Doğukan Soykök: Tiyatro ön yargılarımı yok etti

Yazarımız Bilge Çolak, tiyatrocu Doğukan Soykök ile güzel bir röportaj gerçekleştirdi. Soykök, tiyatronun kendisine kattıklarını şu sözlerle özetledi: “Tiyatro öfkemi aldı, empati kurmayı öğretti ve ön yargılarımı yok etti”

11:49:34 | 2019-01-02

RÖPORTAJ: BİLGE ÇOLAK

 

Ne demiş atalarımız; ‘Dünya vazgeçenleri değil, azmedenleri hatırlar.’

Bu atasözünü Doğukan Soykök’ün hayatı çok güzel anlatıyor.

Ben lafı fazla uzatmayacağım.

Sadece şunu söylemek istiyorum; bu röportajla azimli ve bir o kadar da başarılı bir tiyatro oyuncusunu tanıyacaksınız…

 

Öncelikle Doğukan Soykök’ü tanıyabilir miyim?

Ben 26 Haziran 1990 tarihinde Ankara’da doğdum. İki kız kardeşim var. Annem ev hanımı, babam şoför. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunuyum. Tiyatro ile biraz geç tanıştım. Sanatı çok seviyorum. Hayatıma sonradan girmiş olmasına rağmen çok seviyorum. Tiyatroyla ilgilenmeye başlamadan önce özel otobüs şirketlerinde bilet satış temsilcisi olarak çalışıyordum. Hizmet sektöründeydim. Bununla ilgili bir anımı da anlatmak istiyorum. Yıl 2015. Otogarda, bilet satış temsilcisi olarak çalışıyordum. Biri geldi ve ‘Yeğen İstanbul’a bir bilet ver’ dedi. Karşımda Yakup Yavru vardı. O gün çok güzel bir muhabbetimiz olmuştu. Ona tiyatroyu çok sevdiğimi ve yapmak istediğimi söylemiştim. Bana, ‘Bak koçum hayallerini harekete geçir. Sonunu düşünürsen kahraman olamazsın’ demişti. Yakup Hocamla bu şekilde tanışmıştık ve sözleri bana ilham vermişti.

 

 

Tiyatroya nasıl başladınız?

Tiyatroya annemin sayesinde adım attım. Annem ve kız kardeşim Sadri Alışık Kültür Merkezi’ne benden habersiz, benim adıma başvurmuş. Tiyatro maceram işte bu şekilde başladı. Konservatuar mezunu değilim. Yaklaşık iki yıllık bir eğitimden geçtim ve iki sene kadar Sadri Alışık Kültür Merkezi’nin kadrosunda yer aldım. Sanat, hayatıma 24 yaşındayken girdi. Tiyatroyu gerçekten çok keyif alarak yapıyorum. Beni tiyatroya yönlendirdiği için anneme duacıyım. İyi ki var ve iyi ki sanatı hayatıma soktu.

 

Kafka’nın Maymunu ilk oyununuz mu?

Şöyle diyebilirim profesyonel anlamda… Aslında profesyonel de demek istemiyorum çünkü ben amatör ruhla oynadığım için. Ama öncesinde Sadri Alışık Tiyatrosu Doğaçlama Ekibi’ndeydim ve bir sezon kadar da o ekiple çalıştım. Kafka’nın Maymunu ilk tek kişilik oyunum.Ama öncesinde Çevre Bakanlığı’nın da çocuk tiyatrosundaydım. Ustalarla ilk sahneye çıkışım orada oldu.

 

SEVDİĞİNİZ İŞİ YAPIYORSANIZ YORULMUYORSUNUZ

 

Şu an Devlet Tiyatroları’nda On İki Öfkeli Adam adlı bir oyun oynuyorsunuz. Aynı zamanda KAfka’nın Maymunu’nu da oynuyorsunuz. İki oyun sizin için zor ya da yorucu olmuyor mu?

İnsan sevdiği işi yapıyorsa yorulmuyor. Artık hayatımı sadece tiyatroya adadım ve bu işten hiçbir şekilde maddi bir çıkar beklemiyorum. Sadece sanat olsun hayatımda, başka bir şey istemiyorum. ‘On İki Öfkeli Adam’ bana çok şey kattı ve çok şey öğretti. Kafka’nın Maymunu’na bu yıl çok büyük bir etkisi oldu. Ben orada figüranlık yapıyorum ama o kadar çok şey öğrendim ki. Devlet Tiyatroları’nda tanınmış isimlerle sahneye çıkmak beni çok heyecanlandırdı. Her şeyden önce Akif Hocam’a çok teşekkür ediyorum beni bu ekibe dahil ettiği için. Daha sonra hocalarıma. Mesela 22 Aralık 2018 tarihinde ‘On İki Öfkeli Adam’ oyunundan çıkıp Kafka’nın Maymunu oyununa geldim. Yani bir işi severek yapıyorsan asla yorulmuyorsun. Yeni seyircilerin karşısına çıkılması ve onlara yeni bilgiler verilmesi beni çok mutlu ediyor.

 

Kafka’nın Maymunu’nun ilk başını pek anlayamadım ama sonlarına doğru anlamaya başladım. Hatta bazı yerlerde gözlerim bile doldu. Sen ilk Kafka’nın Maymunu oyununu okuduğunda ne hissetin Doğukan Abi?

Çok şey hissettim Kafka’nın Maymunu oyununu ilk okuduğumda. Kendi çocukluğumu, hayallerimin hep içimde kaldığını, kendi özgürlüğümüzde tutsak olduğumuzu hissettim. Her insanın kendi içinde kafese kapatılmış özgürlüklerimizin olduğunu düşünüyorum. Kafka’nın Maymunu evrensel bir oyun, okuduğumda bana çok şey kattı. Oynadığımda daha da çok şey kattı. Başlarda anlayamaman doğal, çünkü felsefik bir oyun. Franz Kafka bunu çok felsefik yazmış. Aslında Kafka’nın Maymunu sadeleştirilmiş Türkçesi de vardı ama ben kabul etmedim. İnsanlara Franz Kafka’nın duygusu ile seslenmek daha mantıklı geldi ve Franz Kafka’ya haksızlık etmek istemedim. Senin gibi on iki yaşında olan bir çocuğun oyunun sonunda bile olsa bunu anlamış olması çok güzel bir şey.

 

Oyunun başlangıcındaki müzik çok etkileyiciydi. Biz o müzik ile çok heyecanlandık. ‘Acaba nereden gelecek? Arkadan mı, önden mi?’ diye düşündük hep.

Biz, müzik ve efektlerle ilgili çok tepki aldık. Altan Hocam’a ‘Hocam, biz çok rahatsız olduk müzik sesinden’ dedik. Altan Hocam ise ‘Ben de zaten onu istiyorum. İnsanların oturdukları o koltuklar biraz batsın’ demişti. Bizim amacımız; bazı şeyleri insanların yüzlerine vurabilmek.

 

Kafka’nın Maymunu biz seyircilere aslında çok güzel bir mesaj veriyor, bu mesaj hakkında sen ne düşünüyorsun Doğukan Abi?

Hedef, amacına ulaşmaya başladı. Benim de hedefim buydu. İnsanlara bir şeyler gösterebilmek ve öğretebilmek. Bana sordular, ‘Hangi kitleye seslenmek istiyorsun?’ diye. ‘Her kitleye seslenmek istiyorum’ dedim. ‘Peki ticari amacın nedir?’ diye sordular, ‘Hiçbir ticari amacım yok’ dedim.

 

Aslında çok riskli bir oyun Doğukan Abi, öyle değil mi?

Evet, bazen seyirciler bana mesaj atıyor; ‘Doğukan Bey, biz gelmek istiyoruz’ diye. ‘Gelin. Eğer memnun kalmazsanız paranızı iade ederiz’ diyorum. Çünkü bizde seyirci memnuniyeti önemli. Ben seyirciye hizmet ediyorum, paraya değil. O yüzden, seyircinin güzel duygularla ayrılması için elimden geleni yapıyorum. Bana Siirt’ten, Mardin’den mesajlar geliyor. ‘Abi, buraya da gel’ diye. Sanat sadece Ankara, İstanbul ve İzmir’den ibaret değil. Ben istiyorum ki İç Anadolu’daki çocuklar da izlesin.

 

EMPATİ KURUYORUM, ÖNYARGILI DEĞİLİM

 

Tiyatro size neler kazandırdı?

Empati kurma ve önyargılı olmama duygularını kazandırdı bana. Şan ve şöhreti değil, insanları anlamayı öğretti bana. Tiyatro öfkemi aldı. Mesela seni sen gibi düşünebiliyorum. O zaman dünya daha güzel oluyor, iyimser bir insan oluyorsunuz ve hümanistçe düşünmeye başlıyorsunuz. Tiyatro bana din, dil, ırk ayrımı yapmamayı öğretti.

 

Gelecekte tiyatroyla ilgili bir planınız var mı? Bir oyun yazmak gibi…

Evet ama bir Franz Kafka gibi yazamam. Hocalarım diyorlar ki; ‘Sen çok yüksekten başladın.’ İkinci oyunu soran seyircilerimiz oluyor. Benim düşüncem biraz geç olsun ama güzel bir şey olsun. İnsanların yüreğine dokunan bir proje olsun. Şu an bir arayıştayım. Ya kendim bir oyun yazmak istiyorum ya da iyi bir yazarımızın oyununu oynamak istiyorum.


 

İDOLÜM GENCO ERKAL

 

Kendinize örnek aldığınız bir sanatçı var mı?

Genco Erkal kesinlikle idolümdür. ‘Neden?’ derseniz; aynı ebattayız. Aynı ebatta derken, Genco Hoca da iktisat mezunu. O da benim gibi alaylı ve tiyatroyu çok gönülden yapıyor. Onu televizyonda, dizilerde neredeyse hiç göremeyiz. Tiyatro ile ünlenmiş birisi. Benim için tabii ki Münir Özkul, Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin gibi isimler de çok önemli. Ciddi anlamda tiyatroyu tırnakları ile kazıyarak iş başarmış insanlar. Benim dokuz yaşında ilk hayran olduğum isimler; Genco Hoca’dan öncesi, Kent oyuncularıydı. Müşfik Kenter ve Yıldız Kenter. Onlar Ankara Cebeci’de doğmuş, büyümüş insanlar. Müşfik Kenter’in röportajlarını çok okurdum ve hala okurum. Her umutsuzluğa kapıldığımda, Müşfik Kenter’in röportajlarını okurum. Hep şunu der: ‘Biz Yıldız ile dayımın evinin bir salonunda provalarımızı yapardık.’ O yüzden 25 Şubat 2019 tarihinde Kenter Tiyatrosu’nda oynayacağım Kafka’nın Maymunu oyunu benim için çok başka olacak. Çünkü o sahne, halkın desteğiyle kurulmuş bir sahne. 1960’larda çok zor şartlarda kurulmuş o sahne ve o dönemde Genco Erkal da Kenter oyuncularının içindeymiş. Yıllarca zor şartlarda oyunlar sergilenmiş. Müşfik Kenter’in hiçbir mal varlığı yoktu mesela. ‘Ev almadım, araba almadım ama Yıldız’la burayı yaptık biz’ der. Kenter Tiyatrosu çok iyi isimler yetiştirdi. Genco Erkal da onlardan bir tanesi. Biri göçtü gitti. Yıldız Hocam çok rahatsız. Yıldız Hocam’ı görmeyi çok isterdim ama şov olsun diye değil. Çok zor ama elini alnıma koymak isterdim. Genco Hocamı da görmeyi çok isterdim ama gözümde ulaşılmaz insanlar, onları çok seviyorum. Tabii ki Ankara’da olan birçok hocama saygım var, yanlış anlaşılmasın. Devlet Tiyatroları’nda çalıştığım hocalarım da öyle. Erdal Beşikçioğlu da öyle, onu da çok beğenir ve severim.

 

Doğukan Abi, 2019 yani yeni yıl için ne söylemek istersin?

2019, herkese sağlık, başarı ve mutluluk getirsin. Tüm insanlığın huzura ulaşacağı ve dünyanın güzelleşeceği bir yıl olması temennisiyle...

 




ETİKET :   bilge çolak doğukan soykök tiyatro oyun sanat kültür röportaj

Tümü