Hocaların hocası Rana Kaplan

RANAKAPLAN Akademi’yi kurduktan sonra binlerce kişiye ve onlarca kuruma eğitim veren, çevresinde ‘hocaların hocası’ olarak anılan eğitimci ve profesyonel koç Rana Kaplan, herkesin kendi hayatının dümenine geçebileceğini söylüyor

12:59:22 | 2018-10-31

RÖPORTAJ: EYLEM SELVİ ARI-TÜLAY YANIKOĞLU YAZICI

FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı Timuçin

 

 

Rana Kaplan, ilimizin ilk profesyonel koçlarından biri.

Kızını dünyaya getirdikten sonra, iyi ve mutlu bir anne olmak için aldığı NLP eğitimi kendisine yepyeni bir yaşamın kapısını aralayınca, bu işi profesyonel olarak yapmaya ve diğer insanlara ulaştırmaya karar vermiş.

Aldığı sayısız eğitimin sonucunda kişisel gelişim uzmanı, eğitimci ve profesyonel koç olarak RANAKAPLAN Akademi’yi kuran Rana Kaplan, bugüne dek binlerce insanın hayatına dokunmuş, verdiği eğitimlerle yüzlerce koç yetiştirmiş.

‘Bir şey değişir, her şey değişir’ sloganıyla çıktığı yolda, bugün Türkiye’nin 9 ilinde ve Avrupa’nın 3 ülkesinde koçlar yetiştiriyor; verdiği koçluk eğitimleriyle insanların beyinlerindeki yanılgılarından, yargılarından ve engellerden kurtulmasına yol arkadaşlığı yapıyor.

Rana Kaplan’ın ilham veren başarı öyküsünü ilgiyle okuyacaksınız.

 

 

Rana Hanım, büyük bir kesim tarafından tanınmakla birlikte bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Doğma büyüme İzmitliyim. Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Çalışma hayatıma Gebze’de, bir bankada başladım. Aynı kurumda 13 yıl görev yaptıktan sonra ayrılarak ülkemizin önde gelen pek çok kurumunda eğitimler verdim. 2011 yılında da Rana Kaplan Koçluk Merkezi’ni kurdum. Evliyim, 14 yaşında bir kızım var.

 

Anladığım kadarıyla hiç mühendislik yapmadınız… Neden?

Hayır, yapmadım. Aslında matematiği ve mühendis bakışı çok seviyorum. Bununla birlikte insan ve ilişki-iletişim odağım daha baskın. Mezun olunca matematik öğretmenliği yapmak için üniversite son sınıfta teknik eğitim fakültesinden 1 yıl boyunca pedagojik formasyon aldım. Bizim bölümümüzden mezun olanlar sınıf öğretmeni ya da matematik öğretmeni olarak atanıyordu. Sadece mezun olduğum yıl atama yapılmadı. Ben de bir yıl boş durmamak için iş ilanlarına bakarken Gebze’deki özel bir bankada iş buldum. Burada bir yıl çalışacaktım ancak 13 yıl kaldım (gülüyor). Uzun yıllar ayrılmaya cesaret edemedim ancak üniversitede başlayan eğitimcilik hayalim bir gün bu kurumda gerçekleşti. Kurumsal hayatımın son yılları eğitimci olarak kişisel gelişim eğitimlerinin tasarlanması, verilmesi, kurum içi yönetici koçluğu projesinin oluşturulması ve uygulanmasıyla geçti.

 

İYİ BİR ANNE OLMAK İÇİN…

 

Koçluk serüveni nasıl başladı?

Benim bu yola çıkış hikayem, kızımın doğumuyla başladı. Ona iyi anne olmak için kendimi geliştirme sevdasına düştüm. Yani ilk başlarda aslında koçluğu meslek olarak yapmak gibi bir niyetim yoktu. Anne olduğumda yaşadığım yoğun duygularla, daha da önemlisi yüksek bir sorumluluk güdüsüyle ‘Bu işin üstesinden en iyi şekilde gelmek lazım’ dedim. ‘Mutlu anne, mutlu çocuk’ bakış açısıyla önce kendimi geliştirdim. Bankada çalışıyordum ve işimi sevmiyordum, dolayısıyla mutlu da değildim. Bir şeyler yapmalı, çocuğumu mutlu bir anne olarak yetiştirmeliydim. Bunun için okuma kapasitemin tepe noktasına çıktığı bu dönemde NLP eğitimleriyle tanıştım. NLP, ‘Zihin ve Dil Programlama’ eğitimidir. Bu eğitimi ilk duyduğumda ‘Nasıl yani? İnsan kendi beynini yönetebiliyor mu?’ diye sordum kendi kendime. ‘Beyin nasıl kontrol edilebiliyor ki acaba?’ diye merak ederek eğitimlere katılmaya karar verdim ve böylece tadından yenmeyen bir yolculuğa da adım atmış oldum. Bu alanda sayısız eğitim aldım ve koçlukla tanışarak bu eğitimleri de tamamladım.

 

Rana Kaplan Akademi’yi kurma kararını nasıl aldınız?

Bu eğitimler için hem büyük zamanlar hem de ciddi bütçeler ayırmak gerekti. Kredi çekip eğitimlere gittiğim dönemler oldu ve bu sıklıkla böyleydi. Bu öyle enteresan bir yolculuk ki fayda gördüğünüz bir şeyi içinizde tutamıyorsunuz. Koçluk eğitimi aldığım ilk yıllarda çevremdeki herkese her sohbette bir şeyler aktardım, uygulamalar yaptım. Bazen zorla da olsa (gülüyor). Birkaç yıl sonra çalıştığım kurum, bankacılık akademisini kurdu. İşte o zaman ilk defa aldığım eğitimleri değerlendirmek, birikimimi profesyonel boyutta da kullanmak istedim ve koçluğun faydalarını daha büyük gruplarla buluşturmak hedefim oluştu. Bir yılı aşkın süre kurum içinde, eğitimcilik eğitimi sürecim oldu. Böylece eğitmenlik kariyerim başladı. Bir müddet sonra da ‘sadece bankacılarla sınırlı kalmamalı; koçluk her meslekten, her profilden insanla buluşmalı’ diyerek, o zamanki şartlarıma göre deli cesaretiyle işten ayrıldım. Bir süre köklü bir danışmanlık firmasında eğitmenliğe devam ettikten, farklı sektörlerle buluştuktan sonra Rana Kaplan Koçluk Merkezi’ni kurdum. 7 yılı geride bıraktığımız bugün, ülkemizde 9 ilde ve Avrupa’da 4 ülkede (Belçika, Almanya, Hollanda, Kıbrıs) koçluk çalışmalarımızla ve ekiplerimizle artık bir akademiyiz. 2019’da Azerbeycan ve Amerika başta olmak üzere başka ülkelerde de eğitim noktalarımızın olmasını hedefliyoruz.

 

 

BAŞARIMIN SIRRI: ODAK

 

Rana Kaplan Akademi çatısı altında hangi hizmetler veriliyor?

Öncelikle Rana Kaplan Akademi; koçluk mesleğinin küresel liderliğini üstlenmiş bir federasyon olan ICF (International Coach Federation) onaylı bir eğitim koçluk firmasıdır. Rana Kaplan Akademi’den koçluk eğitimi alanlar ICF sertifikası almaktadır. Şirketlerde koçluk, koçluk temeli üzerine tasarlanmış her başlıkta kişisel gelişim eğitimleri, yöneticilik koçluğu, bireysel koçluk, çocuklarda koçluk, okullarda koçluk gibi hizmetler vermeye devam ediyoruz. Eğitim sonrası sürdürülebilir destek, sınırsız mentörlük ve akademi çatısı altındaki her şeyin paylaşıma açık olması başarıda fark yaratıyor. Rana Kaplan Akademi; sosyal sorumluluğa çok önem veren, paylaşma değeri yüksek olan, hizmet denildiğinde de sınırsız bir şekilde kapılarını açabilen bir yer.

 

7 yılda ciddi yol kat ettiniz. Tabii, öncesinde kurum içi eğitmenlik yılları da var. Başarınızın sırrı nedir?

Bu konuda saatlerce konuşabilirim ancak tek bir şey seçmem gerekirse bu kesinlikle “odak” olur. Yola çıktığım ilk günden beri derdim, bu işi dünyaya doğrusuyla anlatabilmek olduğu için odağımdan hiç şaşmadım. İnsanlar geniş kapsamlı yüksek bir donanım görünce ‘koçluktan başka hangi eğitimler veriliyor?’ diye soruyorlar. Benim felsefem; herkes en iyi bildiği işi yapsın oldu hep. İnsan güçlü bir enerji ve bu enerjiyi nereye yöneltirse, orası güçleniyor. Başarının temeli bu. O yüzden ‘biz şunu da yaparız, bizde bu da var’ değil. Bazı meslekler sektörel anlamda sadece stratejik olmaktan fayda göremez. Örneğin doktorluk, öğretmenlik, koçluk böyledir. Stratejiler kazanç odaklı çalışır. Oysa ki insana dokunuyorsanız kazanç odaklı değil, değer odaklı olduğunuzda başarılı olabilirsiniz. Benim bu yola para kazanma hedefiyle çıkmamış olmam bence başarıyı getiren etkenler arasında büyük bir yere sahip. Başarı için böyle, ancak büyümek için sizinle çok çok yüksek oranda aynı değerlere sahip olan ve liyakatlı bir ekip şart. Ben bu konuda ekibime de bizi bir araya getiren Allah’ıma da minnettarım.

 

BİNLERCE HAYATA DOKUNDUK

 

Koçluk yapmanın yanı sıra pek çok koç da yetiştirdiniz. Hem koçlara hocalık yapıyorsunuz hem de sınırsız mentörlük veriyorsunuz. Aslında bir nevi kendi rakiplerinizi kendi ellerinizle yetiştirmiş olmuyor musunuz?

Ben rekabete inanmıyorum. Koçluğun geçmişi daha çok yeni. Dokunulması, ulaşılması gereken çok profil, çok alan var. Benim için kişi bir kez Rana Kaplan Akademi’ye adım attıysa hayatı iyi yaşamak, hayata da iyi şeyler katmak gibi değerleri var demektir. O yüzden kapı herkese açık. Bol uygulamaları olan ve uzun bir koçluk eğitimi programı veriyoruz. Rana Kaplan Akademi’den yetişen koçlar iyi olsun ve iyi işler yapsınlar istiyoruz. ‘Önümüzdeki ay ofisimi açacağım, o yüzden hocamı bir kere daha dinleyeyim diye geldim bu gruba da’ diyen yol arkadaşlarım var benim. İşte bu cümle rekabeti yer (gülüyor).

 

Pek çok sosyal sorumluluk projesine imza attığınızı da biliyoruz…

Ülke çapında sayısız sosyal sorumluluk projesi yöneterek binlerce kişinin hayatına dokunduk. ‘Dünyada ilk’ olarak kayıtlanan çalışmalara imza attık. Türkiye’de benim şirketimin ölçeğinde olup bizim kadar sosyal proje üreten başka bir şirket yoktur herhalde. Devlet koruması altındaki çocuklar, kadınlar, çölyak hastaları ve onların aileleri, organ nakli olmuş insanlar, otistik çocukların aileleri, engelli bireyler, üniversite öğrencileri gibi onlarca profille ulusal ve uluslararası platformlarda projeler yaptık, yapmaya devam ediyoruz, edeceğiz de. Ayrıca devlet okullarında ve köylerde eğitimcilere liderlik, öğrencilere motivasyon seminerleri veriyor, kütüphane desteği sağlıyoruz.

 

Yola çıkış amacınız daha iyi, daha mutlu bir anne olabilmekle ilgiliydi. Koçluğun anneliğinize nasıl bir katkısı oldu?

Koçluk öğretileri yorumsuzluk ve yargısızlık boyutunda çok şey katıyor insana. İnsan ilişkilerinde en çok çatıştığımız noktalar ‘sandıklarımız’dır. Kendi zihnimizin içinde durumlar, olaylar ve insanlarla ilgili sürekli yorum yapıyoruz. Yani sürekli ‘sanıyoruz’. Dünyamızda 7,5 milyar insan yaşıyor ve bu, her durum için 7,5 milyar ayrı yorum demektir. Her an her durumda farklıyız yani. Bunun farkında olmayınca işin içine yargı giriyor ve çatışmalar da burada başlıyor. Ancak siz bireyi, birey olarak kabul ettiğinizde -ki insanın en temel duygularından biri kabul görmektir- direnç kırılıyor. Eğer kişiyi olduğu gibi kabul etmezseniz direnç oluşur, bu da çatışmayı getirir. Koç, her bireyi, olduğu haliyle bir bütün olarak kabul eder. İşte çocuk yetiştirmekte bu çok önemli bir adım. Bunu yaptığınızda çocuk güven duyarak yetişiyor ve kişiliği daha doğru gelişiyor. Mesela, bir ergen için duygu dengesi çok önemli. Kızım şu an 14 yaşında ve duygu dengesini o kadar güzel kurabiliyor ki minimum düzeyde ergenlik sorunu yaşıyoruz. Doğru iletişim kalıpları, doğru bakış açıları ve doğru inanç kalıpları edindiğimizde, bu tüm ilişkilerinize yansıyor. Ben de kızımla anne-kızdan ziyade arkadaş gibiyim. Karşılıklı olarak empatik bir arkadaşlık.

 

 

 

SURATSIZIN TEKİYDİM

 

Bir insanı olduğu gibi kabul etmek zor değil mi?

Önce şunu bilmemiz lazım; ‘kabul etmek’, o insanı onaylamak ya da doğru bulmak değildir. O öyledir. Biz kabul etsek de etmesek de. Aradaki fark kabul ettiğimizde çözümlere bakabilirken, etmediğimizde çatışırız. Karşımızdakini olduğu gibi kabul ettiğimizde, kendi üzerimize gereksiz yere aldığımız yüklerden de kurtulmuş oluyoruz, negatif duygu yükünden özgürleşiyoruz.

 

Aldığınız eğitimler, sizde kişisel olarak nasıl farklar yarattı?

Beni eskiden tanımayanlara ‘biliyor musunuz, ben eskiden suratsızın tekiydim’ dediğimde, ‘mümkün değil, inanmayız’ diyorlar (gülüyor). Koçluk benim için bir milat oldu. Zihin denilen makine negatif duygu üretiminde çok başarılı. Yüzde 75 civarı bir oranda negatifi görüyor ve negatifi kaydediyor. Koçlukla ilk tanıştığımda bazı şeyleri yeterince objektif değerlendiremediğimi fark ettim. Meğer benim gördüğümden başka yollar da varmış. Zihin yanılgılarından özgürleştiğinizde daha huzurlu bir hayat yaşıyorsunuz. Koçluktan sonra kaliteli bir yaşama sahip oldum. Kaliteli yaşam derken bunun bendeki ilk tanımı zihninin içinin farkında olmaktır. Sadece farkında olduğumuz şeyleri yönetebiliriz ve zihnini yönetmeye başladıkça hayatının dümeninde kendimiz oluyoruz. İçsel olarak bir şeyleri yönetemezken yönetebilir hale geldim. Eskiden ilişkilerimde çok üzülüyordum, şimdi üzülmüyorum. Hiçbir şeyi kişisel algılamıyorum çünkü. Tabii bu, şöyle demek değil; ‘Koçlar hiç sinirlenmez, hep dingindir’. Elbette sinirleniyoruz, üzülüyoruz, bunların hiç olmaması zaten başlı başına ruhsal sağlık sorunu. Ancak lider zihnin farkıyla çok daha kolay başa çıkabiliyoruz ve negatif duygudan özgürleşmek bilinçli farkındalıkla çok daha kısa sürüyor.

 

 

Başka ne gibi kazanımlarınız oldu?

Koçluk aslında bir bakış açısı, bir iletişim tarzı. Bilinçli tercih yapmakla ilgili sizin algınızı açıyor. Bilinçli tercih yapabilmem için beynimin sağ lob ve sol lob fonksiyonlarının dengeye gelmesi gerekiyor. Bir yandan kendimle bağlantıda olmalıyım, ruhsal yani manevi anlamda kendimi besliyor olmalıyım. ‘Neden buradayım, ne üretiyorum, dünyaya katkım ne?’ gibi konuların farkında olmalıyım. Diğer yandan da amaçlar, hedefler, stratejiler belirlemeli, madden de tatminkar olmalıyım. Tek kanatlı kuş uçamaz. Sağ lob-sol lob dengesi madde-mana dengesini getiriyor.

 

HER EVE BİR KOÇ

 

Bu noktadan bakılınca her insanın bir koçu olmalı galiba…

Mesleğimin ilk yıllarında ‘Her eve bir koç’ şiarıyla şakalaşıyordum çevremle. Bir insanın hayatına koçluğun dokunmuş olmasıyla dokunmamış olması arasında çok büyük fark vardır. Koçluk dokunuşuna maruz kalıp zihin yanılgılarından özgürleşmiş; kendine daha yeter hale ve daha da önemlisi kendinden memnun hale gelmiş; memnun olmadığı durumları gelişim fırsatı olarak gören, hayalleri olan, kendi potansiyellerinin farkında, ilişkilerinde kazan-kazan odaklı, büyük resmin içindeki yerini ve o resme katkısını bilen bir birey başkalarına ve dünyaya zarar verebilir mi? Peki, 7,5 milyar insanın hepsi böyle olsa dünyada savaş olur mu? Evet benim adanmışlığımın altındaki inanç bu. Her insan koçlukla bir şekilde tanışmalı. Dünyanın gidişatını göz önüne alırsak cümlemi şöyle düzenleyebilirim; Her insan koçlukla tanışmalı. Bir gün buna mecbur kalmadan (gülüyor).

 

Peki, koç her sorunun çözümünü sağlar mı?

Şu bilinmeli ki biz psikolog ya da psikiyatrist değiliz. Bu bir gelişim yolculuğu. Geliştikçe özgüven artar, kişi hem ne istediğini hem de o duruma nasıl ulaşacağını bilir hale gelir. Böylece istekli, üretken, yaratıcı, çözüm odaklı bir bakışa kavuşur. Hem de hayatın her alanında. Koç kolaylaştırıcıdır. Bireyler için de kurum ve organizasyonlar için de.

O zaman bir koç ile çalışmak için herhangi bir problemimiz olması gerekmiyor…

Bu soruya cevabım, ‘kesinlikle evet’ olacak çünkü gelişim hayat boyu sürer. Her nasıl yaşıyorsanız daha iyisini yaşayabilirsiniz ya da ilişkilerinizi, yaşamınızı, kendinizi daha iyi bir noktaya getirebilirsiniz. Yeni yetenekler, yeni bakış açıları edinebilirsiniz. Zaten bunlar olmadığında arıza vermeye başlıyoruz (gülüyor).

 

AÇILMAMIŞ ÇEKMECELER VAR

 

Son yıllarda koçluk alan kişilerin sayısı hayli arttı, bunu neye bağlıyorsunuz?

Teknolojik hız nedeniyle hızlı dönüşümlere uyum sağlamanın zorlaştığı bir çağda yaşıyoruz. Diğer taraftan yine bu sebep başta olmak üzere başka birçok sebebe de bağlı olarak çok fazla dış uyaran bombardımanı altındayız. Dolayısıyla bu dönem, hızlı bir şekilde bizi kendimizden uzaklaştırıyor, kafalar karışıyor, debelenmelerimiz artıyor.  Hayatımızın her anını çok yüksek oranda bilinçaltımız yönetiyor ancak biz bunun farkında değiliz. Bilinçaltı zaten farkında olmadığım alan demek bir bakıma. Mesela; Instagram’da gördüğümüz bir elbiseye farkında olmadan sahip olmak istiyoruz. Bu gibi uyaranlar bizi yine farkında olmadan madde boyutuna hapsedebiliyor. Ancak artık şunu iyice anladık; dışarısıyla olmuyor. Belki güzel bir eve sahip olabiliyoruz ya da bolca gezebiliyoruz, belki de istediğimizi yiyip içebiliyoruz ama bir şeyler eksik kalıyor! İnsan dışarıda bulamayınca, bakabileceği içeriden başka bir yer olmadığını bu çağda artık yeniden hatırlamaya mecbur kaldı diyelim. Kendimizden beslenmeye, değerlerimizden beslenmeye, içeriye bakmaya mecburuz artık. Orada açılmamış bir sürü çekmece var; orası potansiyeller okyanusu ve bu potansiyeli kullanmıyoruz. Sonsuz, sınırsız ve evrenin bilinen en donanımlı canlısı olarak yaratılmışken neden bilincimizin küçücük bir kısmıyla yaşayalım, değil mi?

 

Zihnin açılmamış çekmecelerini açmak biraz korkutucu değil mi? Negatif şeyler de çıkabilir.

Evet, bundan korkanlar var ve haklılar da çünkü bu, zaman zaman bir yüzleşme yaşanması da demek. Ancak işin ehli, akredite, profesyonel koçlarla çalıştığınızda yaşayacağınız yüzleşme anında negatif bir duygudan öğrenimlerle kolayca çıkabiliyorsunuz. Öyle güzel ki…

 

 

 

GELECEĞİN MESLEĞİ

 

Bugün İzmit’te koçluk ofisi olan hatta koçluk ve NLP eğitimleri veren birçok meslektaşınızı siz yetiştirdiniz. Koçluğu meslek edinmek isteyen başka kişilere neler tavsiye edersiniz?

Aslında bu röportajda da tavsiye olarak dikkate alınabilecek şeyler var. Şunu netlikle ekleyebilirim: Koçluk eğitimi koçluk mesleğini edinmek için alınmaz. O daha sonraki adımlarda oluşması muhtemel bir hedef olabilir sadece. Web sitemizdeki katılımcı görüşlerine bakıldığında, oradaki en dikkat çekici noktalardan biri ‘Rana Kaplan anlattığı bilgileri hayatına geçirmiş biri’ çerçevesindeki yorumların çokluğu. Söylediğin başka, yaşamın başka olduğunda bilinçaltı düzeyde güven işleyişi oluşmaz. Koçluk mesleği seans odasında ya da sahnede üzerinize giyip sonra çıkaracağınız bir kostüm değil. Kızgınlıkların, kırgınlıkların, kavgaların varsa ya da ne bileyim kendine istediğin yaşam standartlarını oluşturamamış, hedeflerine ulaşamamışsan o zaman yeterince koç olamamış olabilirsin. Anlattıklarımız kimliğimiz olmuş olmalı. Bunun için hücrelerine kadar inanmalı, algılamalı, derinleşebilmelisin. Bu yüzden önce kendine, zihnine, yaşamına koç olabilmeli kişi. “Eğitimi aldım, sertifikayı hak ettim, hadi açayım ofisi” yaklaşımı kısa ya da uzun vadede hayal kırıklığı getirebilir. Sürekli gelişmek, sürekli koçluk deneyimi yaratmak, değer odaklı olmak gerekli.

 

Fütüristler gelecekte koçluğun çok revaçta bir meslek olacağını söylüyorlar. Hayatlarımız daha dijitalleşeceği için insanlar gelecekte kendilerini daha çok onarmak, kendilerine dönmek, iletişimlerini güçlendirmek isteyecekler gibi görünüyor…

Ben yıllar önce yola çıktığımda koçluk, geleceğin mesleği olarak lanse ediliyordu. Şimdi günümüzün mesleği ve hala da geleceğin mesleği. Fütüristlerin 20 yıl sonrası için ortaya koyduğu mesleklere baktığımızda listede bugünün mesleklerinden sadece iki tanesi var. Biri genetik mühendisliği, diğeri koçluk. Listedeki diğer meslekleri şu an tanımıyoruz bile. 20 yıl sonrasında tamamen otomasyona geçildiğinde en önemli şeylerden biri de şu olacak; Yetenekler. Bu yeteneklerin başında da çözüm bulma yeteneği geliyor. Koçluk bunun için mükemmel bir araç. Aslında hepimiz yetenekliyiz ama yeteneklerimizi bilmiyoruz. Yeteneklerin gelişebileceğini de bilmiyoruz. Ünlü psikolog Carl Jung’un çok sevdiğim bir yaklaşımı var; ‘yetenekleriniz geliştikçe algılarınız değişir ve algılarınız değiştikçe yeni yetenekler edinirsiniz’. Bizim sloganımız da 7 yıldır ‘Bir şey değişir, her şey değişir’. Küçük adımlarla büyük yollar alabiliyorsunuz. Evet, bundan 20 yıl sonrasında koçluk bilgileri herkesin mecburen sahip olması gereken bir hale gelecek.

 

Biraz da özel zevklerinizden, hobilerinizden konuşalım…

Hayat benim hobim desem (gülüyor). Hobi dediğimiz şeyler, mecbur hissetmeden, özgür bir seçimle yapıp, yaşayıp keyif aldığımız şeyler değil mi? İşim öyle, ilişkim öyle, anneliğim öyle. “Başka nelerdir?” derseniz doğa derim; ağaca, yeşile, bir hayvana dokunmadan bir hafta nasıl geçer bilmiyorum. Bunun için yaşadığım yeri bir köyde seçtim. Bisiklet derim; normal şartlarda haftada bir iki gün burada ya da gittiğim diğer ülkelerde. Kamp derim; toprağın üstünde uyumanın bana yaşattığı hisleri kelimelere sığdıramam. Farklı kültürlere seyahat derim; hareket etmeden, merak etmeden nasıl yaşanır anlayamam. Dalış brövem var, eşimle motosiklet vazgeçilmezimiz... Eğitim almayı çok seviyorum, hala farklı bir eğitim almak için algım her an açık. İşim gereği sürekli okumak, araştırmak zaten olmazsa olmazım. Okumayı, özellikle edebi alt yapısı olan eserleri okumayı tercih ediyorum. Tango, şu an ara vermiş olsam da klasik gitar hayatımda olan diğer aktiviteler. Yüksek seviyede hayvan severim. Yaşadığım yerde sıklıkla yılan, gelincik türevi hayvanlara rastlamak mümkün. Hepsiyle barışığım desem tuhaf gelecektir ama öyle.

 

 

İLETİŞİM

Adres: Yenişehir Mahallesi, Atayurt Sokak, No:4 İzmit/Kocaeli

Telefon: 0262 311 37 87 0532 587 44 89

Web: www.ranakaplan.com

E-mail: info@ranakaplan.com

Instagram: @ranakaplankoclukmerkezi




ETİKET :   rana kaplan ranakaplan akademi koçluk merkezi koç yaşam koçu profesyonel koç yönetici koçu eğitimci kocaeli izmit

Tümü