Diyabet kaderiniz değil!

Bugüne dek ağızdan alınan ilaçlar ve insülin tedavisiyle kontrol altına alınmaya çalışılan diyabetten ‘metabolik cerrahi’ adı verilen ve laparoskopik yöntemle yapılan bir ameliyatla da kurtulabileceğinizi biliyor muydunuz?

16:42:24 | 2017-11-11

RÖPORTAJ: Zeynep AKAR FOTOĞRAFLAR: İsmail Hakkı TİMUÇİN


 

Dünya üzerinde yaşayan her 11 yetişkinden biri diyabetli; İki diyabetli yetişkinden birine teşhis konulmamış, yani diyabetli olduğunu bilmiyor; 542 bin çocuk Tip 1 diyabet hastası; Her 6 saniyede bir kişi, diyabetten dolayı hayatını kaybediyor; Ve tahminlere göre 2040 yılında, 642 milyon kişi diyabet hastası olacak…

Rakamlar ürkütücü olsa da tıp dünyasındaki gelişmeler sayesinde diyabet artık o kadar da korkulacak bir hastalık değil. Bugüne kadar doğru beslenme ve sporla desteklenen bir yaşam tarzı; ağızdan alınan ilaçlar ve insülin tedavisiyle kontrol altına alınmaya çalışılan diyabetin, şimdi çok daha etkili bir tedavi yöntemi var. ‘Metabolik cerrahi’ adı verilen ve laparoskopik yöntemle yapılan bir ameliyat sayesinde, diyabeti yenmek artık mümkün. Bugüne dek sayısız diyabet hastasının hayatını değiştiren bu operasyon hakkında merak edilenleri, Özel Körfez Marmara Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Nuray Koray’a sorduk.

 

Şeker hastalığı, en basit anlatımıyla nedir?

Şeker hastalığı, diğer adıyla diyabet; pankreasın ürettiği insülin hormonunun yetersizliği veya etkisizliğinden kaynaklanan ve kan şeker seviyesinin kontrolünü bozan bir rahatsızlıktır.

Günümüzde sıkça görülmeye başlanan ve pek çok insanı etkileyen diyabet, bir çok ciddi sonuçlara sebep olan kronik bir hastalıktır.

 

Şeker hastalığı tipleri nelerdir?

Son zamanlarda bazı ara formlardan ve isimlendirilmelerden bahsedilse de basit olarak 2 tip şeker hastalığı mevcut diyebiliriz. Vücut insülin hormonunu üretemiyor ise Tip 1, üretiyor ama kullanamıyorsa Tip 2 şeker hastalığı diye adlandırılır.

 

Kimler şeker hastalığı için risk altındadır?

Fazla kilolu kişiler, bozuk beslenme alışkanlığı olanlar, hareketsiz yaşam tarzı olan (egzersiz yapmayan) kişiler, başka bir hastalık ya da yaralanmanın bedensel yükünü taşıyanlar, gebeliğinde geçici gebelik diyabeti gelişen veya 4,5 kilogramdan daha ağır bebek doğuranlar, ailesinde şeker hastası olanlar, stresli bir hayatı olan kişiler daha çok risk altındadır diyebiliriz.

 

 

Şeker hastalığının belirtileri nelerdir?

Erişkinlerde görülen diyabet türü Tip 2 diyabettir ve bu tüm diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 95’idir. Pankreas insülin üretir fakat bunu gerektiği gibi kullanamaz. Daha çok 40 yaş üzerindeki kişilerde görülür. Bu yüzden genel olarak Tip 2 diyabetten bahsedeceğim.

İlk görülen belirtiler yüksek kan şekeri düzeyleri nedeniyledir. Ancak maalesef, hastaların bir kısmında yüksek kan şekerine bağlı belirtilerden ziyade, doğrudan organ hasarı (görme kaybı vb) belirtileri ile diyabet tanısı konulmaktadır.

 

Diğer bulgular nelerdir?

Yorgunluk, aşırı susama ve ağız kuruluğu, sık idrara çıkma, beklenmedik kilo kaybı ya da fazla kilo alma, aşırı açlık hissi, bulanık görme, ani kan şekeri düşüşleri, enfeksiyonlara eğilim (idrar yolu, cilt vb), kuru ve kaşıntılı deri, cinsel sorunlar, ağız çevresinde veya ellerde ve ayaklarda uyuşukluk, karıncalanma hissi, kadınlarda adet düzensizlikleri ya da adet kesilmesi, açlık kan şekerinin 126 mg/dl’den yüksek olması diyabetin bulguları arasındadır.

 

Şeker hastalığından korunmak mümkün müdür?

Hayır, maalesef korunamayız. Kilo kontrolü, sağlıklı ve düzenli beslenme, stresten uzak durma ve hareketi yaşamımızın önemli bir parçası haline getirmekten başka da yapabileceğimiz pek bir şey yok. Genetik haritamıza müdahale etmemiz ne yazık ki imkansız olduğundan cevap ‘hayır, şeker hastalığından korunamayız’.

 

Şeker hastalığı vücudumuzu nasıl etkilemekte?

Her iki diyabet tipi de damar duvarında bozulmaya sebebiyet vererek organ hasarına neden olur. Organ hasarı, etkilenen damarların yerleşimi ve tipine göre değişiklik gösterir. Kilo problemi ön planda olan hastalarda genellikle orta ve büyük ölçekli damarlar etkilenir; buna bağlı kalp krizi ve inme gibi sorunlara neden olabilir. Daha düşük kilolu hastalarda ise genellikle küçük ve orta ölçekli damarlar etkilenerek göz, böbrek ve sinir hasarı gibi sorunlarla kendini belli edebilir. Fakat bu asla kesin bir kural değildir ve istisnai durumlar olabilir.

 

Bir diyabet hastası nelere dikkat etmelidir?

Önce bilinçlenme… Diyabet, ciddi bir hastalıktır. Öncelikle diyabetin kontrolü için hastanın da sorumluluk alması gereklidir. Diyabet ile ilişkili bilgi edinilmelidir. Diyabet tedavi planına 24 saatin tamamı düşünülerek, tüm gün boyunca uyulmalıdır. İkincisi, sağlıklı beslenme. Doğrudan kan şekeri ile ilişkili olan karbonhidratlardır ve şeker hastaları karbonhidratları kesinlikle azaltmalıdır. Ve fiziksel aktivite… Sağlık durumuna uygun olarak yürüyüş, yüzme ya da bisiklete binme önerilebilir. Egzersiz yapmak günlük ya da haftalık rutinlerin bir parçası haline getirilmelidir.

 

Tedavi yolları nelerdir?

Tip 2 diyabeti olan hastalarda, eğer beslenme ve egzersiz ile kan glukozunda yeterli düşme sağlanamadıysa, öncelikle ağızdan alınan glukoz düşürücü ilaçlar kullanılır. Doktor, gerekli görürse birden fazla tipin birlikte kullanılmasına karar verebilir. Kan glukozu kontrolü bu şekilde de sağlanamıyor ise insülin kullanılabilir. Tip 1 diyabeti olan hastalar yaşamlarını sürdürebilmek için insüline kesinlikle ihtiyaç duyarlar. Tip 2 diyabet hastalarının bir çoğu da insülin kullanmaktadır. İnsülin tipleri arasında kısa, orta ve uzun etkili seçenekler mevcuttur. Doktor, en uygun olan şekilde, kişiye özel bir tedavi planı oluşturacaktır. Ve kan şekeri seviyelerinde yine de kontrol sağlanamıyorsa, etkin çözüm metabolik cerrahidir.

 

Metabolik cerrahi nedir?

Öncelikle ‘metabolik sendrom’un ne olduğundan bahsedelim… Kilo fazlalığı, diyabet, kolesterol ve tansiyon yüksekliği ile seyreden tabloya ‘metabolik sendrom’ ismi verilmektedir. Metabolik sendromun ameliyat yöntemleri kullanılarak tedavi edilmesine de ‘metabolik cerrahi’ denilmektedir. Ama temelde Tip 2 şeker hastalığını tedavi ettiğimiz ameliyat yöntemlerine, metabolik cerrahi diyoruz.

 

Metabolik cerrahi ile obezite cerrahisi arasında fark var mıdır?

Bu soruyu şöyle cevaplayabiliriz: Obezite ameliyatlarında asıl hedef kilo kontrolüdür, fakat bu ameliyatların ikincil etkisi olarak da şeker kontrolü belli oranlarda gelişir. Zaten ciddi kilo problemi olan bir hastada sadece kilo kaybı sağlayarak kayda değer kan şekeri kontrolü sağlayabiliriz. Obez hastalarda temel sorun yağ dokusu fazlalığına bağlı insülin direnci iken, obezite sınırında olmayan şeker hastalarında ise ince bağırsak ve karaciğer kaynaklı faktörler ön plandadır. Yani bu hastalarda sadece kilo kaybı ile kan şekeri kontrolü sağlayamazsınız. Daha geniş kapsamlı ve birden fazla hedefi olan ameliyatları yapmanız gerekli olacaktır. İşte burada da metabolik cerrahi devreye giriyor.

 

Metabolik cerrahi kimlere ve ne zaman uygulanır?

Tip 2 diyabetin damarlara ve dolayısıyla damarların beslediği organlara zararları daha hastalık tanısı konulmadan başlar. Hatta, hastaların önemli bir kısmının tanı anında ortalama 2-3 yıllık bir hastalık geçmişi olduğu kabul edilir. Şöyle ki hasta tanı aldığı anda damarlarında zaten bir etkilenim vardır.

Neyse ki Tip 2 diyabetin genellikle çok hızlı olmayan bir seyri vardır. Yani, komplikasyonların önemli bir kısmı yavaş yavaş ve yıllar içinde kendini belli eder. Tip 2 diyabet hastalarının, genellikle 10-15 yıllık bir süre zarfında kendi insülin depolarını tükettiği kabul edilir ve genellikle bu dönemden sonra organ hasarlarına ait işaretler daha da belirginleşir. Sonuçta diyabet hastalarına metabolik cerrahi ile yardımcı olabilmemiz için ya alışagelmiş tedavilerle şekerini kontrol altına alamıyor olmamız ya da organ (göz, kalp, böbrek vs) hasarı bulgularının başlamış olması gerekli. Ve en önemlisi de hastalarda organ kaybı gelişmeden ve insülin rezervleri tam tükenmeden cerrahi için başvurmalarıdır.

 

Ameliyat, nasıl uygulanır?

Bu ameliyat genel anestezi altında kapalı (laparoskopik) olarak uygulanır. Yani karın bölgesinde uzunlamasına bir kesiyle değil, küçük delikler açılarak yapılmaktadır. Amaç, besinleri tamamen sindirilmeden ince bağırsağın son kısmına ulaştırmaktır. Bu ameliyatta tüp mide işlemine ilaveten, diğer işlemlerden farklı olarak ince bağırsağın son bölümünün tamamı midenin alt kısmına ikinci bir çıkış sağlanarak birleştirilir.

Bu sayede yenilen yiyeceklerin ince bağırsakların tüm segmentlerinden geçişi sağlanır. Buradaki kilit nokta, yiyeceklerin yaklaşık 1/3’ünün doğal yol olan oniki parmak bağırsağından, 2/3’ünün ise yeni yapılan bağlantı sayesinde ince bağırsakların son kısmından geçmesidir. Bu ameliyatta devre dışı bırakılan herhangi bir bağırsak parçası olmadığından, hiçbir emilim problemi yaşanmadan etkili bir sonuç elde edilir.

 

Metabolik cerrahinin sonuçları nasıl?

En iyi klasik tedavi (diyet, egzersiz, ilaç, insülin) kombinasyonlarında bile maalesef hastaların yüzde 50’sinden azında istenilen hedeflere ulaşmak mümkün olabilmektedir.

10 yıllık takiplerde, metabolik cerrahi ile Tip 2 diyabet hastalarının ortalama yüzde 90’ının kan şekeri kontrolünü sağlamak mümkündür.

İnsülin rezervi ne kadar çok ve aktivitesi de ne kadar yüksekse, metabolik cerrahi için de o kadar yüksek bir başarı şansı söz konusudur. Önemli olan 3 aylık ortalama kan şekeri değerleri ve organ hasarının varlığıdır. Bu açıdan baktığımızda 10 yıllık süre içinde metabolik cerrahi ile hastaların yüzde 90’ından fazlasında kontrol sağlanacaktır.

 

Metabolik cerrahinin riskleri nelerdir?

Şöyle maddeleyebiliriz:

  • Yüzde 1-3 ihtimalle, ameliyat sırasında ya da sonrasında kanama
  • Yüzde 1-5 ihtimalle karın içi ya da yara yerinde enfeksiyon
  • Yüzde 2-4 ihtimalle mide-bağırsak arasında yeni yapılan yollarda kaçak veya sızıntı
  • Yüzde 6-16 ihtimalle derin toplar damarlarında pıhtı oluşması
  • Yüzde 6-8 ihtimalle demir eksikliğine bağlı kansızlık
  • Vitamin D eksikliği
  • Narkoza bağlı problemler
  • Uzun dönemde, ameliyat yerlerinde fıtık gelişmesi
  • Yüzde 12 ihtimalle safra kesesinde taş yada çamur oluşması

 

Operasyondan sonra, hasta günlük yaşamına ne kadar sürede geri dönebilir?

Operasyondan 1-2 gün önce yatışı yapılan hastalarımızı, operasyon sonrası da 3-4 gün misafir ediyoruz. Bu süreçte evde beslenebilecek duruma geliyorlar ve ardından taburcu ediyoruz. Ortalama 10 gün sonra dikişlerin alınmasını takiben günlük hayata dönülebilir.

 

Metabolik cerrahiyi tercih eden hastalar, operasyondan sonraki hayatlarında nelere dikkat etmelidir?

Ameliyattan sonraki ilk 3-4 haftalık dönem bir alışma veya adaptasyon sürecidir. Bu dönemde vücut yepyeni bir metabolizmaya alışmaya çalışır. Kan şekeri ve tansiyon değerlerinde dalgalanmalar olur. Burada vurgulanması gereken; nasıl şeker hastalığının değişken bir seyri varsa, ameliyattan sonraki iyileşme dönemi de kişiye özgü bir seyir gösterir. Genelde 3-4 haftalık bir sürenin sonunda vücut yeni metabolizmaya alışır.

Bu dönemde hastalarımızın aç ve susuz kalmamaya, takviye ilaçları ve vitaminlerini almaya, günlük 15-20 dakika yürüyüş yapmaya ve tabii ki kontrollerini aksatmamaya dikkat etmeleri gerekir.

 

Hastaların hayatında ameliyattan sonra ne gibi değişiklikler olur?

Ameliyat sonrası çok acıkmazlar, yemek tercihleri ve yemeğe bakış açıları değişir. Küçük porsiyonlarda yemek yerler ve bu yemekler hastaları daha uzun süre tok tutar.




ETİKET :   diyabet sağlık

Tümü