Doktor, milli tenisçi, atlet…

Tenis sporuyla geç yaşta tanışsa da hızla yol alan Havva Türedi, kendi yaş kategorisinde önce Kocaeli, ardından Türkiye ve Balkan şampiyonu oldu. Türedi’nin hedefinde dünya şampiyonluğu var

12:38:07 | 2017-06-01

HABER: SERPİL ÇOLAK • FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı TİMUÇİN

 

Dr. Havva Türedi’yi tanır mısınız? Ne kadar tanırsınız?

İlkokul öğretmeni olmak için yola çıktığını ancak ülkemizde sık sık karşılaştığımız sistem değişikliklerinden birinin kurbanı olduğunu bilir misiniz? Peki, bu ve bunun gibi nice olumsuzlukları başarıya çevirdiğini… Öğretmen olamayınca doktor olduğunu… Deprem dönemi yaşadığı acılar nedeniyle girdiği depresyondan tenis sayesinde çıktığını… 40 yaşından sonra başladığı teniste başarıdan başarıya koştuğunu… Kocaeli, Türkiye, Balkan şampiyonluğu derken dünya şampiyonluğuna oynadığını… Tenisteki başarısını devamlı kılmak için başladığı diğer spor dallarında da başarı üzerine başarı elde ettiğini… Maraton koştuğunu ve dereceleri olduğunu… Evet, bu ay sizleri çocuklarını büyütüp emekli olduktan sonra kendini spora veren, sadece kitap okurken yerinde oturabilen ‘hiperaktif’ bir kişilikle, Dr. Havva Türedi ile tanıştıracağız. Havva Hanım’ın hikayesi bize bir kez daha hayatta hiçbir şey için geç olmadığını gösterecek.

Şimdiden keyifli okumalar.

 

Havva Türedi, maraton da koşuyor.

 

Havva Hanım öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Denizli doğumluyum. İlk ve ortaokulu Denizli’de okudum. Lisede yatılı olarak Denizli Öğretmen Lisesi’ne gittim. İlkokul öğretmeni olacaktım fakat sistem her zamanki gibi yine değişti. Öğretmen okulları lise ayarına geçince, üniversite sınavına girmek zorunda kaldık. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’ni kazandım. Aslında öğretmen olmayı çok istiyordum. Sistem değiştiğinde günlerce boykot yaptık. Yemek yemedik, uyumadık. ‘Öğretmenlik hakkımızı geri istiyoruz’ diye çok direndik. Daha sonra iki yıllık eğitim enstitüleri açıldı, kontenjanla girebiliyorduk ancak ben üniversite sınavına girmeyi tercih ettim. Öğretmen olmak isterken, doktor oldum.

Öğretmen olmayı bu kadar çok isterken üniversite sınavında tıbbı seçmenizin nedeni neydi?

Ailenin en küçük çocuğuyum. Bir abim, iki ablam var. Babam beni hep ‘Doktor olacak benim kızım’ diye severdi. Bilinçaltımda kaldı herhalde. Üniversite sınavında ilk tercihim tıp fakültesiydi, sonra diş hekimliği, eczacılık falan sıraladım.

Başarılı bir öğrenciydiniz demek ki, tıp fakültesini kazandığınıza göre…

Yatılı okulda eğitim sistemimiz çok iyiydi. Çok arkadaşım iyi yerleri kazandı. En iyi yerleri kazananlardan biri de bendim.

Okul bittikten sonra?

Okurken eşimle tanıştım, çok güzel bir arkadaşlığımız oldu. Tabi babam, okul bittikten sonra Denizli’ye dönmemi bekliyordu. Fakat biz Metin’le evlenmeye karar vermiştik. Büyük bir dirençle karşılaştık. Bizim oralarda yabana kız verilmez. Hele hele güzel ve okumuş kızlar… Epey bir mücadele ettik. Tabi ablalarım, eniştelerim çok yardımcı oldu. Okul biter bitmez evlendik, iki yıl Uşak’ta mecburi hizmetimi yaptım. Sonra İzmit’e geldim. Bazen diyorum ki aile sözü dinlemek gerekiyormuş. Ailemden çok uzağım. Kendimi spora verişim biraz da bu yüzden.

 

Havva Türedi’nin eşi Metin Türedi, İzmit Tenis Kulübü başkanı

 

DİYABETİ OLAN TANIR

Eşiniz o sırada İzmit’te miydi?

Eşimin işi İzmit’teydi. Ben Uşak’a yalnız gittim. Bir hafta sonu ben geliyordum, bir hafta sonu o. Evlenmiş gibi değildik. İki yıl böyle geçti. 1987 yılında İzmit’e geldim ve Çınarlı Sağlık Ocağı’nda çalışmaya başladım. Bir sene sonra da oğlum doğdu. Daha sonra diyabet eğitimi aldım. Kocaeli Devlet Hastanesi’nin diyabet polikliniğinde görev yaptım uzun yıllar. Ve buradan emekli oldum. İzmit’te diyabeti olan tanır beni. Çünkü tek doktordum. Tek başıma çalıştığım için hastalarımı bırakıp tatile bile gidemiyordum. Sadece Kocaeli’den değil, çevre illerden de gelen hastalarım vardı. ‘Emekli olduğumda hastalarımı nasıl bırakacağım’ diye düşünürken, yine bir sistem değişikliği oldu. Diyabet hastalarına dahiliye hekimlerinin de bakması gündeme geldi. Benim de emekliliğim gelmişti o dönemde. Sistem değişikliğini avantaja çevirdim, 2006 yılında emekli oldum ve kendimi spora verdim.

İki çocuğunuz var yanılmıyorsam…

Çalışırken iki çocuk büyüttüm, biri 30, diğeri 26 yaşında. Emekli olana kadar onlarla ilgilendim, şimdi kendi hayatımı yaşıyorum. Çocuklarım için her şeyden vazgeçtim ama şimdi yaşamıma geri döndüm.

 

 

ŞANS ESERİ KURTULDUM

Tenisle nasıl tanıştınız?

Yaşadığım şanssızlıkları başarıya çeviren bir yapıya sahibim. Acıları da öyle. Tenis oynamaya depremden sonra başladım. Depremde çok büyük bir acılar yaşadım. Çok sevdiğim arkadaşlarımı kaybettim. Hastanenin acilinde çalıştım uzun yıllar. Yıkılan yaşamları gördüm. Evimiz de yıkıldı, içinden çıkılamaz bir haldeydi. Ben de depremden şans eseri kurtuldum.

Nasıl yani?

Görümcemin çocuğu hastaymış, beni çağırdılar. Ediz bir yaşında o zamanlar. O gün de tatilden gelmiştik, makinede çamaşırlar dönüyordu. Metin’e ‘Hemen gitmeliyiz’ dedim. Ereğli’ye gittik, Ediz’e baktım bütün gece. Ve o akşam orada kaldık. Sonra öğrendim ki bizim ev yerle bir olmuş. İşim, beni ve ailemi kurtardı. Hayatımda hep böyle dönüm noktaları vardır.

Sonra?

Depremden sonra Ereğli’deki yazlıkta yaşadık. Ben acilde görevliydim. Bir gün çalışıyor, üç gün izin yapıyordum ama o üç günde kendime gelemiyordum. Eşim işe, çocuklar okula gittiği için evde yalnız kalıyordum. ‘Kapı çalsa açabilecek miyim, konuşabilecek miyim’ diye düşünüyordum. Büyük bir depresyona girmiştim. İzmit Tenis Kulübü de o dönemde kurulmuştu. Kurucuları arasında arkadaşlarım vardı. Ben de bu tarz organizasyonların içinde yer almayı, destek olmayı severim. Tenis Kulübü’ne üye olmuştum. Eşimle ‘Hadi gidip bakalım’ dedik. Önceleri haftada bir gün oynuyorduk, sonra yarışmalara katılmaya başladık. Benim yeniden hayata bağlanışım tenis sayesinde oldu.

Depresyondan tenis sayesinde çıktınız yani…

Evet. Şimdi çocuklarım da tenis oynuyor. Eşim, Tenis Kulübü Başkanı.

Ne güzel bir çıkış yolu bulmuşsunuz.

Benim çocukluğumla ilgili bir durum bence. Evin en küçük çocuğusun, yaşananları görüyorsun, daha küçükken olgunlaşıyorsun. Nerede hata yapılıyor, onları görüyorsun, ders alıyorsun. Her zaman bir çıkış noktası buluyorum. Olumsuzlukları pozitife çeviriyorum.

Öncesinde bir alt yapınız yok anladığım kadarıyla…

Depreme kadar hastanede masa tenisi oynuyorduk. Hastanenin çatı katındaki masa tenisi sahamız depremden sonra iptal edildi, buraya yardım malzemeleri dolduruldu. Masa tenisi oynayamadığımız için bütün doktorlar buraya gelip tenise başladık. Tenise eşimle başlamamın nedeni ‘Birbirimize top atalım yeter’ düşüncesiydi. Ama birlikte oynayınca birbirimizi çok geliştirdiğimizi gördük. Birlikte oynadığımız için bu kadar iyiyiz. Çünkü teniste partner çok önemli.

 

 

40 YAŞINDA BAŞLADIM

Eğer bir sakıncası yoksa kaç yaşında başladınız tenis oynamaya?

40 yaşında başladım, 15 yıldır oynuyorum. İlk yıllarda haftada bir oynuyordum. Şimdi ise her gün. ‘Bugün mutlaka oynamalıyım’ diyorum. Başka antrenmanlar da yapıyorum. Fitness yapıyorum, pilates yapıyorum, stretching yapıyorum. Başarı geldikçe, korumak için çaba sarf ediyorum.

Hala eşinizle oynuyor musunuz?

Evet oynuyoruz, birlikte çok iyiyiz. Yemeğine maçlar yaparız.

Daha çok kim kazanır?

Tabii ki kadınlar. Akıllı adam yani.

Yarışmalara katılma fikri nasıl doğdu?

Önceleri sadece eşimle oynayıp birbirimizle didişirken, ilk klasman turnuvası yapıldı burada. Hatta İpek Şenoğlu ve Filiz Taçbaş da gelmişti. Bu isimler model oldu bana. Hülya Avşar’ı da basından takip ediyordum. Onun için basının önemi büyük diyorum. Belki bu yazıyı okuyan birçok kişi ‘Ben de yapabilirim’, ‘Ben de tenis oynayabilirim, çocuklarıma model olabilirim’ diyecek. Zaten ben de bunun için buradayım.

Spora genelde küçük yaşta başlanır fakat siz 40 yaşında başlamışsınız.

Sporun her türlüsünü herkes yapabilir. Nasıl ki herkes yürüyüş yapabiliyorsa, koşabilir de. Koşan, tenis de oynayabilir. Herkes bütün sporları yapabilir bence. Hiçbir şey için geç değil.

 

 

BİRİNCİLİKLERİM VAR

İlk turnuvada nasıl bir sonuç aldınız?

İlk turnuvaya katıldığımda final oynadım. 30’lu yaşlardaki genç bir kadına yenildim ama çok iyi bir mücadele oldu. Fizik üstünlüğü olan çok genç bir bayanla başa baş mücadele etmiştim. Sonra ‘Ben bunu da yenebilirim’ dedim. Doğuştan gelen bir yetenek sanırım. Azimliyim. ‘Ben bunu yapabilirim. Bunu yaparsam, onu da yaparım’ diye düşünürüm. Sonra İzmit genelinde birinciliklerim, ardından Türkiye genelinde birinciliklerim oldu. Balkan şampiyonasında da birinciliklerim var. Geçen hafta Göcek’te düzenlenen uluslararası turnuvada bir Alman’ı yendim, birinci oldum.

Çocuklarınız da tenise devam ediyor mu?

Çocuklar da oynuyor. Çocuklar doğduktan sonra ben hiçbir aktivitenin içinde olmadım. Kızım bale yaptı, oğlum yüzücüydü. İkisi de iyi satranç oynar, milli takıma kadar yükseldiler. Kızım da oğlum da çok iyi piyano çalar. Oğlum crossfit antrenörü. Baktım onlar yarışmıyorlar. Küçük yaşta başlamışlar ve bu kadar donanımlılar, ‘ben yarışayım’ dedim. Biz küçük yaşta görmediğimiz için daha bir saldırgan oluyoruz, daha bir yarışmak istiyoruz galiba.

Sporcu bir ailesiniz…

Oğlum crossfit yarışlarına katılıyor. Crossfit de çok ternd bir spor biliyorsunuz. Antrenörlük de yapıyor. Triatlon yapıyor, Ironman aynı zamanda. İzmit’teki tek Ironman. Yanılmıyorsam Türkiye’deki üç kişiden biri oğlum. Biliyorsunuz kilometrelerce yüzüyorlar, maraton koşuyorlar. Hatta beni de bir yarışa soktu, ikinciliğim var crossfit’te. Ayrıca ‘Anne sen 5 saat maç yapıyorsun, maraton da koşarsın’ dedi. İlk maratonumu oğlumla koştum. Benim için gurur vericiydi.

Tenise başlamadan önce hiç spor yapmamış biri olarak geldiğiniz nokta şaşırtıcı.

Bu konuda kendimi şanslı görüyorum çünkü küçük yaşta spor yapanların hep sakatlıkları var, aşırı yüklenmeye bağlı. Biz küçük yaşta spor yapmadık ama doğal ortamda ip atladık, sek sek oynadık. Hep sokaktaydık, babamız gelmeden eve girmezdik. Doğal kondüsyonumuz vardı. Spor yapanlar ileri yaşlarda yapamıyor. Biz avantajlıyız bence. Ben böyle düşünüyorum. Şimdiki çocuklar çok şanssız. Ama biz onlara burada doğal ortamlar yaratmaya çalışıyoruz. 5 yaşından itibaren getiriyoruz, tenis oynatıyoruz. Daha çok çocuğun gelmesini istiyoruz.

Aslına bakarsanız, küçük yaşlarda diğer aile fertlerinden farklı olduğumu hissetmiştim. Mesela; Bağa üzüm toplamaya giderdik. Ben, koşarak gider, herkesten önce bağa varırdım. Dönerdim, tekrar koşardım, tekrar dönerdim. Üzümleri herkesten önce toplardım. O zamanlar, onlardan farklı olduğumu hissederdim. Hiçbir şeye üşenmezdim. Hareketliydim. Hani şimdi hiperaktif diyorlar ya… Ben bunu avantaja çevirenlerdenim.

Ne güzel, enerjinizi boşaltma yolunu bulmuşsunuz.

Baktım teniste enerjiyi boşaltamıyorum, koşulara başladım. Çok önemli maratonlar koştum. İstanbul maratonu, Tarsus maratonu. Derecelerim var onlarda da.

 

 

KOŞARAK KEŞFEDİYORUM

Mesleğe devam ediyor musunuz?

Part-time doktorluk yapıyorum. Bugün yarım gün çalıştım, geldim. Daha sporumu yapmadım ama yapacağım. Eğer bir gün sporumu yapamamışsam, mesela misafirim gelmişse, ertesi günü mutlaka sabah erkenden kalkar, koşarım. Nerede olursam olayım fark etmez. Amerika’ya gittiğimizde tenis oynayamayacağım için sabah uyanır uyanmaz New York’un caddelerinde koştum. Hangi cadde nereye çıkıyor, hangi caddede hangi mağaza var, ezberledim. Ben gittiğim şehirleri sabah koşusunda keşfederim. Geçenlerde Eskişehir’e gittik. Sabah koşarken kahvaltı yapacağımız mekanı keşfettim sonra döndüm eşime ‘Metin kalk, kahvaltıya gidiyoruz’ dedim. Porsuk Çayı kenarında çok güzel bir yerde kahvaltı yaptık. Göcek’e gittiğimizde ise bir dağ yolu, parkur keşfettim. Başka bir koya çıkıyor. Göcek’i karşıdan seyrederek denize girdik eşimle.

Biraz da tenisin yaşamınıza kattıklarından bahseder misiniz?

Çok şey kattı. Hele bir de çocuk olsaydım. Bir çocuğun tenis oynaması ne demek biliyor musunuz? Bir kere; kortta tek başınasın. Topa yetişip yetişememek senin kararına bağlı. Yani, kendi kararlarını kendin veriyorsun. Ayrıca karşıda bir rakip var, sahanı korumak zorundasın. Rakibin zayıf yönlerini keşfetmeyi, ona göre mücadele etmeyi öğreniyorsun. Düşünüyor, çözüm üretiyorsun. Ne kadar geride kalsan da bunu tersine çevirebileceğini, hiçbir şey için geç olmadığını, her zaman bir çıkış yolu bulunduğunu, önemli olanın fırsatları değerlendirmek olduğunu görüyorsun. Pes etmemeyi öğreniyorsun. Başarısızlıklar bile bir dahaki sefere ne yapmaman gerektiğini öğretiyor, ders alıyorsun. Yöneticiler için ideal bir spor.

Yıllardır İzmit Tenis Kulübü’ne üyesiniz. Her isteyen üye olabiliyor mu?

İstanbul’daki kulüpleri biliyorum, yıllık üyelikler o kadar pahalı ki. Çoğu insan üyelik rakamları çok yüksek olduğu için gidemiyor, tenis oynayamıyor. İzmitliler bu yönden çok şanslı. Üyelik çok ucuz, hatta komik bir rakam. Özellikle alt yapı sporcuları için çok çok ucuz. Her isteyen gelip kulübe üye olabilir, her isteyen tenis dersi alabilir. Grup dersleri çok daha uygun.

Havva Hanım geldiğiniz nokta inanılmaz, peki hedefiniz nedir?

Yaşımda Türkiye’nin bir numarasıyım. Şimdiki hedefim, dünyanın bir numarası olmak. Bir de tenisle ilgili bir kitap yazmak istiyorum. Benim yaşadıklarımı herkes yaşamasın. Çünkü ben bu noktaya çok zor ulaştım. Doğru yerden, doğru hocayla, doğru yöntemle başlamak lazım.

 

 

TENİSİ DEĞİL DOKTORU BIRAKTIM

Havva Hanım bir doktor olarak sizin bir de doktor hikayeniz var. Onu sizden dinleyebilir miyiz?

Kocaeli Devlet Hastanesi’nde çalışıyorum, aynı zamanda yerel gazetelerin birinde tenis üzerine köşe yazıları yazıyorum. Boyun fıtığı olmuşum. O sıra çok sevdiğim doktor arkadaşım Akın Yılmaz’ın hastalığı çok ağırdı, yoğun bakımda yatıyordu. Bir yandan üzüntü, bir yandan köşe yazılarının stresi falan derken, korkunç ağrılar çekiyorum. Kendim de doktorum ama bana bir şey olmaz modunda dolaşıyorum. Sonunda dayanamadım, Kocaeli Devlet Hastanesi’nde görev yapan bir beyin cerrahisi uzmanına gittim. ‘Ameliyat’ dedi. Doktora ‘Ben ameliyat olurum ama sporu çok seviyorum, bırakmak istemiyorum, ameliyattan ne kadar sonra tenis oynayabilirim?’ diye sordum. Bana ‘Ne tenisi. Sen kolunu oynattığına şükret’ demez mi. Bu böyle olmayacak dedim ve o doktoru bıraktım. Çünkü doktorların olaylara at gözlüğüyle bakmaması gerektiğini düşünüyorum. Tenis oynayan bir doktor buldum, derdimi anlattım. Sonrasında çok iyi bir fizik tedavi, çok iyi bir güçlendirme, pilates, reformer derken eskisinden daha güçlü hale geldim, maraton koştum.

 

 




ETİKET :  

Tümü