En popüler kış rotası; DOĞU EKSPRESİ’YLE KARS TURU

Son yıllarda kış aylarının en popüler seyahat rotası olan Doğu Ekspresi’yle Kars turu, gezginleri büyülüyor. Geçtiğimiz günlerde, 20 kişilik arkadaş grubuyla birlikte bu büyülü rotayı takip eden Efsun Akkaya, izlenimlerini Kocaeli Life okurları için kaleme aldı

16:10:13 | 2018-03-15

HAZIRLAYAN: EFSUN AKKAYA

 

Sömestr tatili için arayış içinde olduğum bir dönemde, sosyal medyada gözüme çarpan 7-11 Şubat Çıldır Festivali ilanı dikkatimi çekti. Özellikle fotoğraflar çok etkileyiciydi. Zaten bir süredir Doğu Ekspresi ile Kars turunun çok popüler olduğunu biliyordum.

 

Birlikte seyahat etmekten zevk aldığımız kemik bir kadromuz var… İş arkadaşlarım, öğrencilik yıllarımdan arkadaşlarım, emekli öğretmen olan annem ve onun arkadaşlarından oluşan grubumuzla daha önce de pek çok tura katılmıştık. Doğu Ekspresi’yle Kars turu fikri hepimizi heyecanlandırmıştı ama maalesef tur tarihi grubumuz için uygun değildi. Bu durumda yapılacak tek şey tarihi ve rotayı kendimize göre planlamaktı.

 

İşe, Karslı olan ya da daha önce Kars’a giden dostlarımızdan fikirler alarak başladım. Programımızı kendimize göre yapmak istiyorduk, bu nedenle tüm süreci kendim planlamayı tercih ettim. İlk adım olarak Doğu Ekspresi biletlerini almak için Devlet Demiryolları ile görüştüm ve en zor kısımla karşı karşıya kaldım: Meğer Doğu Ekspresi biletleri bir ay öncesinde satışa açılıyor, açılır açılmaz da dakikalar içinde tükeniyormuş. 20 kişi için tren bileti bulmanın neredeyse imkansız olduğunu anlayınca alternatif bir çözüm aramaya başladım.

 

VAGON EKLETTİRDİK

Araştırmalarım sonucunda trene vagon ekletme yöntemini öğrenip Devlet Demiryolları’na dilekçeyle başvurdum. Müracaatım olumlu sonuçlandı. Özel bir vagon eklettiğimiz için kişi başına düşen bilet ücreti biraz arttı ama ödediğimiz fiyat farkına kesinlikle değdi. Dönüş yolcuğu için uçağı tercih etmiştik. Grubumuzun İzmit-Ankara tren ve Kars-İstanbul uçak biletlerini aldıktan sonra seyahatimizin ulaşım kısmı hallolmuştu.

 

EN KALIN GİYSİLER

Uzun bir süre Kars’taki otelleri inceledim… Orada transferlerimizi yapacak olan firma için de araştırma yaptım. Konaklama konusunda tercihimizi Grand Ani Otel’den yana kullandık. Otelin merkezde oluşu, Kars’ta yaşayan bazı kişilerden aldığım bilgiler, otelin ön büro müdürü İshak Bey’in telefondaki tavrı ve konaklama ücreti, bu oteli seçme nedenlerimizdendi.

 

Bizi Kars Garı’nda karşılaması, programımıza refakat etmesi ve dönüşteki havaalanı transferi için birçok firmayla görüştüm, sonunda Akyol Turizm’i tercih ettim. Bu sayede, çok memnun kaldığımız rehberimiz İbrahim Bey’e de ulaşmış oldum. Otel personelinin, transfer şirketi çalışanlarının ve rehberimizin birbirini tanıyan kişiler olması, seyahatimiz süresince bize güven verdi, konfor sağladı. Akyol Turizm’den Mustafa Bey, dört gün boyunca bizimle hep iletişim halindeydi ve programlarımızı daima kontrol altında tuttu.

 

Sayılı günler çabuk geçti, seyahat tarihimiz geldi çattı… Kars’ın hava koşullarının Kocaeli’ye göre çok daha soğuk olacağını düşünerek yanımıza mümkün olan en kalın mont ve su geçirmez botlarımızı almıştık. Tren garında buluştuğumuzda hepimiz çok heyecanlıydık.

 

‘GÜN’ KEYFİ

Tren yolculuğumuz Pendik-Ankara seferiyle başladı, önce başkente indik; saat 18.00’de de Ankara Garı’ndan Doğu Ekspresi’ne bineceğimiz Irmak İstasyonu’na otobüsle götürüldük. 25 saat sürecek yolculuğumuz için Doğu Ekspresi’ne bindiğimizde hepimiz biraz yorgun ama mutlu ve heyecanlıydık…

 

Trenin 17’nci ve en son vagonuyduk. Vagonumuz 10 odadan oluşuyordu. Odalarımızın temizliği ve personelin profesyonelliğini yazmadan edemem… Uzun bir yolculuk olacağını bildiğimiz için tavsiyeleri dikkate alıp yanımıza trende ‘gün’ yapacakmışız gibi çeşit çeşit yiyecekler almıştık.

 

Kırıkkale, Kayseri, Sivas, Erzincan ve Erzurum’dan geçerek Kars’a giderken önce odalarımızı daha önce gördüğümüz fotoğraflardaki gibi süsledik… Yedik, içtik, sohbet ettik, şahane manzaraları hayranlıkla izledik. Kimi zaman halay çektik, yorulunca da uyuduk. Saatlerin nasıl geçtiğini hiç anlamadık.

 

BUZDA YÜRÜMEYE ALIŞMIŞLAR

Ertesi gün saat 20.30 civarında Kars’a adım attık. Trenden indiğimiz ilk an Kars’ın soğuk havası bize “hoş geldiniz” dedi. Bizi bekleyen minibüsümüze hızlıca yerleştikten sonra otelimize vardık. Kars’ta geçireceğimiz dört gün için Akyol Turizm çalışanlarıyla beraber rotamızı gözden geçirdik. Bu süre içinde nereleri mi gezdik?

 

Kars’taki ilk günümüzde Boğatepe Köyü ve Çıldır Gölü’ne, 2. gün Ani Harabeleri ve Kars’ın merkezine, 3. gün Sarıkamış Şehitliği’ne, Katerina Köşkü’ne ve Sarıkamış Kayak Merkezi’ne, 4. gün yine Kars’ın merkezine gittik. Gezdiğimiz her yerden farklı keyif aldık. Kâh hüzünlendik, kâh gülümsedik.

 

Orada olduğumuz süre boyunca hava tahmin ettiğimiz kadar soğuk değildi. Gitmeden önce hepimizde ‘-20’lere, -30’lara alışık değiliz, çok üşür müyüz, hasta olur muyuz?” endişesi vardı ama kar zaman zaman yağdı, sokaklarda da biraz buzlanma vardı. Kars’ta yaşayan kişiler buz üstünde yürümeye o denli alışmışlar ki biz düşmekten korkup yavaş yavaş adım atarken, onlar yanımızdan hızlıca geçip gidiyorlardı.

 

Çok üşüdüğümüz ve en duygulandığımız yerlerden biri Sarıkamış Şehitliği’ydi. Bunun dışında, hava koşullarına uygun giyindiğimiz için kışın İzmit’te üşüdüğümüzden daha fazla üşümedik desem yeridir.

 

PEYNİRİN KRALI: KARS GRAVYERİ

Kars’taki ilk durağımız Boğatepe Köyü oldu. Boğatepe, eski adıyla Büyük Zavod Köyü, Kars’a yaklaşık bir saat uzaklıkta. Burası meşhur Kars gravyerinin üretildiği tek köy. Gravyer, eski kaşar, Türkmen saçak, Malakan, tulum, otlu, kelle, tel, çürük, çanak… Boğatepe’de 16 ayrı çeşit peynir üretiliyor ve bu peynirlerin dünyada eşi benzeri yok. Köyde, görülmeye değer bir de peynir müzesi mevcut.

 

Öğrendiğimize göre, eski Kars kaşarı nisan-temmuz ayları arasında bin 500’den fazla çiçekli bitkinin bulunduğu Kars-Ardahan yaylalarında beslenen yerli hayvan ırklarının sütünden üretiliyormuş. Bir tekerlek gravyer peyniri yaklaşık olarak 70 kilo. Bu ağırlıkta bir teker için de 1,5 tona yakın süt kullanılıyormuş.

 

Peynirlerin ‘kralı’ olarak bilinen gravyerin yenmeye hazır hale gelmesi ise üç ile dokuz aylık bir süreci kapsıyormuş. Bu kaşarı diğerlerinden ayıran özelliği kendine has yumuşak aroması, rengi ve nefis tadı.

 

Kars’a gidip, Çıldır Gölü’nü görmeden dönmek olmaz… Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük tatlı su gölü ve ikinci en büyük gölü olan Çıldır, özellikle balık avı konusunda çok ünlü.

 

Kışın tamamen donan Çıldır Gölü’nde, yılın dört mevsimi balıkçılık yapılıyor ve bölge halkı neredeyse tüm gelirini buradan sağlıyor. Eğer yolunuz Kars’a düşerse, Çıldır Gölü’nün buzları kırılarak avlanan sarı sazan balığını mutlaka tatmanızı ısrarla tavsiye ederim.

 

İHTİŞAMLI ANİ HARABELERİ

Kars’a gidildiğinde, görülecek yerlerin başında Ani Harabeleri geliyor. Gezimizin 2. gününde ziyaret ettiğimiz Ani Harabeleri bizi her yönüyle çok etkiledi. Kars’a 48 kilometre uzaklıkta, Türkiye-Ermenistan sınırına yakın Arpaçay Nehri kenarında bulunan kent, Ermeni Bagratuni Hanedanlığı döneminde önemli bir güç ve kültür merkezi olmuş.

 

Tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Ani kentinin harabeleri, bugün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alıyor. Ermeni mimarisinin seçkin örnekleriyle beraber, Gürcü ve Selçuklu mimarisinden de örnekler sunan Ani Harabeleri, ihtişamıyla görenleri büyülüyor.

 

Kars’taki 3. günümüzde, Sarıkamış Şehitliği vardı… 1914 yılının 15-22 Aralık tarihleri arasında, Sarıkamış yakınındaki Allahuekber Dağları’nda, Kars’ı Ruslardan geri almak için harekata katılan on binlerce şehidimizin anısına yapılan şehitlik hepimizi derinden etkiledi.

 

Aynı gün, Kars’ın tarihi değerlerinden Katerina Köşkü’nü de ziyaret ettik. Katerina Köşkü, Rus işgali döneminde Çar 2. Nikola tarafından Baltık mimarisi tarzında yapılmış. Sarıkamış ormanları içerisinde bulunan ve günümüze kadar özgün mimarisini koruyarak ulaşabilmiş tescilli taşınmazlardan biri olan köşk, 1994 yılına kadar askeri amaçlı olarak Sarıkamış Tugay Komutanlığı’nın denetiminde kalmış, daha sonra hazineye devredilmiş.

 

KARS’IN LEZZETLERİ

Bu arada, gitmeden önce hem soğuktan çok ürktüğümüzü hem de ‘ya kar yağmazsa, Çıldır Gölü donmazsa, atlı kızaklara binemezsek…’ diye telaşlandığımızı da söylemeliyim. Gerçi Kars’ta yaşayanlar, ocak sonunda havanın genellikle çok soğuk, kar yağışının aralıksız olduğunu, biz oradayken hava normal koşullardan farklı olduğu için de şanslı olduğumuzu söylediler.  Kars’ın lezzetlerine gelince… Öğle yemeklerimizi Çıldır Gölü manzaralı Atalay’ın Yeri’nde, Kars merkezde Sini Restoran’da, Tadım Döner’de, Ani Ocakbaşı’nda ve Sarıkamış Çamkar Otel’de yedik.  ‘Kars’a gidip kaz eti yemeden dönülmez’ tavsiyesini dikkate alanlar Ani Ocakbaşı’nı tercih ederken, değişik tatlardan uzak duran ben ve birkaç arkadaşım, klasikten şaşmayıp Tadım Döner’i tercih ettik. Yöresel yemekleri Sini Restoran’da tattık; Atalay’ın Yeri’nde yediğimiz sarı sazanın tadı ise damağımızda kaldı.

 

Bir akşam, kültür evinde âşıklar atışmasını dinledik. Bu dinleti de bizim için keyif aldığımız bir anı oldu. Yemek saatleri dışında sıcak ya da soğuk bir şeyler içmek istediğimizde ya da akşam yemeklerimiz sonrasında, merkezdeki Craft, Milkbar ve Winterfell kafelere gittik. Tüm kafeler çok modern ve hizmet anlayışları çok iyiydi. Zaten, orada olduğumuz günler boyunca da Kars insanının yardımsever ve hürmetkar tavrına hep şahitlik ettik.

 

Tüm seyahatimiz boyunca, Kars’ın geniş ve birbirine paralel caddelerinde gezerken Rus mimarisiyle yapılmış eski binalarını görüp büyülendiğimizi de eklemek isterim.  Tamamı kadınlardan oluşmuş bir grup olduğumuz için alışveriş konusu hep gündemimizdeydi. Kaşar, bal, tereyağı alışverişimizi P.Ş. Mandıra’dan yaparken, erik kurusu, ceviz ve baharatlarımızı Serhat Pazarlama’dan aldık. Gözlerimiz Kars’ın motiflerini içeren hediyelik eşyaları da aradı ama bulamadık. Döndükten bir gün sonra da aldıklarımız kargo ile adreslerimize ulaştı.

 

Kars’ta geçirdiğimiz günler boyunca sanki başka bir ülkedeymişiz gibi hissettiğimiz anlar da oldu. Ani Harabeleri’ni gezerken Ermenistan Karakolu’nu uzaktan görebildiğimiz an ve Akyaka’ya gittiğimiz şahane tren yolculuğu bunlardan ikisiydi. Kars’a gelmeden önce “Bir sonraki sefere birlikte gideriz” diyenlere, Kars’ın çok uzak ve tren bileti bulmanın da çok zor olduğunu, dolayısıyla bunun pek mümkün olmadığını söylemiştim. Büyük konuşmuşum… Her dakikası dopdolu geçen günlerimiz, programımız için yeterliydi ama keşke bir gece daha kalıp, Kars’ın tüm sokaklarını gezebilseydik diye de geçirdik içimizden.

 

Kars’ı keşfetmek için çok geç kaldığımı düşünmeden edemiyorum. Döneli haftalar olmasına rağmen hala oralarda geziyormuş ve bambaşka olan karın tadını çıkarıyormuşum gibi hissediyorum. Yol arkadaşlarım da aynı şeyleri hissettiklerini söylüyorlar.

 

BAHARDA DA GÖRMEK LAZIM

Kars’ın kışını yaşamak çok keyifliydi ama öğrendik ki Kars’a bahar çok geç gelirmiş, mayısı veya haziranı da mutlaka görülmeliymiş. Bu nedenle, Ani Harabeleri’nin, Çıldır Gölü’nün bir kez de çiçeklerle bezenmiş halini görmek için yaz tatilini bekliyoruz. Elbette Doğu Ekspresi’ne vagon ekleterek ama bu kez dönüş yolculuğunu da trenle yaparak. Aşıklar gecesinde şarkı söyleyen Azerbaycanlı sanatçıdan öğrendiğimiz gibi: Kars’ın bir kez de baharını yaşamaya ihtiyarımız çatar. Kars’ın hava koşulları, İzmit’e çok uzak oluşu kimseyi korkutmasın. Çıldır Gölü’ndeki bir atlı kızağın arkasında yazdığı gibi “Hayat korkakları affetmez.”

 

Seyahat etmeyi çok seven, hele bunu dostlarıyla yaşamaktan ayrı keyif alan biriyim. Yazmayı da çok sevdiğim için dostlarım sürekli olarak bir seyahat blogu açmamı öneriyorlardı. Belki de Kars gezimiz “Efsunlu Rotalar” adını vereceğim blogumun ilham yazısı olur.  Bana “Sık seyahat etmekten yorulmuyor musun?” diye soranlar oluyor. “Gezmekten yorulmadın mı?” sorusuna dünyaca ünlü Fransız romancı Gustave Flaubert şöyle cevap vermiş: “Seyahat insanı mütevazı yapar. Dünyada ne kadar küçük bir yer işgal ettiğini görmesini sağlar.”  Öyleyse seyahat edelim. Tavsiyemizdir, henüz gitmemiş olanlar Doğu Ekspresi ile Kars’a seyahatten başlayabilirler.

 

KARS GEZİMİZİN ARDINDAN

Duyulunca ünlüymüş Kars’ın ‘K’ ları,

 Hemen hazırlandı Kocaeli’nin hanımları.

 Hamarat eller hazırladı börekleri, dolmaları;

 Rengarenk kar montları süsledi bavulları.

 

Talep çoktu, bilet bulma sorunu ayrı bir konu,

 Efsun azmetti, eklettirdi 17. vagonu,

 Yıldıramaz hiçbir şey, gelmez bizim gezilerin sonu,

 Görmeliydiniz tren koridorundaki horonu.

 

İzmit, Ankara istasyonlarında alındı grup selfiesi,

 Kırıkkale Irmak’ ta bekledi bizi Doğu Ekspresi,

 54 istasyon, 25 saat, 1933 km imiş mesafesi;

 Bu gezi bizde bırakmayacak ne derdi ne de stresi.

 

Kıvrılarak geçilen tünellerdeki tren keyfi anlatılmakla bitmez,

 Bizim kızların vagon konseptleri diğerlerine benzemez,

 Tarifsiz manzaraları kendine has, başka yerde görülmez,

 Müzik eşliğinde, mumlar yakılınca gönül başka bir şey istemez.

 

Trenden atılacak gazete ve kitapları bekleyen çocukları kim umardı…

 Erzurum’daki siparişlerde Cağ Kebabı, yanında kadayıf dolması vardı.

 Yemekli vagonda tatlı sohbetleri kahve kokusu sardı,

 Tren molasında kartopu oynamak bizim için bir kardı!

 

Kafkas gösterileri, Aşıklar Evi’nde atışan ozanları,

Barış içinde yaşayan farklı etnik kökenli misafirperver insanları,

Çatılardan sarkan buzları, karı, kızakları, kaşarı, kuşları, kazları…

Görmeliymişiz kesinlikle çiçek kaplı, yemyeşil yazları…

 

Topçuoğlu Hamamı, Selçuklu ve Beylerbeyi Sarayları,

Geniş caddeleri, modern kafeleri, sokak heykelleri,

Cheltikov Köşkü, Havariler Kilisesi, Harakani Türbesi…

Dolu dolu geçiyor, unutulmaz gezilerin böylesi.

 

Sımışka, siyah ayçekirdeği;  zanka, atlı kızak;  hangel, mantı imiş,

Kaz suyuna bulgur pilavı, yanında erik hoşafı mutlaka denenmeliymiş,

Malakan, ofsut, çeçil, gravyer, peynir; evelik, ayranaşı, hörre çorba çeşitleriymiş;

Tereyağı, loru, tulumu, sucuklu ceviz kömesi, umaçhelvası yenilmeliymiş.

 

Hayran kaldık şehir ortasındaki ihtişamlı Kars Kalesi’ne,

Gece karlar altında yürürken, ışıklandırılan mimarisine,

‘Sini’de tadına baktık kesme aşı, piti ve Kars ketesine,

Tam not verirmiş işi bilenler balının süzmesine.

 

Boğatepe’ de gezdik Türkiye’nin tek ‘Peynir Eko Müzesi‘ni,

Sürpriz oldu, gösterdiler uzaktan Ağrı Dağı zirvesini,

Her yer bembeyaz, görmemiştik manzaranın böylesini,

Grup dayanamadı, pozlar verdi, karlara attı kendisini!

 

Çıldır Gölü’nde gördük 123 km2 alanı kaplayan buzları,

Heyecanlandırdı Türk bayraklı, renkli ponponlu atları,

Pek hoşumuza gitti, fotoğrafladık kızakların arkasındaki yazıları;

Sıcacık soba başında nasıl da lezzetliydi ezmesi ve balıkları…

 

Kars’a 45 km mesafede bir zamanlar Ani Antik Kenti varmış,

İpekyolu üzerinde yirmi dört farklı uygarlığa ev sahipliği yapmış,

Kiliseleri, camisi, katedrali, yer altı yolları etrafı sarmış;

Bu gizemli kent yedi yüzyıl ‘1001 Kilise Kenti’ olarak anılmış.

 

Kafkas Cephesi Müzesi’nde sergilenen çarıklar içinde ışıklar,

Simgeleniyor ‘Kanlı Tabya’da şehit olmuş yüzlerce vatana aşıklar,

Gerçek gibiydi mumya heykellerdeki derin ve etkileyici bakışlar;

Acıttı kalbimizi, hüzünlendirdi de akıttı gözlerimizden yaşlar…

 

Sarıkamışta 1914’te donan onbinlerce şehidimiz yürekleri dağladı,

Gencecik şehitlerimize ne evlatlar, ne analar ağladı,

Kaç hane yıkıldı, kim bilir kaç sevdalı karalar bağladı,

Haklarını ödeyemeyiz, hepsi bugünkü rahatımızı sağladı.

 

19 yy. sonlarında Çar II. Nikola, KaterinaKöşkü’nü yaptırmış,

Sarıçam ormanlarının ortasında, çivi bile çakılmadan inşaatı yapılmış,

 Harap vaziyette idi, viraneye dönmüş, belli ki hiç bakılmamış,

 Yazık olmuş, bakımsızlık ve sahipsizlik güzelim köşke hiç yakışmamış.

 

Alpler dışında ikinci en iyi, ünlü toz kristal kar pırıltısıyla cezbetti,

Biri dünyanın en uzunu, hizmete hazır toplam yedi kayak pisti,

Snowboard yapanlar, kızakla kayanlar, kayakçılar nefes kesti;

Sıcacık salep, muhteşem telesiyej manzarasıyla mest etti.

 

Asla unutulmayacak, bir başkaydı trenle Akyaka yolundaki seyirler,

Görsel şölendi geçilen köprüler, buz tutmuş nehirler,

Karlar arasında havalandı şahinler, görüldü tilkiler;

Soba üstünde demlenen çaylarla gayet yerindeydi keyifler.

 

Acaba gitmeye değer mi, niye, ne zaman diye sormayın,

Kaz eti, döneri muhteşem lezzetteydi, siz de tadın yemelere doymayın,

Bir kez gezildi, seyredildi, dinlenildi bunlar yeter sanmayın;

Mutlaka kendiniz gidin, bu güzellikleri görmediğinize yanmayın.