Eskilerden de biz sorumluyuz

12:47:40 | 2017-06-03
Hatice Kocaman
Hatice Kocaman      hatice@kocaelilife.com

Hatice KOCAMAN

Eskiler güzeldir cümleleri hiç bitmedi. Yaşın kemale ermesine gerek yok ki… Ekmek kokusu hep özlenir. Sobanın tütüp çamaşırları kokutması o zaman felaketti, hayat karmaşıklaşınca da yerde yenen yemeğin tadı hiç gitmedi ağzımızdan. Hepsinden biz sorumluyuz… Eski kahkahalardan, akşam ezanı okununca eve koşan çocuklardan, titreyen sokak lambalarından. Bir zamanlar hep yol yapılırdı, medeniyetti çünkü.

Mahalle çocukları birbirimizle yarışırdık. Arnavut kaldırımı kimin sokağına geldiyse, bir level atladı kabul edilirdi. Ucuz ekmek yarışı için akşam 5’te yaz günleri, bisikletimize atlar sahilin uzak ucundaki fırına kadar yarış yapardık. Sonra bir dönem çöp kutularını yenilediler; ne çocuklardık, onları bile sokak sokak takip ettik.


 İşte bir yerlerde tadı kaçmaya başlayınca, kıymet kendini ortaya çıkarıyor, mesela o asfalt eğri büğrü yolun kıymetini bilememişiz. Nasıl mı?

Şimdi her yere döşenen bu taşlara gelin de seksek çizin. Mümkün değil, görüntüsü benimle oyna demiyor. Artık ekmek her yerde aynı; ucuz ekmek için arayışa bile giremiyoruz.

★ ★ ★

Bahçelerden gelen yasemin kokusunu zor duyar olduk, çünkü artık herkes kapı önüne dikmektense, bahçesini sıkıca çevreleyip kendine saklıyor yasemin kokularını.

Dallarda duran kirazla eriğin bile ‘gel gel’i yok artık. ‘Beni kopar’ diye iştahlı bakmıyorlar çünkü kabzımallar daha parlağını, daha kırmızısını, daha yeşilini satıyorlar. Bizim de vaktimiz mi var, kolumuza poşeti takıp saatlerce meyve toplarken yanalım güneşin altında; çillerimiz çıksın yanaklarımızın en görünen yerlerinde.

Artık hürüz değil mi? İş, para, modern dünya, zaman… Ama acelesizce hürüz. Ne kadar yürüsek bir yere varamıyoruz.

Dünya aynı yerde, biz kendimizi bir cumartesi-pazar için soyutlamışız ondan. İki gün dünya ayağımıza serilsin diye beş gün kanımızı veriyoruz bu dünyaya. Poleni kalmamış çiçekten farksız insan, ‘yapay zeka’ artık. Kendi kendimize konuşup, hafta sonları ağaç arayıp diplerine anlatıyoruz derdimizi. Konuşan ağaç yok ama konuşan insandan daha değerli oldu zamanla nazarımızda. Modern dünya insanları da yok etti artık; kıyafetlerinizle karşılanıp fikirlerinizle uğurlanmaz oldunuz. Paranızla karşılanıp ya taht kuruyor ya soyutlanıyorsunuz.

Kızmıyorum hiçbirine, sadece fantastik bir film karesi gibi bunlar. Beynimizi, kalbimizi sömüren dış dünya; dünyamızı flulaştıran ademoğlu; algımızı alan para.

★ ★ ★

Şimdi nerede ne çalsa, hangi çiçek pembe açsa; yağmur yağdığında ısıtan, tüten kızdığın bir soban olmayacak.

Belki de kötü enerjimizi, ‘teknolojiksizliğe’ de harcadığımızdan mutluyduk.

Yine de asırlardan da güzel bir yarın var, olmalı da. İnsan üretimi olan her şeye saygı duyun çünkü insan işi, beyinlerin özgürlük makineleridir; tüketmeyin üretin. Aşkı, sevgiyi, gerçeği, konuşan ağaçları… İzahı olmayan mutsuzluklardan kaçındığımız sürece, mutluluk hep kapımızda. Çünkü sadece ‘izahı olmayan şeylerin özrü yoktur’.

Eskiler güzel, iyi, sade, mis kokar ve onlar HEP BERABER ayakta durabilesiniz diye varlar.

 




ETİKET :  

Tümü