kocaeli , 10-12-2019

Her şey ‘Cihan’ için...

Hiç ‘keşke’ demedi, umudunu yitirmedi. Yaşantısını kabusa çeviren kaşıntıya da katlandı, beyin kanaması geçirdiğinde hayata tutunmayı da başardı. Azize-Vedat Altın çiftinin verdiği tüm mücadele ‘Cihan’ içindi

12:47:12 | 2019-10-03

RÖPORTAJ: Serpil ÇOLAK

FOTOĞRAFLAR: Bilal SERİM

 

Azize Altın... Her kadın gibi anne olmak onun da hayaliydi. Hamile kaldığında büyük mutluluk yaşamıştı ancak çok büyük bir sorunla da karşı karşıya kalmıştı. Sağlıkçı olmasına rağmen, 18 yıllık meslek yaşamında görmediği bir vaka gelip onu bulmuştu, hamilelik kaşıntısı yaşantısını kabusa çevirmişti. Yemek yiyemiyor, uyuyamıyor, giyinemiyor, insanlarla konuşamıyor, ‘bulaşıcı mı acaba?’ diye düşünenlerin korkak bakışlarına muhatap oluyordu.  Tam bu zorlu süreci atlatmış, Cihan’ını kucağına almıştı ki bu kez de beyin kanaması geçirdi, 27 günlükken oğlunu bırakıp ölüm-kalım savaşına girişti. Neyse ki hayat ona ikinci şansı vermişti. Hayatta kalma savaşını kazandı, kaşıntıları hala devam etse de oğluna kavuştu. Bu röportajda bir annenin verdiği mücadeleye tanık olacaksınız. Umutsuzluğa kapılmamanın ne denli önemli olduğunu ve duanın gücünü bu satırlarda bulacaksınız. Dilerseniz sizleri Azize Altın ve Vedat Altın çiftiyle baş başa bırakalım. Başınıza gelen her türlü şanssızlığa rağmen hayallerinizden vazgeçmeyin, umudunuzu yitirmeyin!

 

 

Azize Hanım önce sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Tokat/Niksar doğumluyum, annem Adapazarlı. Aslında Yugoslav göçmeni, Arnavutuz. 6 kız kardeş arasında 4 numarayım. İlkokulu Tokat’ta okudum, sonrasında ailece İzmit’e yerleştik. Ortaokul ve lise öğrenimimi İzmit’te tamamladım. Erciyes Üniversitesi’nden dereceyle mezun oldum. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nde, Sağlık Kurumları Yönetimi bölümünde yüksek lisans yaptım. 2001 yılında profesyonel iş hayatına atıldım ve özel bir hastanede çalışmaya başladım. Burada iki yıl görev yaptıktan sonra iki yıl üniversite hastanesinde çalıştım, bir yıl da özel bir kurumda iş yeri hemşireliği yaptım. 2006 yılında özel bir hastanede çalışma hayatıma devam ettim, farklı birimlerinde görev yaptığım bu hastanenin şimdi ‘eğitim ve gelişim’ bölümünden sorumluyum. 2012 yılında Vedat ile evlendik, Cihan adında bir oğlumuz var.

 

Vedat Bey siz de kendinizden kısaca bahseder misiniz?

Adana’da doğdum, babam Bulgaristan göçmeni, annem Adanalı. 4 erkek ve bir kız olmak üzere 5 kardeşiz. Ben de 4 numarayım. İlk, orta ve lise öğrenimimi Adana’da tamamladım. İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümü mezunuyum. Üniversiteden mezun olduktan sonra yüksek lisans eğitimim için yurt dışına gittim. ‘Uluslarası İşletme’ alanında yüksek lisansımı tamamladıktan sonra belirli bir süre yurt dışında çalıştım. Türkiye’ye döndüğümde İstanbul’da özel bir şirkette çalışmaya başladım. 2001 yılında İzmit’le tanıştım, burada özel bir şirkette yaklaşık 20 yıldır çalışmaktayım. Farklı birçok birimde görev aldım, şu anda aynı şirkette üst düzey yönetici olarak görev yapmaktayım.

 

Nasıl tanıştınız?

Vedat Altın:Eşimin kardeşi bizim şirkette çalışıyordu. Şirketin düzenlediği bir etkinliğe eşim de katılmıştı, kendisini orada görmüş ve beğenmiştim. Eşimin kardeşi vasıtasıyla tanıştık, 2012 yılında da evlendik.

 

Azize Hanım anne olmak isterken adeta ölümden döndünüz. Hamilelik döneminde çok sıkıntılı günler yaşadığınızı biliyoruz. Bu süreç nasıl başladı?

Açıkçası hamileliği kafamda hep farklı bir şekilde kurgulamıştım ancak hayal ettiğim gibi olmadı. Hamilelikle birlikte yüksek tansiyon sorunu yaşamaya başladım, ardından vücudumda yoğun bir şekilde kaşıntılar başladı. İlk zamanlarda düşük dozdaydı, ilerleyen dönemde kaşıntıların şiddeti de arttı. Kaşıntı ile birlikte deride döküntüler oldu, kanlı ve iltihaplı yaralar oluştu. Kaşıntı o kadar şiddetliydi ki üç gün hiç uyumadığımı biliyorum. İnsanlarla olan iletişimimi bile etkilemişti, konuşurken karşımdaki kişiyi dinleyemiyordum. Kaşıntılar hayatımı ele geçirmişti, kendimi hiçbir şeye veremiyordum, odaklanma sorunu yaşıyordum. Kafamı dağıtabilmek için kitap okumak, müzik dinlemek istiyordum ancak nafile...

 

Doktora gitmişsinizdir mutlaka...

Birçok doktora gittik, hepsi aynı şeyi söyledi, kaşıntılar hamilelikten kaynaklanıyordu. Hamile olduğum için ilaç da kullanamıyordum. Sağ olsun eşim o süreçte beni hiç yalnız bırakmadı. Herkes hayatında belli sebeplerden dolayı mutlaka kaşınmıştır ama benim yaşadığım başka bir şeydi. Hiç durmadan, 7/24 kaşınmak korkunçtu. Tırnaklarım yetmez olmuştu, etrafta kaşıyacak materyaller arıyordum. Yeğenlerimin oyuncakları arasında küçük bir tarak buldum, o tarakla vücudumu kanatana kadar kaşıyordum. Tek düşüncem bu süreçte bebeğime bir zarar gelmemesiydi. Kaşındıkça strese giriyordum ve bebeğimin de strese girmesinden çok korkuyordum.

 

 

YOKSA ÖMÜR BOYU KAŞINACAK MIYIM?

 

Kaşıntılar hayatınızı çok etkilemiş anladığım kadarıyla...

Yemek yiyemiyordum, uyuyamıyordum, giyinmek ve dışarı çıkıp bir yere gitmek istemiyordum. Oysa ne hayallerim vardı. Çeşit çeşit hamile kıyafetleri alacaktım kendime... Bir de insanların bakışı beni çok rahatsız ediyordu. Sürekli kaşındığım için ‘Bulaşıcı mı acaba?’ endişesi taşıyor, korkulu gözlerle bana bakıyorlardı. Onlara hak vermiyor da değilim çünkü ben bir sağlıkçıyım ve o güne kadar yüzlerce kadın-doğum hastası görmüştüm ancak 18 yıldır hiç böyle bir vaka ile karşılaşmamıştım. Kaşıntılar arttıkça korkularım da artmaya başladı. Ömür boyu kaşınacağım korkusu sardı beni. Gücüm tükeniyordu. Tek dayanağım vardı; doğumla birlikte kaşıntıların da son bulacağı düşüncesi...

 

Vedat Bey bu süreci siz nasıl geçirdiniz?

Çaresizdim, elimden hiçbir şey gelmiyordu. Doktor doktor geziyorduk ancak kimse net bir şey söyleyemiyordu. Vücudun hamileliğe verdiği bir tepki olduğunu düşünüyorlardı. Tek tesellimiz doğumdan sonra kaşıntıların son bulacağına olan inancımızdı. Eşimi o halde görmek benim de psikolojimi bozmuştu. Gecenin bir yarısı kalkıyor, ‘Beni kaşıyın’ diyordu. İyi kaşıyamadığımız için bize kızıyordu. Onu o halde görmek beni üzüyordu ama elimizden hiçbir şey gelmiyordu.

 

Sonra Cihan dünyaya geldi...

Cihan, adından da anlaşılacağı üzere bizim dünyamız. Cihan, çok istediğimiz bir bebekti. Hamile kaldıktan sonra kaşıntılarla boğuşurken ‘Cihan acaba dünyaya gelebilecek mi, sağlıklı olacak mı, büyüyebilecek mi?’ soruları kafamı kurcalamaya başlamıştı. Bir de Cihan doğduktan sonra da kaşıntılar devam eder mi endişesini yaşadım ama oğlum dünyaya gözlerini açtıktan sonra her şey değişti. Onun sesini duyduğumda, kokusunu içime çektiğimde yaşadığım bütün sıkıntıları unuttum, endişelerim bir anda yok oldu.

 

Anne olmak sizin için ne ifade ediyor?

Anne olmak her an, her daim ağlamaklı olmak demek. Gece yarısı saat kurulmuş gibi kalkıp, ‘Nefes alıyor mu?’ diye kontrol etmek demek. Cihan çok uyuyan bir bebekti o yüzden emzirme konusunda sıkıntı çektik, kadehle besledik. Neyse ki yanımda bu işi bilen ailem vardı, bana çok destek oldular çünkü kaşıntılarım devam ediyordu. Bu açıdan içim rahattı. Bir yandan bebeğin bakımı bir yandan kaşıntı derken çok yoruluyordum. Cihan 27 günlük olmuştu ki ana-oğul zorunlu bir ayrılık yaşadık çünkü beyin kanaması geçirmiştim.

 

 

OĞLUM 27 GÜNLÜKTÜ BEYİN KANAMASI GEÇİRDİM

 

Öncelikle çok geçmiş olsun. Bir sağlıkçı olarak beyin kanaması geçirdiğinizi anlayabildiniz mi?

O an neler hissettiniz?

Bir gün önce eşimle alışveriş merkezindeydik, Vedat’a ‘çok başım ağrıyor’ dediğimi hatırlıyorum. Bunun üzerinde çok durmadık çünkü hamilelik döneminde yüksek tansiyon sorunu yaşadığım için genelde başım ağrıyordu. Günde bir tansiyon hapı içerken hamileliğimin son döneminde günde 8 hap almaya başlamıştım. Ertesi sabah kalktım, sağ elimi kontrol edemiyordum. Ters giden bir şeyler olduğunu anlamıştım, hemen bir doktordan randevu aldım. Vedat işe gitmişti, aradım, durumu anlattım,. O gelene kadar hazırlanayım düşüncesiyle odaya girdim, fakat yere yığılıp kalmışım. Yerde yatarken bilincim bir ara yerine geldi, zifiri karanlıktı, hiçbir şey göremiyordum ama bir takım sesler duyuyordum. Konuşmaya çalışıyordum, hatta konuştuğumu zannediyordum meğer ağzım kısmi felç olmuş, dediğim hiçbir şey anlaşılmıyormuş. Hani derler ya ‘Lohusa yalnız bırakılmaz’ diye. Çok doğru bir söz. Eğer ailem yanımda olmasaydı, eşim o dakika yetişmeseydi, ilk müdahaleyi yapmasalardı, bugün burada olamayabilirdim. Onlara çok şey borçluyum. Bir ara solunumum durmuş çünkü... Beni en yakın hastaneye götürmüşler.

 

Vedat Bey, eşinizi yerde yatarken bulmuşsunuz. Siz o an neler hissettiniz?

Azize’yi doktora götürmek üzere eve gidiyordum ki yolda telefon geldi. Zaten eve gelmiştim, kapıdaydım, hemen yukarı çıktım. Azize yerde yatıyordu, ilk müdahaleyi yaptıktan sonra en yakın hastaneye kaldırdık. Tomografi çekildi, beyin kanaması geçirdiği anlaşıldı. Kanamanın neden kaynaklandığını bilmiyorduk. Beyin anjiyosu yapılması gerekiyordu, bu yüzden Kocaeli Üniversite Hastanesi’ne gittik, Prof. Dr. Ercüment Çiftçi Bey bize çok yardımcı oldu. Yapılan tetkikler sonrası sürece normal bir hastanede devam edebileceğimiz söylendi. Tedaviye eşimin çalıştığı Kocaeli Acıbadem Hastanesi’nde devam etme kararı aldık. Bir hafta yoğun bakımda kaldı. Öncelik tabii ki kanamanın durdurulması, kanama neticesinde oluşan ödemin giderilmesi, en son aşama ise pıhtının atılmasıydı.

 

Azize Hanım, o sırada sizi uyutuyorlardı sanırım.

Bir hafta boyunca yoğun bakım ünitesinde uyutulmuşum. Pıhtıya bağlı geçirdiğim beyin kanaması sonrasında ödem  oluşmuş. Sonradan öğrendim ki; herkes şaşkın ve üzgün, bir şeyler yapabilmenin çabası içindeymiş. Sonuçta tedavim yapıldı, iyiyim ve buradayım. Yoğun bakım ve tedavi sürecinde, sağlığıma kavuşmamda önemli rol oynayan Kocaeli Acıbadem Hastanesi Başhekimi Dr. Mustafa İdiz, beyin ve sinir cerrahisi hekimi Doç. Dr. Ferda Çağavi, nörolog Dr. Sena Destan Bünül, anestezi ve yoğun bakım doktorları Prof. Dr. Okan Balcıoğlu, Dr. Nurcan Öztürk Yumuk, Dr. Asena Selbes Yılmaz ve tüm hastane çalışanlarına teşekkür ederim. Ayrıca hamilelik sürecinde ve sonrasında beni takip eden kadın doğum uzmanları Prof.Dr. Semih Özeren,  Prof. Dr. İzzet Şahin, dermatolog Dr. Arda Eminzade ve dahiliye uzmanı Dr. Soner Dileklen’e de teşekkür ederim.

 

 

ANNESİNİN KOKUSUNU DUYSUN DİYE...

 

Vedat Bey, eşiniz hastanede yoğun bakımdayken siz neler yaşadınız?

Allah kimsenin başına böyle bir şey vermesin, düşmanımın başına dahi gelmesin. Çok zor günlerdi, bu da bizim sınavımızmış diye düşünüyordum. Bir tarafta eşim ölüm kalım savaşı veriyor, diğer tarafta 27 günlük bebeğimiz. Çaresizdim, dua etmekten başka bir şey gelmiyordu elimden. 27 günlük de olsa Cihan annesine çok alışmıştı. Onun yokluğunu hissetmesin diye yanına annesinin elbiselerinden koyduk. Hiç olmazsa kokusunu hissetsin istedik. Yoğun bakımdan çıktıktan sonra neyle karşılaşacağımızı da bilmiyorduk. Felçi mi kalacak, konuşabilecek mi, endişe içindeydik. Ben sürekli hastanede bekliyordum, çok zor günlerdi gerçekten. Azize yoğun bakımda yatarken de çıktıktan sonra da ailelerimizden, arkadaşlarımızdan inanılmaz şekilde manevi destek gördük.

 

Azize Hanım, gözünüzü açtığınızda ilk cümleniz ne oldu?

Gözümü açtığımda ‘Neredeyim ben?’ diye sormuşum. Uyku ile uyanıklık arasında olduğum için bazı şeyleri tam hatırlamıyorum. İlk Vedat’ı görmek istediğimi söylemişim. Eşim gelmiş yanıma, elimi tutmuş, beni sevdiğini söylemiş. Mutluluğu gözlerimde görmüş. Annem ve kız kardeşimi gördüğümde de hayata tekrardan ‘merhaba’ dediğim için şükrettim. Cihan’ın kıyafetlerinden birini yastığımın altına koymuşlardı, onu hatırlıyorum. Hastanede bir aya yakın kaldım. Normal odaya çıkınca eşim Cihan’ı hastaneye getirdi. Cihan göğsüme yattı ve bir saat öylece kaldı. O an ‘Benim bir bebeğim var, burada olmamalıyım’ diye kendime kızdığımı hatırlıyorum. Bir an önce iyileşmeliydim ancak baş dönmelerim oluyordu ve kendimi çok yorgun hissediyordum. İlk ayağa kalktığımda yürüyememek beni çok etkilemişti. İlaçlar, tahliller, tedavi süreci derken sonunda taburcu olma vakti gelmişti.

 

Vedat Bey ya siz?

Azize gözünü açtığında dünyalar bizim oldu. Yalnız ilginç olan bir şey vardı, o kadar anesteziye rağmen uyanır uyanmaz yine kaşınmaya başlamıştı. Dermatoloji doktorunu yoğun bakımına çağırmak zorunda kaldık. Hatta zor konuşmasına rağmen bizden kaşıntı tarağını istemeyi ihmal etmedi. Hastanede bir ay geçirdik, hatta yılbaşını dahi hastanede kutladık. Azize iyileşmeye başladığı için benim için en güzel yılbaşıydı.

 

Eve döndüğünüzde normal hayatınıza da dönebildiniz mi?

Eve döndüm ancak bebeğimi kucağıma alamıyordum, besleyemiyordum, yalnız kalamıyordum. İhtiyaçlarımı tek başıma giderememek bana çok ağır geldi çünkü böyle biri değildim. Bu süreçte eşim ve ailem hep yanımdaydı, çok büyük destek oldular bana. Hatta 8 aylık bir bebeği olan kız kardeşim benim yavruma süt anneliği bile yaptı. Ancak bu kadar ilgi bir süre sonra beni rahatsız etmeye başladı. Sürekli ‘Ben iyiyim, kendi yapabilirim’ diyordum. Onların yaşadıklarını anlamam zordu. Yoğun bakımın kapısında bekleyenlerin ne hissettiklerinin farkında değildim. Sonuçta ölüm riskim vardı, yaşıyor olmam bir mucizeydi. Eşim, annem, kız kardeşlerim, arkadaşlarım çok endişelenmişti bu yüzden üzerime titriyorlardı. Ben ise bir an önce normal hayatıma dönmek istiyordum.

 

Ne kadar sürdü?

Beyin kanaması geçirdikten sonra uzunca bir süre kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak zorunda kaldım. Sabah-akşam kendime iğne yapıyordum. Ve günde 20 tane ilaç almak gerçekten çok yıpratıcıydı. Şimdi Allah’a şükrediyorum, sevdiklerimin yanındayım. Cihan’ın varlığına şükrediyorum. Aslında, Cihan’ın bu yaşananları ileride dramatik bir şekilde öğrenmesini de istemiyorum. Oğlum kendini suçlu hissetmemeli çünkü bu benim sürecimdi. Her zaman hamilelikler bu kadar zor geçmiyor. 90 gün evden çıkamadım, yatmak zorunda kaldım. Bu süreç hepimizi zorladı. Neyse ki sonuç mutluluk verici oldu.

 

 

HAYATA BAKIŞ AÇIM DEĞİŞTİ

 

Vedat Bey, bu yaşananlar sizin hayatınızda neleri değiştirdi?

Hayata bakış açımı değiştirdi, önceliklerimi tekrar gözden geçirmem gerektirdiğini öğretti bana. İnsanın ailesinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. İnsanın hayat arkadaşını ve çocuğunu başka hiçbir şeyle kıyaslayamayacağını anladım. Tabi ki herkes arkadaşındır, yakın dostundur ama hayat arkadaşlığı çok farklı, bunun ötesi yok.

 

Azize Hanım ya sizin?

İnsanların hayatlarında bazı sınavlar olduğuna inandım. Bu da bizim sınavımızmış. Başımıza hiçbir şey gelmeyecekmiş gibi yaşıyormuşuz meğer. Benim de önceliklerim değişti. Eskiden kafama taktığım, üzüldüğüm şeylere üzülmüyorum artık. Hayatta daha önemli şeyler olduğunu anladım. Eşimin, ailemin beni ne kadar çok sevdiğini anladım. Ne kadar çok sevenim varmış bunun farkına vardım. Üniversitedeki arkadaşlarım bile organize olup, benim durumumu takip etmişler. Bir sürü insan biriktirmişiz. Ben şuna inanıyorum, o insanların duası beni iyileştirdi. Durumumu öğrenen tanıdık, tanımadık o kadar çok insan benim için dua etmiş ki; onlara şükranlarımı sunuyorum.

 

Hiç umutsuzluğa kapıldığınız oldu mu?

Vedat Altın: Sürekli dua ettim. Sürecin başından sonuna kadar hep dirayetli durmaya çalıştım ve bunu başardığımı düşünüyorum. Doğru zamanlarda doğru kararlar aldım. Umutsuzluk değil de hep umut doluydum, aklıma kötü şeyler getirmemeye çalıştım. Yaşadığımız olay bana bir kez daha şunu öğretti, bu gibi durumlarda sakin kalmak, dirayetli olmak, mantıklı düşünüp doğru kararlar almak çok önemli.

 

Keşke dediğiniz bir zaman dilimi oldu mu?

Şöyle bir ‘keşke’miz oldu Vedat’la... ‘Cihan’ı keşke evliliğimizin ilk yılı yapsaydık’ dedik. Tabii ‘yaşadığım bu sürecin daha önce farkına varabilir miydik, aksiyon alabilir miydik?’ bunu da bilemezdik.

 

Şimdi Cihan’la nasıl bir ailesiniz?

Cihan 10 aylık oldu. Cihan’ın gelişimine şahit oldukça mutluluğumuz daha da artıyor, psikolojimiz düzeliyor, moralimiz yerine geliyor. Cihan ile ilgili gelecek hayalleri kuruyoruz. Cihan şimdi emekliyor, yürümesini, koşmasını, konuşmasını, okula gitmesini büyük bir heyecanla bekliyoruz. Cihan bir an önce büyüsün, evlensin, torun görelim istiyoruz.

 




ETİKET :   azize vedat çifti cihan evlat çocuk sağlık aile sevgi beraberlik acı mutluluk sadakat kocaeli azize altın vedat altın

Tümü