Güneydoğu’nun Paris’i GAZİANTEP

Tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan Gaziantep; kültürel mirası, tarihi yapıları ve muhteşem mutfağıyla mutlaka görülmesi gereken, modern bir kent. Aslen Gaziantepli olan ilimizin sevilen ses sanatçısı Eren Kargıner, doğduğu toprakları bu kez arkadaşlarıyla birlikte ziyaret etti, gezinin ayrıntılarını Kocaeli Life okurları için kaleme aldı

13:02:08 | 2018-04-08

Hazırlayan: Eren Kargıner

 

Sevgili Seçil Ok ve Nermin Öztürk, sürekli sitem ediyordu: “Bir Gaziantepli olarak memleketine hep kendin gidiyorsun, bizi götürmüyorsun”. Gerçekten de devamlı konuştuğumuz Gaziantep gezisini bir türlü planlayamamıştık. Ben çok sık olmasa da kuzenlerimi ziyarete gidiyordum ama arkadaşlarımı bir türlü doğduğum topraklara götürememiştim. Neyse, Nermin ve Seçil daha fazla dayanamadılar; 4 ay öncesinden rezervasyon yaptırıp uçak biletlerini gayet uygun fiyata aldılar. Veee nihayet gitme zamanı geldi.

Yazmaya nereden ya da hangisiyle başlasam bilemiyorum… O kadar çok ayrıntı var ki bu kentte. Mutlaka kaçırdığım, unuttuğum şeyler olacaktır; 2 güne sığdırdıklarımız kısıtlı çünkü. Buna rağmen Gaziantep’te çılgınlar gibi yemek yediğimizi ve gezdiğimizi söyleyebilirim. Hakkını verdik gezimizin.

Zamanımız kısıtlıydı. Nerelere gideriz, nereden başlarız planını önceden yaptım. Gaziantep’te yerimizi öğretmenevinden ayırtmıştık. Hepimiz kamuda çalıştığımız için bize gayet uyguna geldi. Öğretmenevini aslında fiyatı uygun olduğu için değil, merkezde ve her yere yürüme mesafesinde olduğu için tercih ettik. Yoksa aynı fiyatlara kalabileceğiniz, restore edilmiş eski Antep evleri, hanlar ve oteller de var.

Gaziantep’e vardığımızda saat 18.30’du. Kişi başı 9 TL ödeyerek, havalimanından servise bindik. Gerçi, bizi öğretmenevine bırakacak servis yerine yanlışlıkla diğerine binmişiz; varacağımız yere 20 dakika geç vardık ama güzel bir Antep turu atmış olduk. Sevgili arkadaşlarım Seçil ve Nermin’in Antep’in güzelliğiyle büyülenmesi için bu 20 dakika bile yetti. Bu modern, gelişmiş, temiz şehir onları hemen etkiledi.

 

 

O kadar acıkmıştık ki servisten iner inmez yemek yememiz gerekiyordu. Eee, Gaziantep’teyiz; servisin bizi bıraktığı yerde tavsiye üzerine Ciğerci Yunus’a gittik. Tezgahında kebabın envai çeşidi… İnsan hepsinin tadına bakmak istiyor. Hepimiz farklı çeşit kebap söyledik ve hepsini yedik. Masaya gelen salatalar, ayran hepsi birbirinden güzeldi. Oradan çıktık; sırtımızda çantalarımız, yolumuzun üzerinde Bayazhan…

 

 

Bayazhan, bir tütün tüccarı olan Bayaz Ahmet Ağa tarafından, Halep’te konakladığı çok meşhur bir handan esinlenerek yaptırılmış. Yapımı 1909 yılında biten bu hanı, 1. Dünya Savaşı’nda İngilizler Antep’i işgal ettiklerinde karargah olarak kullanmış; bir bölümü ise hapishaneymiş. 2005 yılında belediye bünyesine geçmiş, restore edilmiş; üst katı Gaziantep Kent Müzesi, alt katı ise restoran, pub, meyhane ve ortak kullanılan bir avlu olarak düzenlenmiş. Harika lezzetleri tadabileceğiniz, çok güzel vakit geçirebileceğiniz bir mekan. Biz akşam yemeğini fazla kaçırdığımızdan yalnızca bir şeyler içmek ve hanı gezmek için uğradık. İçeride ayrıca hediyelik eşyaların satıldığı, meşhur mozaiklerin yapıldığı dükkanlar da var. Biraz dinlenip birkaç parça hediye aldıktan sonra otele doğru yol aldık ama fazla kalmadık. Eşyalarımızı bırakıp yine hemen dışarı çıktık. Başta da dediğim gibi zamanımız kısıtlıydı ve arkadaşlarıma her yeri göstermek istiyordum.

Akşamın geç bir saati olduğu için birçok yer kapalıydı. Allah’tan uyumlu arkadaşlarım var; her şeye açıklar. Maksat beraber olalım, gezelim, görelim, güzel vakit geçirelim. Gerçekten de öyle oldu. Aklıma ilk gelen, gitmekten çok keyif aldığım Tahmis Kahvesi’ne doğru yola çıktık. Yolumuzun üzeri bir sürü han, hamam, çarşı dolu ama maalesef o saatlerde kapalılar. Sonra Tahmis’e giderken bir de baktık Anadolu Han’dan müzik sesi geliyor. Yaklaştık, kapıda güvenlik görevlisine “Açık mısınız, içeride ne var?” diye sorduk. “Açık değiliz ama sizi gezdirebilirim” dedi. Sağ olsun Antep’in ilk misafirperverliğini gösterdi bana ve arkadaşlarıma. Orada ikram edilen çayı içtikten ve hanı didik didik gezdikten sonra Tahmis’e vardık, hemen meşhur menengiç kahvesini içtik. Biraz etrafı dolaştıktan sonra artık otelimize dönme vakti gelmişti. Sabah çok erken kalkıp turumuza devam etmemiz gerekiyordu ve daha gezilecek çok yer, yenecek çok şey vardı.

Sabahın 08.00’inde kahvaltıya indik. Öğretmenevi Kendirli Kilisesi’nin hemen bitişiğinde bulunuyor. Burası, Gaziantep’te yaşayan Katolik Ermenilerin Fransa Kralı III. Napolyon’dan ve Katolik camiasından destek alarak yaptırdığı bir kilise. Daha sonra yıkılmış ve tekrar inşa edilmiş. Şu anda ise kültür merkezi olarak kullanılıyor. Bahçesi ve alt katı öğretmeneviyle ortak. Kilisenin altında öğretmenevinin restoranı var ve kahvaltımızı orada yaptık.

 

ÜNLÜ BEY MAHALLESİ

Otelden ayrıldıktan sonra hemen kilisenin karşı sokaklarından birinden içeri girip meşhur Bey Mahallesi’ne doğru yola çıktık. Önce yolumuzun üzerindeki Kurtuluş Camii’ne gittik. Antep’in en büyük camilerinden olan bu cami, Valide Meryem (St. Mary) Kilisesi olarak inşa edilmiş ve daha sonra camiye dönüştürülmüş. Kilisenin çanı bir Ermeni tarafından Brezilya’da yaptırılmış. Ağırlığı 1 ton olan bu çan, Gaziantep Müzesi’nde korunuyor. Güzel bir manzaraya sahip olan camiyi gezdikten, fotoğraflarını çektikten sonra Bey Mahallesi’ne doğru yolumuza devam ettik.

Bey Mahallesi, eskiden Ermenilerin yaşadığı bir mahalle. En önemli özelliği, Müslümanlarla Ermenilerin kapı komşusu olarak 20.Yüzyıl’ın başına kadar huzur içinde yaşamış olması. Ermenilere ait çok güzel konaklar ve evler var bu mahallede. Bu konaklar restore edilmiş, şu anda kafe, restoran ve otel olarak kullanılıyorlar. Birçoğunda ise hala oturuluyor. Her evin soğuk hava deposu vazifesi gören bir sığınağı var ve yiyeceklerini günlerce buralarda koruyabiliyorlar. Zaten gezerken yapıların serinliğini fark ediyorsunuz. Çok beğendik, karış karış gezdik.

 

 

İçinde birçok müze var Bey Mahallesi’nin. Önce Atatürk Anı Müzesi’ne girdik. (Müze girişleri 2 TL.)  Hemen girişte Ata’nın kimliği: Nüfusa kayıtlı olduğu yer Gaziantep. Büyük Önder’in buraya geldiği zaman konakladığı yapıymış aynı zamanda bu müze. Yattığı yatağı ve onun anılarını görünce çok duygulandık. Ata Anı Müzesi’nden sonra sırada Oyuncak Müzesi vardı. Dünya oyuncaklarını, bu oyuncaklarla hangi yıllarda oynadığını görmek bizi etkiledi. Biz savaşırken, o çocuklar bizim hayal edemeyeceğimiz oyuncaklarla oynamışlar. Seçil dayanamadı, hepsinin fotoğrafını çekti. Genelde fotoğraf işi benimdir.

 

 

GÖZLERİYLE SİZİ İZLİYOR

Vakit kaybetmeden Zeugma Mozaik Müzesine doğru yola koyulduk. Giriş ücreti 15 TL ya da müze kartınız varsa, geçerli. Bu müzeyle ilgili anlatılacak o kadar çok şey var ki… Müzede Zeugma Antik Kenti’nden çıkarılan kalıntılar büyüleyici bir atmosferle sergileniyor ve burası dünyanın en önemli müzeleri arasında yer alıyor. Roma dönemine ait mozaikler; duvar, tavan ve taban resimleri; çeşmeler, sütunlar, bronz Mars heykeli, lahitler… Hepsi görülmeye değer. Müzede bulunan Çingene Kızı mozaiği 1998-1999 yıllarında, Belkıs Harabeleri’nin kurtarılması sırasında bir villanın 300 metrekarelik tabanının parçası olarak, üzerindeki sütunun kaldırılmasıyla bulunmuş. Ayrı bir bölümde muhafaza ediliyor. Gözleriyle nereye giderseniz sizi takip ediyor. Bu mozaik Gaziantep’in simgesi haline gelmiş. Çingene Kızı mozaiğinin Büyük İskender olduğunu söyleyenler de bulunuyormuş. Mutlaka gidilmesi gereken yerlerden biri Zeugma.

Mozaik müzesini bitirdik ve işte beklenen o an geldi. Artık Antep’in o meşhur katmerini tatma zamanı. Katmerci Zekeriya Usta’ya doğru yola çıktık. Katmer, Gaziantep’e gidildiğinde yemeden dönülmemesi gereken bir lezzet. Elde açılmış incecik bir hamura kaymak, toz şeker ve fıstık tozu koyulup fırına veriliyor. Aslında sabahları yeniyor, kahvaltı niyetine. Nefisti.

 

 

LAHMACUN BURADA YENİR

Neyse katmerimizi de yedik ve çarşı içindeki hanları, hamamları gezmeye başladık. Bakırcılar Çarşısı’ndaki ustaların gözümüzün önünde sergilediği işçiliği izlemenin tadına doyamadık. Kaleoğlu Mağarası, Almacı Pazarı, Gümrük Han, Zeytin Han, Zincirli Bedesten… Hepsi birbirinden keyifliydi. Birkaç hediyelik bakır eşya ve baharatlarımızı da aldık; elbette bu kadar gezdikten sonra acıktık. Bu arada arkadaşlarımın tatmasını istediğim bazı lezzetler vardı. Elbette hepsini tattıramayacaktım ama en azından lahmacun ve beyranı yesinler istiyordum. Zaten o bölgede olduğu için lahmacun yiyelim, tatlılarımızı alalım diye İmam Çağdaş’a gittik çünkü inanın, lahmacun Gaziantep’te yenir. Mutlaka yemelisiniz.

 

 

Sırada Gaziantep Kalesi vardı, neyse ki tadilat bitmiş ve kale ziyarete açılmış. Çıktık kaleye, izledik Gaziantep’i bütün güzelliğiyle. Oradan Gaziantep Kahramanlık Panorama Müzesi’ne geçtik. Milli mücadeledeki kahramanlıklar resimlerle, heykellerle ve maketlerle anlatılmış. Yine duygu yüklü anlar yaşadık.

 

 

Kahramanlık müzesinden çıktık, karşıda Hışvahan. Burası yeni restore edilmiş, harika bir otel ve restoran olmuş. Bir kahve molasından sonra, yeni durağımız Hamam Müzesi. (Girişler yine 2 TL.) Bu müzede Gaziantep’in hamam kültürü anlatılıyor. Gelin hamamı, loğusa hamamı, taslar, takunyalar, sabunlar… Fonda Antep’in hamamları çalıyor ve hamamda neler varsa, o dönemde neler yapılıyorsa anlatılıyor.

 

 

İLK MUTFAK MÜZESİ

Bir sonraki müze ziyaretimiz hamam müzesinin hemen yanındaki Emine Göğüş Mutfak Müzesi… Burası, ülkemizin ilk mutfak müzesi. Müzede birçok yöresel detay, kullanılan bakır tencereler, tel dolaplar ve yapılan yemeklerin tarifleri sergileniyor. Her şey Antep’e özgü kıyafetler eşliğinde mankenlerle canlandırılmış. Harika tatlar, harika bir kültür.

 

 

 

Akşama doğru artık zamanımız iyice daralıyor. Çok aç değiliz, hatta hiç aç değiliz ama beyranı tatmadan dönmeyeceğiz. Meşhur Metanet Lokantası’na gidiyoruz. Beyranlarımızı da içtikten sonra Tahmis Kahvesi’nde son kahvelerimizi de yudumluyor ve otelimize doğru yola koyuluyoruz. Eşyalarımızı alıp birer bardak veda çayı içiyor ve gezmelere doyamayıp servisi kaçırdığımız için bir taksi çağırıyoruz. Yorgun ve Gaziantep’ten ayrıldığımız için üzgün bir şekilde havalimanına, oradan da İzmit’imize geri dönüyoruz. Gaziantep’te göremediğimiz birçok yeri ve tadamadığımız birçok lezzeti arkamızda bıraktık, “Bir dahakine” dedik. Şunu belirtmeliyim ki Gaziantep’i gezmek ve yemeklerinden yemek istiyorsanız 3-4 gününüzü bu kente ayırmanız gerekiyor. Yoksa bizim gibi çok yorulur ve birçok şeyi yapamadan evinize dönersiniz. Gerçekten çok güzel bir geziydi. Hepimiz memnun ayrıldık. Gaziantep’in kültürü, misafirperverliği bizi çok mutlu etti. Bir Gaziantepli olmaktan gurur duydum arkadaşlarımın yanında. Ve elbette çok duygu dolu zamanlar yaşadım doğduğum ve çocukluğumun geçtiği yerleri sevdiklerime anlatırken…

 

 




ETİKET :  

Tümü