Ekşioğlu ailesinin yeni nesil patronu; YAKUP EKŞİ

PAYLAŞ

Ekşioğlu ailesinin yeni nesil patronu Yakup Ekşi, ailesinden, işinden, eşinden öylesine memnun ve mutlu ki ‘Her anlamda hayalimi yaşıyorum’ diyor

Genç, dinamik, çalışkan, başarılı bir iş adamı. Aile bağlarına önem veren, karısına çok aşık, iki evladına tutkun bir baba. Çalışanlarıyla sıcak ve samimi ilişkiler kuran, yüreği sevgi dolu bir patron. Babası Sefer Ekşi’den aldığı bayrağı çok daha yukarılara taşımayı başarmış bir girişimci. 350 bin kişilik Ekşioğlu sülalesinin mensuplarından biri olsa da mütevazılığı elinden bırakmayan bir centilmen Yakup Ekşi… Hayat felsefesini ‘sevmek ve sevilmek’ üzerine kuran Yakup Ekşi ile 14 Şubat Sevgililer Günü öncesinde bir araya geldik. Yakup Bey hem iş hem de özel hayatının kapılarını Kocaeli Life’a açtı. Ve ortaya ‘Allah herkese böyle bir aşk nasip etsin’ dedirten bu röportaj çıktı. ‘Nazar değmesin’ diyerek sizleri Yakup Ekşi ile baş başa sırakıyoruz.

Keyifli okumalar…

Yakup Bey, 350 bin kişilik Ekşioğlu sülalesine mensup olmak nasıl bir duygu?

Evet, büyük bir aileyiz. Bu durum daha çocukken insana bir özgüven kazandırıyor. ‘Büyük bir aileyiz’ düşüncesi rahatlatıyor. Bir de 350 bin kişilik ailenin içinde babanız hatırı sayılır, saygı duyulan bir insansa farklı bir gurur duyuyorsunuz. Kalabalık bir yere; düğünlere, derneklere, festivallere gittiğimizde ‘Sen, Sefer Bey’in oğlu musun?’ dediklerinde hem gururunuz okşanıyor hem özgüveniniz yükseliyor. İster istemez babaya karşı tatlı bir korku da oluşuyor. Onun gücünün yarattığı tatlı bir korku… Büyük aileyi seviyorum.

Ekşi soyadının avantajlarının yanı sıra dezavantajları da oluyor mu?

Küçük bir kasabada yaşasanız, bir akrabanızın neden olduğu olumsuzluk size de mal edilebilir ama genel olarak bizim böyle problemlerimiz olmadı. Evet, büyük ailelerde, Ekşioğlu ailesi için söylemiyorum, zaman zaman ufak tartışmalar büyüyebilir, taraflar oluşabilir, tatsızlıklar yaşanabilir. Mutlaka zorlukları vardır ama ben bu zorlukları yaşadığımı söylersem, yalan söylemiş olurum. Büyük ailenin zorluklarına bakarsak güzellikleri daha fazla.

YİNE BU İŞİ YAPARDIM

Ekşioğlu sülalesi, özellikle yapı ve inşaat sektöründe Türkiye’nin ünlü müteahhitlerini çıkararak adını duyurmuş. Siz de aynı sektördesiniz. Ekşioğlu sülalesine mensup olmasaydınız da bu işi yapar mıydınız? Kısacası, Yakup Ekşi ne olmak isterdi?

Ben kendimi bildim bileli inşaat işinin içindeyim. Muhtemelen ailem beni böyle yönlendirdi. Başka bir tarafa eğilimim olup olmadığını bile bilmiyorum. ‘Başka bir iş yapmak ister miydin?’ diye sorsanız, ‘Hayır’ derim. İnşaat yapmaktan, ticaretle uğraşmaktan memnunum. Kendim de inşaat mühendisiyim zaten. ‘Hayalinizde ne vardı?’ derseniz, ben zaten hayalimi yaşıyorum diye düşünüyorum. Allah herkese nasip eder mi bilmiyorum ama her anlamda hayalimi yaşıyorum.

Sonuçta kurulu bir düzen var. Günün birinde işlerin başına geçmenizi isterlerdi herhalde.

Demek ki beni böyle yönlendirmişler. Bana sorulduğunda ‘inşaat mühendisi’ olacağım diyordum. Sanki başka meslek ihtimali yoktu. Düşünüyorum, memnun muyum, evet. Bina yapmak güzel. Önünden geçerken bakıyorsun orada bir anın var, çalıştığın akşamlar var, terlediğin geceler var. İzmit’te Sefer Bey ciddi projeler yapmış. Mesela Adliye Sarayı’nın önünden geçerken ‘Bunu babam yaptı’ diyorum, gururlanıyorum. Hele ki yaptığınız binaların içinde mutlu insanlar varsa, çok daha güzel. Şimdilerde konut ve villa yapıyoruz. Bir binadan daha da ötesi insanlara sıcacık yuvalar inşa ediyoruz. İçinde mutlu, huzurlu yaşadıkları yuvalar. Bundan haz duyuyorum.

BABAMDAN MİRAS

İş hayatına atılalı kaç yıl oldu? Nereden başladınız? Bu noktaya gelene kadar neler yaşadınız?

Üniversiteyi bitirdikten sonra eğitim için yurt dışına gittim. Döner dönmez de askerliğimi yaptım. Askerden geldiğimde şantiyede işe başladım. Aslında üniversitede okurken de yaz tatillerinde şantiyede çalışırdım. Hatta ilkokuldayken bile babam beni şantiyelere götürürdü. Şantiyede bekçi köpekleri olurdu, onları sever, oyunlar oynardım. Ekcan içinde tam anlamıyla çalışmaya başlayalı 6 yıl oldu, 4 yıldır da yönetimdeyim. Bir inşaat mühendisi olarak saha hakimiyetim vardır. Zaten inşaat mühendisleri ikiye ayrılır. Sahada olmayı tercih edenler, ofiste çalışanlar. Ben hiçbir zaman ofiste çalışan inşaat mühendisi olamazdım. Sahada olmayı seviyorum.

Ekcan İcra Kurulu Başkanısınız. İnşaat dışında da faaliyet gösterdiğiniz sektörler var. Turizm, otomotiv, yapı malzemeleri gibi. Hepsiyle ilgileniyor musunuz?

Bizdeki sistem şu: Faaliyet gösterdiğimiz her sektörde uzun yıllardır bizimle çalışan müdürlerimiz, müdür yardımcılarımız, sorumlularımız var. İnşaat sektöründe, otomotivde, yapı malzemelerinde, otelimizde genel müdürlerimiz, müdür yardımcılarımız var. Sonuçta hepsi bana bağlı ama karar verme yetkileri var. Kendi kararlarını kendileri verirler, sonuçlarına da ciddi anlamda katlanırlar. Esasında kurumsal bir yapı değiliz, aile şirketiyiz. Ve ben aile şirketlerini seviyorum. Aile şirketleri çok hızlı karar verir, hızlı hareket edebilir. Ömürleri çok uzun olmaz ama bu kader değildir. Yani düzeltebileceğiniz bir şey. O anlamda baktığımızda da ben babamdan dolayı şanslıyım çünkü bizim genel müdür ve genel müdür yardımcılarının çoğu babamdan miras bana. Ben 33 yaşındayım, benim 34 yıllık müdürüm var.

SEFER BEY KARIŞMAZ

Siz işin başına geçtikten sonra Sefer Bey kendisini emekliye mi ayırdı?

Sefer Bey yönetim kurulu başkanıydı ama politikayla ilgilendiği için şirketi Recep Bey yönetiyordu. Sefer Bey ve Recep Bey ayrılma kararı almadan önce ben Sefer Bey’in yerine vekaleten bakmaya başladım. Ayrılma kararı alınınca da Ekcan Şirket Grubu’nu tabiri caizse böldük, paylaştık. Sefer Bey de emekliye ayrıldı ama sağ olsun bir telefonumuzda yanımızda.

Hiç karışmıyor mu?

Hiç karışmıyor ama dayanışma halindeyiz. Mesela ben yurt dışına çıkarken şirketi Sefer Bey’e emanet ediyorum. Eskiden gelme bir kudreti, gücü var. Yurt dışından şirketi aradığımda ‘Sefer Bey burada’ diyorlar. Anlıyorum ki yokluğumda şirketi boş bırakmıyor. Ben varken kesinlikle karışmıyor, karışmak da istemiyor sanırım.

Ama onun tecrübesinden mutlaka yararlanıyorsunuz.

Sürekli yararlanıyoruz. ‘Bir şey soracağım, bir şey söyleyeceğim’ diye sürekli odasındayım. Bazen cevap vermiyor, bazen ‘şöyle yap’ diyor. Bazen ‘Sen git, kendi işini kurtar’ diyor. Ama sürekli tepesindeyim.

UMREYE GİDİYORUZ

Aile şirketlerinde büyüklerin tecrübesi, gençlerin dinamizmi ile harmanlanınca ortaya güzel sonuçlar çıkıyor. Siz yönetimi devraldıktan sonra ne gibi gelişmeler oldu?

Sefer Bey’in şirketi getirdiği nokta ile bir oranlama yapacak olursak, Yakup Ekşi 200 yıl da çalışsa onun yaptığını yapamaz. Sefer Bey çok ileri görüşlü. Belki de zamanın avantajlarından çok iyi yararlanmış. Şimdiye baktığımızda 3 yıldır Türkiye’de ekonomik bir dengesizlik var. Kriz değil, dengesizlik var. Bunu mahalle bakkalı da hissediyor, çok büyük holdingler de ev hanımları da. Kendim için söylemiyorum ama yeni nesil yöneticiler, yatırımcılar için ayakta kalmak çok yorucu. Bu konuda çok mütevazı olamayacağım, faaliyet gösterdiğimiz sektörlere baktığımızda 4 yıldır para kazanmakla kalmamışız, arttırmışız. Bu Yakup Ekşi’nin eseri midir? Değildir çünkü çok güzel bir ekibim var. Beni benden daha fazla düşünen, şirketi bazen kendi ailesinin üstünde gören bir yönetim kadrom var. Ben onlara çok düşkünüm, onlar da bana. Hepsini çocukluğumdan beri tanıyorum ve çok seviyorum. Sadece yönetim kadrosu değil diğer çalışanlarımız da çok eski ve istikrarlı. Onlar da yönetim kadrosuna tam destek veriyor. Şanslıyız. Ekcan Grup olarak baktığımızda elimizdekinin değerini, kıymetini bildiğimizi düşünüyorum. İnsan kaynağımıza kaynak değil, insan gibi bakıyoruz. Onlarla yaptığım her şeyden keyif alıyorum. Birlikte paintboll’a gidiyoruz, futbol oynuyoruz. Onlardan birinin çocuğu olunca çok mutlu oluyorum, biri hasta olduğu zaman ben de üzülüyorum. Bunun sebebi kurumsallık değil, aile şirketi olmamızdan kaynaklanıyor.

Aile şirketinde, aile fertlerinin dışında birilerinin yöneticilik yapması, uzun yıllar çalışması zordur aslında.

Biz, insanları kendimize alıştırıyoruz, ailenin içine dahil ediyoruz ve onların ailesinin içine de giriyoruz. Sefer Bey biraz daha mesafelidir ama ben böyle yaşamayı seviyorum. Türkiye geneline nazaran keyifli bir sene geçirince bunun karşılığında ödül olarak ne yapalım diye düşündük. Yönetim kademesinde oylama yaptık, erkekler umreye, kadınlar Avrupa’ya gitmek istedi. Umreye ben de daha önce gitmemiştim. Kısmetse önümüzdeki ay gideceğiz. Umre ziyareti hepimiz için çok özel ancak ben orada selam verirken solumda 35 yıllık Kemal ağabeyimi, sağımda 20 yılık Mustafa Nuri’yi göreceğim, benim için çok daha anlam kazanacak. Bir de babam gelse, bir o kadar güzel olurdu. Bu gezi beni çok heyecanlandırıyor.

İş hayatından bahsederken biraz da yeni projelerden konuşalım mı?

İnşaat sektöründe durmadan ama gözlerimizi de kapatmadan emin adımlarla ilerliyoruz. İzmit’te devam eden projelerimiz olduğu gibi ortak giriştiğimiz projeler de var. OPARK projesini hayata geçirmek üzere yola çıkan KOYAŞ’ın ortaklarından biriyiz. İzmit’te Ekcan’ın ciddi bir arsa stoğu var. İstanbul’da ise daha önceden belirlediğimiz 4 bölgede projelerimiz başladı, ikisi yaza kadar bitmiş olur. Turizmde markamıza biraz daha önem veriyoruz. Sahibi olduğumuz Kefaluka Otel’de bazı sürprizler yaptık. Otomotiv bizim en eski işlerimizden biri, aynı hızda devam ediyor. Ekcan Otomotiv olarak bölgemizde hem satış hem satış sonrasında Türkiye birinciliğini aldık. Açıkçası 3 senedir alıyoruz.

ÜZERİMDE BASKI HİSSEDİYORUM

Gelelim özel hayatınıza. Ekşi soyadı sizi kısıtlıyor mu? İstediğiniz her şeyi yapabiliyor musunuz?

Samimi olmak gerekirse Ekşi soyadı değil de herkes gibi ben de zaman zaman sosyal hayatta kendimi kısıtlıyorum. Bunun nedeni Ekşi soyadı değil ama. İzmit küçük bir şehir, herkes her şeyi biliyor. Yanlış anlayabilirler düşüncesiyle biraz daha dikkat ediyorum ama bu durum beni rahatsız etmiyor çünkü ben çocukluğumdan beri dikkat etmeye çalışıyorum. Sadece ben değil ailem de öyle.

Bir de Sefer Ekşi’nin oğlu olmak var. Babam duyarsa durumu…

Sefer Bey çok özgürlükçü bir adamdır. Kurallarını bildiğimiz için esnetmeye çalışmayız. O da sizi rahat bırakır. Sefer Ekşi’nin oğlu olmak keyiflidir ama insanın üzerinde büyük bir baskı oluşturur. Ondan daha iyi ne yapabilirim diye düşünürsünüz ve bu durum insanı yorar. Babası Yakup Ağa, Sefer Bey ile çok gurur duyuyordu, ben de babam benimle gurur duysun istiyorum, baskının nedeni bu.

Sefer Ekşi’nin oğlu olmak zor diyorsunuz.

Zor bir insan ama mükemmel bir adam. Harika bir koca, harika bir baba, süper üstü bir dede. Ahlaklı, akıllı, zeki, ince ruhlu bir politikacı. Olağanüstü bir ticaret adamı. Çok ileri görüşlü. Bunları babam için bir çırpıda söylerken kendim için söyleyemem. O nedenle üzerimde bir baskı oluyor. Sefer Bey belli çizgileri olan bir insandır ama hayatımın hiçbir döneminde bana baskı yapmadı. Ben de baskı yapması gereken bir hayat yaşamadım.

LİSEDE TANIŞTIK

Gözlerden ırak bir yaşantınız var zaten.

Eşim de İstanbul’da ticaret yaptığı için orada yaşamayı tercih ettim. Uzun yıllar kurumsal firmalarda çalıştıktan sonra, çocukların ardından eşim de kendi işini kurmayı tercih etti. Şu anda İstanbul Ataşehir’de çocuk spor ve aktivite merkezi My Gym’in yatırımcı ve işletmeciliğini yapıyor. Ben haftanın en az 4-5 günü İzmit’teyim ama güne çok erken başlıyorum. Sabah 06.00’da evden çıkıyorum, erken saatte spor yapmaya çalışıp, en geç saat 08.00’de işimin başında olmaya özen gösteriyorum.

Aile bağlarınızın da çok kuvvetli olduğunu biliyorum.

2kız, 2 erkek toplam 4 kardeşiz. Annem ve kardeşlerim her zaman, her kararımın arkasındadır, her zaman desteklerini hissederim. Kız kardeşlerim İstanbul’da yaşıyor. Bir yıl kadar önce kız kardeşim bana dayılık duygusunu da tattırdı, babalık kadar heyacanlı bir duygu, Defne Lila adında bir kızımız daha oldu. Erkek kardeşim Kaan, bu yıl üniversite sınavına girecek, yoğun bir ders temposu içerisinde ama başaracağından eminim. Biz birbirine çok bağlı bir aileyiz. Sürekli birbirimize zaman ayırmaya çalışıyoruz. Sıklıkla tüm aile Sefer Bey’in evinde bir araya geliyor. Torunlar dedelerine çok düşkün, Sefer Bey de bir dediklerini iki etmiyor. Çok keyifli vakit geçiriyoruz.

Eşinizle tanışma hikayenizi de merak ediyorum.

Tuğçe ile liseye dayanan bir arkadaşlığımız var. Ben kolejden, Kocaeli Anadolu Lisesi’ne geçiş yapmıştım. Tuğçe de orada okuyordu. İlk gördüğümde tavrı, özgüveni, güzelliği çok hoşuma gitti. Lisede aynı sınıfa gitmeye başladık, arkadaş olduk. Daha o zaman biliyordum harika bir eş olacağını. İlk gördüğümde arkadaşlarıma Tuğçe’nin ileride evleneceğim kişi olduğunu söylemiştim, ciddi olduğumu düşünmemişlerdi herhalde 🙂

İLK GÜNDEN BERİ AŞIĞIM

Liseden sonra?

Lise son sınıfta ben Ankara’ya gittim, daha az görüşmeye başladık tabii ama hiç kontağı koparmadım. Liseden sonra her ikimiz de üniversite için İstanbul’a gittik. Üniversitede iken tekrar görüşmeye başladık. Aynı şehirde yaşadık, ortak arkadaşlarımız oldu. Birlikte bir yerlere gittik, gezdik, dolaştık derken sonrasında ve çok şükür sonunda ilişkimiz başladı.

 

Kaç senedir evlisiniz?

5,5 yıllık evliyiz ama ilk tanışmamızın üzerinden neredeyse 20 yıl geçti. Bana 5,5 yıl değil 20 yıl daha önemli geliyor. Sonuçta ilk gördüğümden beri aşığım eşime.

Bu nasıl bir aşk?

Allah herkese nasip etsin ama milyarda bir gelir. Benim yaşadığım aşk, sevgi başka. Allah aşkı, aile sevgisi, bir de eşimin sevgisi… Karşılaştırma yapamıyorum. Ben çocuklarıma da Tuğçe’ye de tutkunum.

EŞİM, BENİ TAMAMLIYOR

Sizin aşk tarifiniz nedir?

Ben bunu daha önce yaşamadığım için bana ‘Aşk nedir?’ derseniz, ‘Tuğçe’ derim. ‘Eşim’ derim. Tarifi nedir bilmiyorum. Daha önce kimseyi beğenmemişim, istememişim. Tuğçe’yi gördüm, ‘budur’ dedim. Beraberiz ve şükür çok mutluyuz.

İlişkinizi besleyebilmek için ne yapıyorsunuz?

Her konuda bol bol sohbet ediyoruz, seyahat ediyoruz, yeni yerler görüyoruz, çocuklarımız Ece ve Sefer Eren ile kaliteli zaman geçirmeye özen gösteriyoruz, arkadaşlarımızla vakit geçiriyoruz. Benim “Allah en az benim kadar mutlu etsin” diye bir duam vardır. Ben çok mutluyum çünkü. O yüzden de Allah herkesin karşısına güzel insanlar çıkarsın, birbirleriyle uyum içinde olsunlar istiyorum. Eşim beni olduğumdan daha güzel, iyi bir insan yapıyor. Onunla olduğumda çok daha rahat, huzurlu ve mutlu hissediyorum. Beni tamamlıyor.

Nasıl bir eş?

Süper bir eş, arkadaş ve anne. Sorumluluk sahibi, sevgi dolu, her zaman pozitif, enerjisi yüksek. Kendini geliştirmeyi başarıyor ve eşine yani bana da yansıtıyor bu başarısını.

HİÇ TARTIŞMAYIZ

Hiç tartıştığınız olmuyor mu?

Hiç tartışmayız. Birbirimize saygımız en az aşkımız kadar büyük. Saygıyı hiçbir şekilde elden bırakmayız. Bir de benim eşim akıllı kadındır. ‘Her güçlü erkeğin arkasında bir kadın vardır’ denir ya, öyle bir eş isterdim, öylesi de denk geldi. Tuğçe yanımdadır, önümdedir, arkamdadır. Bunu bana hissettirir. Güzel bir aileden gelmiş, güzel de yetişmiş. Ailesine ve evine de düşkündür. Sorumluluk sahibidir.

Kendi babanızla kıyasladığınızda nasıl bir babasınız?

Benim babam çok iyi bir baba ama çocuklara bakış açımız biraz farklı. Sefer Bey’in bir hayat koşturmacası vardı, ticaret savaşının içindeydi. Bu dünyada bir yer edinebilmek için gece-gündüz çalışıyordu ama ben şanslıyım. Onun oğlu olarak doğduğum için cumartesi günümü sabahtan akşama kadar kızım veya oğluma ayırma lüksüm var. Sefer Bey’in o yaşlarda o lüksü yoktu fakat biz bunun eksikliğini hissetmedik.

Ailenizle en çok ne yapmaktan hoşlanırsınız?

Çocuklar yokken Tuğçe ile seyahat etmekten çok hoşlanırdım. Hatıralarımız olan yerlere gitmeyi çok severiz. ‘Şu parkta oturmuştuk, şu restoranda şunu yemiştik’ diyebilmekten keyif alıyorum. Çocuklar olduktan sonra onlarla vakit geçirmekten keyif almaya başladık. Ben dışarıda kahvaltı yapmayı seviyorum. Maşukiye’ye ya da İstanbul’da boğaz tarafına gidebiliriz, Yuvacık’a çıkabiliriz. Ece daha çok küçük ama Sefer Eren’le oynamak da çok eğlenceli.

Siz de babanız gibi oğlunuzu yönlendirecek misiniz?

Kesinlikle. Olabildiğince kendi kararlarını verebilmesini isterim, ama belirli bir yaşa gelene kadar çocuklar anne-babanın tecrübe ve öngörülerinden mutlaka faydalanmalı. Özellikle dersleri sıkı tutması konusunda mutlaka yönlendireceğim.

İŞ İÇİN ZORLAMAM

İşi de devam ettirsin mi?

İşi devam ettirsin kısmında kendi ailem gibi olmayabilirim. Oğlum Sefer Eren bana gelse, ‘ben diş doktoru olacağım’ dese, ‘hayır’ demem. Hiç problem değil. Aynı düşüncem erkek kardeşim için de geçerli. ‘Abi ben senin arkandan, babamın izinden gelmeyeceğim, topçu olacağım’ dese önemli değil. Ama şöyle yönlendirme yaparım; Güzel sanatlarda okumak istiyorsa, yeteneği var mı yok mu bakarım çünkü başarısızlık, mutsuzluğu da beraberinde getirir. Mutsuz olsun istemem. Daha iyi olacağı yöne doğru evrilmesi için mutlaka yönlendirme yaparım.

Aile dışında bir sosyal hayatınız var mı?

Farklı arkadaş gruplarım var. Üniversiteden arkadaşlarım var, yurt dışından gelen arkadaşlarım var. Bazen birlikte bir şeyler yapıyoruz. Ben her şeyi en iyi arkadaşımla yapmak isterim, en iyi arkadaşım da eşim. Onun beni ektiği zamanlar diğer arkadaşlarımla buluşuyorum. Bir de spor yapmaktan zevk alıyorum.

Spor gibi başka hobileriniz var mı?

Sinemayı çok severim. Kitap okurum ama öğrenmek için okurum. Eşim kitap okumayı çok sever. Ben ekstrem sporları yapmayı çok severim ama çocuklarımız olduktan sonra pek vakit kalmıyor. Bundan şikayetçi değilim, bana dünyaları verseler oğlum Sefer Eren’le karşılıklı oturarak araba sürmeyi hiçbir şeye değişmem.

EN BÜYÜK KORKUM

Peki, Yakup Ekşi neden korkar, bir fobiniz var mı?

Ben ruh hastası derecesinde çocuklarına düşkün bir babayım. Kadere de inanırım ama çocuklarımın ya da ailemin başına bir şey gelirse korkum var. Babamda da böyle bir korku varmış. Onun dışında korkmuyorum.

Bu hayatta vazgeçilmeziniz, olmazsa olmazınız nedir?

Herhalde özgürlüktür. Özgürlüğümün bende olmasını bilmek beni rahatlatan bir şey. Bu konuda ailem ve eşim açısından şanslıyım. Özgürlüğüme saygı duyarlar. Çok sert çizgilerin içinde yaşamak bana göre değil. Bana ‘yapamazsın’ kelimesi, yapmayacağım bir şeyi çok hızlı bir şekilde yaptırır. İnsanlar benim o tarafıma dokunmazlar.

Sizce hayattaki en büyük zavallılık nedir?

Yalan, riyakarlık. Bir yerlere varmak için ya da bir şey elde edebilmek için söylediğiniz yalan kısmı var ya benim midemi bulandırıyor. Ben şeffaflığa çok önem veririm. İkiyüzlülük beni çok sinirlendirir.

VAKIF KURMAK İSTİYORUM

Yakup Ekşi, 15 yıl sonra kendisini nerede görmek istiyor?

İş yoğunluğumu azaltıp ailemle daha çok vakit geçirmeyi istiyorum. Farklı alanlardaki iş geliştirme fırsatlarını takip etmek, Sefer Bey gibi yönetimde olup başka işlere kanalize olmak istiyorum. İhtiyaç sahiplerine daha sistemli bir şekilde ulaşabilmek ve yardım etmek için ileride vakıf işleriyle de daha çok ilgilenebilmek istiyorum. Sefer Bey adına bir vakıf kurup, kartopu misali yuvarlanarak büyüsün istiyorum.

Peki, siyasette görecek miyiz sizi? Var mı böyle bir düşünceniz?

Ben buna çok net bir şekilde ‘asla’ diyorum ama son dönemlerde çok sorulmaya başlandı, açıkçası korkuyorum. Vatana, millet hizmet edecek çok güzel, başarılı insanlar var. Ben vaktimin çoğunu emeklilikten sonra eşime, aileme, vakıf işlerine ayırmak isterim.

Yakup Bey, en sevdiğiniz söz nedir? Hayat felsefesi olarak da benimsediğiniz…

Hayat felsefesini bir söze sığdıramayız ama ‘Kimse senin dalgalarla nasıl boğuştuğuna bakmaz, gemiyi limana getirip getirmediğine bakar’ lafını ticari yaşamda çok kullanırım. Şirkette olağanüstü bir durum varsa, toplantıya ‘Arkadaşlar gemi limanda mı?’ diyerek başlarım. Gemiyi limana getirebildiysek, oturduğum koltuğa sırtımı biraz daha rahat yaslar, konuşmaları öyle dinlerim. Ama gemi hala açıktaysa ve fırtına devam ediyorsa, ‘Toplantıya daha fazla geç kalmadan hemen başlayalım’ derim. Gemi battıktan sonra dalganın büyüklüğünün bir önemi yok. Ama hayat felsefesi derseniz, ‘sevmek, sevilmek’ derim. Çünkü ben aileme tapıyorum, iş arkadaşlarımı çok seviyorum.

Yakup Bey son olarak şunu sormak istiyorum, deseler ki biriyle bir saat sohbet edeceksiniz, bu kim olurdu?

Bana bir şeyler katacak bir insanla konuşmak isterdim ki ondan öğrendiklerimi kendi haytımda uygulayabileyim. Mevlana ile sohbet etmek isterdim.

Aşk üzerine mi?

Evet, bahsettiğim olay bu. Aşk. Derinlemesine aşkı konuşmak isterdim. Yoksa etrafımızda olup biten her şeyi çok merak ediyoruz ama bunların yarısı bize bir şey katmaz.

Bir Cevap Yazın