kocaeli , 09-12-2019

İzmitli gezginlerin Uzakdoğu çıkarması

YAY-SAT Kocaeli Baş Bayi Medet Başlılar’ın da içerisinde bulunduğu; dünyanın görülmedik köşesini bırakmamaya kararlı İzmitli gezginler topluluğu, bu kez rotayı Uzakdoğu’ya çevirdi

15:39:16 | 2019-08-06

HAZIRLAYAN: MEDET BAŞLILAR

 

YAY-SAT Kocaeli Baş Bayi Medet Başlılar, eşi Gül Başlılar ve birlikte seyahat etmekten büyük keyif aldıkları dostları; Orhan Beşiroğlu, Sibel Beşiroğlu, Eylem Beşiroğlu, Ecem Beşiroğlu, Petek Özsoy, Hakan Özsoy, Arda Apaydın, Zahide Bekar ve Savaş Bekar rotayı bu kez Uzakdoğu’ya çevirdi.

Rusya’dan başlayan ve Dubai’de son bulan 18 günlük bu uzun yolculukla toplam 5 ülke ve 8 şehir gezen grup, ülkemize birbirinden ilginç anılarla döndü.

İzmitli gezginlerin Rusya, Japon, Güney Kore, Çin ve Arap kültürünü yakından tanıma imkanı bulduğu bu güzel gezide yaşananları Medet Başlılar kaleme aldı.

 

 

***

Gezmeyi seviyor ve yurt dışında ilginç ülkeler görmek istiyorsanız, ilk rotanız Uzakdoğu olmalı. Biz de uzun zamandır görmek istediğimiz bu ilginç coğrafyaya yapacağımız yolculuğu tam bir yıl önceden planlamıştık. Gezgin grubumuzla birlikte Japonya ve Güney Kore’yi gezecektik. Grubumuzun gezi lideri ve organizasyon sorumlusu Dr. Orhan Beşiroğlu, bizler için bir ön araştırma yaptı…

Japonya ve Güney Kore’ye gitmenin, diğer ülkelere nazaran daha pahalı olacağını düşünmüştük. Geziye dört aile, toplam on bir kişi katılacaktık. Türk Hava Yolları ile sadece İstanbul-Tokyo uçuş fiyatı 4 bin 500 TL idi. Gezi liderimiz araştırdı ve bu uçuşun aynı uçakla, Moskova-İstanbul aktarmalı yapılması halinde, fiyatın bin 400 TL’ye düştüğünü fark etti. Biletlerimizi bir yıl öncesinden aldık. 1 Haziran’da yola çıkıyorduk.

 

 

5 ÜLKE, 8 ŞEHİR

Gezimizin 6 gününü Japonya’ya ayırdık. 5-6-7 Haziran’da Tokyo’da, 8-9 Haziran’da Kyoto’ta ve 10 Haziran’da Osaka’da olacaktık. Kalan 4 günümüzü ise Güney Kore’de geçirecektik: 1 gün Busan ve 3 gün Seul. Ancak bu geziyi Güney Kore’de bitirmek istemedik ve programımıza iki gün Hong Kong ve bir gün de Dubai’yi ilave ettik. Böylece gezi süremiz 18 güne çıkmış oldu. Bu süre içinde 5 ülke ve 8 şehir görecek; Rusya, Japon, Güney Kore, Çin ve Arap kültürünü yakından tanıma imkanı bulacaktık. Geziye tur şirketiyle gitmediğimiz için 8 uçak yolculuğu ile 6 otel planlamasını önceden yaptık.

 

 

NAZIM HİKMET GECESİ

Ve yolcuğumuz 1 Haziran’da başladı… Orhan Beşiroğlu, eşi Sibel Hanım, kızları Eylem ve Ecem Beşiroğlu, Petek ve Hakan Özsoy çifti, Arda Apaydın, Zahide ve Savaş Bekar çifti, ben ve eşim Gül Başlılar’dan oluşan grubumuzla Japonya’ya gitmek için önce Moskova’ya uçtuk. Moskova, bildiğimiz ve daha önce gezmiş olduğumuz bir şehir olduğu için hiç yabancılık çekmedik, daha önce karış karış gezdiğimiz yerleri bir daha görmeye de gerek duymadık. Moskova ziyaretimizi; Kızıl Meydan’daki ünlü GUM Alışveriş Merkezi ile sınırlamaya karar verdik. Moskova’da olduğumuz tarihin, kabri bu şehirde bulunan büyük usta Nazım Hikmet’in 56’ncı ölüm yıldönümüne denk gelmesi, gezi programımız için belirleyici oldu. Nazım Hikmet Vakfı ve sevenleri tarafından düzenlenen anma programına katılmak için gereken organizasyon, sevgili Orhan tarafından daha Türkiye’deyken yapılmıştı.

Grup Moğollar’ın ve Edip Akbayram’ın sahne aldığı, ülkemizden Zülfü Livaneli dahil pek çok tanınmış ismin katıldığı, Nazım Hikmet portrelerinden oluşan bir de karikatür sergisinin yer aldığı program hepimiz için çok etkileyici ve unutulmaz oldu. Programın ikinci gününde ise Nazım Hikmet, mezarı başında anıldı. Türkler, Ruslar hatta diğer ülkelerden gelen turistler, Nazım’ın ve büyük aşkı Vera’nın bir çınar ağacının gölgesindeki mezarına karanfil bıraktı. Törenden sonra, Tokyo’ya uçmak üzere havaalanına doğru yola çıktık. Önce İstanbul’a, ardından da gece 02.00’de Tokyo’ya uçacaktık.

 

 

KÜLLERİNDEN DOĞAN ÜLKE

11 saatlik bir uçuşun ardından Tokyo Narita Havaalanı’ndaydık. Japonya yerel saati, Türkiye’den 6 saat ileri olduğu için gece başlayan yolculuğumuz, yine akşam saatlerinde son bulmuş oldu. Uzun uçuş ve jet-lag denen uçuş sersemliğiyle Tokyo’ya indiğimizde hala uçuyor gibiydik ama tüm bu zahmete değdiğini, sokağa çıktığımız ilk anda anladık. Burada her şey, herkes, her sistem, her obje bildiğimizden çok farklıydı.

Japonya, dünyanın en pahalı ülkelerinden biri. Para birimi Yen. Japonya’da gideceğimiz her yer için metroyu kullandık; geri kalan zamanlarda da yürüdük. Günde ortalama 20 bin adım attık.

Tokyo’nun eski adı, EDO. Nehir ağzı anlamına gelen EDO, 1.100’lü yıllarda, balıkçılık yaparak geçimini sağlayan küçük bir kasabaymış. Japonya, 1.600’lı yıllardan başlamak üzere 200 yıla yakın bir süre kapılarını dış dünyaya kapatmış. İmparator Meigi, 1868 yılında EDO’nun adını Tokyo, yani ‘dünyanın başkenti’ olarak değiştirmiş. Şehir yıllar içinde çok sayıda tarihi olaya tanıklık etmiş. Bunların en acılarından biri, 1923 yılında yaşanan büyük Tokyo depremi.

Bu depremle büyük bölümü yıkılan şehrin yeniden inşa edilmesine kısa sürede başlanmış olsa da 2’nci Dünya Savaşı ile beraber, Tokyo tekrar yıkım ve yoksulluğa mahkum edilmiş. Savaşı kaybeden ve şehirleri atom bombalarıyla yok edilen Japonlar, savaşın bitiminin ardından ülkeleri için tarihi bir hedef belirlemiş. 1950’li yıllarla beraber ekonomik büyüme sürecine giren ülke, bugünkü gücünü elde etmek için tabir-i caizse küllerinden tekrar doğmuş.

 

 

KOBE ETİ NEDEN YUMUŞAK?

Japonya, dünyanın en kalabalık merkezlerinden biri olsa da temizlik anlamında inanılmayacak bir seviyeye ulaşmış. Sokaklarda tek bir çöp kutusu görmek mümkün değil, buna rağmen yerlerde bir tane bile izmarite rastlamıyorsunuz. 24 saat yaşayan Tokyo’da, bu kadar insanın ürettiği o kadar çöp nereye gidiyor, anlamak zor. Japonya’yı tanımak için sokak lezzetlerini mutlaka tatmak lazım. Japonlar, evde yemek yemiyor. Sokaklarda her çeşit ürünü pişirerek satan binlerce tezgah var. Bunun yanı sıra aklınıza gelecek tüm yemekler, marketlerde pişmiş ve paketlenmiş olarak hazır satılıyor. Aldığınız yemeği ister evinize götürüyor, ister yine marketteki mikrodalga fırınlarda ısıtıp anında tüketebiliyorsunuz. Bu sistem bize “Türkiye’de kadın olmak ne zormuş. Ömürler yemek pişirmekle geçiyor” dedirtti.

Japonya’da, sadece Kobe’de yetişen bir hayvanın eti olan Kobe eti de dikkatimizi çekenler arasındaydı. Sadece birayla beslenerek stresten uzak yaşatıldıkları için çok yumuşak olduğu söylenen bu etin kilosu 1000 liraya satılıyor. İstanbul’a da bulunabilen bu etten yapılan hamburgerin 300 TL gibi fiyatlarla satıldığı da edindiğimiz bilgiler arasında.

Tokyo balık hali dünyanın sayılı hallerinden biri. Günde 2 bin ton balığın geldiği bu halde, dünyanın hemen hemen tüm balık çeşitlerini bir arada görmek mümkün. Japon mutfağı da ağırlıklı olarak deniz ürünlerinden oluşuyor.

 

 

HACHIKO’NUN HEYKELİ

30 milyonun üzerindeki nüfusuyla dünyanın en büyük metropollerinden biri olan Tokyo’da ilk olarak Akihabara’ya gittik. Dünyada, ‘elektroniğin başkenti’ olarak bilinen bu bölge son yıllarda geçirdiği köklü değişimle oldukça renkli bir atmosfere ulaşmış. Bölgede elektronik alışverişi için Sofmap, Laox, Yamada Denki, Akkuyu gibi zengin ürün çeşitliliğine sahip, çok katlı mağazaları gezmek mümkün.

Akihabara’dan sonra Shibuya’ya geçiyoruz. Sanırım, dünyada yaya geçidi ile ünlü olan tek yer burası. Beş yolun kesiştiği bu nokta, Tokyo’nun en hareketli merkezlerinden biri ve istisnasız her saniye kalabalık. Burada karşıdan karşıya geçmek, ciddi bir faaliyet yapıyormuşçasına bir iş ancak yine de insanlar bu karmaşanın içinde en ufak bir sorun yaşamadan karşıdan karşıya geçmeyi başarıyor.

Shibuya tren istasyonunun önünde Hachiko adlı köpeğin heykeliyle karşılaşıyoruz. Hüzünlü hikayesiyle filmlere konu olan, dünyanın en ünlü köpeği Hachiko’nun heykelinin önünde fotoğraf çekilmek için bekleyen yüzlerce insan var. 1934 yılında ölen Hachiko, kendisinden 9 yıl önce ölen sahibi, Profeör Ueno’yu tam 9 yıl boyunc her gün bu tren istasyonuna gelerek beklemiş. Japon toplumunun vefa ve sadakate verdiği önemin göstergesi, Hachiko heykeli.

Tokyo’da görülmesi gereken yerler arasında İmparatorluk Sarayı ve oldukça fazla sayıda tapınak var. Grubumuzla beraber İmparatorluk Sarayı, İmparatorluk Tapınağı (Meiji Jingu), Yoyogi Parkı ve Asakusa Tapınağı’nı görmeye gittik.

Japonların büyük çoğunluğu, Şintoizm dinine inanıyor. Budizm de oldukça yaygın ancak Şintoizm milli dinleri. Şintoizm kutsal kitaplarındaki metinlere göre bu dinin ilahları da aynı insanlar gibi doğuyor, evleniyor, banyo yapıyor, hastalanıyor, kıskanıyor, ağlıyor ve ölüyor. Japonya seyahatimiz boyunca, çok sayıda tapınağı ziyaret etme imkanı bulduk.

 

 

 

TOKYO’DA AKŞAM NAMAZI

İmparator Tapınağı (Meiji Jingu) ve Yoyogi Parkı, Tokyo’nun tarihi dokusunu koruyan nadir istasyonlardan biri olan Harajuku’da yer alıyor. Şehrin göbeğinde yer alan muhteşem park Yoyogi’de yüz bin civarında ağaç bulunuyor. Tokyo hareketli bir metropol olmasına rağmen her mahallede en az bir park var, gerçekten yeşil bir kent. Ağaçların arasında yaklaşık on dakikalık güzel bir yürüyüşün ardından ulaşılan Meiji Jingu, tipik bir Şinto mabedi. Japonlar, tapınağı hala aktif olarak ibadet için kullanıyor, o yüzden buna uygun biçimde saygılı davranmak gerekiyor.

Ağaçların arasındaki tapınak sanki şehirden kilometrelerce uzaktaymış gibi sessiz ve huzurlu. Meiji Jingu, asırlar boyunca fiilen Shogun tarafından yönetilen ülkede; sadece kukla konumunda kalan imparatorluk hanedanını yeniden fiili iktidara taşıyan ve Japonya’da samuraylığı kaldırıp batılı bir yönetime geçen Meiji’nin eşine adanmış. Hatta buranın bir anıt değil de tapınak olduğu dikkate alınırsa bu sevginin dozu biraz kaçmış gibi!

Tokyo’da çok sayıda tapınak gezdik, haliyle bu kadar tapınak bize biraz fazla geldi. Kentte bir cami olduğunu daha önceden bildiğim için görmeden dönmek istemedim. Cami, merkezden 20 durak uzaktaydı; grupça gittik, gezdik ve içinde akşam namazı kıldık.

 

 

46 RONİN’İN HİKAYESİ

Ertesi gün için ‘gezilecek yerler’ listemizde, İmparatorluk Sarayı var. Edo Kalesi’nin üzerinde yer alan bir saray, merkezde. Etrafındaki hendeklerle savunma sağlayan bu yapı, büyük duvarlarla korunuyor. 2. Dünya Savaşı sırasında büyük hasar gören saray, restore edilerek yeniden hayata döndürülmüş. İmparatorluk ailesi burada yaşamaktaymış.

Sarayın iç alanları genellikle halka açık değil. Ziyaretçiler, içeriye sadece 2 Ocak (yeni yıl kutlaması) ve 23 Aralık’ta (imparatorun doğum günü) girebiliyor. Ancak, her mevsime özgü çiçeklerin süslediği ‘Doğu Bahçesi’, ideal bir dinlenme yeri olarak herkese açık. Saraydan sonra rotamızı ‘47 Ronin’in mezarının bulunduğu tapınağa çeviriyoruz. 47 Ronin’in tamamen gerçek olan öyküsü hakikaten etkileyici… Harakiri yapmak zorunda kalan lordlarının intikamını 3 yıl sonra alan; ardından birer kahraman olarak hep birlikte ölen ve hikayeleri filmlere konu olan 47 Ronin’in mezarı, Sengakuji Tapınağı’nda hala korunuyor.

Japonya’ya kadar gitmişten, elbette Osaka ve Kyoto’yu da gezdik. Gezimizin bu bölümünde uçakla Osaka’ya ve buradan kara yolu ile Kyoto’ya geçtik. Kyoto, Japonya’ya bin 100 sene başkentlik yapmış bir şehir ve isminin anlamı da ‘başkentlerin başkenti’. Burası o kadar güzel bir kent ki 2. Dünya Savaşı sırasında, ABD ilk atom bombasını önce Kyoto’ya atmayı düşünmüş ancak bu güzel şehre kıyılamamış ve atom bombası Hiroşima ile Nagazaki şehirlerine atılmış.

 

 

MASALSI BİR YOL

Kyoto’da görülmesi gereken pek çok yer var. Biz ilk olarak Ginkakuji Tapınağı’na gidiyoruz. Tapınağın Zen bahçesi, Kyoto’nun en etkileyici noktalarından biri. Alanda Zen felsefesine göre sergilenen, EDO döneminden kalma, Fuji Yanardağı gibi tipik Japon unsurlarının temsil edildiği bir de çakıl bahçesi yer alıyor.

Ginkakuji’nin çıkışında, ‘Filozof Yolu’ olarak adlandırılan 2 kilometrelik masalsı bir yoldan yürüyerek en çarpıcı Kyoto tapınaklarından biri olan Kiyomizu Dera Budist Tapınağı’na geçtik. Sadece Kyoto’nun değil, tüm Japonya’nın en önemli tapınaklarından olan Kiyamizu Dera, Kyoto şehrini tepeden görüyor. UNESCO Kültür Mirasları Listesi’nde yer alan tapınak, gerçekten görülmeye değer bir güzellikte. Kyoto şehri, Japonya’daki tapınakların yarıdan çoğunu barındırıyor.

Tapınak gezimizden sonra Kyoto’nun en popüler gezi duraklarından biri olan ve Arashiyama bölgesinde yer alan maymun parkına ve bambu ormanlarına doğru yola çıkıyoruz. Maymunların doğal yaşantısını tüm ayrıntılarıyla görebileceğiniz bu parkın en büyük özelliği, maymunların serbest dolaştığı alanda, sizin bir kafes arkasında olmanız

Kyoto gezimizi bitirdikten sonra trenle yeniden Osaka’ya geçtik. Burada bir gece kaldıktan sonra Güney Kore’nin Busan şehrine uçacağız. Gece Osaka’da gezerken bir Türk genci ile tanıştık. Adı Kemal olan genç, üniversite okurken kendisini sorgulamış ve üniversiteden önce dünyayı gezmek gerektiğini düşünmüş. Zor olan ekonomik şartlarla ucuz bilet bulmuş, öğrenimini dondurmuş ve 40 dolarla dünya turuna çıkmış. Hostellerde kalıyor, hediyelik eşyalar satarak yol parasını çıkarmaya çalışıyor. Sattığı ürünlerin fiyatı yok. Dilediğiniz kadar para verip onun gezisine küçük bir miktarla sponsor olabilir ya da hiç vermeyebilirsiniz. Grubumuz 50 dolarla bu sponsorluğa katıldı.

 

 

EN HIZLI İNTERNET KORE’DE

Tokyo’dan Osaka’ya gelirken Haneda Havaalanı’na inmiştik. Güney Kore’ye ise Kansai Havaalanı’ndan gideceğiz. Kansai Havaalanı, deniz doldurularak yapılan bir adanın üzerinde yer alıyor. Tamamı havaalanına ayrılan adaya bir köprü bağlantısıyla ulaşılıyor.

Havaalanından sonra bir saat süren yolculukla vardığımız sahil kenti Busan, Güney Kore’nin Seul’den sonraki en büyük şehri. Busan’a gelişimizin nedeni, Kore Savaşı’na katılan Türk askerlerinin bulunduğu şehitliği ziyaret etmek.

Önce Güney Kore’nin yakın geçmişine kısaca göz atalım… Türkiye’nin de asker gönderdiği Kore, savaşın ardından oldukça perişan bir durumdaymış. Nüfusunun büyük bölümünü savaşta kaybeden ülke, yok denecek kadar az sanayiye ve kendine yetmeyecek seviyede tarıma sahipmiş. 60 yıl önce açlıkla boğuşan Güney Kore’nin gayri safi milli hasılası, bugün 1,8 trilyon dolar. Ülke ekonomisi 50 yılda, 50 kat büyümüş. Acılar içinde savaştan çıkan o ülke, şimdi dünyanın 11’inci büyük ekonomisine sahip.

Kore, dünyadaki en hızlı internet hızına sahip ülke. İnternet hızı, ikinci sırada gelen Japonya’nın internet hızından tam yüzde 40 daha yüksek. Bununla beraber, Kore intihar oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri. 2014 yılında her 100 bin kişiden 27,3’ü intihar etmiş. Yani anlayacağınız, para mutluluk getirmiyor!

Yapılan araştırmaya göre ise Güney Kore halkının yüzde 30’u kendisini Hristiyan olarak tanımlıyor. Bir zamanlar ülkenin dominant dini olan Budizm ise ancak nüfusun yüzde 23’ü tarafından takip ediliyor. Budist olanlar, genellikle yaşlılar. Bunların yanında Koreli Hristiyanlar dünyanın çeşitli yerlerine, diğer milletlerden çok daha fazla misyoner gönderiyor.

Dini olarak İsevi bir bakış açısına sahip olan cemaatler, liderlerine genelde tanrısal vasıflar veriyor ve onları mesih yerine koyuyor.

Ayrıca Koreliler kendilerini tanrı tarafından seçilmiş halk olarak görüyor, dolayısıyla milliyetçi bir bakış açıları var.

 

 

462 ŞEHİDİMİZ BURADA YATIYOR

Biraz önce de bahsettiğim gibi bizim bu ülkeye gelişimizin en büyük amacı, Kore Şehitliği’ni ve Kore Savaşı’nda şehit düşen askerlerimizin kabrini ziyaret etmek. İlk ziyaretimizi, şehitlikten önce karşımıza çıkan müzeye yapıyoruz. Kore’nin geçmişten günümüze gelişini ve savaşlarını kronolojik bir anlatımla sergileyen müzenin ardından şehitliğe geçiyoruz. 133 bin 701 metrekare alanı olan Birleşmiş Milletler Kore Anıtsal Mezarlığı, dünyada Birleşmiş Milletler tarafından kurulan tek mezarlık. Kore’ye asker gönderen, Türkiye de dahil 16 ülkeden şehitlerin mezarının bulunduğu alanda, savaşta şehit olan 724 askerimizden 462’sinin kabri var.

Kore Savaşı’nda 2 bin 147 askerimiz gazi olmuş, 175 askerimizden de bir daha haber alınamamış. Şehitlik o kadar temiz ve muntazam ki içinde bulunduğunuz alanın şehitlik mi yoksa dünyanın en güzel parkı mı olduğunu anlamıyorsunuz. Koreliler, Kore Savaşı’ndaki desteğimizden dolayı Türkleri çok seviyor. Şehitlikteki broşürler sadece 3 dilde basılmış: Korece, İngilizce ve Türkçe. Busan’da da tıpkı Osaka’daki Kemal gibi el emeği hediyelikler yapıp satarak dünyayı gezen Mert ile tanıştık. Uçak biletini aldıktan sonra cebinde kalan 40 dolarla buralara gelmiş ve 6 aydır geziyormuş.  Bir günlük Busan ziyaretinden sonra hızlı trenle, iki buçuk saatlik yolculuk yaparak Güney Kore’nin başkenti Seul’e geliyoruz. Kenti gezmeye Gyeongbokgung Sarayı’ndan başlıyoruz. Bu ihtişamlı saray, sadece kentin değil tüm ülkenin en önemli yapısı olarak biliniyor ve tamamını gezmek için 2-3 saat gerekiyor. Gyeongbokgung Sarayı’nın ardından kentin alışveriş merkezi konumundaki Myeongdong’a geçiyoruz. Myeongdong, her daim hareketli, renkli bir yer ve gerçekten de alışverişin kalbi burada atıyor.

Özellikle kozmetik ve cilt bakım malzemeleri konusunda aradığınız her şey var. Koreli kadınların beyaz tene olan tutkusu nedeniyle Güney Kore kozmetik alanında hayli gelişmiş. Her köşe başında çeşitli faydaları olan türlü türlü kozmetik ürünler satılıyor. Estetik konusunda da çılgın gibiler. Özellikle gözlerini ameliyatla büyüten birçok Koreli var. Kadınlar çift göz kapağı yaptırmaya bayılıyor, hatta duyduğumuza göre yüzde sekseni bunu yaptırmış.

Buradan 1964 yılından bu yana faaliyet gösteren ve geleneksel atmosferini koruyan Namdaemun pazarına geçiyoruz. Pazarda kıyafetten aksesuara, mutfak gereçlerinden oyuncağa kadar birçok ürünü aynı yerde bulabiliyorsunuz.

Pazardan sonra ziyaret ettiğimiz Gangnam Sokağı, 500 bini biraz geçen nüfusuyla Seul’un en kalabalık dördüncü semti. Seul’de evlerin metrekaresi 5 bin 500 dolara satılırken, Gangnam’da 10 bin dolar ödemek gerekiyor. ‘Gangnam Style’ şarkısıyla dünyada da ünlenen Gangnam’da 100 metrekare bir daire, 1 milyon dolar. Büyük şirketlerden Hyundai’nin merkezi ve Seul Borsası burada bulunuyor. Ayrıca Asya’nın en büyük moda festivallerinden biri de Gangnam’da yapılıyor.

Ülkede 1905’ten beri faaliyet gösteren Gwangjang Market, Güney Kore’de düzenli kurulan ilk pazar olma özelliğini taşıyor. Burada Kore lezzetlerini tattık. Korelilerin yemek kültürü ‘ne bulurlarsa yiyorlar’ şeklinde tanımlanabilir. Pişmiş, çiğ, hatta canlı fark etmez… Mesela, canlı ahtapot yemek son yıllarda oldukça popüler olmuş. Sebebi de hem sağlıklı olması hem de adrenalini arttırdığına inanılması. Kore gezimiz de böylece sona erdikten sonra sırada Hong Kong ve Dubai ziyaretlerimiz var ancak bu iki şehir yine uzun uzun anlatılacak, başka bir yazının konusu olabilir.  Biz grubumuzla beraber, yaptığımız Japonya ve Kore turundan çok etkilendik, ülkemize unutulmaz anılarla döndük. Eğer siz de bizim gibi Uzakdoğu kültürünü merak ediyorsanız, bu ilginç ülkeleri mutlaka görmelisiniz.




ETİKET :   uzakdoğu japonya gezi medet başlılar kültür gelenek eğlence keşif ülke

Tümü