kocaeli , 25-08-2019

Hem masal hem gerçek; Sicilya

Tarihi, doğası ve kendine has dokusuyla masalla gerçeği buluşturan çok özel coğrafya...

11:49:04 | 2019-05-09

Hazırlayan: Elif Sarıgülle Tan

 

İlimizde geniş bir kesim tarafından tanınan Elif Sarıgülle Tan’ın sahibi olduğu Manej Sigorta; başarılı çalışmalarından dolayı, acenteliğini yaptığı Mapfre Sigorta tarafından muhteşem bir Sicilya seyahatiyle ödüllendirildi.

Tarihi, doğası ve kendine has dokusuyla masalla gerçeği buluşturan bu çok özel coğrafyayı karış karış gezme fırsatı bulan Elif Sarıgülle Tan, izlenimlerini Kocaeli Life okurlarıyla paylaştı…. 

Mapfre Sigorta, 2018 yılında Elit Club Üyesi olmaya hak kazanan acentelerini Sicilya seyahati ile ödüllendirdi. Ben de sahibi olduğum Manej Sigorta’yı temsilen bu seyahatte yerimi aldım. Bir önceki yılın ödülü, Madrid seyahatiydi. Ona da katılmış ve Aslı İbraguş’un muhteşem rehberliğinde, fazlasıyla eğlenceli diğer acente arkadaşlarım ve şirket yöneticilerimizle birlikte, dolu dolu 4-5 gün geçirmiştim. Bu yıl kazanan acentelerin listesi açıklandığında, yüzde seksen, aynı isimlerden oluşan grubumuz ve yine sevgili Aslı’nın rehberliğiyle Sicilya seyahatine çıkacak olmaktan büyük mutluluk duydum.

 

 

22 Mart Cuma sabahı Katanya’ya doğru hareket ettik. Havaalanına vardığımızda harika bir karşılamanın ardından şehri keşfetmeye başladık… İlk bakışta Ankara gibi gri gelen ada, keşfettikçe renklenmeye başladı. Akdeniz’in en büyük adası olan Sicilya, kendi başına bir ülke gibi. Biraz Kıbrıs’ı çağrıştırıyor ama çok daha düzenli. Ne İtalya’ya benziyor ne de Avrupa’ya. Kendine has bir dokusu var.

Gelelim, seyahatimizin satır başlarına… Sicilya’daki ilk günümüzü Katanya’da geçirdik. Panoramik şehir turu ile Roma Anfitiyatrosu’nun, Duomo Katedrali’nin, kiliselerin ve manastırların yanı sıra, barok mimarisinin en güzel örneklerinden olan Crociferi Caddesi, Opera binası ve Biscari Sarayı’nı görme fırsatımız oldu. İstiklal Caddesi’ni andıran sokakları, şehrin içinde tarihi koruyan dokusuyla Katanya, bizde hem masal hem gerçek bir kent izlenimi uyandırdı.

İlk yemeğimizi Me Cumpari Turiddu Restaurant’ta aldık. Michelin yıldızına sahip restoranın nefis yemekleri ve şarapları eşliğinde harika bir öğle yemeği yedik. Her şey çok güzeldi. Tavanda asılı el örgüsü dantel örtüler, babaannemin ördüğü dantel yatak örtüsünü anımsattı bana. Örtülerin beyazdan griye dönen rengini görünce, “Bu örtüleri bize verseler nasıl da çitiler, sakız gibi yaparız” diye birbirimizle eğlenip, Michelin yıldızlı restorana bir kulp takmış olduk.  Kaldığımız otel, Katanya şehir merkezinde şirin ve temiz bir yerdi.  Odalara yerleşip biraz dinlendikten sonra, akşam yemeğini almak üzere Cantanya Restoran’a hareket ettik. Şehir merkezinde olan restoranımızın tüm duvarları şaraplarla doluydu. Binlerce şişe şarabın yan yana dizildiği mekânda, pasta ve şarap eşliğinde bolca gırgır şamata yaptığımız, çok keyifli bir gece geçirdik ve yol yorgunluğunu atmak üzere otelimize geri döndük.

 

 

 

ARŞİMET’İN ŞEHRİ: SIRACUSA

İkinci gün Katanya’ya 70 kilometre uzaklığında, Antik Yunan çağında bir koloni devleti olarak kurulmuş olan Siracusa’daydık. Siracusa, ünlü matematikçi Arşimet’in şehri olarak da biliniyor. Arşimet’in hamamdan çırılçıplak fırlayarak ‘evreka!’ (buldum!) naraları attığı şehir işte burası. İlk durağımız, Kartacalılar zamanında yapılan yarım ay şeklindeki Yunan Tiyatrosu oldu. Eğer bir gün yolunuz Siracusa’ya düşerse, baş döndürücü manzaraya sahip olan bu antik tiyatronun, Siracusa’da görmeniz gereken yerlerden biri olduğunu notlarınıza alın. Büyük taşlı merdivenlerde oturarak, en büyük Yunan tiyatrolarından biri olarak kabul edilen Yunan Tiyatrosu’nda, tarihin izlerini sürmek çok keyifliydi.

Fotoğraf çekimlerimizi tamamladıktan sonra (ki bu fasıl “Sen beni çek, ben seni çekeyim, çok kötü çıkmış, çirkin çıkmış, bir daha, bir daha” derken çok uzun sürüyor) Yunan Tiyatrosu’nun çok yakınında bulunan ve kentin en ünlü mağarası olarak bilinen enteresan bir mağaraya gittik. Dionisos’un Kulağı Mağarası’nın girişi gerçekten bir kulak şeklinde. Dionisos, M.S. 5. yüzyıl ortalarında yaşamış olan ve gerçek kişiliğini gizleyen bir Hristiyan düşünürüymüş. Şarabın Tanrısı olarak da bilinen Dionisos, efsaneye göre bu mağarayı cezaevi olarak kullanmış. Akustiği çok fazla olduğundan, mahkûmların kendi aralarındaki konuşmalarını dinlermiş.  

Siracusa’nın tarihi bölgesi ise Ortigia Adası. Burada barok sitilinde Palazzo denilen görkemli saray ve kiliseleri ziyaret ederek Ortaçağ’ın masalsı atmosferini yaşama şansımız oldu. Siracusa’da öğle yemeğimizi Regina Lucia Restaurant’ta aldık. Taş bir binanın içinde, ufak tefek atıştırmalıkları, leziz ekmekleri ve şahane yemekleriyle bu restoran da yüzümüzü güldürmeyi başardı.

 

‘THE GODFATHER’IN KASABASINDA

Gezimizin üçüncü gününde hepimiz çok heyecanlıydık çünkü İyon Denizi’nin incisi olarak bilinen Taormina’ya hareket edecektik. Burada biraz kültür turu ve alışveriş yaptıktan sonra harika bir yer bizi bekliyordu. Heyecanımızın sebebi, ünlü mafya filmi The Godfather’ın önemli bazı sahnelerinin çekildiği Savaco ve Forza D’agro kasabalarını ziyaret edecek olmamızdı.

Filmin çekim yeri, ailenin isminin geldiği Carleone kasabası ile ilişkilendirilse de aslında Sicilya sahneleri bu kasabalarda çekilmiş. Bunlardan biri, meşhur düğün sahnesinin çekildiği kasaba. Diğeri ise Sicilya’nın en güzel köyü kabul ediliyor. Hatta film çekimleri esnasında işletme sahibi olan aile halâ cafe-bar olarak işletilen Bar Vitelli’nin başında. O zamanlar çekilen fotoğraflar, mekanın duvarlarını süslüyor. En sevdiğim film serisi olan The Godfather’ın çekimlerinin yapıldığı kasabayı görmekten; üstelik serinin ilk filminde, Al Pacino’nun eşini babasından isteme sahnesinin çekildiği bu kahvede olmaktan büyük keyif aldım. Mafyalardan söz açılmışken… Seyahat boyunca temkinli ve tembihli olduğumuzdan, Sicilya’da kötü bir olay yaşamadık ama Katanya, hırsızlığın en fazla yaşandığı bölge olarak biliniyor. Gasp çok fazla olduğundan, gece belli bir saatten sonra sokakta yürümemek, mümkünse gidilecek yerlere taksi ile gidip - dönmek gerekiyor. Taormina’ya geri dönersek… Sicilya’nın en güzel tatil beldesi sayılan Taormina, Yunan kent soylularının Siracusa’dan geldikleri antik dönemden bu yana ilgi çeken bir yer olmuş. Uçurumun kenarında yer aldığı için ayaklar altına serilen Akdeniz manzarası bir harika. 

 

 

ETNA’NIN ETEKLERİNDE

Bu şirin kasabada Sicilya’nın romantik yüzüyle karşılaşıyorsunuz. Çiçeklerle süslenmiş tipik İtalyan evleri, restoranları, daracık sokaklarıyla içinizin kıpır kıpır olmasını sağlıyor adeta. Bugün, seyahatimizin en yıldızlı günü oldu benim için. Evet sanat, tarih güzel ama ben yurt dışına çıktığım zaman müze gezmek kadar bir kafede oturup etrafı seyretmekten de zevk alıyorum. Bugün öyle bir gün oldu ve çok keyifli geçti.

Sicilya gezimizin dördüncü gününde garip bir tedirginlik içindeydik. Rotamız Avrupa’nın en yüksek ve aktif yanardağı olan Etna Yanardağı’ydı. Yol boyunca lav akıntılarının yarattığı siyah kalıntıları seyrettik. Alüvyonlu toprak olduğu için bereket fışkıran, her yeri şahane portakal ağaçlarıyla dolu manzarayı izleyerek tepeye çıkmıştık. Yanardağın sönmüş eteklerinden birinde durarak, buradan lav toplama imkânımız oldu. Dileyenlerin ana krateri görmek için 3 bin metre seviyesine çıkma imkânı vardı ama biz pek cesaret edemedik.

 

 

SİCİLYA’DA ALIŞVERİŞ

Sicilya, alışveriş yapmak için oldukça pahalıydı. Euronun da yüksekliğini düşünürsek elimiz magnet, birkaç hediyelik, belki şarap ve peynir dışında pek bir şeye uzanmadı. Yerel rehberimiz Christina, Katanya’nın içinde bulunan bir pazardan bahsedince, bir şeyler buluruz umuduyla yola koyulduk. Kuzey Afrika kökenli göçmenlerin ağırlıkta olduğu işporta pazarını bizim perşembe pazarımızla bile kıyaslayamazsınız. O kadar kötüydü!  Türkiye’de her şeyin en iyisinin bulunduğunu bir kez daha test etmiş olduk. Aslı, ilk günden beri alışverişi son güne bırakmamızı, bizi çok büyük bir alışveriş köyüne götüreceğini söylediğinden, eurolarımızı biraz da o köye sakladık.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra Sicilya Outlet Village’i ziyaret ettik. En ünlü İtalyan markalarının outlet mağazalarının bulunduğu yer, Via Port gibi büyük bir alana kurulmuş. Mağazalar hayal ettiğimiz kadar ucuz değildi. Aslı, bunun da bilgisini vermişti bize… Burada birkaç saat vakit geçirdik. Biraz kişisel alıveriş, hediyelikler derken, havaalanına gitmek üzere otobüsümüzün önünde buluştuk. Mapfre ekibi olarak bu harika ödülün keyfini doya doya çıkartmıştık, uçağımız dönüş için bizi bekliyordu. Gerçek dünyamıza doğru yola çıktık. Önümüzde, çok çalışmamız gereken, yüksek hedefli bir yıl vardı zira!

 

SİCİLYA’DA NE YENİR?

Ada, Akdeniz’in en lezzetli deniz mahsullerini yiyebileceğiniz, en güzel şaraplarını tadabileceğiniz yerlerin başında geliyor. Volkanik toprakların bereketiyle yetişen meyvelerin hepsi Sicilya şaraplarında harmanlanmış gibi...  Kültürel farklılığı ve zenginliğiyle tamamen kendine özgü olan Sicilya; Etna’nın, lezzetin ve korumaya alınan kasabaların adası adeta. Sebze ve meyveler Akdeniz ikliminin ve lavlı toprağın etkisi ile bol ve çok lezzetli. Portakallarının içi neredeyse kan kırmızısı renginde ve nefis.  Sicilya mutfağından da biraz bahsetmek isterim… İtalyan mutfağının vazgeçilmezi pizza ve pasta, Sicilya’da da olmazsa olmazların başında geliyor. Et olarak ağırlıkla oğlak ve kuzu eti tercih ediliyor; balık ise çok bol ve ucuz. Sardalya, Sicilya mutfağında önemli bir yer tutuyor ve neredeyse her yemekte kullanılıyor. Ayrıca mürekkep balığı ve kılıç balığı adanın önemli balıklarından. Bol sosla pişiriliyor ya da kızartması yapılıyor.  Yemeklerde Arap mutfağının etkisini görmek de mümkün. Bol baharat kullanımı bunu gözler önüne seriyor. Genel olarak yeme-içmeyle ilgili olarak şunu söylemem gerek: Dışarıdan sıradan görünen restoranların içine girdiğinizde, birbirinden değişik mimarileriyle hepsi göz dolduruyor. Birbirine yakın yiyeceklerle karşılaşmamıza rağmen (pasta ve pizza) hepsinin sunumları ve tatları o kadar farklı ve hepsi o kadar leziz ki bu bölgeyi, en az üç kilo almayı göze alarak seçmenizi öneririm.

 

 

ETİKET :   Sicilya