Hayatını çocuklara adadı

Oğlunu kaybettikten sonra hayata küsmedi, çok sevdiği sahnelere veda edip, kendisini kanserli çocuklara adadı

17:45:33 | 2018-01-10

RÖPORTAJ: Serpil ÇOLAK • FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı TİMUÇİN

 

Görür görmez sevdalandığı, büyük bir aşkla bağlandığı oğlu Çınar’ı 5.5 yaşında kanserden kaybetti. Yaşadığı büyük acıya rağmen hayata küsmedi, aksine kanserle savaşan çocukları ayağa kaldırabilmek için varını yoğunu ortaya koydu. Mesleğini bıraktı, hayatını kanserli çocuklara adadı.

Yaklaşık 3 yılını hastanede geçirmiş, kanserli çocukların neye ihtiyacı olduğunu iyi bilen bir anne olarak onlar için kampanyalar düzenledi, Çınar’ı bir melek olsa da desteğini diğer çocuklardan hiç esirgemedi.

Bunlarla yetinmedi, Kanser Çocuğumdan Uzak Dur (KAÇOD) Derneği’ni kurarak, daha fazla kişiye yardım eli uzatmaya çalıştı. Şimdi ise derneği vakfa dönüştürmeye hazırlanıyor çünkü kanserli çocuklar için bir onkoloji hastanesi kurmak istiyor. Tedavi gören çocukların tek kişilik odalarda kalabileceği, ameliyat için başka binalara taşınmayacağı, iyi beslenip, düzgün giydirileceği bir hastane için kolları sıvamış durumda. “Bu gemiden mutlu ineceğime inanıyorum” diyen Burcu Özkan’ın yürek burkan hikayesiyle sizleri baş başa bırakıyoruz. Çocuklar için bir şeyler yapmak istiyorsanız, işte size fırsat.

 

Burcu Özkan kimdir?

44 yaşında, iki çocuk annesi, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu, şarkı söyleyen, doğma büyüme Üsküdarlı bir kadınım ben. 24 yaşında bir kızım var, 5 buçuk yaşında bir oğlum vardı ama o şimdi bizden biraz uzakta. İkinci eşimle Sapanca’da tanıştım, evlenip, buraya yerleştim.

Sapanca’ya gezmeye mi gelmiştiniz?

Özel bir gecede müzik yapmak, sahneye çıkmak için gelmiştim. Bir günlüğüne geldim, 12 senedir buradayım.

Eşinizle tanışma hikayenizi merak ettim.

Bir arkadaşım aradı, ‘Müzisyen arkadaşımız gelmedi, program yarıda kalmasın, gel bizi kurtar’ dedi. Aslında anneannem çok rahatsızdı, onu bırakmak istemiyordum ama arkadaşımı kıramadım, geldim. Hakkı Bey, o akşam sahne aldığım işletmenin müdürüydü. İlk eşimden kızım çok küçükken ayrılmıştım. Hakkı Bey ile tanıştıktan sonra hiç ummadığım bir fotoğrafın içinde buldum kendimi. Birbirimizi severek evlendik.

 

Burcu Hanım, Çınar’ın 1. yaş gününü böyle kutlamıştı.

 

 

SAHNEDE 23 YILBAŞI

 

Sanat yaşamınız nasıl başlamıştı?

 

İlkokuldan sonra konservatuvara gittim. Flüt-piyano ve klasik batı müziği üzerine eğitim aldım ama şarkı söylemek daha ağır bastı, sahnenin önünde olmayı daha çok sevdim. Müzisyen tarafım en onur duyduğum tarafımdır. Müzik benim ilk çocuğum diyebilirim. Çocuklarım olana kadar gözümün pırıltısıydı ama son yıllarda anne olmayı daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.

 

Öğrendiğim kadarıyla sanatçı bir aileden geliyorsunuz.

 

Rahmetli babam Yeşilçam emeklisidir. Annem el sanatları konusunda çok iyidir. Kardeşim müzisyen, o da trompet sanatçısı. Kızım edebiyat okuyor. Dayı, kuzenler müzisyen. Sinema camiasından çok kişi var ailemizde.

 

Çınar’ın 1. yaş gününde ablası Gül Damla da yanındaydı.

 

 

Kaç yıldır şarkı söylüyorsunuz?

 

16 yaşımdan beri şarkı söylüyorum. Genelde 5 yıldızlı otellerde, özel geceler ve balolarda sahne aldım. Bir kızım olduğu için seçici davrandım. Beni seçenleri de ben seçtim zaten. Gerçi işinizi iyi yaptığınız sürece iyi yerlerde sahne alıyorsunuz. 23 yılbaşı geçirdim sahnede.

 

O AN AŞIK OLDUM

Evlendikten sonra sahneleri bıraktınız mı?

Bırakmadım ancak burada çevre çok kısıtlı olduğu için sahne çalışmalarıma yine İstanbul’da devam ettim. Bir dönem Balıkesir Güzel Sanatlar Lisesinde öğretmenlik yaptım. Orada da özel gecelerde sahne alıyordum. Evlendikten bir buçuk- iki yıl sonra Çınar yola çıktı. Hayatımın dönüm noktasıdır o an. Çınar’ı karnımda hissetmemle birlikte hayata bakış açım değişti.

Oğlunuz Çınar doğduğunda sağlıklı bir bebek miydi?

Çınar, 25 gün erken geldi dünyaya, buna rağmen çok sağlıklıydı. Çınar’ı ilk gördüğüm anı unutamam. Annem ve eşim yanımdaydı, oğlumu emzirmek için getirdiler. Hayatımda görebileceğim en muhteşem fotoğraftı. Annem göğsümü tutuyordu, eşim Çınar’ı, ben de emzirmeye çalışıyordum. Evlat ayırt edilmez ama ben o an oğluma sevdalandım, aşık oldum. Çok tuhaf bir içgüdü, karnımda olduğunu öğrendiğim andan itibaren hep onu kaybetmekten korktum. Hamile olduğumu öğrendiğimde anneannem yine hastanedeydi, ben de başındaydım. Oradan oraya koştururken Çınar’la konuşuyordum, ‘Sıkı tutun anneciğim’ diyordum. Onu kaybetmekten çok korktum. Çınar, 2.5 yaşına kadar çok sağlıklıydı, her şey normaldi.

 

Burcu Hanım, tedavi süresince oğlu Çınar’ı sık sık çok sevdiği denizle buluşturdu.

 

Bir anormallik olduğunu ne zaman anladınız?

Bir gün karnındaki kabarıklık elime geldi. Hastalık hastası değilimdir ama bir şeyler beni dürttü. Çınar’ı hemen hastaneye götürdük, iki buçuk gün sonra ‘gazı var’ diye taburcu edildik.

Rahatsızlığını anlamadılar mı?

Evet anlamadılar. Biz de anne-baba olarak sevindik, hatta çok da güldük. Bizi korkutan şey ‘gazmış’ dedik. Hastaneden çıktığımız gün Çınar’ı okula götürdüm. Amcası almaya gitmişti, öğretmeni ‘Çınar’ın karnı ağrıyor’ demiş. Bu kez çocuklarla daha ilgili bir hastaneye götürmeye karar verdik, İzmit Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’ne gittik. Orada da ‘dalağı şişmiş’ dediler. Bizi Umuttepe’ye sevk edebileceklerini de söylediler. Ben de buraları hiç bilmediğim için “Zeynep Kamil’e gidelim” dedim. Ben iki doğumumu da orada yapmıştım. Ben de orada doğmuştum, hatta annem bile orada doğmuştu. Ancak eşim “Önce Umuttepe’ye gidelim, gerekirse Zeynep Kamil’e de gideriz” dedi.

 

Burcu Özkan, 3 yıla yakın bir süre oğlu Çınar ile birlikte hastanede kaldı.

 

Umuttepe’ye hastaneye gittiğinizde neyle karşılaştınız?

Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne, acil servise gittiğimizde bizi doktor Mine Esin Savaş Hanım karşıladı. Çınar’ı muayene ettikten sonra eşimi de çağırdı, “Galiba haberler iyi değil” dedi. 29 Ağustos’u 30 Ağustos’a bağlayan gece aldık haberi. Eşim de ben de şok olduk, şaşkınlıktan ne yapacağımızı bilemedik. Mine Hanım “Acil MR’a alıyoruz ve sizi onkolojiye yatıracağız” dedi. Ben de “Çınar orada korkar” dedim. Başka serviste yer olmadığı için oraya yatıyoruz sanıyordum. İnanın kanser olabileceği aklıma gelmemişti.

MR sonuçları nasıldı?

Aort damarının etrafında 9-10 santim büyüklüğünde bir tümör buldular. Nöroblastom (sempatik sinir sistemine bağlı kötü huylu böbrek üstü bezi tümörü). Bir çeşit kanser.

 

Burcu Hanım, oğlunu kaybetse de sık sık hastaneye giderek kanserli çocuklara destek olmaya çalışıyor.

 

 

Bunları duyduğunuzda ne hissetiniz?

 

Bilmiyorum. Bir anda toparlanmak zorunda olduğumu hissettim. Hastanede yattığımızın 2. ya da 3. günüydü, bir de baktım bizimkiler kapıda toplanmış ağlıyor. ‘Yüzde 20 yaşama şansı var’ diye gözyaşı döküyorlar. Çıktım kapıya, “Hiçbirinizin ağladığını görmek istemiyorum. Kimse bana negatif bir şey getirmesin. Benim biraz enerjim var o da oğluma lazım” dedim. Galiba ben ağlamadım.

 

Tedavi süreci başladı…

 

Çınar kemoterapi almaya başladı, arkasından radyoterapi geldi. İlk tanı konulduktan sonra 35 gün hastanede yattık. Ve Çınar sustu. Bu süre içinde hiç konuşmadı, televizyon dahi seyretmedi, sadece “Anne, eve gidelim” dedi.

 

35 günün sonunda eve çıktınız ama tedavi süreci devam etti.

 

Kemoterapi, radyoterapi devam etti, sonrasında ameliyat oldu. Çınar, 4 büyük ameliyat geçirdi. İlk ameliyattan sonra kemoterapi ve radyoterapi bittiğinde hastalığı atlattığımızı düşündük. Bahçede şükür yemeği düzenledik. Hortumu bile çıkardık. Tedavi bittikten 6 ay sonra her şey temizse, hastanede maske atar çocuklar. Onu da yaptık. 8-10 ay her şey çok güzeldi. İkinci kontrole gittiğimizde tümörün yeniden büyüdüğünü gördük.

 

Burcu Özkan, iyileşen çocukları kahvaltıda ağırladı.

 

Yani bu ikinci ameliyat demek?

İkinci ameliyat, ikinci kemoterapi demek. Tam kontrollerde ne çıkacak diye beklerken üçüncü nüksü yaşadık. Yine başa döndük, bu kez değişik ilaçlar kullanmaya başladık. O ilaçlardan da bir sonuç alamadık, hocamız bizi Ankara’ya gönderdi. Orası son şansımızdı. Bu arada her yolu denedik. Jamaika’daki bir tapınaktan su bile getirttim oğluma. Benim gibi bilinçli bir kadın bunu yapıyor. Çaresizlik insana neler yaptırmıyor ki…

Bu süreç ne kadar sürdü?

Neredeyse üç yıla yakın. Ayda en fazla 3-4 gün evdeydik, kalan zamanlarımızı hastanede geçirdik. Hem de tecrit bir şekilde.

Çınar’ın 3 senesi yatakta mı geçti?

Aslında yatakta değildi. O ilk zamanlardaki küskünlüğünü attı, çok hareketli bir çocuktu. Başının kel olması dışında Çınar’ın hasta olduğunu anlayamazdınız. O kadar neşeli bir çocuktu ki. Biz hiç ajite eden bir aile olmadık. ‘Bizim çocuğumuz hasta’ demedik ne kendisine, ne de bir başkasına. Hep atlatacağını düşündük. Saçının olmamasını ekstrem bir durum olarak görmesin diye kafasını örtmedim bile. Onun saçlarını ilk kazıttığımda kendi saçlarımı da kazıtmıştım. İkincisinde hocamız bana ‘kestirme’ dedi. İyileştiğinde saçlarının tekrar çıkabileceğini bilsin. Normal, rutin bir şeymiş gibi davranmamı istedi. Ben de öyle yaptım.

Bu süreç içinde aileniz de size destek oldu tabii ki.

Herkes yanımdaydı, benim ailem, eşimin ailesi hep destek oldu. Kızım hafta sonları Eskişehir’den gelirdi, hastanede bizimle birlikte kalırdı. Ama iki buçuk yıl kapının önünde tek bir kadın vardı. Benim annem, yol arkadaşım.

 

Dernek yöneticileri her ay hastaneye erzak yardımında bulunuyor.

 

 

PİJAMAYLA BAŞLADIK

 

Çınar’ı kaybettikten sonra kanserli çocuklara yardımcı olabilmek amacıyla bir dernek kurdunuz. Biraz da bu süreçten bahsedebilir misiniz?

 

Aslında pijamayla başladık.

 

Nasıl yani?

 

Çınar ikinci nüksten sonra ilik nakli de oldu. İlik naklinde bütün her şeyinizin sterilize olması gerekiyor. Her gün iki kez yıkanıyorsunuz ve her banyodan sonra temiz pijamalar giyiyorsunuz. Bizim çocuklarımızın aort damarına takılı portları var. Nakil işlemleri bu porttan yapılıyor. Bu yüzden önü çıtçıtlı pijamalar gerekiyor. Biz 21 gün kaldık, bu da 40 pijama demekti. Bu pijamaları her yerde aradık, bulamadık. Ne interneti kaldı, ne pazarı. Biz çok uğraştık o pijamaları bulabilmek için. Çınar’ı kaybettikten sonra annem “O çocuklara pijama alalım, kampanya başlatalım” dedi. Ve böylece pijama kampanyasını başlattı, ben devam ettim. Bu kampanya büyüyerek devam ederken çocuk bezine döndük.

 

Çevrenizden destek istediniz herhalde?

 

Nazımızın geçtiği insanlardan yardım istedik. Yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için mümkün mertebe nakit para almadık kimseden. İhtiyacımız olan malzemeleri toplayıp hastanedeki çocuklara götürdük. Bu işleri daha rahat yapabilmek, şeffaf olmak ve hesap verebilmek adına dernek kurma kararı aldık.

 

Ve derneği kurdunuz…

 

Evet. Resmi olalım, insanlar bize güvensinler istedik. Oğlumun doktorlarından biri bana dedi ki; “Burcu, böyle birini bulmak çok zor. Hem çocuğunu bu hastalıktan kaybetmiş hem de buradaki anne ve çocukların yaşadığı sıkıntıyı bilen birisin. Onların eli kolu olabilirsin.” Bu konuşma beni daha da tetikledi. Çünkü orada yaşanan sıkıntıları biliyordum. Bana “Çocuklara oyuncak götürelim mi?” diye gelen insanlara “Hayır. Bizim çocuklarımızın oyuncaktan önce beslenmeye ihtiyacı var. Ananas suyu içemeye, yeşil mercimek yemeye ihtiyacı var” diyordum. Biz biraz daha büyüdüğümüz zaman çocuklarımızı daha iyi beslemek ve daha iyi giydirmek için uğraşacağız.

 

KAÇOD, Symbol’de bir stant açarak kanserli çocuklara destek aradı.

 

 

VAKIF OLUYORUZ

 

Ne zaman resmiyet kazandı?

 

Geçtiğimiz yıl 18 Ağustos’ta derneğimizin resmi onayını aldık. Şimdi vakıf olma yolunda ilerliyoruz.

 

Neden vakıf olmaya ihtiyaç duydunuz?

 

Bölgemizde bir çocuk onkoloji hastanesi açmak istiyorum.

 

Bilmediğim için soruyorum, Türkiye’de böyle bir hastane var mı?

 

Yok. Hastanelerin bünyesinde çocuk onkoloji bölümleri var ancak ihtiyaca cevap veremiyor. Bizim hedefimiz sadece çocukların tedavi göreceği onkoloji hastanesi yapmak. Bunu başarabilirsek, hasta bir çocuk görüntüleme için binanın en alt katına indirilmeyecek, ameliyat için başka bir hastaneye götürülmeyecek. Biz doktorun değil, doktor bizim yanımıza gelecek. Çocuk hastaneye girdiği andan itibaren kan tahlilinden tutun da MR’a, kemoterapiden radyoterapiye, hatta ameliyata kadar bütün ihtiyaçları tek çatı altında karşılanacak. İşte bunun için vakıf olmamız gerekiyor.

Bunun yurt dışında örnekleri var mı?

Var. Çocuk onkoloji hastanelerini araştırırken 9 örnek buldum. Farklı ülkelerde, farklı işleyişleri olan. Benim gibi çocuğunu kaybetmiş bir kadının başında olduğu dernek tarafından kurulmuş bir hastane var. Bizim de hedefimiz böyle bir hastane. KOÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Onkoloji Servisi çocuklar için büyük şans. Çocuklarımızın en büyük şansları da çocuk onkolojisi bilim dalı başkanı Prof. Dr. Funda Çorapçıoğlu, çocuk hematolojisi Prof. Dr. Nazan Sarper, çocuk cerrahisi Prof. Dr. Gülşen Yıldız. Ancak bu servisin kalkınmaya ihtiyacı var. 20 odada 270 çocuk kalıyor. Bu çocukların ayrı ayrı odalarda yatmaya ihtiyacı var.

Sizin derneği Sakarya’da değil de Kocaeli’de kurmanızın nedeni nedir?

Kocaeli’yi çok seviyorum ve kendimi bu kente borçlu hissediyorum. Ben burada oğlumu kaybetmiş olabilirim ancak biliyorum ki herkes elinden geleni yaptı. Vakfı da Kocaeli’de kuracağız. Evet, Sapanca’da oturuyorum. Derneği neden Sapanca’da değil de Kocaeli’de kurdum diye tepki de aldım. Burada destek buldum ve burada devam edeceğim.

Dernek merkeziniz nerede, insanlar size nasıl ulaşabilir, nasıl destek olabilir?

Dernek merkezimiz İzmit’te, Cumhuriyet Parkı’nın hemen karşısında. Bize destek olmak isteyenler nakdi bağışta bulunabilir, ayni yardım yapabilir. Islak mendil, havlu kağıt, tuvalet kâğıdı, bebek bezi, yatak bezi, maske, bunlar en büyük ihtiyaçlarımız. Biz daha dernekleşmeden bir firma sponsor oldu, onlara minnettarım, çocuklarımızı iki yıldır onlar giydiriyor. Sadece Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’nin değil, Sakarya Üniversitesi çocuk onkoloji servisinin de çok yardıma ihtiyacı var. Benim oğlum melek olmuş olabilir ama onu gidişiyle birlikte çok sayıda çocuğum oldu. Dedim ya mesleğimden daha çok anne olmayı sevdim.

 

BU GEMİDEN MUTLU İNECEĞİM

Gelip, gönüllü çalışmak isteyenler de olabilir.

Kapımız herkese açık. Üye aidatlarımız çok cüzi. Gelip, çocuklarımız için ne yaptığımızı görebilirler, toplantılarımıza katılabilirler. Her şeyimiz şeffaf. Biz genel kurulumuzu bile halka açık yaptık. Aldığımız kararları herkes görebilsin istedik. Daha çok yeniyiz, güven kazanmaya ihtiyacımız var. Doğru çizginin üzerinde yürümeye çalışıyoruz. Niyetimiz hayır, akıbetimiz de hayır olacak ama kimse demesin ki “Benim vereceğim 1 liradan ya da derneğe gitmemden ne hayır olacak”. Bir annenin elinden tutmak bile önemli. Belki bir anne, diğer annelerin ‘ben buradayım’ demesini bekliyor. Manevi desteğe de çok ihtiyaç var.

İnşallah aradığınız desteği bulursunuz.

İnşallah. Ben umutluyum. Bu gemiden mutlu ineceğim.

Sizlere kolaylıklar diliyorum, umarım her şey gönlünüzce olur.

Allah sağlık versin eşime de bana da. Bunu söylemeden edemeyeceğim, şimdiye kadar bütün giderlerimizi eşim karşıladı. Yeni yeni faturalarımızı ödemeye başladık. Yeni yeni bağış almaya başladık. Ben iyi niyetin geri döneceğini zannetmiyorum. Biz de iyi niyetimizi koruyacağız. Mesleğimi bıraktım, yeri geliyor eşimi, evimi ihmal ediyorum, kimseyi gözüm görmüyor. Bu çocuklardan birinin ayağa kalkmasını sağlayabilirsek ne mutlu bize.

 

İLETİŞİM:

Adres: Ömerağa Mah. İnönü Cad. Sınal Apt. No:176 D.4 İzmit / Kocaeli
Telefon: (0262) 332 20 10

 




ETİKET :   Burcu Özkan kanser çocuk sağlık onkoloji Kanser Çocuğumdan Uzak Dur Derneği

Tümü