanı gibi yazılmış. Kitabı okurken aklıma gelen sorular, kitap boyunca yanıtsız kalıyor. Sırf ‘ikigai’yi bulmak’ bölümü bile başlı başına bir kitap olacakken, içeriği herkesin okuyabileceği, popüler bir kitap olma hevesinden dolayı kırpılmış, yumuşatılmış. İçeriği kırpılmış ve yumuşatılmış bölümler arka arkaya geldikçe, kitabı okuma hevesiniz kayboluyor, sıkılmaya başlıyorsunuz. Bir noktadan sonra kitabın sorulara cevap vermesi ile ilgili ümidiniz tamamen tükeniyor. Yine de akıldaki sorular tükenmediği için Türk kafası ile ikigai’ye geçiyorsunuz.

★ ★ ★

Bir de yaşamsal, toplumsal kuramlarımızla bakalım bu icada.

Benim ütopyam, uzaylıların bir deneği olabileceğimizdir. Bizim onları gözlemlediğimiz gibi onlar da bizi gözlemliyor olamaz mı? İşte dünyaya tesadüf eseri atıldığımız ve yapacağımız seçimlerin hayatımızı şekillendireceği gerçeğiyle yüzleştiğimiz soru. Kader denilen kavramın olmadığı gerçeğinin tokat gibi suratımıza indiği soru.. Kişi bu soruyu kendine gerçekten soruyorsa büyük bir çıkmaza girer. Geçmişte yapmak istediklerini yapmaması ve geçmişte yaptıklarını yapmaması gerektiği düşüncesi insanı karanlık bir sorgulama dönemine iter. Madem her şey insan elinde ise geçmişteki yol ayrımlarında bugüne gelmemizi sağlayan yolu değil de öteki yolu seçse idi bugünün çok farklı olabileceği gerçeğiyle yüzleşir. Zordur varoluşu sorgulamak. Geçmişle hesaplaşmak. Eşref-i mahlukat değil de basit ve tesadüf eseri bir varlık olduğun gerçeğiyle yüzleşmek. Olmak istediğin insan olabilmek yerine olduğun benlikle yetinmek.

★ ★ ★

Raskolnikov’u fahişe Sonya’nın ayaklarına kapanmaya itmiştir. Ka adlı roman karakterinin içip içip karlı Kars sokaklarında dolaşmasına sebebiyet vermiştir.

İsveçli şövalyeyi kendini kırbaçlatan radikal dincilere hayran hayran baktırmıştır.

Camus; absurdlüklerle kendini avutmuştur. Kundera çareyi basitlikte görmüştür. Sartre Marksizmle harmanlarken, Woddy Allen şaşaalı yaşamın kollarına atmıştır kendini. Necip Fazıl dine sarmıştır, Kafka ise susmuştur. Bir şekilde geçirmişlerdir günlerini. Çare bulamayanlar intihara giden yolda emin adımlarla ilerlemiştir. Yahut evren olarak tanımlanmış ve ortak kanıda sonsuz diye nitelendirilen ve boşluk olduğu düşünülen ve daha ötesini insanlığın henüz tahayyül edemediği şeye varoluş denir, ben de varoluş diyorum, üzmüyorum insanoğlunu…

Ve bir ve daha koyarak soruyorum; sınırlarını ancak betimleyebildiğiniz, ötesini hayal etmeye korktuğunuz bir kavram neden vardır? Evren bildiğimiz anlamda sonsuz boşluk ise nedendir? Hah bu noktada veriyorum ayarı. Aynı insanoğlu an itibariyle o şekilde düşünebilmiş ve öyle anlam kazandırmıştır da ondan. Kırıcı olmak gerekirse, başka çaresi yoktur da ondan.

Düşünebildiği kadarıyla “sonsuz ve sınırsız” diyerek “neden”ini açıklayamadığı bu olguya bir yan anlam, bir ilahilik kazandırmaktadır, yine aynı çaresizlikten. Aynı insanoğlu “varoluş açıklanamıyor” derken açıklanamayan bir olgudan söz ederek “açıklanamayan bir şeydir” diyerek ismini koymakta, tanımlama yapmaktadır.

Kökünde yukarıdaki paragraftan bildiğimiz aynı çaresizlik vardır. Benimki tamamen kelimelerin birbiri ardına dizilişinden ibaret. Ya da sadece “HİÇ”…




ETİKET :  

Tümü