Film gibi bir aşk hikayesi; SELMA-FEVZİ UZUNER

Ernaz’ın sahipleri Selma-Fevzi Uzuner’in filmleri aratmayacak hikayesi aşka olan inancınızı tazeleyecek

16:38:23 | 2018-01-05

RÖPORTAJ: Serpil ÇOLAK FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı TİMUÇİN

 

Uzuner Ailesi, bu kentin en köklü, en kalabalık ailelerinden biri. Selma Uzuner de bu geniş ailenin içine henüz çocuk denilebilecek yaşta girmiş genç bir kadın. Hem de ‘ikinci eş’ olarak.

Bu yüzden hayatı mücadeleyle geçmiş.

Bir yandan aile büyüklerinin kendisine danışmadan verdiği kararlara uymaya çalışırken, bir yandan da ayakta kalma mücadelesi vermiş.

Bir yandan yaşadığı zorluklara göğüs germeye çalışırken, bir yandan da kendi yuvasını korumak için çabalamış.

Ve bütün bunlara ‘aşk’ uğruna katlanmış. Eşini çok sevdiği için gözü hiçbir şeyi görmemiş, sadece sabretmiş. Ve 12 yılın sonunda muradına ermiş.

Çok sevdiği eşiyle gerçek bir aile olmanın mutluluğuna Fevzi Bey’in hastalığı bile gölge düşürememiş. Hiç tereddüt etmeden eşine bir böbreğini vererek hayata yeniden tutunmasını sağlamış.

Ve 17 yaşında girdiği girdaptan eşine böbreğini verdiği gün, tam 20 yıl sonra çıkabilmiş.

Selma Uzuner şimdi eşi Fevzi Uzuner’le birlikte Ernaz’ın başında. Tam anlamıyla bir aile şirketine dönüşen Ernaz’a artık bir kadının eli değiyor.

Gelin, Selma Hanım ve Fevzi Bey’in ‘kader’ dediği o büyük aşkın, sevginin nelerin üstesinden geldiğini ve gelebileceğini birlikte okuyalım.

 

Selma Hanım öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1970 Trabzon doğumluyum. 15 yaşıma kadar Trabzon’da yaşadım daha sonra İzmit’e geldik.

Neden geldiniz?

Babamın işi dolayısıyla geldik. Zaten halamın çocukları da buradaydı. Akrabalarımız ‘gelin’ dedi, biz de geldik.

Pek istekli gelmediniz galiba?

İzmit’e geldiğimizde bir hafta ağladım. Çocukluğum, arkadaşlarım, hayallerim Trabzon’da kalmıştı. Geri dönmek istedim ama ailem burada olduğu için dönemedim tabii ki. İzmit’te kendimi yapayalnız hissediyordum. Bir de Trabzon’da ailemizin durumu çok iyiydi ancak buraya geldiğimizde babamın sağlık sorunlarından dolayı maddi olarak sıkıntı yaşamaya başladık. Ablam okulu bitirmişti, çalışmaya başladı, kısa süre sonra da evlendi. Patronları ablamdan memnun olunca, o evlendikten sonra beni çağırdılar.

Hangi dükkandı?

İzmit Lisesi’nin yanındaki Dilim Baklavaları. Patronlarım sağ olsunlar bana bir kardeş gibi davrandılar. Ben dükkandayken bir gün iş yerine kırmızı arabayla bir beyefendi geldi. Sonradan öğrendim, beni görür görmez etkilenmiş. Ve sık sık gidip gelmeye başladı. Sürekli tatlı alıyordu.

Fevzi Bey’le böyle mi tanıştınız?

Evet. Bir gün patronum bana ‘Fevzi Bey seninle bir şey konuşacak’ dedi. Fevzi Bey’in evliliğinde sorunlar yaşadığını, eşinden ayrılmaya karar verdiğini, yeniden evlenmeyi düşündüğünü, eş olarak da beni seçtiğini sonradan öğrendim tabii ki.

 

HENÜZ 17 YAŞINDAYDIM

Kaç yaşındaydınız o zaman?

17 yaşıma yeni girmiştim. Fevzi Bey ise 40 yaşlarındaydı. Aramızda 25 yaş var. Çok gencim, toyum o zamanlar. Karşımda bana yakınlık gösteren biri var. Etkilenmemek mümkün değil. Babacan, güvenebileceğim, dayanabileceğim biri.

Fevzi Bey size nasıl açıldı?

Fevzi Bey bir gün beni aldı, Tütünçiftlik sahiline götürdü. Beni beğendiğini, evlenmek istediğini söyledi. Eşiyle olan sorunlarından bahsetti, boşanmak istediğini anlattı. Ancak 4 çocuğu olduğunu, bu yüzden bir anda kestirip atamadığını ifade etti. İlk başlarda ‘Bu iş olmaz’ diye düşündüm. Ama gördüğüm ilgi de hoşuma gidiyordu. O zaman anladım ki Fevzi Bey aslında tatlı almaya değil, beni görmeye geliyor.

Bu durum ne kadar sürdü? Ailenizin haberi var mıydı?

İki buçuk yıl sürdü. Ailemden hiç kimsenin haberi olmadı. Bir gün geldi, iş ciddiye bindi.

Nasıl oldu?

Fevzi Bey yavaş yavaş ailesine açılmaya başlamış. Beni merak eden gelip görüyor, tanışıyor ve tanışan bir daha ayrılmıyor. Ve bir gün bana ‘Seninle evlenmek istiyorum’ dedi. Ben de ‘Boşanmadan olmaz’ dedim. Böyle söyleyince gitti, bir hafta hiç görüşmedik. Tabii o benden ayrı kalamadı. Bir gün durakta minibüs beklerken bir de baktım Fevzi Bey aracıyla yanı başımda. Binmekle binmemek arasında ikilemde kaldım. Binmeyi tercih ettim ve o adım hayatımı değiştirdi. O an birbirimizden bir daha asla ayrılamayacağımızı anladık. Beni eve bırakmasını beklerken, kendimizi Manisa’da mola vermiş olarak bulduk. Bir ay boyunca gezdik.

Siz ortadan kaybolunca ortalık karıştı tabii ki.

Benim ailem hiç karışmadı ama şok oldular. Benden böyle bir şey beklemezlerdi. Bir anlam veremediler. Bir kısmı ‘Kardeşim ne yaptıysa doğru yapmıştır’ dedi, bir kısmı ‘Kader’ dedi, bir kısmı görüşmek istemedi. Sonra baktılar Fevzi Bey kaliteli bir insan, ‘Bu bizim kızımız, bu da bizim damadımız’ diye kabul etiler ve tek bir saygısızlık yapmadılar.

Gelelim İzmit’e dönüşünüze. Nereye geldiniz?

Fevzi Bey’in eşinin evine, yani Fevzi Bey’in evine.

Eşiyle birlikte mi kaldınız?

Bir hafta. ‘Kim kavga ederse evden gider’ dediler.

 

HAKKIMDA KARAR VERDİLER

Peki, kim kavga etti?

Öbür taraf kavga etti. O gün kalktık, kız kardeşinin evine gittik, eşi de oğluyla birlikte arkamızdan geldi. ‘Ben her şeye razıyım yeter ki çocuklarının başında dur’ dedi.

Yani boşanmayı kabul etti.

Boşanmayı değil, beni kabul etti ve arkadan ailenin diğer fertleri de geldi. Ben diğer odaya geçtim, onlar toplanıp benim hakkımda karar verdi. Fevzi Bey’e ‘Bir akşam birinde, bir akşam birinde kal’ dediler. Ve hayatımın kararını bana sormadan verdiler.

Karar verildi, sonra?

Fevzi Bey’in Değirmendere’de bir evi vardı, beni aldı, oraya götürdü. Ben nereye gittiğimin, nerede olduğumun farkında bile değilim. Sonra verilen karar doğrultusunda bir akşam bana geldi, bir akşam diğer tarafa gitmeye başladı.

Ne kadar sürdü bu?

Tam 12 yıl ve resmi nikah yok, hoca nikahında.

12 yıl nasıl dayandınız buna?

Eşimi çok seviyordum. Sevgi olmasaydı zaten katlanamazdım. Hamile kalana kadar bir düzen bile kurmamıştım. Evimin doğru düzgün eşyası bile yoktu. İki yıl küçük bir tüple, 6 kaşık, 6 çatalla idare ettim. Bir fabrikatörle evli olmama rağmen böyle bir hayat yaşadım ama hamile kaldıktan sonra hayata daha farklı bakmaya başladım. Bırakıp gidemezdim, bir evladım olacaktı. O çocuğun hiçbir günahı yoktu.

Neden böyle kısıtlı imkanlarla yaşadınız?

Çünkü kıskançlık vardı.

 

ÇOCUĞUMU TEK BAŞIMA BÜYÜTTÜM

Bu durumda çocuğunuzu tek başınıza büyüttünüz.

Evet, tek başıma büyüttüm.

Peki bu durum sizi Fevzi Bey’e karşı doldurmadı mı? Ona kızmadınız mı, öfkelenmediniz mi?

Hayır. Fevzi Bey’i ben camın kenarında oturup beklerdim. Sokağa girdiğinde, arabasının ışıkları vurduğunda, sevinçle ‘geliyor’ derdim. O geldiğinde, biz hayatımıza devam ederdik. Gezmeye, eğlenmeye giderdik. Olay o gittikten sonra başlıyordu. Ben hiçbir zaman Fevzi Bey’in diğer hayatını kendi evimin içine sokmadım. Onlar ayrı bir hayat yaşıyordu, benim kurduğum farklı bir hayattı.

Kıskançlık olmadı mı?

Kıskanmadım çünkü kıskanılacak bir durum yoktu ortada.

Ama yine de insanın aklından şu geçmez mi; ‘Niye ağırlığını koymuyor, bu işe bir son vermiyor?’

Çevre baskısı. Yapamazdı. 4 tane çocuk vardı, onları boş bırakamazdı. O çocukların babalarına ihtiyaçları vardı. ‘Çocuklarım büyüyünceye kadar bana müsaade et, sonra boşanacağım’ dedi ama baktım ki çocuklar değil, torunlar büyüdü. Torunlar evlenme yaşına geldi hala bir hareket yok. 12 yılın sonunda bir karar verdim.

 

‘YA ONLAR YA BİZ’

Dediniz ki bu iş artık bitecek.

‘Ya o tarafı tercih et, ya bizi’ dedim. Eşim de tabii ki bizi tercih etti. Karşı taraf çok mal, çok para istiyordu. Ben de ‘Çocuklarının hakkını veriyorsun, istediğin kadar ver, geriye ne kalıyorsa o da bizim olur’ dedim.

Sizi kabul etmeleri ne kadar sürdü?

19, 20 yılı buldu. Beni tam olarak ne zaman kabul ettiler biliyor musunuz? Böbrek naklinden sonra. O günden sonra hayatım değişti. 18 yaşında girdiğim girdaptan eşime böbreğimi verdikten sonra çıktım.

Kimsenin kolay kolay yapamayacağı bir şeyi yaptınız. Eşinize böbreğinizi verdiniz? Fevzi Bey’in rahatsızlığı ne zaman ortaya çıktı?

Eşim geceleri mide bulantısı ve baş ağrısıyla uyanıyordu. O dönem ben de hem çocukla ilgileniyordum hem de evde hasta misafirlerim vardı, onlara bakıyordum. Doktora gitmesini istedim. Fevzi Bey hastaneye gittiği gün çıkamadı. Meğer böbrekleri bitmiş. O andan itibaren çok daha zor bir dönem başladı bizim için. Eşime hemen bir böbreğimi vermek istedim ama doktorlar önce perhizi, sonra diyalizi önerdi. Fevzi Bey 3 yıl boyunca diyalize girdi. Tabii bu durum Fevzi Bey’in iş hayatını da sosyal yaşamını da çok etkiledi. Elimiz kolumuz bağlandı, makinelere göre yaşamaya başladık.

Nakil ne zaman gündeme geldi?

Bir gün evde oturuyorum, televizyonda Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ni tanıtan bir program vardı, organ naklinden bahsediyordu. O gün doktor hanım da diyalize giren eşime ‘Fevzi Bey, diğer organların bozulmadan nakil olmayı düşün’ demiş. Eşim akşam geldi, ben ‘Televizyonda bir hastane buldum, çok güzel, hadi oraya gidelim’ dedim. Eşim de doktorun söylediklerini anlattı. Aynı anda aynı şeyi düşünmüşüz. Hemen diyaliz yerini ayırttım, doktoru ayarladım, çocuğumu da halalarına bıraktım ve gittik. Nakil olduk, döndük.

O kadar hızlı gerçekleşti.

Bir ay içinde naklimizi olduk ama İzmit’e dönmedik. Enfeksiyon kapma riski olduğu için kaldık, 5 ay sonra geldik.

Eşiniz şanslıymış, böbreğiniz uymuş?

Tahlillerimiz yapıldı, sonuç ne çıkacak diye bekliyoruz, doktor geldi, ‘Eşine böbrek verebilirsin’ dedi. Sonra DNA testi yaptılar. Kardeşte olmayan doku uyumunun bizde var olduğu ortaya çıktı. Hatta doktor ‘Akraba mısınız?’ diye sordu. Biz ‘hayır’ deyince, doktor ‘Bu kaderdir’ dedi. O zaman anladık ki kaderimiz çok önceden yazılmış.

Genç yaşta böbreğinizin birini veriyorsunuz, ileride başıma bir şey gelir mi diye korkmadınız mı?

Hayır, hiç korkmadım, hatta eşimi ben teşvik ettim. Yeter ki kurtulsun, yeter ki iyi olsun istedim. Ameliyata aynı anda girdik, aynı riskle ameliyat olduk. Onun 2 böbreği yoktu, diyalize girebilirdi ama benim vücudum tek böbrekle yaşamayı kabul edecek miydi? Bunları hiç düşünmedim.

 

ÇOK BÜYÜK BİR SEVGİ

Nasıl bir sevgi bu?

Bizim o kadar güzel, o kadar büyük bir sevgimiz var ki… Fevzi Bey 70 yaşında, ben 48 yaşındayım, hala birbirimizin gözünün içine bakarız.

Böbrek naklinden sonra kaç yıl geçti?

13 yıl bitti. Evliliğimizin de 28. yılına girdik. Bu süre zarfında Fevzi Bey’in bana bir kez ‘hayır’ dediğini hatırlamam. Benim hayatımda hem gençliğimin verdiği hem çok acı çekmenin getirdiği inişler çıkışlar olmuştur. Ben bağırırım, söylenirim, Fevzi Bey sakinliğini korur, ‘Hadi bir çay koy içelim’ der. Biz bütün zorlukları beraber aştık. Sonra baktık ki Fevzi Bey ile bir bütün olmuşuz. Ben ne hissediyorsam, o da aynısını hissediyor. O ne söylemek istiyorsa, ben ondan önce aynısını söylüyorum. Biz normal bir sevgi yaşamadık, yaşamıyoruz da.

Bir de oğlunuz var.

Aslında 5 oğlumuz var. 4’ü Fevzi Bey’in diğer eşinden.

Fevzi Bey’in oğlu ile diyaloğu nasıl?

Son derece mükemmel. Babası daha benim çocuğuma bir tokat atmamıştır. Etraftan duyuyorum, ‘Allah bağışlasın çok efendi bir çocuk yetiştirmişsiniz’ diye. Sevgiyle büyüdü benim oğlum, kavganın içinde olmadı hiç. Hep uzak tutmaya çalıştım onu. Abileridir, ablalarıdır, halalarıdır dedim. Benim sorunum olabilir, ben görüşmeyebilirim ama arada kan bağı var, onlar görüşmek zorunda diye düşündüm.

 

ERNAZ’A KADIN ELİ DEĞDİ

Gelelim iş hayatınıza. Ne zamandır Fevzi Bey’le birlikte çalışıyorsunuz?

Ernaz kurulduğundan beri. ‘Başarılı bir erkeğin arkasında mutlaka bir kadın vardır’ derler ya, ben hep eşimin arkasındaydım ama zaman ilerledikçe arkasında değil yanında olmam gerektiğini anladım. Şimdi çocuklarımızla beraber, aile şirketinde inşallah omuz omuza çalışmaya devam edeceğiz.

Fevzi Bey’le çalışmak nasıl?

Ben, her ortamda eşimle birlikte olmaktan çok büyük keyif alıyorum. Yeter ki birlikte olalım. Allah herkese böyle güzel evlilikler nasip etsin. Sadakat, saygı ve sevgi. Saygının olmadığı yerde sevgi olmaz. Çok zor zamanlar geçirdik ama birbirimize saygımızı hiç kaybetmedik. Ben nerede durmam, nerede yürümem gerektiğini bilen bir insanım. Hayatımın her döneminde bu şekilde yaşadım. Sabır, başarı getiriyor.

Sabrettiniz ve mükafatını aldınız, öyle mi?

Alıyorum hala. Bir söz vardır ya ‘Sabır acıdır ama meyvesi tatlıdır’ diye. Ben şu an onun meyvesini yiyorum. Çünkü her şey yerli yerine oturdu.

Ernaz’da yeni bir dönem başlıyor diyebilir miyiz?

Ernaz’da yeni bir dönem başlıyor. Allah nasip ederse aile şirketi olarak yola devam edeceğiz. Birlikteliğimiz çok güzel. En azından bir bayan eli değiyor artık.

Selma Hanım, son olarak şunu sormak istiyorum, hiç pişman oldunuz mu?

Hayır, olmadım. Hayatımda eksikliklerim oldu, yaşayamadıklarım oldu ama ‘Fevzi Bey’i bırakayım, ayrılayım, kendime başka bir hayat kurayım’ düşüncesi hiç olmadı.

İçinizde kalan en büyük uhde nedir?

Güzel bir düğün, kına gecesi isterdim.

Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Rabbim, bana ve eşime çocuklarıyla beraber mutlu, huzurlu, sağlıklı bir hayat nasip etsin. Herkes iyi ve mutlu olsun.

 

Selma-Fevzi Uzuner çifti, oğulları ve Ernaz çalışanlarıyla birlikte.

 

FEVZİ UZUNER: SELMA HANIM MUTLU OLSUN İSTİYORUM

Fevzi Bey, biraz da sizi dinleyelim.

Ben, Fevzi Uzuner. 1947 yılında İzmit Mandıra Köyü’nde doğdum. 14 yaşlarında İzmit’e geldik ve şehir gördük. İlkokulu bitirdim ama ortaokulu yarıda bıraktım, askere gidinceye kadar sanayide çalıştım.

Askerden dönünce devam ettiniz mi?

Askere gitmeden önce ideallerim vardı. Komşuda bir araba görmüştüm, Hollanda’dan gelmişti. Yurt dışına gitmek istiyordum, bu yüzden babamı mahkemeye verip yaşımı büyüttüm. Erken askere gideyim, dönünce hemen İş ve İşçi Bulma Kurumu’na yazılırım, yurt dışına giderim diye düşünüyordum. Kalabalık aile olduğumuz için geçim şartlarının zor olduğunu o yaşta öğrenmiştim. Askerden gelir gelmez İş ve İşçi Bulma Kurumu’na yazıldım, önce tersane çıktı, mecbur gittim. Tersanede çalışmaya başlayınca ‘İşin gücün var, evlen artık’ diye zorladılar, evlendim. Aslında evlenmeden yurt dışına çıkmaktı düşüncem. Ama aile büyükleri araya girince evlenmek zorunda kaldım. 8 aylık evliydim, yurt dışına gittim. Orada bir Amerikan firmasına girdim.

Çocuk var mıydı o sırada?

Ben Almanya’da iken kızım dünyaya geldi. Memleketten mektuplar iyi gelmiyordu. Kalabalık aileydik, hanım bizimkilerle geçinemiyordu, şikayet vardı. Ev tuttum, eşimi yanıma aldım. Burada bir ay durabildi. Geçinemiyorduk, ‘Beni gönder’ demeye başladı. Daha geleli bir ay olmuştu, çekti gitti. Pişman oldu, 4 ay sonra tekrar geldi, yine geçinemedik. O zamanlar, çocuklar dünyaya gelmeden önce boşanabilseydim daha iyi olacaktı. Büyüklerimizin sayesinde 2 kızım Türkiye’de, 2 oğlum Almanya’da dünyaya geldi.

 

BENİM İÇİN DE ZORDU

Kaç sene kaldınız Almanya’da?

12 sene kaldım.

12 sene boyunca eşiniz yanınızda mıydı?

Gelip gidiyordu. Sonra işe girdi burada, çocuklar da büyümeye başladı. Yurt dışına çıkarken büyüklerime söz vermiştim, ‘Çocukları orada büyütmeden döneceğim’ demiştim. Hep döneceğim gayesiyle para biriktirdim.

Yatırım yapmak amacıyla mı?

Dönmeden önce yatırımımı yaptım. Evim, arsam, sanayide dükkanım vardı, bir de özel bir firmaya ortak olmuştum.

Döndüğünüzde iş hazırdı yani.

Evim de hazırdı, işim de. İzmit’e geldik, yerleştik ama eşimle geçimsizliğimiz devam ediyor. Büyükler hep ayrılmamızı engellediler. Ben yeniden evlenmeye karar vermiştim, Selma Hanım’la tanıştık. Tam bana göre bir eş olur düşüncesiyle teklifte bulundum. Ama eşim vazgeçti, ayrılmak istemiyor. O zaman alındı o karar, ‘Bir gün oraya, bir gün buraya git’ denildi.

Sizin için de zor olmadı mı?

Benim için çok zor oldu. Bir tarafa gidiyorsun bir şeylerle karşılaşıyorsun, diğer tarafa gidiyorsun başka bir şeyle karşılaşıyorsun. Problemsiz günümüz olmadı.

Peki bu işe son vermeye hiç niyetlenmediniz mi?

Son vermeye niyetlendim ancak ailemin baskısıyla karşılaştım. ‘Çocukların yaşantısını bozmayalım, annesiz babasız büyümesinler’ kararına uyduk. Selma Hanım’a ‘Çocuklar büyüsün sorun ortadan kalkacak’ dedim. Selma Hanım da beni sevdiği için çok şeye katlandı. Başladık bir gün o eve, bir gün bu eve gidip gelmeye. Benim hasta olmamın nedeni belki de buydu. Çünkü böbrek hastası olacak biri değildim. Annem babam bu ayrılığa karşı çıkmadı, onlar beni destekledi. Ben onlardan güç aldım.

Siz de 12 yıl sıkıntı çektiniz.

Evet. 12 yılın sonunda ayrılacağımızı söyledim, ‘Artık gelmeyeceğim’ dedim. Karşı taraf ‘O zaman ben de şunları isterim’ dedi. Selma Hanım’a söyledim, ‘Ne istiyorsa ver ama geri kalanına ortağız’ dedi. Ben de Ernaz’ın hisselerini çocuklara verdim. Erkelerin yüzde 6, kızların yüzde 3 hisseleri var. Eşit oranda paylaştırdım ama diğer tarafta çocuklar çok olduğu için onlar fazla almış gibi oldu. Öyle bir dengeyi bulduk, herkes razı oldu, ondan sonra rahat etmeye başladık.

 

Selma-Fevzi Uzuner çifti, iş yerinde de çok mutlu.

 

DÜNYAYA YENİDEN GELDİM

Ne şanlısınız eşiniz bir de böbreğini vermiş size.

Seve seve verdi, kimseye muhtaç etmedi beni. Ben bu dünyaya yeniden geldim. Her şeyi yiyen, gezen biri oldum. 3 sene az değil. Her gün diyalize gidiyorsun.

Selma Hanım’dan bir parça var artık sizde.

Evet, aynı zamanda genç bir parça. Beni gençleştiren belki de o. 25 yaş küçük böbrek.

Ne hissediyorsunuz şimdi?

Ben çok mutluyum. Keşke yaşantım biraz daha böyle sürse de birlikte keyfini çıkarabilsek.

Son olarak Selma Hanım’la ilgili ne söylemek istersiniz?

Selma Hanım mutlu olsun istiyorum. ‘Allah ona uzun ömür versin’ diyorum.

Peki, birlikte çalışmak nasıl?

Biz ortaklar bir senedir ayrılamıyorduk. Selma Hanım iki kez toplantıya geldi, bizi tatlılıkla ayırdı. Herkes sarıldı, öpüştü. Herkes istediğini aldı. Selma Hanım’ın katkısı büyük.

İşte de destek yani size.

Evet. Çok zeki, çok akıllı bir hanımım olduğunu biliyordum zaten. Çektim ama şükürler olsun Allah bana bu şansı verdi.

 




ETİKET :   Selma Uzuner Fevzi Uzuner kocaeli ernaz otomotiv

Tümü