En mutlu anlarda onun imzası var; Neşem Cumhuri̇yet

İlimizin en başarılı fotoğraf sanatçılarından biri olarak gösterilen Neşem Cumhuriyet; yeteneğine, aldığı eğitimi, tecrübesini ve sanatçı ruhunu da ekleyerek birbirinden özel karelere imza atıyor

11:08:46 | 2018-05-10

RÖPORTAJ: Zeynep AKAR

FOTOĞRAFLAR: Neşem CUMHURİYET

Neşem Cumhuriyet, kentimizin en başarılı fotoğraf sanatçılarından biri. Fotoğraf sanatına olan tutkusunu ve bu alandaki yeteneğini aldığı eğitimle taçlandıran Cumhuriyet, çektiği konsept düğün ve yenidoğan fotoğraflarıyla alanında fark yaratan bir isim.

İnsanların en mutlu günlerini ve en özel anılarını, farklı bir bakış açısıyla fotoğraflayan; yarattığı özgün konseptlerle kendisini devamlı geliştiren Neşem Cumhuriyet, “Benim için fotoğrafçılık hobi ya da sonradan keşfedilmiş bir iş değil.

Ben bu mesleği şans eseri değil, bilerek seçtim; eğitimini aldım ve 18 sene emek verdim” diyecek kadar sanatına aşık bir fotoğrafçı.

Gelin, ilimizdeki pek çok ailenin en özel günlerini ölümsüzleştiren bu başarılı fotoğraf sanatçısını biraz daha yakından tanıyalım.

 

Neşem Hanım, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

İzmit doğumluyum. Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’nden mezun oldum. Uzun zamandır düğün ve yenidoğan fotoğrafçılığı yapıyorum. Evliyim, Zeynep isminde  bir kızım var.

 

Eğitiminizi de bu alanda aldığınıza göre fotoğrafçılık çocukluk hayaliniz olmalı…

Aslında çocukluk hayalim gazeteci olmaktı. Büyük bir tutkuyla gazetecilik yapmak, fotoğraf makinemle haberden habere koşmak istiyordum. Ancak bir süre sonra, beni asıl etkileyen şeyin gazetecilik mesleği değil, fotoğraf makinesinin kendisi olduğunu fark ettim. Stüdyo ve karanlık odanın büyülü atmosferini Foto Atmaca‘daki  değerli ustalardan öğrendim. Tabii o zaman photoshop yoktu, filmlere kalemle rötuş yapardık.

 

Asıl yapmak istediğiniz işin fotoğrafçılık olduğunu nasıl anladınız?

Bunda, 1999 yılında kaybettiğimiz değerli arkadaşım, fotoğraf sanatçısı Dr. Serhat Deniz’in büyük etkisi vardır. Birlikte gittiğimiz fotoğraf gezilerinde onun etkisiyle çevremde olup bitene farklı bir gözle bakmaya başladım. Bu konudaki yeteneğimi fark ederek, sanat eğitimi almaya karar verdim. 1998 yılında güzel sanatlar fakültesine girdim.

 

Zaten fotoğraf konusunda bir bilginiz varmış. Okulda daha çok teknik yönünüzü mü geliştirdiniz?

Okulda aldığım çağdaş sanat eğitiminin yanında, izlediğim ya da katıldığım sergiler, söyleyişiler, bienaller ve etkilendiğim her şey sanatsal bakışımın temelini oluşturdu. 4 senelik bir eğitimin ardından mezun oldum. Daha sonra İstanbul’a giderek moda fotoğrafçılığını öğrenmek için asistanlık yaptım. 2 yılın sonunda yeniden İzmit’e döndüm.

 

MOBİLYA FOTOĞRAFÇILIĞI YAPTIM

İlk profesyonel işiniz ne oldu?

Bir mobilya firmasından aldığım teklifi değerlendirerek işe başladım. O tarihten itibaren 8 yıl boyunca orada sanat yönetmeni olarak çalıştım. Yurt içi ve yurt dışında birçok firmanın katalog çekimlerini yaptım, sayısız fuara katıldım, kendimi çok geliştirdim ama yine bir şeyler eksikti. Ben çok hareketli ve enerjik insanım ama bir mobilya fotoğrafçısı olarak sürekli durağan nesnelerin, eşyaların fotoğrafını çekmek durumundaydım. Oysa insanlarla iletişim halinde olmam, diyalog kurmam lazımdı. Bu arada evlenmiş ve kızımı dünyaya getirmiştim. İşim gereği uzun süren seyahatlerim oluyordu ve bebeğime zaman ayırmakta zorlanıyordum. Biraz da bu bahaneyle mobilya sektörüne veda ettim, kendi işimi kurmaya karar verdim.

 

Herhalde düğün fotoğrafçılığına o dönemde başladınız…

Evet, düğün ve doğum fotoğrafçılığı yeni yeni moda olmaya başlamıştı. Baktım ki fotoğrafçılıkla hiç ilgisi olmayan insanlar bile bir makine edinip bu işi yapmaya kalkıyor, kendi kendime ‘ben bu işi nasıl yapabilirim?’ diye sordum. Sonunda aldığım eğitimi ve sanatımı ortaya koyarak kendi çizgimi oluşturmam gerektiğine karar verdim ve başladım. İlk başta akrabalarımın çekimlerini yaptım, baktım ki oluyor devam ettim. İzmitli olduğum için çevre oluşturmak zor olmadı. Sosyal medya da benim için çok önemli bir reklam aracı oldu.

 

EĞİTİM SADECE BAŞLANGIÇ

Düğünlerin yanı sıra harika bebek fotoğrafları da çekiyorsunuz…

Aslında en çok keyif aldığım konu miniklerle harika konseptler oluşturup çekimlerini yapmak; onların adım adım büyüdüğünü görmek. Düğünlerini fotoğrafladığım çiftlerin doğumlarını ve çocuklarının çeşitli yaşlardaki fotoğraflarını çekmek çok keyifli. Sanırım ailenin bir parçası oluyorum.

 

Aldığınız sanat eğitimini profesyonel hayata nasıl yansıtıyorsunuz?

Çektiğim fotoğrafların bakış açısında, mekanın, konseptlerin kurgulanmasında, renklerin birbirleriyle uyumunda, en önemlisi hissettiklerimi fotoğraf karesine yansıtmakta kullanıyorum eğitimimi. Ancak eğitim sadece bir başlangıç. Sonrasında izlediğiniz, gördüğünüz, işittiğiniz, kısacası yaşadığınız her deneyim bu süreci olgunlaştırıyor ve farkında olmayarak işinize yansıyor.

 

Neşem Hanım, işinizin en zor yanı nedir?

İnsanları çok sevdiğim için bana zor gelen bir yanı yok ama riskli bir iş yapıyoruz. Kişilerin en özel anını ölümsüzleştiriyorsunuz ve bu anın tekrarı yok. Teknolojik arızalar olabilir, makine arıza yapabilir ve bunun geri dönüşü yok. Bu yüzden her zaman tedbirli olmalısınız.

 

DİYALOĞUMUZ HİÇ KOPMUYOR

Düğün fotoğrafı çekiminde çiftleri yönlendiriyor musunuz?

Beni sosyal medyadan takip eden veya çekimini yaptığım yakınının referansıyla gelen bir kitlem var. Önce stüdyoda tanışıyoruz, çiftin tanışma hikayelerini, aşklarını dinliyorum. Kafamda onlar için oluşan fikirleri paylaşıyorum. Çekim gününe kadar bağlantıyı koparmıyoruz, sürekli diyalog içerisinde oluyoruz. Birbirimize düğün için fikirler veriyoruz.

 

En sevdiğiniz düğün konsepti hangisi?

Son yıllarda moda olan, benim özellikle tercih ettiğim bir düğün konsepti var. Düğün kıyafetleriyle değil de çiftin daha romantik hallerinin yansıtıldığı; belki at çiftliğinde belki bir sahilde ya da Kapadokya’da gün batımında balonlar uçarken çektiğim ‘Save the Date’ adlı kareler en keyif aldıklarım arasında. 

 

Peki, bebeklerle nasıl çalışıyorsunuz?

En sevdiğim çekimler arasında yenidoğan çekimleri başı çekiyor. Bu çekimleri onlar için özel hazırladığım yeni stüdyomda, bebek doğduktan sonraki ilk 15 gün içerisinde, bebeğin anne karnındaki formu bozulmadan yapıyorum. Erkek ve kız bebekler için ayrı ayrı özel konseptler oluşturuyorum. Sürekli revize ettiğim, değiştirdiğim bir aksesuar birikimine sahibim. Bunların bir kısmını Amerika ve Rusya’dan alıyorum; bir bölümünü de antikacılarından ve en önemlisi hayal ettiğimi üreten marangoz ustalarından temin ediyorum. Dünyadaki önemli fotoğrafçıları takip ediyorum, kendileriyle bağlantı kuruyorum, fikir alışverişinde bulunuyorum.

 

ANNELER GÜNÜ’NE ÖZEL ÇEKİM

Dönemsel konseptler de kullanıyor musunuz?

Stüdyoda yenidoğan çekimlerinin dışında 1-2-3 yaş çekimleri de yapıyorum. Hepsinin kendi içerisinde farklı konseptleri oluyor. Her yıl kurduğum yeni yıl konsepti, okul konsepti ve heyecanla beklenen, Anneler Günü’ne özel çekimim oluyor. Anneler Günü özel çekimi bu yıl da 11-13 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek.

 

Ünlü oyuncu Didem Uzel’in fenomen oğlu Aslan’ın da fotoğraflarını çektiniz. Yollarınız nasıl kesişti?

Ortak arkadaşımız vasıtasıyla tanıştık. Kendisi Amerika’da yaşıyor. İstanbul’a geldiğinde program yaptı, evlerinde bir çekim platformu oluşturdum. Bir gün boyunca hem dünya tatlısı Aslan’ın hem de ünlü oyuncu Didem Uzel’in fotoğraflarını çektim. Son derece doğal ve inanılmaz bilinçli bir anneyi tanımak benim için harika bir deneyimdi.

 

Yaptığınız işten mutlu musun?

Evet çok mutluyum. İnsanların en özel anlarını, unutulmayacak anılarını belgeliyorum. Sürekli  dinamik ve enerjisi bol bir işim  var. Benim için fotoğrafçılık sonradan keşfedilmiş bir iş değil. Ben bu mesleği şans eseri değil, bilerek seçtim; eğitimini aldım ve 18 sene emek verdim. Vermiş olduğum emeğin karşılığını şimdilerde, en güzel şekilde alıyorum.

 

İşinizde donanım da önemli, değil mi?

Fotoğrafçılık işinde teknik yatırım çok önemli. Kişinin sanatsal bakış açısı olması mühim ama gelişen teknolojiyle birlikte donanımınızın da tam olması lazım. Ekipmanları sürekli yenilemek, geliştirmek gerekiyor.

 

 

FOTOĞRAF HOBİM DEĞİL MESLEĞİM

İyi bir fotoğrafçı nasıl olmalı?

İster okulunu okusun, ister çıraklıktan yetişmiş olsun ama bu işin eğitimini mutlaka almış olsun. Ben insanların cesaretine hayranım. 1 haftalık ya da 10 günlük kurslara gidip fotoğrafçı oluyorlar ve insanlar da en özel günlerinde onlara güveniyor. Buna hayret ediyorum.

 

Bundan sonraki hedefler arasında neler var?

Bebekler için yenidoğan stüdyomu kurdum ve gayet iyi gidiyor. Düğün fotoğrafçılığında da işler yolunda ama hayal ettiğim şey yurt dışında da fotoğraf çekmek. Mesela Hindistan’daki bir düğünü fotoğraflamayı, farklı kültürlere ait düğünleri çekmeyi çok istiyorum.

 

Bundan sonra da hep düğünleri ve bebekleri mi çekeceksiniz? Örneğin, doğa fotoğrafçılığı yapmayı düşünmez misiniz?

Ben bunların hepsini yıllarca yaptım ve doydum. Artık makinemi boynuma geçirip fotoğraf çekmeye çıkmıyorum. Tatile giderken fotoğraf makinemi yanıma almıyorum. Anın tadını çıkarmak, bir manzaranın fotoğrafını çekmeye çalışmaktansa oturup onu doya doya izlemek istiyorum. Kızımla beraber telefonla çektiğimiz selfie’ler bana yetiyor. Fotoğrafçılığı artık hobim değil mesleğim olarak görüyorum.




ETİKET :   neşem cumhuriyet düğün fotoğrafçılığı yenidoğan fotoğrafçılığı

Tümü