Gülümseyen insanların kenti; TORONTO

Alçıoğlu ve eşi Esin Alçıoğlu, geçtiğimiz haftalarda Kanada’nın Ontorio eyaletinin başkenti olan Toronto’ya bir seyahat gerçekleştirdi. Doğası, düzenli kent yaşamı ve güler yüzlü insanlarıyla hayranlık uyandıran bu güzel kent hakkında bilinmesi gerekenleri, Esin Alçıoğlu kaleme aldı

11:55:32 | 2018-09-07

Hazırlayan: Esin ALÇIOĞLU

 

Kanada, dünyanın yüzölçümü bakımından ikinci büyük ülkesi. Bu güzel ülkenin en büyük ve en kalabalık şehri ise Toronto. Toronto  nüfusunun çoğunluğunu göçmenler oluşturuyor. Bu kadar farklı milletin, insanlığı en üst düzeyde tutarak Kanada’nın kendine has kurallarında ve düzeninde birlik olması hayranlık uyandırıcı. Ülkenin ticaret merkezi ve Ontorio eyaletinin başkenti Toronto’ya, İstanbul’dan yaklaşık 10 saat süren bir uçak yolculuğundan sonra jet-lag olarak ulaşılıyor. Ülkenin bizden 7 saat geri olan saatine 1-2 gün içinde alışırsınız, merak etmeyin. Yolda geçirdiğiniz zaman uzun olduğundan, en az bir haftanızı bu geziye ayırmanız en önemli tavsiyem.

Gezimizin ilk adresi, belki de herkesin gidilecek yerler listesinde olan efsane yer Niagara Şelalesi’ydi. ABD ve Kanada sınırındaki Niagara, dünyanın en muhteşem doğal güzelliklerinden biri olan Niagara Şelalesi’ne ev sahipliği yaptığı gibi gece hayatı ve kumarhaneleriyle de meşhur. Bütün görkemiyle bizi karşılayan Niagara Şelalesi gerçekten görülmeye değer. Özel yağmurluklarla yapılan bot turunda şelaleye yaklaşmak ve bizi geri itmesi gerçekten muhteşem bir deneyimdi. Üç olimpik havuzu bir saniyede doldurabilecek debiye sahip Niagara, bu örnekle zihninizde biraz daha somutlaşabilir.

 

 

GÖKDELENLERİ SAYAMADIK

Niagara Şelaleleri’nin hemen yanı başında bulunan gidilecek en güzel yer, şarap bağları ve sevimli evleriyle meşhur Niagara-on-the-lake kasabası.

30 dakikalık otobüs yolculuğuyla kasabaya ulaşılabiliyor. Burada yaşayan Kanadalı zenginler, kendilerine bir masal kasabası kurmuş gibi. Kasabaya vardığımızda, zamanımız kısıtlı olduğu için biz İngiliz kasabası ambiyansını tercih ederek Downtown’a yöneldik fakat diğer tarafta konaklayacaklar için şarap tadımının oldukça hoş bir deneyim olacağı muhakkak.

Niagara’nın ardından vaktimizin çoğunu Toronto şehir merkezinde geçirdik. Şehrin merkezinde kaldığımız Sheraton Oteli gayet keyifli ve sorunsuzdu. Yürüyerek her yere gidebileceğiniz güzel bir noktada. Toronto’da ilk dikkatimizi çeken, şehir merkezinde yükselen ve bir müddet sonra saymayı bıraktığım gökdelenlerdi. Bu kadar çok gökdelen arasında yollar, kavşaklar o kadar düzenli ki sokaklarda yürümek oldukça keyifli.

 

 

360 DERECE TORONTO

Toronto şehir merkezinde yapılabilecek en önemli aktivitelerden biri 553 metre yüksekliğiyle dünyanın en uzun ikinci kulesi olan CN Tower’a çıkmak. CN ‘Canadian National’ın kısaltması. Yapı, ziyaretçilerine şehri iki ayrı yükseklikten 360 derece izleyebilme imkanı sunuyor. Eğer macera tadında bir gezi düşünüyorsanız, kesinlikle ’Edge-walk’ da yapmalısınız. Bu sizin için 356 metrede kulenin dışında yürüyebileceğiniz adrenalin dolu bir deneyim olacak. Tabii ki biz denemedik ama yapanları nokta şeklinde aşağıdan izlemek bile şahsıma yetti. Kulede 360 derece dönerek hem Toronto’yu hem de Ontorio Gölü’nü izleme fırsatı sunan bir de restoran var. Öğle veya akşam yemeği yiyebileceğiniz bu restorana uğrarsanız,  tavsiyem şu: Yemek yerken telefonunuzu sizi çeken bir yere sabitleyin ve hızlı çekime ayarlayın. Sonra telefonu unutup dönen kulenin ve manzaranın keyfini çıkarın. Sonunda hızlı çekimizi izleyin, bayılacaksınız.

Şehrin göl kıyısındaki limanı, restoranları, kafeleri, galerileri, açık hava tiyatrosu ve alışveriş merkezleriyle en yoğun bölgelerden biri, Harbourfront. Gezi tekneleri ve adalara giden tekneler de bu limandan kalkıyor. Adalar demişken biraz da onlardan bahsedelim… Toronto adaları birbirine bağlı 3 adadan oluşuyor. Adalarda yürüyüş, piknik, bisiklet yolları ve plajlar bulunmakta. Hiç tekneden inmeden, sadece adalara gidip gelmek bile yeterince keyifli.

 

 

OTOBÜSLER ÇOK ESKİ

Toronto’ya kadar gidip de dünyadaki en iyi yiyecek marketleri arasında sayılan St. Lawrance marketini ziyaret etmeden dönmek olmaz. Çeşit çeşit peynir, atıştırmalık, sebze, meyve ve etlerin bulunduğu bu kapalı alanda her bütçeye uygun çok çeşitli hediyelikler de mevcut.

Toronto’da şehrin kalbi diyebileceğimiz yer ise Yonge Street. Dundas Meydanı’nın olduğu bu caddede restoranlar, kafeler ve alışveriş merkezleri var. Toronto gezi otobüsleri de bu merkezden kalkıyor. Her turistik şehirden bildiğimiz üstü açık, kırmızı otobüsle gezinti tam 2 saat sürüyor. Bana sorarsanız, hiç tavsiye edemeyeceğim, keyifsiz bir tur oldu. Şehri yürüyerek, birkaç günde gezmek çok daha eğlenceli. Laf aramızda, Toronto’da hiçbir otobüs yolculuğundan memnun kalmadık. Otel transferi için bindiğimiz otobüs de Kanada’nın zenginliğine ve refahına yakışmayan, bizim ülkemizde artık var olmayan eskilikte, rahatsız bir otobüstü. Eğer giderseniz, otobüs yerine metro ve taksileri tavsiye ederim.

Toronto’da mutlaka görmeniz gereken yerlerden biri de Ripley’s Aquarium of Canada. CN Tower’ın hemen yanında bulunan bu mekân, deniz hayvanlarının çeşitliliği ve büyüklüğüyle şahane bir akvaryum. Özellikle altında yürünebilen uzun tünelde birçok balığı bir arada görebilirsiniz. Çocukları olanlar için güzel bir aktivite olmasının yanı sıra yetişkinler için de eğlenceli bir yer ki oğlum Arel burada saatlerce keyifli zaman geçirdi.

 

TORONTO’DA NE YENİR?

Kanada’da neler yiyebileceğimize gelince… Tesadüfen keşfettiğimiz The Keg House, otelimizin hemen yanı başındaydı. Gayet büyük bir alana sahip olan restoranın menüsü oldukça geniş; et, balık ve salataları gerçekten çok lezizdi. İki kere ziyaret ettiğimiz restoranda birçok lezzeti deneme fırsatı bulduğumuzdan rahatlıkla tavsiye ederim.

Ontorio Gölü’ne bakan Amsterdam Brewhouse On The Lake, harika bir konumda. Kalabalığı görüp, ‘bu kadar insanın vardır bir bildiği’ diyerek tercih ettiğimiz mekan bizi yanıltmadı. Gerçekten de her anlamda memnun kaldık. Zaten, daha masamıza geçer geçmez bir garsonun, “Merhaba, ben Jhon. Sizinle ben ilgileneceğim, istekleriniz benim için emirdir” diyerek kartını masaya bırakması, restoranın bizi tavlaması için yeterli oldu. Bu arada eklemeden geçemeyeceğim; otel kahvaltısı da dahil olmak üzere gittiğimiz her restoranda, görevlilerin Arel’i görür görmez bizi boya kalemleri ve boyama kitaplarıyla karşılaması, Kanada’da çocuklara verilen değerin bir göstergesi. Toronto adına aklımda kalacak en anlamlı detay da kibarlıkları, yardımseverlikleri ve insancıllıkları. Neyse, yemeklere geri dönecek olursak; her menünün yanında getirdikleri anne patates kızartması ve soslar gerçekten harika. Burger ve pizzaları gerçekten leziz. Kendi üretimleri olan birayı da mutlaka denemelisiniz.

 

 

HERKES GÜLÜMSÜYOR

West Inn Otel’in en üst katında bulunan Toula Restaurant-Bar, bir İtalyan restoranı ve buradan tüm şehri 360 derece görme şansınız var. Ontorio Gölü tarafına bakan, cam kenarındaki masaları özellikle  tercih etmelisiniz. Restoranın menüsü çok zengin. Salatalar, deniz ürünleri, steak’ler ve tabii ki İtalyan lezzetleri... Yemek servisi öncesinde, her restoranda olduğu gibi sıcak ekmek ve tereyağı ikram edilmekte.

Toronto’dan ayrılırken düşündüm ki insanlar kışın zor hava koşullarına rağmen boşuna buraya göç etmiyor. Bir şehir düşünün ki herkes sokakta size gülümsüyor, girdiğiniz her mağazada önce haliniz hatırınız soruluyor, birine adres sorduğunuzda yardımcı olmak için elinden geleni yapıyor vs. Gelir düzeyi yüksek, parayı amaç değil araç olarak gören, dünyanın ikinci mutlu ülkesi olan Kanada’yı biz çok ama çok sevdik.




ETİKET :   toronto niagara şelalesi Harbourfront Ontorio Gölü esin alçıoğlu

Tümü